5 km plaj şeridinde sadece 100 metreyi halk plajı olarak ayıran, geriye kalan bütün sahil şeridini otel ve beach clublara kiralayan ilçe belediyeleri yüzünden insanlar küçücük alanda dipdibe denize girmeye çalışıyor.
Paralı plajlar sakin ve boşken halk plajında kaos yaşanıyor. Tekneyle dondurma,mısır,balık ekmek satmaya gelen esnaf yüzünden millet nereye kaçacağını şaşırıyor.
Ya hiç olmasın demiyorum ama en azından %50 bedava %50 paralı olsun
Mevcut durum %95 paralı %5 halk plajı çok adaletsiz kalıyor...
You think you're just eating "cheese"?
Think again.
90% of the American cheese on store shelves right now is made with a lab-engineered fake rennet called FPC — fermentation-produced chymosin.
And it was originally developed and patented by Pfizer in 1990. Yeah, *that* Pfizer.
Here's how they did it: They took the gene for chymosin (the key clotting enzyme from a calf's stomach), spliced it into Aspergillus Niger — black mold — using CRISPR gene-editing tech, then let the mold ferment in giant vats like some dystopian bio-reactor. The result? A synthetic enzyme that's cheaper, faster, and more consistent than the real thing.
Big Food loved it. No more baby calves. No supply limits. Just endless, uniform cheese bricks rolling off the line. FDA called it "substantially equivalent" to real rennet and gave it GRAS status with zero long-term human safety studies — just a 90-day rat trial. Sound familiar?
The worst part? This stuff isn't even listed properly.
On ingredient labels it hides behind vague wording:
- "enzymes"
- "microbial enzymes"
- "vegetarian rennet"
- or just plain "rennet"
And here's where it gets insidious: Plenty of people are getting bloating, digestive distress, skin issues, or straight-up allergic reactions after eating cheese... and they blame "dairy." But a growing number are realizing it's not the milk — it's the A. Niger residue or the GM process itself triggering the problem.
Real animal rennet? That's the traditional calf-stomach enzyme our ancestors used for thousands of years. It works with your body. No hidden mold genes.
Want the real stuff?
How to actually avoid this garbage:
- Look for labels that specifically say "animal rennet" or "calf rennet"
- Skip anything that says "microbial," "vegetarian," or just "enzymes"
- Buy European imports, artisanal, or raw-milk cheeses (they still use the old-school stuff)
- Certified Organic or Non-GMO Project Verified is safer (many ban FPC outright)
- Best move: find a local cheesemaker who tells you exactly what they use
They turned one of the oldest, most nutrient-dense foods on earth into another ultra-processed Franken-food and hoped you'd never notice.
Stop eating their science experiment.
Your gut (and your ancestors) will thank you.
44 yaşındaki bir savcı, 18 yıl sadece hakimlik ve savcılık yaparak yarım milyar liralık bir servete sahip olmuş.
Devlet, bu servetin kaynağını soruşturacağına, onu günışığına çıkartıp toplumu bilgilendirenleri içeri atıyor.
Bedeni Küçük Ama Ruhu Kocaman Bir Çocuk, Bir İsyankar, Bir Direnişçi:
Iqbal Masih!
Sadece "4" yaşındaydı…
Pakistan’ın en yoksul bölgelerinden birisi olan Mudrike’de doğdu. Ikbal Masih 4 yaşına geldiğinde ise tüm akrabaları gibi 600 rupi yani yaklaşık 16 dolar karşılığında halı dokuma fabrikasında çalışmak üzere satıldı. Burada haftanın 7 günü 14 saat çalıştırıldı. 10 yaşına geldiğinde ise sadece 27 kiloydu.
Çocuk çalıştırmanın yasak olduğunu öğrendiğinde ise fabrikadan kaçan Iqbal Masih daha sonra polisler tarafından yakalanarak tekrar fabrikaya götürüldü. "Korkmayın siz özgür doğdunuz. Kimsenin sizi burada tutmaya hakkı yok. Benimle gelin.
BENİMLE GELİN.
