Vecihi Hürkuş yaşadıkları belki b6gun yaşanmıyor ise bunun nedeni güçlü lidere sahip Bir TÜRKİYE olduğundandır.
Ama biz ne kadar destek oluyoruz daha fazla ne yapmalıyız bunu sormak gerek
@mkulunk
Başardığımız ancak içerideki emperyalist işbirlikçilerin ve vesayet odaklarının engellemeleri nedeniyle uzun yıllar sekteye uğratılan Türk havacılık tarihinin öncülerinden Vecihi Hürkuş’un hikâyesi sadece bir kişinin mücadelesi değildir; bu, Türkiye’nin bağımsızlık iradesinin hikâyesidir.
Vecihi Hürkuş’un kendi imkânlarıyla geliştirdiği uçakların önüne çıkarılan bürokratik ve siyasi engeller, aslında Türkiye’nin teknoloji üreten, savunma sanayiinde bağımsızlaşan bir ülke olmasının önüne çekilmek istenen setlerdi. O gün Vecihi Hürkuş engellenirken hedef yalnızca bir mühendis ya da bir pilot değildi; hedef, Türk milletinin gökyüzündeki bağımsızlık yürüyüşüydü.
Bugün de benzer mücadelelerin farklı yöntemlerle sürdürüldüğünü görmek zorundayız.
Son 15 yılda dünden başlayan Türkiye’nin savunma sanayiinde başardıklarımız ; HÜRKUŞ, KAAN KIZILELMA HÜRJET, İHA ve SİHA projeleriyle birlikte küresel ölçekte dengeleri değiştirecek seviyeye ulaşmıştır. Bu başarıların etkisini gören çevreler, Türkiye’nin kendi uçağını, motorunu ve teknolojisini üretmesini istememektedir.
Çünkü güçlü bir Türkiye; bölgesel hesapları bozar, küresel güç merkezlerinin planlarını zorlaştırır ve bağımlılık düzenini sarsar.
Bu nedenle geçmişte Vecihi Hürkuş’un önüne çıkarılan engellerin benzerlerini bugün farklı yöntemlerle HÜRKUŞ, HÜRJET ve diğer millî projeler üzerinde de geçmişte yapılanların bugün de yapılmak istendiğini görmek zorundayız
Millet olarak tarihimizden ders çıkarmak zorundayız. Vecihi Hürkuş’u okumalı, dinlemeli ve anlamalıyız. Çünkü onun yaşadıkları ile bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde verdiği mücadele arasında güçlü bir bağ vardır.
Türkiye’nin havacılık ve savunma alanında elde ettiği kazanımlar yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de bağımsızlık teminatıdır. Bu nedenle hepimiz dikkatli olmak, gelişmeleri yakından takip etmek ve millî projelerimize sahip çıkmak mecburiyetindeyiz. Geçmişte yapılan hataların tekrarlanmasına izin vermeden, Türkiye’nin gökyüzündeki bağımsızlık yürüyüşünü kararlılıkla sürdürmeliyiz.
⬇️⬇️⬇️
https://t.co/0b28IvNijW
KARŞI DEVRİM 📖
Prof. Dr. Çetin Yetkin'in kaleme aldığı kitaptan İnönü dönemini işaret eden bir alıntı.
"O zaman bilmiyordum: Biz böyle sıkıntı
içinde yaşarken, "tek maaş" alanlar, hele o zaman "amele" denen işçiler, ve hele hele köylüler ne yaparlar, ne ederler, nasıl
yaşarlar...
Ama "ihtikâr" (vurgunculuk) sözcüğünün anlamını
pek küçük yaşta iyice öğrenmiştim. Belleğimde kalan izlerden
biri de, ticaretle uğraşanların ve bunlar arasında Ankara'da bile epeyce bulunan azınlık tacirlerinin pek de öyle sıkıntı çekmedikleriydi"
Kitapta kaleme alınan hakikat ortaya koyuyor ki, bugün serzenişte bulunduğumuz ticari ahlâk ve kan emici oligark yapı sistemsel olarak o gün kurulmuş ve sistem işlemekte idi.
Değişen sadece bir kısım isimlerdi, bir kısım diyorum çünkü o günden bu güne babadan oğula devam eden yapıları da hepimiz biliyoruz dimi?
KANYE WEST KONSERİ VE İSTANBUL VE ANADOLU
Tarihi Kırılma Noktasında Türkiye: Asıl Sorumluluğumuz Nedir?
