"Asrın ihtiyaçlarını müdrik, Doğu'yu ve Batı'yı iyi bilen münevver, dindar görüneceğim diye mutaassıp olmayan, aydın desinler diye de dinden taviz vermeyen, tavizsiz fakat müsamahakâr bir gençlik..."
||Celaleddin Ökten
+Anlasa ispatı yoktur anladığının. En iyi ihtimalle sahibini bağlayan bir yulardır rüya. Hayalet bir iple avlanıp bir gerçeğe uyanmak için kendi gerçekliğimize göz yummaya ikna eder.
"Rüya ile amel olmaz." kaidesinin arka planında rüyanın bir hakikat bildirmiyor oluşu değil bildirilen hakikati anlama imkanlarının yetersiz ve kuralsız oluşu yatar. Rüya bir şey söyler, rüya sahibi ya duyar ya duymaz. Duysa ya anlar ya anlamaz dilinden. +
Asıl tevekkül, deveyi bağlamakla bağlamamak arasında -kaderin tahakkuku açısından- fark olmadığını idrak etmekle başlıyor. Bağ-lar sadece ilahi emre itaat için.
Selef ulemanın insan psikolojisine dair tesbitleri sarsıyor insanı.
Zaman zaman psikolojiye dair kitap tavsiyelerine, “İhyâü Ulûmi'd-Dîn” i ekleyince şaşırıyorlar.
Selef ulemanın (özellikle sufilerin) hayatın anlamına, insan psikolojisine dair sözleri keşfedilmeyi bekliyor. Üstelik masa başında yazılmış sözler değil bunlar, hemen hepsinin hayatı sözlerine şahit. Hatta sözleri yaşantılarına şerh.
Her fırsatta söylüyorum ilk dönem Sufilerin hayatları ve sözlerini dünyaya anlatabilseydik bu bile başlı başına büyük bir hizmet olurdu. Fakat yolun başında bile değiliz.
Geçen hafta ihya dersinde geçti; imam Gazali arkadaşının kusurunu örtme hadisine şöyle bir şerh düşüyor;
Kusurları örtmeyip açmaya çalışmanın kaynağı, derinlere gömülmüş olan kin ve haset hastalığıdır. Zira kindar ve hasetçi kimsenin içi kötülüklerle doludur. Lâkin kötülükleri içinde hapseder, gizler, fırsat bulmadıkça onları dışarı vurmaz. Ne zaman bir fırsat bulursa bağ çözülür, hayâ ortadan kalkar ve içindeki gizli kötülük ortaya çıkar.
Muhteşem…
Enis Doko (@enis_doko) yazdı:
Modern insan neden Kurban ibadetinden rahatsız oluyor?
https://t.co/R2bQQmnFwg
“Türkiye’ye geldiğimde beni en çok şaşırtan unsurlardan biri kurban ibadetini eleştiren, ona mesafe koyan ve ilkellikle suçlayan insanlarla tanışmak oldu.
Elbette bu eleştiri veganlardan geliyor olsa o kadar şaşırmazdım, zira bu eleştiri tutarlı olurdu.
Ancak söz konusu eleştiri günlük olarak hayvansal gıda tüketmekten çekinmeyen insanlar tarafından da dile getiriliyordu.
Bir sosyolog ve felsefeci için bu tepki başlı başına ilginçti.
Kurban, modern insanın iddia ettiği gibi geçmişin ilkel bir kalıntısı değildir.
Aksine, insanı kendi inşa ettiği steril hapishaneden çıkarıp varoluşun yalın gerçeğiyle yüzleştiren modern bir panzehirdir.
Şezlong konforunda zamanı tüketen modern zihin için bu ritüel, doğrusal tarihin sıkıcılığından kaçıp Hz. İbrahim’in o zamansız sadakat anıyla çağdaş olma imkânı sunar.
Belki de bu bayram, kronolojik kibrimizi o masada bırakıp, feda edebildiğimiz ölçüde insan kaldığımızı hatırlamanın tam vaktidir.”
Bazen Yusuf gibi aynı karından olduğun yol olur kuyuya. Bazen de Yunus gibi kendi adımlarınla yol bulursun balığın karnına. Her halükarda, insanın değişmeyen yazgısı düşmek. Çünkü bir rahim, kuyu da balık da, insandan hakikat doğuran. +
Bazen de kapıda küçük bir aralık olur. Küçülene kadar, incelene kadar orada bekletilirsin. Kapı ardına kadar hiçbir zaman açılmaz, sen fazlalıklarından sıyrılarak oradan geçebilirsin.
Ali b. Ebî Tâlib (kv) şöyle demiştir:
Ben ve nefsim çoban ile koyun gibiyiz. Onu bir taraftan toplasam diğer tarafa yayılıyor.
(Âdâbü'l-Mürîdîn / Ebu'n-Necîb Sühreverdî)
Sonuçlarla hesaplaşmanın kolaycılığı sebeplerle yüzleşmenin zorluğundan kurtarıyor insanları ve insanlar ekseriyetle kolay olan yolu seçiyor. Bu bir yanılsama: Semptomları hastalığın kendisi zannetme arızası.