Çevresinde kendisi gibi konuşmaya bile korkan 30 çocukla bir tutsak olarak 6 sene yaşadı. Çocukların hemen hepsine sadece hayatta kalmalarına yetecek kadar su ve yemek veriliyordu, tabii bunun da bir sebebi var: Onları mümkün olduğu sürece küçük tutabilmek… Çünkü en pahalı halıları ancak o küçücük parmaklar dokuyabiliyordu. Cezaların çok ağır olduğu bu kölelik sistemine Iqbal daha bebek sayılacak yaşta girmesine rağmen 6 yaşına bastığında isyan etmeye ve çocukların bakıcılarına kök söktürmeye başlamıştı bile. Kötü beslenme şartları ve iki büklüm saatlerce oturmanın sonunda Iqbal bir türlü gelişemedi. 10 yaşındayken hala 5 yaşında bir çocuğun kilosuna ve boyuna sahipti. Omurgası yamulmuştu ve ömrünün sonuna kadar böbrek sorunlarıyla mücadele edecekti.
6 yıl boyunca tutsak bir halde yaşam mücadelesi veren Iqbal bir gün kasabada Bonded Labor Liberation Front (BLLF) adlı aktivist bir grubun toplantısı olduğunu duydu. Aldığı büyük riske rağmen o gün sonunda bir şekilde diğer çocukların da yardımıyla ve onlara geri döneceğine dair söz vererek BLLF’in toplantısına gitmek üzere yeraltındaki köhne fabrikadan kaçtı. Orada 10 yaşındaki Iqbal Pakistan devleti tarafından peshgi’nin (bir çeşit tefecilik borcu) yasadışı ilan edildiğini öğrendi. Derneğin lideriyle konuşup yardımını isteyen Iqbal kısa sürede onu köle taciri patronlarının elinden kurtaracak gerekli evrakları hazırladı.
Evraklarını fabrika sahibine bizzat elden verme konusunda ısrar etti çünkü orada arkadaşlarına seslenebilecekti:
“Korkmayın. Her şeyi öğrendim. Benimle gelin. Sizler özgürsünüz.“ Fabrikaya geri dönüp evrakları adama verdiğinde patron öfkesinden kendini kaybetse de hiçbir şey yapamadı ve Masih diğer çocukları da peşine takarak ilk gününde kendisiyle beraber 34 çocuğu özgürlüğüne kavuşturdu.
Küçük bedeni her alanda direndi.
Küçük bir bedene sahip olmasına rağmen büyük bir ruha sahip olan Iqbal Masih köle gibi davranılan ve küçük yaşlarına rağmen ağır şartlarda çalıştırılan çocukların hakları için büyük çaba gösterdi. Iqbal_masih_pakistan
Iqbal direniş ve uyanışın simgesi oluyordu.
Konuşma yeteneği, cesareti ve azmi ile Pakistan’ı kuşkusuz etkileyen Iqbal Masih’in daha önce korktuğu mafya, kendisinden korkar bir duruma geldi.
İsviçre ve Amerika’da birçok okulda konuşma yapan Iqbal farkında olmadan başka çocukların da hayatını değiştiriyordu.
12 yaşında bir hedef!
Çocuk işçiliğine karşı verdiği mücadele dünya çapında duyulmaya ve ses getirmeye başlayınca 1995 yılında henüz 12 yaşında iken öldürüldü. Öldürüldüğünde henüz 12 yaşında olan Iqbal Masih’in bu ölümü örtbas edildi ve herkes susturuldu. Fakat Iqbal Masih öldürülmüş olsa bile onun izinden gidenlere büyük bir cesaret vermişti.
Onun etkilediği ve mücadele ruhunu kazandırdığı çocuklardan birisi olan Craig Kielburger onun bıraktığı yerden mücadeleyi sürdürmeye devam etti. Free The Children derneğini kurdu ve 650’den fazla okul açtı.
“Şimdi işler değişti. Eskiden ben patronlarımdan korkuyordum. Şimdi onlar benden korkuyor."
Rahat uyu çocuk… Dünya bildiğin gibi, hala adaletsiz, hala kirli…
Turgay Ciner, Türkiye'nin saygın iş adamı olarak uyuduğu bir gecenin sabahında organize bir suç çetesinin üyesi olarak uyandı. Oğlu ve ekibi tutuklandı, şirketlerine kayyum atandı. Kendisi yurt dışında olmasaydı, o da hapse girecekti.
Sonra ne olduysa oğlu ve ekibi bırakıldı, kayyumlar geri çekildi. En sonunda da kendisi hakkındaki yakalama kararı kalktı.
Turgay Ciner ifadesi bile alınmadan suçlu ilan edildi, ifadesi bile alınmadan aklandı. Böyle bir hukuk düzeni olmaz, buna hukuk denmez. Bir ülkenin en zengin adamı bile 3 ayda önce suçlu, sonra masum ilan ediliyorsa, burada hukuk işledi, yargı çalıştı falan gibi şeylere kimse inanmaz. Turgay Ciner de yurt dışında yaşamaya devam eder, Türkiye'den kazanılan paralar İngilizleri müreffeh eder.
