Marmara Denizi'nden Çamlıca Kulesi'ni baştan aşağı örtebilecek büyüklükte hayalet ağ çıkarıldı.
🗣 Dalgıç Ömer Altuncu:
Ağların hala çalıştığını, balık popülasyonunun ve diğer canlıların oradan kaybolmasına sebep verdiğini düşündüm. İhbar ettim.
İhbarıma dönüş yapıp buraya geldiler, kendilerine eşlik ettim, çok güzel bir çalışma oldu.
Turkcell gücünde 5G ile Shaq diye hızlı internet dönemi başladı.
En yüksek hız kapasitesi ve güçlü kapsamayla Shaq diye 5G sadece Turkcell’de!
İnternet paketlerini 5’e katlayan kampanyasıyla birlikte! 💛
#ShaqDiye5G
İlber Ortaylı hocamızın vefatının üzüntüsünü yaşıyorum.Türk kimliğinin değerini,tarihimizin derinliğini ve medeniyetimizin gücünü anlatan gerçek bir entelektüeldi.Bilgisi kadar zarafeti,üslubu ve memleket sevgisiyle hepimize örnek oldu.
Saygı ve rahmetle anıyorum.Ruhu şad olsun.
Kayıp çocuk vakalarıyla 12 yıl çalışan bir kadın, evinde beş katı güvenlik kuralı koydu.
Bir ilk kural tavizsizdi: Çocuk asla yabancı bir yetişkine yardım etmez.
~Ne poşet taşır, ne yol tarif eder, ne de bir saniyeliğine yardım eder.
~Annesi kızına hep şunu tekrar ediyordu: “Bir yetişkinin yardıma ihtiyacı varsa, başka bir yetişkinden ister.”
~Yabancı bir yetişkin çocuğa yaklaştığı anda, bu kural tehlikeli temasa daha güven oluşmadan keser.
~Nezaketin sık sık tuzaga düşürdüğü bir dünyada, bu kural hayatta kalmanın temelidir.
2) İkinci kural yazışmaların analizinden doğdu: İnternetteki her sır bir alarmdır.
~Çoğu trajedi şu cümlelerle başlıyordu: “sen özelsin” veya “bunu ailene söyleme.”
~Eğer biri konuşmayı gizli tutmanı istiyorsa, çocuk bunu hemen ailesine söyler.
~Kayıp vakalarında, Sır çoğu zaman bir kapandı.
3) Üçüncü kural içgüdülere aykırıydı: “Kaybolursan, olduğun yerde kal.”
~Koşmak, paniklemek ya da kendi başına çıkış yapmak en tehlikelisidir. ~Yardım yalnızca çocuğu olan bir kadından istenir.
~Hareketsizlik, kendi başıma hallederim düşüncesinin zarar verdiği yerde hayat kurtarır.
~Bu dünyanın kontrolden çıktığı anlarda kontrolü koruma stratejisidir.
4) “Sadece dene” cümlesinin duyduğu anda uzaklaş.
~Ne sundukları önemli değil. Önemli olan baskıdır ısrar eden biri dost değildir. ~Zamanında “hayır” diyebilmek, çoğu zaman uzun nasihatlerden daha fazla hayat kurtarır.
~Manipülasyonu en başında fark etmeyi öğrendiğinde, kendi güvenliğini programlarsın.
~21. yüzyılda oyundan zamanında çıkabilmek gerçek bir oyuncu becerisidir.
5) Korku susmak için değil, harekete geçmek içindir.
~Bağırmak, kaçmak, kurtulmaya çalışmak gerekir. Tanıdık bir yetişkin olsa bile.
~Hayatta kalanlar, ayıp olur korkusu yerine gürültüyü seçenlerdi.Nezaket çocukları eve geri getirmez.
~Sevdiklerini ve kendi yolunu korumak için platforma ve etkiye ihtiyacın var kendi medya gücün, senin için çalışan bir sistemi kurmanın tek yoludur.
@LechPoznan A moment of great heroism, yet also a turning point in destiny. As the Ottoman Empire declined, Poland lost its balance in the region and found itself standing alone among great powers. History often hides both glory and tragedy within the same story.
Henüz İngilizce hazırlık sınıfında olan Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğrencisi Ömer Faruk Can 18 yaşında. Silivri'de kaleme aldığı notta "Burada derslerime çalışmaya devam ediyorum" yazmış. Yarın bayram.