Tanzimat’la birlikte Osmanlı Devleti, güçsüzlüğünün sonucu olarak hem içeriden hem de dışarıdan ciddi bir zayıflama ve çözülme sürecine girmişti. Bu sürecin en temel problemi ise yıkımın gerçek sebeplerinin doğru okunamamasıydı.
Daha da önemlisi, bu yanlış okuma üzerinden Batı karşısında yeniden bir varoluş inşa etmek yerine teslimiyetin tercih edilmesiydi. Batı’nın galibiyeti karşısında kendi medeniyet köklerinden hareketle yeni bir diriliş ortaya koymak yerine, Batı’nın mutlak üstünlüğünü kabul eden ve bunu toplumun önüne tek çıkış yolu olarak koyan bir aydın tipi ortaya çıktı. Bu aydınların dayattığı kültürel hegemonya, bugün hâlâ etkilerini yaşadığımız en büyük travmalarımızdan biridir.
O dönemde Batı uygarlığı da kendisini aşılmaz ve mutlak galip olarak görüyordu. Anadolu ise bu kuşatma karşısında köyünde, camisinde, mahallesinde, tekkesinde ve sivil toplum damarlarında kendisine müstahkem mevziler oluşturdu. Çünkü Anadolu, meselenin sadece siyasi veya ekonomik olmadığını; aynı zamanda bir kültürel varoluş mücadelesi olduğunu fark etmişti.
Bugün ise üzülerek görüyoruz ki bu direniş giderek zayıflıyor. Yerini, kültürel hegemonyanın bütün parametrelerini sorgulamadan benimseyen bir anlayış alıyor. Hatta kimi zaman bu sadece teslimiyet değil, teslim olunan değerlerin sahiplenilmesi noktasına kadar ilerliyor.
Aliya İzzetbegoviç’in şu sözü burada hatırlanmalıdır:
“Asıl mağlubiyet, düşmanına benzemektir.”
Türkiye’de din psikolojisi ve din sosyolojisi merkezli düşünce dünyasının uzun yıllar boyunca ortak kavramları vardı:
Mukaddesatçı gençlik,
Milliyetçi gençlik,
İslamcı gençlik,
Asım’ın Nesli,
Diriliş Nesli,
Büyük Doğu Nesli,
Fetih Nesli…
Bu kavramların tamamı bu topraklardaki varoluş gerekçelerimizden besleniyor, büyük bir iddiayı ve büyük bir yürüyüşü temsil ediyordu.
Anadolu karış karış işleniyordu. Liselerde, ortaokullarda ve üniversitelerde kurulan sivil yapılar; tarihin ihtişamlı dönemlerinden taşıdıkları idealizmi bugüne aktarmaya çalışıyordu. Beslenme kaynakları ise din, kültür, tarih, medeniyet tasavvuru ve toplumun kanaat önderlerinden süzülüp gelen birikimdi.
Elbette bugün de bu iddiasını koruyan, yenildiğinde düşmanına benzemeyi reddeden, farklılığını muhafaza eden bütün çevrelere büyük saygı duyuyoruz.
Ancak tarihi bir kırılma noktasındayız.
Bugün liselerde, üniversitelerde ve hatta acı bir gerçek olarak imam hatip liselerinde bile deizm ve ateizm oranlarındaki yükseliş bize önemli bir sorumluluğu hatırlatıyor. Bu tabloyu sadece dış etkilerle açıklayamayız. Kendi başarılarımızla övünürken, kültürel ve manevi alanda bıraktığımız boşlukları da görmek zorundayız.
Yakın gelecekte bu boşlukların bedelini millet ve devlet olarak ağır şekilde ödeme riskiyle karşı karşıyayız.
Elbette kimin hangi etkinliğe gidip gitmeyeceğini buyurgan bir üslupla belirlemek doğru değildir. İradenin özgünlüğüne ve özgürlüğüne saygı duymak esastır.
Ancak mesele Türkiye’nin sosyolojik geleceğiyse, Anadolu topraklarının yeniden pagan bir sosyolojiye tutsak edilmesinin hedeflendiği açık ve seçik ortadaysa; kulağımız da açık olacak, gözümüz de açık olacak, aklımız da açık olacak.
Çünkü bu mesele sadece bir konser meselesi değildir.
30 Mayıs’ta İstanbul’da gerçekleştirilen konser üzerinden ortaya çıkan görüntülere baktığımızda, sahnede inşa edilen ritüeller zincirini, sembolleri ve mesajları görmezden gelemeyiz.