Bayanlar, baylar;
Şu gerçeği not ediniz!!!
Ankara delikli bir sepettir.
İçine ne kadar vergi atarsanız atın, asla dolmaz, asla yetmez!!!
O nedenledir ki, her yıl yeni vergiler gelir, mevcut vergiler, harçlar aşırı zamlanır…
Milletin, yatırımcının cebinde ekonomiye kaynak olacak, üretken istihdam yaratacak paralar, Ankara’da şatafata, israfa harcanır, verimsizce buhar olur gider.
Ankara küçülmeden, cüzdanınız büyümez.
Büyümüyor, büyümeyecek de!!!
İster inanın, ister inanmayın!!!
Paşa keyfiniz bilir!!!
Türkiye'ye canlı hayvan satan Brezilya'da her tarafa ilanlar asılmış.
Hayvan tedarikçileri Türkiye'ye hayvan ihracatını ballandıra ballandıra anlatarak afişlere şu duyuruları yazıyorlar:
"-Canlı hayvan,fiyatı kilo başına 2.25 dolar"
"Hayvanlar tartılacak ve para peşin ödenecek"
"Gemilere hayvan yüklemeleri daha sonra yapılacak"
"Hemen satma fırsatı var, fiyat çok iyi!"
Brezilya köylüleri bu ilanları okuyup hayvanlarını Türkiye'ye göndermek için sıraya giriyor, parasını peşin alıyor.
Türkçe'den, Türk vatandaşlarından aldıkları parçacıklar keyifle yiyorlar.
Türkiye'de ki hayvan üreticileri ise kan ağlıyor.
Sürekli zarar ediyor, çiftliklerini kapatıyor.
Türkiye'nin hayvancılık politikası, Türk üreticileri perişan edip, Brezilya, Uruguay gibi ülkelerin üreticilerini bayram ettiriyor.
Bir zamanlar Ortadoğu'nun küçük ve büyükbaş hayvan deposu olan Türkiye'nin acınası manzarası bu.
Bu tablo karşısında, "utanma duygusu olmayanlara" duyurulur!
Her sektör sırayla patlıyor.
Aşağıdaki yazı çok güzel açıklamış olan biteni. Enflasyonu düşürmek için talebi baskılamanın sonuçları bunlar.
Talebi baskılamak için milleti bu kadar sıkarsan, firmalar da haliyle müşteri kaybeder, ciroları düşer, çok güçlü olmayan firmalar batar.
Büyük firmalar bir yana, Türkiye -maalesef- bir küçük ve orta ölçekli işletmeler cenneti ve bu KOBİ'lerin düşük talepte hayatta kalma ihtimalleri sıfır. Haliyle bu düşük talep KOBİ'leri batırıyor, istihdamı da daraltıyor.
İhracat yapmak da firmalar için çözüm olmuyor çünkü ülkede hem dolar enflasyonu çok yüksek (ilginç bir biçimde), hem de doların alım gücü dünyaya göre düşük. Dolar kazanıp ülkede harcamak veya ülkeye yatırım yapmak mantıklı olmuyor. Dolar kazanan firmalar ülkeye yatırım yapıyor mu peki? Hayır. Hepsi hayatta kalma modunu açmış.
Türkiye'nin güçlü sayılan endüstrileri teker teker patlıyor. Bu sürdürülemez. Enflasyon sözde düşüyor (ne kadar hissettiğimiz tartışılır) fakat daralan talep arzı da düşürdüğü için ülkede bütün ürünler kıt. Yani, enflasyon güya düşse de, ürünlerin daha az üretilmesi sebebiyle fiyatlar düşmüyor. Ülkeye bolluk gelmiyor.
300 ürün üretilirken 500 kişi almak isterse fiyatlar düşmez. Siz, "500 kişi ürünü almaya çalışmasın, biz bunu düşürelim" derseniz, bu sefer ürün almaya çalışan 200 kişi kalır, firma da müşteri kaybettiği için, artık 200 ürün üretir. Hatta, hayatta kalma moduna girip 100 ürün üretir. İstihdam düşer. Ürünler daha az bulunabilir olur. Fiyatlar yükselmeye, insanlar fakirleşmeye ve işsiz kalmaya devam eder. Bu döngü böyle sürüp gider. Talep düştükçe arz da düşer. Her ürün gereğinden değerli olur çünkü talebi karşılayacak ürün sayısı yoktur elde.