Otoriter popülist hareketler ve yönetimler artık yalnızca sansüre başvurmuyor. İçerik bombardımanıyla bilgi kirliliğini artırmayı hedefleyen aktif ve agresif bir enformasyon savaşına başvuruyor. Bu stratejinin güncel adı: "Flooding the zone with shit". 🔽🔽🔽
Bu tür otoriter popülist hareketler ve yönetimler, hasımlarını sadece susturmayı hedeflemezler. Konuşurlar, bağırırlar, gündemi istila ederler. Ve bunu yaparken hakikati gömmek için onu doğrudan hedef almazlar, onun etrafını kirlilikle kuşatırlar.
"Flooding the zone with shit", kelime anlamıyla: Zihinleri, gündemi, bilgi alanını sistematik şekilde bombardımanla "b*kla doldurma" stratejisidir. Bu kavramı günümüzde bu ismiyle popülerleştiren kişi, Trump’ın stratejisti Steve Bannon. Bannon bir röportajda şöyle der: "Gerçek muhalefet medyadır ve onları etkisizleştirmenin yolu bilgi ortamını saçmalıkla boğmak."
Ama bu yöntemin kökleri çok daha eski. Totaliter rejimler döneminde uygulanan dezenformasyon teknikleri, Putin döneminde "herkesin bir yalanı var, dolayısıyla kimsenin gerçeği yok" anlayışıyla sistematikleştirilen algı yönetimi stratejisi vs. hep bunlarla benzer. Buradaki amaç, halkı sadece tek bir yalana inandırmak değil, neredeyse her şeyden şüphe etmelerini sağlamak.
Bu strateji sadece gündem değiştirmek için kullanılmaz. Daha karmaşık, çok katmanlı bir propaganda mekanizmasıdır. İçeriği ve yöntemiyle birlikte işler:
Nasıl çalışır?
- Gerçek bir kriz mi var? Anında birkaç yapay gündem piyasaya sürülür.
- Muhalefet mi konuşuyor? Cımbızlanır, çarpıtılır, bağlamından koparılır.
- Toplumun zayıf damarları (din, milliyetçilik, yaşam tarzı farkları) tetiklenir.
- Tetikçilik yapılır: hedef gösterilir, kriminalize edilir, linç ettirilir.
- Yalan haberler profesyonelce aynı anda farklı yerlerden servis edilir, ekranlarda ve sosyal medyada çoğaltılır.
- Provokatif içerik bombardımanı başlatılır, kamuoyu her gün başka bir şeye sinirlenir.
- Toplumun anlatı ��zerindeki kontrolü, içerik fazlalığıyla ellerinden alınır.
- Medya ve troller, senkronize çalışan bir propaganda makinesi gibi işler.
Sonuçta, toplumun kolektif zihni her gün yeniden şekillendirilir. Ne olduğunu değil, neyin konuşulması gerektiğini bu gruplar belirler. Ve her şeyin tartışıldığı ama hiçbir şeyin çözülemediği bu sonsuz gürültü ortamında sadece güçlü olanın sesi duyulur. Hakikat paramparça edilir. Doğruları da o noktadan sonra hakikat değil anlatı belirler. Anlatıyı da en çok bağıran belirler. Tekrarlarla ve içerik bombardımanıyla zihinler işgal edilir.
Bu bir bilgi savaşıdır. Ama "gerçek" burada tek başına yetmez. Çünkü mesele artık "doğruyu bulmak" değil, doğruya ulaşılabilirliği imkansız hale getirmek. Herkesin "bir fikri" olur ama kimsenin "ortak zemini" kalmaz. Ve o zemini kim yıkarsa, yerine de kendi hakikatini dayatır.
Böyle bir ortamda:
- Gerçekler görünmez olur.
- Yalanlar sıradanlaşır.
- Linç refleksi normalize edilir.
- Sessizlik, bir tür savunma haline gelir.
- Hakikat, yalnız kalır.
Bu strateji özellikle şunların bir araya geldiği rejimlerde çok etkili işler:
- Bağımsız medyanın zayıf olduğu,
- Sosyal medyanın trol ağlarıyla istila edildiği,
- Toplumun kutuplaştırıldığı,
- Devletle medya arasında mesafe kalmadığı yerlerde.
Bazı ülkelerde insanların her sabah "bugün hangi saçmalıkla uğraşacağız?" diyerek güne başlaması tesadüf değil. Bu bir operasyonun sonucu. Zihinsel yorgunluk, plansız bir yan etki değil, stratejik bir amaçtır. Çünkü yorgun halk, tepki veremez. Bu yüzden bu taktiğe karşı en önemli savunma, farkındalık ve direnç.
İnsanların böyle koşullar altında provokasyonlara ve gündeme sürülen içeriklere karşı dikkatli olması, gündemi kendileri adına kimlerin belirlemeye çalıştığını sorgulaması kritik olur. Sükunet, analiz ve seçici dikkat politik birer eyleme dönüşür.