Muhtelif suçların bulunduğu dizilerin çoğalması, suçların yayılmasının sebebi değil, neticesi. Diziler çoğalınca suç oranı artmıyor; suça sevk eden amiller arttıkça o talebe karşılamaya dönük içerikler çoğalıyor sadece. Bunun mevcut menfî ahvali besleyici ve normalleştirici tesirini göz ardı etmek doğru değil elbette ama bu besleyiciliği sorunun ana kaynağı nitelememek gerekir. Bu hemen her konuda böyledir. Meselâ, birileri gayr-i ahlâkî şeyler yaptığında umumî ahlâk ifsat olmuyor da ahlâk zaten ifsat olduğu için fırsatını bulur bulmaz o düşük ahval patlak veriyor.
Aslında açık yüreklilikle şunu sormamız lazım: Neden vaktiyle yüz kızartıcı dediğimiz suçlar, mafyatik ilişkiler, -sanal/reel- kumar vs. artışta memlekette? Bunlar hangi kapıyı açıyor, hangi imkân ve taltifi veriyor, hangi itibarı kazandırıyor da ne pahasına olursa olsun cezbediyor insanları?
İnsanlara verilemeyen şey ceza mı yoksa adalet mi? Onlara kazandırılamayan şey malumat mı yoksa şahsiyet mi? Toplumdaki menfî hâdiselerin gerçek sebepleri, çözümün gerçek adresleridir. Bakacaksak eğer dürüstçe oralara bakmalıyız.
"Bilmenin kendinden menkul bir şey olduğu vehmi, bildiğini sandığı her şeyi inkârı kabul edilmez hale getirdi. Buradan hikmeti (!) kendinden menkul tek kişilik deforme ve butlan ‘hakikat’ler türedi."
Ahmet Avni Konuk-Fusus şerhi. Dikkat çekeceğim şey şurası ;
19.yy pozitivizmini nasıl aşağı gördüğüne dikkat edin. “İşte onların erişebilecekleri ilim bu kadardır” ayetini kullanıyor.
Bu merhumun Mesnevi şerhinde de böyle “garplı oldukları için kafaları basmaz” diyor mealen.
Şimdi “Tasavvuf uyuşturur, pasifize eder” diyen Efgani, Şeriati cinsi nevzuhur türedilerin Renan ve batı pozitivistlerine yalakalığını düşünün.
Eylem aksiyon zart zurt diye kafa ütüleyen bu tiplerin agresyonu ise batıya değil, batıya böyle bakanlara yöneldi. İçeriye naif dışarıya sert olan Ahmet Avni merhum gibi sufilere de pasifist dediler.
Kültür tarihi böyle yazıldı. Ahmet Avni konuğun kitapları da 100 yıl sonra yeni basılabildi. Bu yüzden normalin dile getirilmesini marjinal bir iş sanıyorsunuz.
Allah merhumun taksiratını affeylesin, makamını âli kılsın. Amin.
İki yıl önce köye ilk geldiğim zamanlarda, onu "garibanın biri" diye tanıttılar. Kendi halinde, üstü başı pejmürde biriydi.
İlk bakışta aklımdan geçen, "Meczup herhalde." fikriydi. Ancak zaman geçtikçe tanıdım Şayibu’yu.
Meğer çocukken İslami eğitim almış. Fakat kader işte. Önce kimsesiz kalmış, sonra kendi dünyasına çekilmiş. Zamanla eli ayağı da tutmaz olmuş. Her şeyi bırakmış ama yalnızca Kur'an’dan vazgeçmemiş.
Tanıdıkça öğrendim ki hâlâ köyün çocuklarına Kur'an’ı o öğretiyor.
Hatta köyünde cami yok diye kamıştan bir mescit yapmış.
Hikâyesini öğrendikten sonra hadsizce, "Diğer hocalara benzemiyorsun," dedim. "Hangilerine mesela?" diye sordu. Öyle bir sordu ki rehber arkadaş bile kalakaldı.
Ben de dondum, cevap veremedim. Gülümseyerek baktı, bir şey demedi.
Dün gittiğimde mescidi yıkılmıştı. Yağmur, binbir emekle yaptığı mescidi yerle bir etmişti.
Şayibu, o enkazın önünde oturmuş huzur içinde Kuran okuyordu.
Bir sözü ezberlersiniz, sonra anlamanız için yaşamanız gerekir ya. Ben de "Defineye malik viraneler vardır" sözünün ne olduğunu dün öğrendim. Ben harabat ehlini hor görendim, o defineler sahibi virane.
MİT’ten İrancı operasyonu
Millî İstihbarat Teşkilatı, 12 yıldır firari olan casus Önder Sığırcıkoğlu’nu Suriye-Lübnan sınırında yakaladı. Eski MİT mensubu Nusayri (Şiiliğin bir kolu) Sığırcıkoğlu ÖSO lideri Hüseyin Harmuş’u “Seni devletle görüştüreceğim” diye kandırıp Esed rejimine teslim etmişti. Sığırcıkoğlu bunu para için değil “inancı için” yaptığını söylemişti.