Şu soruları sormak zorundayız:
Bu konseri veren topluluğun semboller ve işaretler üzerinden hangi mesajları verdiği, geçmiş konserlerine bakılarak hiç izlendi mi, takip edildi mi, analiz edildi mi?
Bir sanatçının geçmişte ortaya koyduğu söylemler, kullandığı dini semboller ve inşa ettiği kültürel dil hiç değerlendirilmedi mi?
İstail ordusunun Filistinli çocukları kaçırıp bir bilinmeze sürüklemelerine sessiz kalamayız.
Kabine bugün toplanıyor.
Bu konuda dünyayı harekete geçirecek önemli bir karar alınmalı!
Bu zulme yürek dayanmıyor!
Kocaeli Gençlik buluşması nasıl yapıldı anlayamadım.
Eser beyin neden sahne aldı akıl almaz.
Parti kanadından yapılan açıklama eser istemiş koca partide eser beyden daha iyi yapacak binlerce #genç var.
Hele Oğlak mıdır nedir kimse yokmu ödül verecek. Yine partiden açıklama Evet orada yanlış yapılmış
Sormak lazım sonuç ne kimler bu isimleri onaylamış nereden geldi kim Evet dedi bu şekilde çok şey kaybedilir.
Geceye not.
TÜRKİYE GEZEGENİN MERKEZİDİR.
Risklerimize Çok Dikkat Etmeliyiz
Tarihin en zorlu dönemlerinden geçtiğimiz bugünlerde, her birimizin sorumluluğu bir başkasının üzerine atmadan en çok dikkat etmesi gereken husus; iç birliğimizin güçlü olmasıdır. Çünkü milli birlik, aynı zamanda bizim stratejik gücümüzdür.
Ekonomik anlamda yaşanan zorlukların temelinde; pandemi süreci, ardından yaşanan deprem felaketi ve öncesinde başlayan Ukrayna–Rusya savaşıyla ortaya çıkan ağır maliyetler önemli bir yer tutmaktadır.
Ancak ekonomik politikaların yükünün toplumun yaklaşık yüzde yetmişlik kesiminin omuzlarında hissedilmesi, sosyal ve ekonomik kırılganlığı daha da artırmaktadır.
Ve ciddi risk alanıdır.
Bu nedenle hükümetimizin, toplumun geniş kesimlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntıları hafifletecek politikaları kontrollü fakat ivedi bir şekilde hayata geçirmesi büyük önem taşımaktadır.
Çünkü ekonomik anlamda zayıflayan devletlerin jeopolitik risk alanları da genişler.
Sosyolojik açıdan içerideki fay hatlarının hareketlenmesi, toplumsal gerilimin yükselmesi ve kutuplaşmanın derinleşmesi de dikkatle takip edilmesi gereken ciddi risk alanlarıdır.
İç huzurun zedelendiği toplumlarda devletin direnç kapasitesi zayıflar.
Diğer taraftan küresel güçlerin kendi aralarındaki mücadelelerinde, Türkiye’yi kendi stratejik çizgilerinde tutabilmek adına oluşturdukları siyasi, ekonomik ve diplomatik baskılar da göz ardı edilmemelidir.
Bu risklerle birlikte; ekonomik krizin derinleşmesine, kamu kurumlarının zayıflamasına ve sosyal gerilim alanlarının hareketlenmesine karşı çok dikkatli olunmalıdır. Devlet kurumlarının vatandaş nezdindeki güveni korunmalı, kamu bürokrasisinde ve devlet işleyişinde ortaya çıkabilecek zaaflar süratle giderilmelidir.
Kamu otoritesinin güçlü ve tartışılmaz olması, devlet düzeninin temel şartlarından biridir.
Bilinmelidir ki; içeride sorun yaşayan devletler, dış güç olma kabiliyetlerini zamanla kaybederler.
Türkiye’nin çıkarları, duyguların ötesindedir.
Türk Devleti’nin dış politikası; gelecek yüzyılda milletimizin menfaatlerini ve devletimizin varlığını esas alan kararlı, şüpheden uzak ve tereddütsüz bir anlayış üzerine inşa edilecektir
Akşama doğru.
Son yılların en temel problemlerinden biri gıda enflasyonudur.
Milletin sofrasından, mutfağından ve cebinden bir elini çekmeyen bir yapı söz konusudur.
Çünkü stratejik hedefleri Türkiye’yi çökertmektir.
Kim bu el? Bu elin adresini açıkça veriyoruz: FETÖ.