Unutmamalı ki, bazı haberler saçma olduğu için değil, stratejik olarak saçmadır. Düşündürmek için değil, felç etmek için üretilmiştir. Kirlilik bir yan etki değil, bizzat amaçtır. Ve en önemlisi: Sadece susturarak değil, bağırarak da gerçeği boğabilirler.
In 1970, the UK and Norway both discovered oil in the North Sea.
The UK sold their reserves to private markets while Norway kept state ownership.
This ONE decision created the biggest wealth gap in European history.
Here's the full story: 🧵
Pozitif ayrımcılık arşa çıkmış. Liste uzayıp gidiyor:
* Baroya kabul edilmiş, Türkçe bilmeyen Suriyeli avukatl.
* Suriye’de Suriyelilerin doğum oranı 2,7 iken Türkiye’deki Suriyelilerin doğum oranı 5,3.
* Suriyeli sığınmacılar, muayene ücreti ve ilaç katılım payı ücreti ödemez.
Gaziantep’te 41 sivil toplum örgütü sığınmacı işgaline karşı bildiri yayınladı
Gaziantep Kulübü Alleben toplantıları kapsamında, Mesleki Odalar ve Dernek Başkanları ile yapılan “Şehrimizde değişen Nüfus Yapısı ve Etkileri” başlıklı toplantılarda Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler konusu detaylı olarak değerlendirilmiş ve aşağıdaki tespitler yapılmıştır.
Suriye’de baş gösteren iç karışıklıklardan sonra ilk gelişlerin başladığı Nisan 2011 tarihinden bu yana hükümetimiz tarafından açık kapı politikasının uygulanması ile ülkemize düzensiz ve kontrolsüz olarak gelen Suriyelilerin zaman içinde kadim şehrimizin eşsiz tarihi ve kültürel değerlerine, sosyal ve iş hayatına olumsuz etkilerine tanık olmaktayız.
Suriyelilerle “Geçici Koruma Rejimi” kapsamında geçici sığınmacı olarak 13 yıldan beri birlikte yaşamakta, yaşamsal her şeyi paylaşmaktayız. Bu insan olmanın gereği gönüllü ve isteyerek yaptığımız bir davranıştır.
Geçici koruma rejimi; uluslararası standartlara uygun olarak ortaya konmuş bir düzenleme olup ülkeye giriş yapan ani ve kalabalık mülteci hareketlerinde yapılması gerekenleri içermektedir.
Bu kapsamda Suriyelilere sınırsız kalış ve kendi istekleri dışında zorla göndermemeyi, acil insani ihtiyaçlarının karşılanması ile oluşturulan kamplarda barınma, iaşe, sağlık, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanmaktadır.
Kısa bir zamanda milyonlarca sığınmacının ülkemize gelmesi, bu konuda yasalarımızın ve uluslararası benimsenmiş kuralların göz ardı edilerek, palyatif uygulamalarla bugüne gelinmiş olması, baş edilemez sorunlarla karşı karşıya kalmamıza neden olmuştur.
❕Geçici koruma statüsünde olmalarına rağmen çok sayıda uluslararası vakıf, dernek vb. kuruluşlar sığınmacıların ülkemize entegre olmaları için çalışmalarına devam etmektedir;
🛑Sığınmacıların istihdamı şartı ile işletmelere hibe, kredi ve makine destekleri verilmekte,
🛑Dünya bankası kredileri bir kısmı Suriyelilerin istihdamı için kullanılması şartıyla verilmekte,
🛑 Suriyeli STK’lar uluslararası kuruluşlar tarafından fonlanmaya devam edilmektedir.
🛑Yardım amacıyla şehrimize gelen çok sayıda yabancı kaynaklı kuruluşun yardım faaliyetleri yanında, farklı bazı çalışmalar yaptıklarının da endişesini taşımaktayız.
🛑Suriyeli öğrencilere üniversitelerimizde özel kontenjanlar açılmakta hem girişte hem de öğrenim süresince kolaylıklar sağlanmaktadır.
🛑Fakültelerimizden mezun olmuş Suriyeliler ise bambaşka bir sorun oluşturmaktadır. Hukuk Fakültesini bitirip avukat olmuş, T.C. vatandaşı olmuş, Baroya kabul edilmiş, avukatlık ofisi açmış ama Türkçe bilmeyen Suriyeli avukatlarımız mevcuttur. Türkçe bilmeden Türkiye’deki bir hukuk fakültesinden mezun olunabilmesi oldukça düşündürücüdür.
🛑Üniversitelerimizden mezun olan Suriyeliler Meslek Odalarımıza kayıt olarak mesleki faaliyette bulunabilmektedirler.
