Aslında Kani Torun’un kastettiği Demirtaş’ın ülkeyi yönetmeye talip olduğu. Yoksa bu hükümetten bir görev beklediğini söylemedi. Öyle olduğunu düşünsem başka devam sorusu sorardım. Zaten tam da Kani Bey’in “ülke yönetmeye talip” dediğini anladığımdan devam sorum şöyle oldu:
-Selahattin Demirtaş’ın bir sonraki seçimde cumhurbaşkanı adayı olmak istediği yönünde bir rivayet var. Kulağınıza geldi mi ya da kendisi bu yönde herhangi bir sinyal verdi mi size?
Kani Bey de bilgisi olmadığını, bu konuyu Demirtaş ile görüşmedikleri yanıtı verdi.
Devleti yönetmeye takip olmakla bugün devleti yönetenlerden bir görev/makam istemek bambaşka şeyler.
Bir açıklamadan sonra bir entelektüelin başına bir şey gelse Kürt hareketi şu an bir dayanışma vaad etmiyor. Sürecin nihayete ermesi çok daha önemli.
Hak vermesem de kendimce anlayışla karşıladığım bir pozisyonlanma. Ancak süreci bu şekilde yürütmenin de bir bedeli var. O da bu.
Katılıyor ve eklemek istiyorum. Entelektüellerin herhangi bir şeye özgürce katkı sunabileceği bir ülke değil şu an Türkiye. Baskı koşullarında sonu öngörülemeyen bir sürece katkı sunmak oldukça riskli. Bir önceki süreç başarısız olduktan sonra neler olduğu hafızalarda hala.
Entelektüellerin durumunu sadece AKP karşıtlığında indirgemek hatalı bir tespit. Meral Hanım’ın beklediği katkıyı (eleştiri, destek fikirleri) sunan sunuyor zaten. Sorun önceki süreçteki sinerjinin olmaması. Bu da süreçlerin farklılığından kaynaklı.+
Üstelik süreç topluma herhangi bir demokratikleşme vaad etmiyor. Faşizmin baskısını herhangi bir alanda geriletmiyor. Süreçten illa böyle bir beklenti de olmamalı kanımca. Ancak aynı şekilde bu ortamda entelektüellerden destek beklentisi de olmamalı.
kürt işçilere dönük hiçbir ırkçı faşist saldırı yaşanmasa dahi, bu insanların her sene üç kuruş yevmiye için kamyonet kasalarında akdeniz’e, ege’ye, karadeniz’e giderek mevsimlik ucuz işçilik yapmak zorunda kalmaları bal gibi kürt sorunudur.
Fenerbahçe-Konyaspor maçında tehlikeli bir sakatlık yaşayıp maça devam edemeyen Kerem Aktürkoğlu, Ataşehir Medicana Hastanesi’nde tomografiye alındı. Beyin cerrahları, oyuncunun son durumunu inceleyecek. Ortopedi doktoru, kendi alanıyla ilgili herhangi bir sorun olmadığını ifade etti. Fenerbahçe’den Mert Günok ve İrfan Can Kahveci de Kerem Aktürkoğlu’nu ziyarete geldi.
Son bilgileri aktarmaya devam edeceğim!
Kötü niyet gerekmiyor; insan dünyaya tek bir ideolojik pencereden yeterince uzun süre bakınca, bazen gördüklerini değil, penceresinin izin verdiklerini gerçek sanabiliyor. Depresyonun varlığını inkâr etmek de böyle bir düşünsel daralmaya dönüşebiliyor.
Depresyonu yalnızca “serotonin eksikliği”ne indirgemek ne kadar yanlışsa, onu yalnızca kapitalizmin, yoksulluğun ve güvencesizliğin ürettiği bir ruh hali saymak da o kadar yanlıştır. İşsizlik, yoksulluk, ağır çalışma koşulları ve geleceksizlik depresyonun ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir, riskini ve şiddetini artırabilir; ama bir hastalığın toplumsal belirleyicilerinin olması, o hastalığın olmadığı anlamına gelmez. Depresyon; biyolojik yatkınlıkların, kişinin ruhsal örgütlenmesinin, kayıplarının, çatışmalarının ve içinde yaşadığı toplumsal koşulların farklı oranlarda birbirine karışabildiği gerçek bir klinik tablodur. Psikanaliz de zaten insanın acısını ne yalnızca beynine ne de yalnızca sınıfına indirger.
Türkiye Psikiyatri Derneği’nin 2010 tarihli basın bülteninde, DSÖ verilerine dayanılarak düşük gelirli bireylerde depresyonun yüksek gelirli bireylere göre 1,5–2 kat daha fazla görüldüğü belirtiliyordu. O yıl TPD Yönetim Kurulu’ndaydım; o açıklamada benim de imzam vardı. TPD’nin 2012 Dünya Ruh Sağlığı Günü açıklamasında da ekonomik krizlerin yarattığı gelir kaybı, işsizlik ve yoksulluğun depresyon yaygınlığını artırdığı açıkça söyleniyordu.