Türkiye’de FETÖ ile ilgili stratejik mücadele planının yeniden gözden geçirilmesi artık bir mecburiyettir.
#FETÖ, şu anda Türkiye’yi zayıflatmak amacıyla gıda ve emlak piyasası üzerinden fiyatların sürekli şişirilmesine yönelik modellemelerle operasyon yürütmektedir.
Adalet Bakanımız Sayın @abakingurlek ‘e çağrımızdır:
Bu konunun özel bir savcılık ekibi marifetiyle sahada detaylı şekilde incelenmesinin doğru olacağı kanaatindeyiz.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@abakingurlek@TC_icisleri@ticaret@iletisim@liderhabertv@HuseyinLikoglu@yenisafak@MilatGazete@milliyet
Bir dönem Adalet Bakanlığının özel kalem müdürü olan seçkin olmayan bir insan vardı. Bugün onun birine attığı bir mesajı gördüm. Mesaj halen duruyor seçkin olamayan insan. Mesaj “Bakan bey benden habersiz bir şey yapamaz” şeklinde.Bende zaten bu mesajın varlığını bildiğim için o seçkin olmayan insana sormuştum buradan, Adalet Bakanlığını sen mi yönetiyorsun diye. Demek ki seçkin olmayan insanı seçkin olunması gereken makama kayyım olarak atanmış o dönem. Ama sorun şu, onu kayyım olarak kim atamıştı?
@mkulunk Fetö olayları sadece siyasetin içine girmemiş gibi. Bu ülkede Sayın Erdoğan ın liderliğine çok ihtiyacı var vede yanında sadık onun ilkelerinden ona destek olan dava adamlarına ihtiyacı var.
@istTakipte Sabah bu saatlerde bir tane görevli yoktu. Ama turnikede akbil kontrolü ( olması gerekiyor) olunca 10 güvenlik ve istasyon amiri oluyor. Merdivenlere kadar insan dolu insanlar bir o tarafa bir bu tarafa gitti. Yazıklar olsun.
FETÖ ile kimler masaya oturmayı ılımlı karşıladıysa tamamı deşifre olmalı, haklarında gereği yapılmalıdır.
Burada bahsedilen görüşmeyi yaparak aracı olmaya kalkanların tamamı hakkında FETÖ silahlı terör örgütü soruşturması kapsamında işlem yapılmalıdır.
Bu görüşmeyi yaparak, meseleyi ılımlı boyut vermeye çalışanlar, meseleyi ılımlı görenler ve ortamı yumuşatmaya kalkışanlar bilmelidirler ki, kendileri net olarak haindir. İster asker, ister bürokrat, isterse siyasetçi kökenli olsunlar. Siz hangi hakla bu müptezellerle bu görüşmeyi yapıyorsunuz? Utanın kendinizden utanın.
Eğer zerre kadar mertseniz, nokta kadar yüreğiniz varsa, “biz bu görüşmeyi yaptık” diyin ve bir adım öne çıkın. Öyle kapalı kapılar ardından sinsice iş çevirmeyin. Bu millete bu alçaklığı yapmaya kalkanların bu ihanetide ayrıca unutulmayacaktır.
Hayırlı sabahlar.
Asıl meselemize gelelim:
Batı, Epstein vahşetinin deşifresi ile norm üstünlüğünü kaybetmiştir.
İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, özgürlük, bireyin üstünlüğü gibi kavramlar üzerinden son 100 yıldır kendi meşruiyetini ilan eden; evrensel dilin merkezi olduğunu iddia eden Batı, Epstein vahşeti ile bu gücünü kaybetmiştir.
Batı, kendi içinde stratejik olarak varoluşsal bir krizin içerisindedir.
Bu anlamda insanlığa artık söyleyecek sözü kalmamıştır.
7 Ekim Siyonist İsrail’in Gazze katliamı ve soykırım vahşetini başlattığı gün ve ardından Epstein vahşetinin ortaya çıkmasıyla Batı, varoluşsal bir krizin içindedir ve çok derindir
@mkulunk Bir şehri yeniden yaşanabilir hale getirmek çok büyük bir irade çalışma ve aşk gerekirken 6 şubatta bir çok ilimizi yeniden yapmak milletin desteğini almış Sayın Erdoğan ın yapacağım bir iştir. ALLAH razı olsun.
@mkulunk Her daim dünya düzenini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek çalışan bir yapı var ve bizler bu akıl karşısında birlik içinde durabiliriz