❕Suriyeliler iş hayatında müteşebbis ve iş gücü olarak yer almaktadırlar;
🛑2023 yılı itibari ile Gaziantep’te ticaret ve üretim sektörlerinde faaliyet gösteren 5000’nin üzerinde Suriyeli firma bulunmaktadır.
🛑Bunun yanında kayıt dışı faaliyet gösteren çok sayıda işletme, küçük esnaf ve atölye vardır. Bu gayri resmi firmalar vergi vermemekte, SGK primi ödememekte, diğer firmaların yaptırmak zorunda olduğu ruhsat, iş güvenliği sağlığı vb. yükümlülüklerle ilgili masrafları olmamaktadır. Bu durum haksız rekabete neden olmaktadır.
🛑Geçici koruma altındaki çok sayıda Suriyeli ise kayıtlı ve çoğunlukla kayıtsız işgücü olarak iş hayatına katılmaktadırlar.
🛑Ülkemizde sosyal yardımlar amacına uygun olmayan yöntemlerle yapılmakta olduğundan, asıl amaca hizmet etmediği gibi toplumu hazırcılığa, tembelliğe sevk etmektedir. 18,5 milyon insanımız devlet yardımı almaktadır. Hükümetimizin sosyal bir devlet olma anlayışı ile yaptığı destekler, amacını aşmış ve insanları çalışmaktan imtina eder hale getirmiştir.
🛑Suriyeliler birçok iş kolunda daha uygun koşullarda istihdam edilmektedirler. Ekonomiye işgücü bağlamında yaptıkları katkı önemli olmakla birlikte giderek yapısal sorunlara yol açacakları aşikardır.
🛑Suriyelilerin yaygınlaştığı işlerde, bu defa da toplu hareket etme, kendi isteklerini dayatma durumları ile karşılaşılmaktadır.
🛑Elbette daha düşük ücret almaları Türk işgücünün kendisi açısından Suriyelileri sorun olarak görmesine neden olurken geçici koruma altındaki Suriyelileri de yardıma bağımlı hale getirmektedir.
🛑Gaziantep’teki Suriyelilerin yalnızca yüzde 10’u yardım almadan yaşamlarını devam ettirebilmektedir. Geçici koruma altındaki Suriyelilerin kısa vadede daha yüksek gelire ulaşamayacakları ve bağımlılıklarının devam edeceği ortadadır.
🛑Kurallar kesin olarak konulmadığı sürece bu sistem böyle devam edecektir. Sığınmacı sayısının yüksek olduğu ülkeler dünyada da çok fazladır. Bu ülkelerde kuralların, kanunların çok net ve istisnasız uygulanıyor olması nedeniyle benzer sorunlar yaşanmamaktadır.
❕Suriyeliler kendi kültürlerinden ödün vermeden yaşamaktadırlar;
🛑Gaziantep’te yaşam; yerli nüfus için gittikçe çekilmez hale gelmektedir,
🛑Yolda, toplu ulaşım araçlarında, parkta, evde, işte çevreyle uyumlu olamamakta, kendi kültürlerini, alışkanlıklarını olduğu gibi sürdürmekte ve biz Gazianteplilerin yaşam alanını daraltmaktadırlar.
🛑Türk öğrencilerimiz üniversiteye girerken yıllar süren yoğun bir hazırlık sonunda seviye tespit sınavına girerek fakültelere yerleştirilirken, Suriyeli öğrenciler YÖS sınavı haricinde sınavsız bir şekilde fakültelere girebilmektedir. Dolayısıyla üniversitelerimizde sürekli artan, haksız rekabet oluşturan Suriyeli öğrenci potansiyeli ile karşı karşıyayız. Önceleri az sayıdaki yabancı öğrenci bir şekilde entegre olurdu. Kalabalık olduklarında buna ihtiyaç duymadıkları, kendi dillerini, kendi kültürlerini içimizde yaşamaya devam ettikleri gözlenmektedir.
🛑Gittikçe artan bir şekilde kültürel ve sosyal alışkanlıklarımız, kadim kültürümüz olumsuz şekilde etkilenmektedir.
❕Milli servetimizden önemli bir pay almaktadırlar;
🛑09.01.2020 itibari ile sayıları 454.002 olarak ifade edilen ancak sayılarının çok daha fazla olduğu bilinen Suriyelilerin il ve ilçelere dağılmış olduğu görülmektedir. Bu rakamın sadece 12.464’üne Gaziantep’te ikamet izni verilmiştir. Bunların yüzde 83’ü kısa dönemli ikamet izni alırken, yüzde 12’si çalışma iznine sahiptir. Dolayısıyla Gaziantep’te yaşayan Suriyelilerin yaklaşık yüzde 97’si geçici koruma kapsamında ve yardıma bağımlı bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır.