Halbuki en başta "500 kişi ürünü almaya çalışıyor, biz 300 yerine 500 üretelim" deseydik, hiç bu döngüye girmeyebilirdik.
Bize, kıtlık ekonomisi sunuldu. Her şey kıt hale geldi. Her şey erişilmez oldu.
Halbuki bolluk ekonomisi seçilebilirdi. Birçok ürün daha erişilebilir olurdu. Kıtlık çekmezdik. Firmaların nakit akışı bu kadar yara almazdı.
Kıtlık seçildi. Her anlamda kurak bir ülke olmayı bize reva gördüler. Farklı yollar da vardı fakat 85 milyonun refahı feda edildi.
Ülke sahiden dingonun ahırına döndü. Adam 15 sene önce Çanakkale Onsekiz Mart Ünv. çaycı olarak girmiş. Sonra sahte diplomayla memur olup, aynı üniversiteye kendisini öğrenci olarak kaydetmiş.
Kimse de bu hızlı yükselmeyi sorgulamamıs.
Türkiye ekonomik krizde DEĞİL. Yıllardır anlatıyorum. Türkiye'nin ekonomik krizleri kısa sürer. Bu bir gelir transferi. Emekli, emekçi, esnaf, çiftçi vs'den, bir avuç zengine gelir aktarımı yapılıyor.
Siz (ben) aktaracak bir şeyimiz kalmadığı için bunu kriz olarak hissediyoruz
Mısır piramitleri inşasında çalışan kölelere günlük ücretleri 5 litre bira ve 1 kgr. ekmek olarak ödeniyormuş.
Ülkemizde 1/2 litre bira ortalama 100 TL,5 litre günde 1000 TL eder.
30x1000= 30.000 TL
200 gr ekmek ortalama 15 TL olduğuna göre günde 1 kgr. ekmek
75 TL. ayda 2.250 TL eder.
Yani köleler ayda 32.250 TL ye çalıştırılıyordu.
Buradan günümüzde asgari ücretlinin Mısırlı kölelerden farklı olarak ayda 4 gün izinli olduğundan hareketle
4x1.075 = 4300 TL yi düşersek
32.250 -4300= 27.950 TL bulunur.
Asgari ücret 28.075 TL.
125 TL sapma ile gerçekleşmiş,geçen sene de aynı hesap tutuyordu.
Yani Asgari Ücret Tespit Komisyonunun günlerce toplanıp TV lerde kafalarımızı ütülemesine gerek yok.
Ben her yıl Aralık ayının 25 inde 15 dakikamı ayırıp hesaplarım, Hükümete ve işverenlere bildiririm.
🥩 Et ve Süt Kurumu, son üç yılda Macaristan’daki bir firmadan tam 4 milyon kilo et ithal etmiş.
🤔 Nereden biliyor musunuz?
🇭🇺 Et ve Süt Kurumu’nun başındaki Mücahit Müdürün Macaristan’daki et firmasından!
💰 7 dolara aldığı 4 milyon kilo eti 17 dolara satan mücahit, 40 milyon doları, yani 1,7 milyar lirayı cebe indirmiş.
📍 17 bin TL maaş alan bir emekli aylarca evine et götüremezken,
💰 Etçi mücahit 1,7 milyar TL’yi bir çırpıda götürüvermiş.
👉 Bunlar en küçükleri… Bir de büyük BAŞları var bunların!
💡 Yıllık et ve canlı hayvan ithalatının 1,5 milyar doları bulduğu düzende,
💰 Asıl büyük BAŞ çetelerin neler götürdüğünü siz hesap edin.
👇 Et vurgununun yapıldığı Macaristan’ daki şirket de bu binada faaliyet gösteriyormuş!
@ihsanyalcinTR Düzgün bir denetimde, bir tane açık işletme kalmayacağından denetimin anlamsızlığı evresine çoktan girildi.. Çok geç olalı çok geç oldu gibi bir şey. Ara sıra denetlemeyle olmayacağını test edip duran bir kısır döngü..
@muratWH@dw_turkce Omurgasız olmasına rağmen yüksek bilişsel becerilere sahip.
Alet kullanır, bulmacaları çözer, deneyimden öğrenir.
Bağımsız düşünebilen 8 kolu vardır.
Kişilik sahibidir, mesela bazı insanları sever bazılarını sevmez.
Ve dahası.. İşin etik bir tartışmaya dönüşmesi bu sebeble..