Sevgili yurttaşlar,
Aralarında benim de olduğum yüzlerce seçilmiş, siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar sadece siyasi tutumları nedeniyle, haksız hukuksuz biçimde cezaevlerinde tutuluyor.
Bizden tüm yaşananlara razı olmamız, olan biteni talihsizlik sayıp susmamız bekleniyor.
Susmayacağım. Hatay halkı beni, kendisi adına söz söylemem ve hesap sormam için seçti. O görevden vazgeçmeyeceğim.
Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Meclis’in açıldığı bugün, Hatay halkının gasp edilen temsil hakkını ve emekçilerin, yoksulların, bilcümle halkımızın, adalete aç olanların duyulmayan sesini duyurmak için 24 saatlik açlık grevine başlıyorum.
Bu aynı zamanda, Anayasa’ya uyulması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ve görevimi yapmamın önündeki engelin kaldırılması için bir çağrıdır.
Ülkenin sorunlarını kendi sorunu bilen herkesi sesini yükseltmeye çağırıyorum. Bizi kendimizden başkası kurtarmayacak. Haklarımızı, ülkemizi ve geleceğimizi birlikte kazanacağız.
Ş. Can Atalay -Seçilmiş Hatay Milletvekili-
TBMM’nin açıldığı, yeni yasama döneminin başladığı bugün, Hatay halkının gasbedilen temsil hakkını savunmak ve emekçilerin, yoksulların duyulmayan sesini duyurmak üzere Seçilmiş Hatay Milletvekilimiz Can Atalay 24 saatlik açlık grevine başlamıştır.
Haklarımızı, ülkemizi ve geleceğimizi birlikte kazanacağız.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi, “Maalesef devletin ihmali var. Devlet bunları saniye saniye bilebilecek, gözetleyebilecek, müdahale edebilecek durumda” demiş ki çok haklı.
Biz de onu söylüyoruz:
Her şeyin herkesin gözü önünde gerçekleştiği bu soyguna neden göz yumuldu?
Başta SPK olmak üzere denetim ve kontrol mekanizmasının başındakiler neden engellemedi?
Bu soygunun sacayakları olan sermaye, siyaset, devlet bürokrasisi ve medyadaki dolandırıcılar sadece Fatma Betül Sayan Kaya’dan mı ibaret?
Yurtdışından bu fonlarla yüklü miktarda para kazanan off shore bağlantılı tabela şirketlerinin şüpheli para trafiği incelenecek mi? Ve bu şirketlerle AKP ve devlet bürokrasisinden kimlerin ilgisi var?
Bugün Tayfun Kahraman ile evliliğimizi ortak aldığımız bir karar ile sonlandırdık.
Kişisel hayatımızın mahrem konuları ile kamuoyunu meşgul etmeyi doğru bulmuyoruz.
Ancak konuya gösterilen hassasiyetin esas nedeni ve zaten tek konuşulması gereken de adaletsizliktir;
Tek konuşulması gereken; Tayfun Kahraman hakkında verilen Anayasa Mahkemesi kararının halen resmi gazetede yayınlanmamış olması ve hakkında daha önce verilen kararlara rağmen halen özgürlüğüne kavuşmamış olmasıdır.
Tayfun Kahraman’ın masumiyetine ve mağduriyetine ben kefilim.
Dilerim ki herkes için hak ve adalet en kısa sürede tecelli eder.
Sözüme kıymet veren ve konuya hassasiyet gösteren herkese teşekkür ederim.
Meriç Demir
Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
Bu gün beni bu numaradan aradılar
03127110518 araştırma şirketi.
Sorulardan bçr tanesi de,
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel hangi partiyi kurdular ?
Hatalı soru, manipilasyon ve algı yönetimi olduğunu belirttim ve cevaplamadım ve konuşmayı bitirdiler
Gazeteci, sinemacı, tiyatrocu, müzisyen, akademisyen, avukat, doktor, esnaf, çiftçi, işçi, emekli ve genç dostlarımız SAAT BU SAAT 2. Kez gözaltından çıkıp betonun üstünde dışarıda sızarak çocuklarını hakkını arayan Eti Gümüş ve Doruk maden işçilerinin sesi olun.
Derdimiz ortak!!
Seçimi kazanma suçundan Çorlu’da esir tutulan Üsküdar Belediye Başkanı Sevgili Sinem Dedetaş’ı ziyaret ettim.
Başka ziyaretler nedeniyle gün boyu orada olduğumdan iyi haberi de kendisinden aldım.
Morali yüksek, sağlığı iyi, hepsinden kıymetlisi de vicdanı rahat.
BaĞzılarının aksine insan içine çıkacak, sevdiklerinin gözünün içine bakabilecek yüzü var.
Hepinize de o inadına gülen yüzüyle bolca selamı var.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Haydutların ülkemize gelip yeni emperyalist planlarını yaptığı NATO Zirvesi dün sona erdi ancak Saray’ın bu kanlı emelleri ifşa eden devrimcilere, sosyalistlere dönük öfkesi azalmadı. Hala onlarca yoldaşımız, yurttaşımız gözaltında ve cezaevinde tutuluyor.
Bu zirveden emekçiler lehine bir sonuç çıkmaz dedik, öyle de oldu. Peki efendilerinize hoş görünmek dışında bir açıklaması olmayan bu zulüm ne zaman sona erecek? Türkiye’yi ebediyen açık hava hapishanesine dönüştürmek istiyorsanız bilelim, değilse arkadaşlarımızı serbest bırakın!
Nevşin Mengü: “Ben NATO’cuyum kardeşim! Var mı! Ben emperyalist katillerin, binlerce çocuğu katledenlerin, pedofili sapıkların yönettiği ve dünya halklarına kan kusturmak ve emperyalist kapitalist merkezlerin güvenliği için yeniden dizayn ettiği gücün uşaklığını yapmaktan yanayım.
Yılların gazetecisiyim, aptal değilim, NATO’un ne olduğunu biliyorum. Daha açık ifade edeyim; ben Türkiye’nin, kanlı darbeler tezgahlayan, katliamlar yapan, ABD ve diğer batılı emperyalistlerin sömürgesi olmayı reddeden ülkelerin üstüne bombalar yağdıran, Türkiye’de olduğu gibi dünyanın pek çok yerinde devrimci ve bağımsızlıkçı güçleri ve işçi hareketlerini bastırmak için gladyo ve kontrgerilla tarzı faşist örgütlenmeleri bizzat eğitip yöneten ve daha kuruluşunda merkezinde ve başında bu işlerin ustası olan eski Nazi generallerinin olduğu NATO’nun ileri karakolu olmaktan yanayım. O kadar!”
168 kız çocuğunu katleden, Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren savaş örgütü NATO’yu protesto ettikleri için, aralarında Ankara İl Başkanımız Fırat Çoban, Çankaya İlçe Başkanımız Ilgın Baran Öcal ve İl Gençlik Sorumlumuz Oğulcan Boz’un da aralarında bulunduğu 17 arkadaşımız üç gündür gözaltında tutuluyor.
Memleketimizin bağımsızlığı için, demokrasi ve sosyalizm için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Tüm gözaltılar derhal serbest bırakılsın!