🛑Geçici koruma altındaki Suriyeli sayısının bu denli yüksek olması, kamu harcamalarının da artmasına yol açmıştır. Bilindiği gibi kamu mallarının tüketiminden hiç kimse dışlanamamaktadır. Bir başka deyişle kamu harcamalarının bedeli tüm toplum tarafından ödenirken herhangi bir maliyete katlanmayanlar da yapılan harcamalardan fayda elde edebilmektedir. Dolayısıyla Geçici koruma altındaki Suriyeli bahsi geçtiğinde negatif tepki verenlerin, çoğu kez geri planda bu iktisadi gerekçeden hareket ettiği görülmektedir.
🛑Geçici koruma altındaki Suriyeliler Türk hastalara oranla kamu hastanelerini 8 kat daha fazla kullanmaktadır. Saha çalışmasında karşılaşılan şikâyetlerden biri de Suriyelilerin yoğun olarak kamu hastanelerini kullanması ve Türk hastaların özel hastaneleri kullanmak zorunda kalmalarıdır.
🛑Gaziantep’te Suriyeli Sığınmacılara yönelik sağlık hizmeti veren ve aile sağlığı merkezleri gibi çalışan “göçmen sağlığı merkezi” adı altında 12 adet merkez vardır. Burada ağırlıklı Suriyeli hekim ve sağlık personeli çalışmaktadır.
🛑Ayrıca Suriyeli sığınmacılar Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının sağlıkla ilgili yükümlü olduğu muayene ücretini ve ilaç katılım payı ücretini ödemezken, bizim insanımız bu ücretleri ödemektedir.
🛑Bu durumun da Suriyelilerin sağlık sistemini kullanım sıklığını ve maliyetini arttırdığı yönünde endişemiz mevcuttur.
🛑Gaziantep’te sağlık sistemine ayrılan bütçenin büyük bir kısmı Suriyelilere harcanmaktadır. Sağlık harcamalarının yanı sıra bir diğer harcamada eğitim harcamalarıdır.
🛑Türkiye’de 1.726.044 kayıtlı Suriyeli çocuk bulunmaktadır. Yaş dağılımları ise şu şekildedir; 0-4 yaş arası 570.236 (%33), 5-9 yaş arası 495.023 (%28,7), 10- 14 yaş arası 384.995 (%22,3), 15-18 yaş arası 275.790(%16). Bahsi geçen bu çocukların %67’ sine Türkiye’de eğitim hizmeti sunulmaktadır.
🛑2019 yılı itibariyle Gaziantep’te 127.970 Suriyeli çocuk okullarımızda eğitim almaktadır. Bunlar için de ilave harcamalara gereksinim duyulmaktadır. Hatta Göç İdaresi verilerine göre 15 yaş altı nüfusun 196 338 kişi olduğu düşünüldüğünde halen eğitim ihtiyacının yeterli ölçüde karşılanmadığı da ortadadır.
🛑Buna ek olarak Gaziantep’teki üniversitelerde ise 2 bin 180’i Gaziantep Üniversitesi’nde olmak üzere toplam 2 bin 236 Suriyeli öğrenci eğitim almaktadır.
🛑Tüm bu gelişmeleri yaşayan, ağırlaşan ekonomik koşullarda geçim sıkıntısı çeken halkımız feveran etmektedir.
❕Suriyelilerin gelişi ve doğurduğu sonuçlar, ülkemizin her türlü bekasına yönelik, planlı bir projenin parçası olduğu kaygılarımızı doğrulamaktadır;
🛑Ülkemiz ve özellikle bölgemiz için en önemli sorun demografik değişimin gelecekte yaratacağı kargaşa olacaktır. Bugün Türkiye’deki Suriyelilerin yarısı 0-18 yaş, 1 milyon 200 bini ise 19-39 yaş arasındadır. Doğurganlık yaş grubundaki kadın sayısı 785 bin 561’dir.
🛑Türkiye’de 2022 yılı verilerine göre doğurganlık hızı 1.62 olmuştur. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2.10'un altında kaldığını göstermektedir.
🛑Suriye’de Suriyelilerin doğum oranı 2,7 iken Türkiye’deki Suriyelilerin doğum oranı 5,3 seviyesindedir. Önümüzdeki 20 yılın projeksiyonunu çıkardığımızda Gaziantep’in nüfusunun %50’sinin Suriyeli olacağı görülmektedir. Demek ki, Türkiye’deki yaşam Suriyeliler için giderek daha kolay ve sürdürülebilir hale gelmiştir. Dolayısıyla ne kadar kişiyi ülkesine geri gönderirseniz gönderin, bu nüfus artışıyla aynı sayılarla karşılaşmanız neredeyse kesindir. Bu durum ekonomik, sosyal ve siyasi yükün hiç eksilmemesi ve demografik yapının bozulması anlamı taşıyacaktır.