Yani yoksulluk ile depresyon arasındaki ilişki yeni keşfedilmiş değil; psikiyatri bunu yıllardır söylüyor. Ama bu ilişkiyi göstermekten, “öyleyse depresyon diye bir hastalık yoktur” sonucu çıkmıyor.
Bu nedenle emeklerinin karşılığını alamadığı, çocuklarını besleyemediği, kirasını ödeyemediği için mutsuz ve umutsuz olan insanla depresyon hastasını birbirinden ayırt etmek gerekir. Bazen ikisi aynı kişide de buluşabilir. Birincisinin ihtiyacı insanca ücret, güvence ve daha iyi çalışma koşullarıdır; ikincisinin psikiyatrik ve psikoterapötik tedaviye ihtiyacı olabilir; ikisine birden ihtiyacı olanlar da vardır.
Sınıf analizinin olmadığı bir psikiyatri eksiktir; ama psikiyatrinin olmadığı bir sınıf analizi de depresyonu açıklamaya yetmez.
Sapla samanı karıştırmanın yeni biçimi: Acının toplumsal belirleyicilerini keşfedip hastalığın kendisini inkâr etmek olmuş!
Dinlemediğimiz birini iyileştiremeyiz; hiç yürümediğimiz bir yolun tarifini verirken de biraz daha az üfürmekte fayda var. Rüzgâr zaten yeterince sert esiyor.
10 sene sonra yurtdışına çıktım. Mezesini, ucuzluğunu öveduranlar kervanına artı bir yazmayacağım, Yunanistan'ın yüzüme vurduğu acı gerçek Tr'nin nasıl bir emek cehennemi olduğu.
Yıllar sonra ilk defa Nurettin Demirtaş sözcü olarak karşımızdaydı. Demirtaşın çıkmayacağını BİZLERİN Abdülkadir Selvi aracılığıyla öğrenmesinden 4 gün önce…. Böyle şeyler yakışmıyor.
Üzülerek söylüyorum ki Demirtaş, görünen o ki DEM Partinin kullanışlı aleti yapılmaya çalışılıyor. Ancak kim bu niyetle ağzına Demirtaş adını alsa dilini yakıyor. Adeta mitolojik bir figür gibi çabasızca hiçbir şey yapmadan çarpıyor sanki ismi ondan ard niyetle bahsedenleri.
Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir Çerçeve yasa meselesi üzerinden komisyonda Selahattin Demirtaş’la ilgili “şu ana kadar özgür olması gerekiyordu” dediği sırada, DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç tepki gösterdi. Saruhan Oluç, Demirtaş “sizin kullanışlı aletiniz değil. Demirtaş üzerinden kurmayın cümlelerinizi. O bizim yoldaşımız” diyor. Murat Emir de “neden rahatsız oldunuz” dedikten sonra Oluç, “Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ‘evet’ dediniz” diyor.
Selahattin Demirtaşın çıkmayacağı haberini Abdülkadir Selvi vermesinden 4 gün önce İlke Tv’de Nurettin Demirtaş’ın çıkarılmasının bile ard niyetli olduğu fikriyle baş başa bırakıldık.
Demirtaş’ı Yeni Partililer (eski CHP’liler) içeri atmış.
Hayhay, amenna, başım üstüne.
O zaman sormazlar mı adama “Madem öyle kent uzlaşısını niye yaptınız?” diye.
Demirtaş ve yoldaşlarının hapse girmesinin önünü “anayasaya aykırı ama evet” diyerek açan Kılıçdaroğlu’nu 2023’te CB olsun diye niye desteklediniz?
1. çözüm süreci devam ederken Demirtaş ve Yüksekdağ öncülüğünde parti aynı zamanda muazzam bir muhalefet yapıyordu. Bugün beni bir DEM partili olarak rahatsız eden şey “Demirtaş’ı siz içeri attırdınız” cümlesinin devamının gelmemesi.
CHP’liler içeri attırdı da atanın hiç suçu yok mu? Tamam, bugün bir süreç yürüyor, kan akmıyor ve bu çok değerli ancak onlarca insan hala suçsuz yere yatarken çuvaldızı Yeni Partililere, iğnenin ucunu da AKP’ye değmesin diye saklamak en başta ahlaki bir tutum değil.
CHP'nin rozet töreninde salonda bulunanların en az 200'ü sahte figüran CHP'li ile dolduruldu.
Kılıçdaroğlu'nun rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından tutulan figüranlar arasında Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı.
Arka bahçelerde slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi.
Not: Haberi yalanlayan herkese alandan fotoğrafımı bırakmak istiyorum. Destekleyen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı
Kılıçdaroğlu bugün İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Törene farklı cast ajanslarından yüzlerce figüran 950 lira karşılığında taşındı. Figüranlar arasında işsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler; İranlı, Mısırlı göçmenlerin yanı sıra İmamoğlu’nu destekleyen kişiler de yer aldı
https://t.co/3CRTxfb6vc