🛑Suriyeli sığınmacıların 1.300.000 ‘ini 15 yaş altı çocuklar oluşturmaktadır ve yeterince eğitim alamamaktadırlar. Bu çocuklar bir şiddetin içinden, bir savaşın içinden çıkıp geldiler. Bütün bu eğitimsiz, dil bilmeyen, kendini tam olarak ifade edemeyen, psikolojileri bozuk çocuklar tüm suç ve terör örgütlerinin potansiyel üyesi konumundadırlar. Bunun üzerinde çalışılması gerekmektedir.
🛑Gün geçtikçe geçici koruma altındaki Suriyelilerin içinde bulundukları bu şartlar nedeniyle suça kar��şmaları, asayiş sorunları oluşturmaları kaçınılmazdır.
🛑Suriyeli sığınmacılarla birlikte şehrimizdeki nüfusun birden artması, kısıtlı su, enerji kaynaklarında ve alt yapıda önümüzdeki dönemde sıkıntı yaşanmasına neden olacaktır.
🛑Gittikçe daha da derinleşeceği tespit edilen bu durum, özellikle şehrimiz için birçok açıdan beka sorunu olma potansiyeli taşımaktadır.
❕SONUÇ;
🛑Günümüzde yoğun göç alan kentlerin büyük çoğunluğu farklı ırk, dil, din ve ekonomik gelire sahip bireylerden oluşmaktadır. Bu kentler uyum, çatışma ve dışlama üçgeninde, bir arada tutunma ya da ayrışma mücadelesinin verildiği yerlere dönüşmüştür.
🛑Gaziantep şehrimizi önemli kılan durum, şehrin yoğun bir sığınmacı kitlesine sahip olması ve bunun çeşitli toplumsal riskler taşımasıdır.
🛑Göçlerle etnik temelli yerleşim bölgelerinin ortaya çıkması ve bunların ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelere dönüşmesi ise çok daha risklidir. Bu alanlarda oluşan yeni dezavantajlı sosyal, kültürel ve ekonomik ortam bir sonraki nesle aktarılmaktadır. Bu durum problemin kökleşmesine neden olacaktır.
🛑Suriyelilerin küçük bir kısmı dönmüş olabilir. Ancak yeni gelişlerin devam ettiği, hatta bu işin borsasının kurulduğu, parayı verenin hala ülkemize gelebildiği yönünde ciddi iddialar vardır. Bu iddiaların araştırılması ve doğruluk payı varsa gereğinin yapılması gerekmektedir.
🛑Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de toplumsal olarak neden oldukları en derin etki ekonomik olandır. Farklı biçimlerde ortaya çıkan bu etkiler, aslında toplumdaki diğer dinamikleri de etkilemektedir. Suriyeli sığınmacılar nedeniyle, özellikle eğitim ve sağlık hizmetleri üzerindeki yük fazlasıyla artmıştır.
🛑Suriyeli sığınmacıların ekonomik açıdan doğurdukları etkilerin ilki, özellikle sığınmacıların ağırlıklı yaşadığı kentlerde neden oldukları maliyet artışlarıdır. Bu artışların başında gıda, kira ve ev fiyatları gelmektedir. Şehrimizde ev ve kira fiyatları artışı, Suriyeliler nedeniyle ülke genelindeki enflasyon oranından daha yüksek çıkmaktadır. Suriyelilerin neden olduğu bir diğer önemli ekonomik sorun ise iş imkânlarının azalmasıdır. Suriyeli sığınmacılara karşı en büyük tepki bu konuda olmaktadır.
🛑Diğer taraftan, Suriye iç savaşı genel olarak Türk ekonomisi, özel olarak da sınır kentlerinin ekonomisinde bir azalmaya neden olmuştur. Bu azalmadan en çok etkilenen şehirlerden birisi Gaziantep’tir. Şehrimizin Suriye’ye ihracatı durma noktasına gelmiştir. Burada faaliyet gösteren bazı Suriyeli firmalar ise şehrimizin firmalarına göre özellikle Arap ülkelerine daha rahat ihracat yapabilmektedir.
🛑Suriyelilere birçok konuda pozitif ayrımcılık yapılmaktadır. Bu durum geçici koruma altındakilerin akrabalarını da buraya çağırmaya teşvik etmektedir.
🛑Sonuç olarak Gaziantep şehrinde sığınmacılar dezavantajlı mahallelerde yoğunlaşmışlardır. Dolayısıyla mevcut siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel problemlere sahip bu mahallelere yenilerinin eklenme olasılığı yüksektir. Bu durumun önümüzdeki yıllarda toplumsal olaylara neden olması da olasıdır.
❕ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ;
🛑Türkiye’nin acilen mevcut politikasından vazgeçip, halkın problemlerini çözecek ülkemizin gerçekleri ve halkımızın yararlarını gözetecek, geçici koruma altındaki Suriyelilerin geri dönüşünü sağlayacak politikalar üretmesi gerekmektedir.
🛑Sığınmacılarla ilgili imzalanan uluslararası anlaşmalar gözden geçirilmeli ve sığınmacıların geri dönüşünü sağlayacak müzakerelere ivedilikle başlanmalıdır.
🛑Ülkemizde geçici koruma altındaki sığınmacılara destek olan uluslararası yardım kuruluşları, ülkemizi terk etmeli, mevcut konumlarını Suriye’de yapılandırarak, sığınmacıların kendi topraklarında yaşamalarını sağlayacak çalışmalar yapmalıdır,
❕Bu arada;
🛑Suriyelilere verilen destekler ölçülü ve kontrollü hale getirilmelidir,
🛑Suriyelilerin ülkemizde kalmasını özendirici şartlar kaldırılmalıdır,
🛑Kanunlarımız çerçevesinde Suriyeli küçük kızların evliliğine engel olunmalıdır,
��Yapılan desteklerle güvenli ve rahat bir yaşama kavuşan Suriyelilerin çok çocuk yaparak nüfuslarının dengesiz bir şekilde artmasını önlemek için, maddi destekler şartlara bağlanmalıdır,
🛑Kayıtsız olarak çalışan Suriyeli işyerleri denetimlerle kayıt altına alınmalı ya da kapatılmalıdır,
🛑Kayıtsız çalışan Suriyeli işçilerin kayıt altına alınarak, Türk işçilerle aynı şartlara haiz olmaları sağlanmalıdır,
🛑Suriyeli müteşebbislerin iş kurma aşamasında şehrimizdeki sektörlerin dinamikleri dikkate alınarak ve şehrimizin ekonomik yapısını etkileyecek unsurlar da gözetilerek izne tabi tutulmalıdır,
🛑Suriyelilere ait iş yerleri kanunlarımız ve piyasa şartları çerçevesinde denetlenmeli ve disipline edilmelidir.
🛑Sivil toplum kuruluşları olarak bu süreçte her türlü katkıya hazır olduğumuzu bildiririz. Hem asırlardır komşu olduğumuz Suriyelilerin kendi vatanlarında huzurla yaşaması için, hem de atalarımızın kanlarını dökerek, canlarını vererek bizlere teslim ettikleri cennet vatanımızı, her yönüyle korumak için her türlü fedakarlığı yapacağımızın ve bu konuda gereken her mücadeleyi vereceğimizin bilinmesini isteriz.
Bilgilerinize saygılarımızla.
✏️METNİ İMZALAYAN SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
GAZİANTEP KULÜBÜ DERNEĞİ
GAZİANTEP ECZACI ODASI
MAKİNE MÜHENDİSLERİ ODASI GAZİANTEP ŞUBESİ
MİMARLAR ODASI GAZİANTEP ŞUBESİ
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI GAZİANTEP ŞUBESİ
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GAZİANTEP ŞUBESİ
GAZİANTEP - KİLİS DİŞ HEKİMLERİ ODASI
GAZİANTEP BÖLGESİ VETERİNER HEKİMLER ODASI
GAZİANTEP CEVRE MUHENDİSLERİ ODASI
GIDA MÜHENDİSLERİ ODASI GAZİANTEP İL TEMSİLCİLİĞİ
TÜRKİYE KÜÇÜK ÖLÇEKLİ İŞLETMELER SERBEST MESLEK MENSUPLARI VE YÖNETİCİLERİ VAKFI
GAZİANTEP YARDIM VAKFI
GAZİANTEP LİSESİ EĞİTİM KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA VAKFI
GAZİANTEP TURİZM DERNEĞİ
GAZİANTEP İNŞAAT MÜTEAHHİTLERİ DERNEĞİ
GAZİANTEP VEREM SAVAŞ DERNEĞİ
GAZİANTEP KÜLTÜR TURİZM DERNEĞİ
EMPATİ SOSYAL SORUMLULUK VE EĞİTİM DERNEĞİ
GİRİŞİMCİ KADINLARI DESTEKLEKLEME DERNEĞİ
TÜRK ÜNİVERSİTE KADINLAR DERNEĞİ GAZİANTEP ŞUBESİ
GAZİANTEP ANADOLU LİSESİ MEZUNLAR DERNEĞİ
GAZİANTEP LİSESİ MEZUN VE MENSUPLARI DERNEĞİ
ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ GAZİANTEP ŞUBESİ
GAZİANTEP YESEMEK ROTARY KULÜBÜ
GAZİANTEP KAVAKLIK ROTARY KULÜBÜ
GAZİANTEP FOLKLOR KULÜBÜ
GAZİANTEP LİONS KULÜBÜ
BİRLEŞİK KAMU İŞ GAZİANTEP İL BAŞKANLIĞI
GÜNEYDOĞU SANAYİCİ İŞ İNSANLARI FEDERASYONU
EĞİTİM İŞ GAZİANTEP ŞUBE
GAZİANTEP BİRLEŞİK İŞ İNSANLARI DERNEGİ
GAZİANTEP KÜLTÜR VE YAŞAM DERNEĞİ
ULUSLARARASI SANAYİCİLER VE İŞ ADAMLARI DERNEĞİ
GAZİANTEP KOLEJ VAKFI MEZUNLAR DERNEĞİ
ODTÜ MEZUNLARI GAZİANTEP DERNEĞİ
TOPLUM EĞİTİMİ DERNEĞİ
GAZİANTEP AİLE GELİŞİM VE EĞİTİM DERNEĞİ
KORUYUCU AİLE TANITMA DERNEĞİ
GENEL SAĞLIK İŞ GAZİANTEP İL TEMSİLCİLİĞİ
GAZİANTEP OTO HURDA LASTİKÇİLER VE KAYNAKÇILAR ESNAF VE SANATKARLAR ODASI
GAZİANTEP ŞOFÖRLER VE OTOMOBİLCİLER ESNAF VE SANATKARLAR ODASI
Yurt dışına çıkış harcına ciddi zam geleceği için, bu harcın hukukiliğine dair çok sayıda soru alıyorum. Bu konudaki hukuki mütalaamı memnuniyetle aşağıda takdim ediyorum:
Bunun bir harç olmadığı, bir vergi olduğu ve o verginin de Anayasa'nın 23. maddesine doğrudan aykırı olduğu kanaatindeyim.
Devletin bunun adını harç koymuş olması, o kamusal talebin hukuki niteliğini değiştirmez. Yurt dışına çıkmak isteyen bir Türk vatandaşının bu tutarı ödeyerek doğrudan yurt dışına çıkışı ile ilgili olarak elde ettiği belirli bir kamu hizmeti yoktur. Devlet eliyle herhangi bir yurt dışına çıkma hizmeti sağlanmakta değildir. Pasaport kontrolü, kolluk hizmeti kapsamındadır. Kamu hizmetlerinin neler olduğu bellidir ve bu tutara doğrudan bağlı ayrı bir kamu hizmet tarifi yoktur. Dolayısıyla bu bir harç değildir.
Anayasa’nın 23. maddesi uyarınca vatandaşın yurt dışına çıkma özgürlüğü yalnızca suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir. Tüm vatandaşlara vergi salıp bu verginin anında ödenmemesi halinde yurt dışına çıkış yasağı getirilmesi, Anayasa'nın 23. maddesinde ifadesini bulan seyahat özgürlüğünü, gerekçesiz, orantısız ve hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde kısıtlar.
Ayrıca bir tek bu vergi yönünden mali yükümlülüğün yerine getirilmemesinin anında yurt dışına çıkış yasağı sonucu vermesi, tüm vergiler ile bu vergi arasında vergi sisteminin işleyişine uygun olmayan bir hiyerarşi de yaratmaktadır. 100 milyonlarca TL gelir vergisi borcu olan yahut hakkında kamu zararına yol açmaktan 100 milyonlarca TL'lik dava yürüyen kişiler mahkeme hükmü kurulmaksızın ellerini kollarını sallayarak yurt dışına çıkabilirlerken, aynı anayasal seyahat özgürlüğünden yurt dışına çıkış vergisini o anda ödememiş bulunan kişiler istifade edememektedir.
1. Tarihçilerin bile ismini duymadığı Mervani ve Şedadi beylikleri üzerinden bütün Orta Doğuyu Kürdistan ilan eden Kürtçüler, onların dümen suyundan giden Cinangir entel dantel tayfası ve her denilene inanana saftirik (bazıları) Türk muhafazakarlar, bu yazdıklarımı iyi okuyun;
Dücane Cündioğlu ne güzel anlatmış Atatürk'ü ve devrimleri. Bu kadar basit aslında. Kanser hastasına Aspirin veremezdi Atatürk. Ameliyat etmek gerekirdi.