Her zaman olduğu gibi Ramazan ayı boyunca Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürümüz Remzi Sarıgöl ve kıymetli vakıf ekibiyle birlikte hanelerimizi ziyaret ettik.
Elinde bir defter, koltuğunun altında dosyalar…
Aslında taşıdığı şey evrak değil; insanların derdi, umudu, beklentisi…
Biz “vakıf müdürü” diyoruz ama o, bu şehrin her hanesinde bir büyük ağabey, her kapıda bir gönül insanı gibi karşılanıyor.
Kapısını çaldığımız bir annenin gözlerindeki ışıltı her şeyi anlatıyor:
“Evladım, geldin mi yine…”
Bu cümle, yapılan işin tanımıdır aslında.
Çünkü mesele sadece gitmek değil; hatırlanmak, aranmak, değer verilmek…
Remzi Bey ve ekibi, oturup dinliyor.
Sözün bittiği yerde sessizce not alıyorlar.
Bir çatının derdi, bir hastalığın telaşı, bir yalnızlığın sessizliği…
Hepsini kendi meselesi gibi sahipleniyorlar.
Ve sonra hiçbir gürültüye ihtiyaç duymadan, kimseyi incitmeden, kimseyi mahcup etmeden çözümün peşine düşüyorlar.
Her gittiğimiz evde gördüğümüz şey şuydu:
Devletin gücü samimiyettir ve en önemlisi insan ruhunun harcı olan sevgidir…
Ama asıl gücü, insanına dokunduğu o ince yerde saklıdır.
İşte Remzi Sarıgöl ve vakıf ekibi, bu ince yeri bilen, hisseden ve koruyan bir anlayışın temsileridir…
Güneş batarken mahallerden ayrılıyoruz…
Yorgunluk var belki ama daha çok bir huzur var yüzlerde.
Çünkü bir gün daha, bir kalbe değmeden geçmemiş, geçmiyor…
Kimseyi kırmadan, dökmeden, incitmeden…
Sessizce kurulan o gönül köprüleri, aslında bir şehrin en sağlam yapılarıdır.
Bu güzel ekip ruhu, bu ince ve naif ruh hali, bu insanı baş tacı eden anlayış için
Remzi Sarıgöl’e ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’mızın her bir ferdine gönülden teşekkür ediyorum.
İyilik, en çok birlikte güzel.
@aDilipak Aslında geçimden ziyade 40 yıllık kamu hizmeti veren kurumun Çalışanlarının hala statüsü olmayışı en büyük sorunumuz. Desteğiniz için teşekkür ederiz🙏
Dünya bir garib oldu, ülkemiz daha da garib, Aile bakanlığına bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanları da greve gitmiş, maaşları düşük olduğu için geçim zorluğundan. Yani sosyal yardım vakfı çalışanları sosyal yardıma muhtaç duruma mı düştü. N'olacak bu memleketin hali böyle!
@UlviYonter sizlerin desteğine ihtiyacımız var, SYDV leri en iyi tanıyan sizlersiniz ve bizler mağduriyetimizi Bakanlığımıza aktaramıyoruz.
#SYDVdeGREVEdevam
💢Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanları grevde
▪️ Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanları, maaş ve çalışma koşullarına ilişkin taleplerinin karşılanmaması üzerine 29 Ağustos’tan itibaren greve başladı.
#SYDVGrevde
https://t.co/Ny3n6OQUJp
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı emekçilerinin sesine kulak verilmelidir
Parti iktidarı döneminde, milletin devletin şefkatli ve dayanışmacı yüzüyle tanışmasının en kritik adreslerinden biri, Kaymakamlıklardaki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları olmuştur.
Bu vakıflarda görev yapan çalışanlar, bir anlamda mağdur vatandaş ile devlet arasındaki şefkat ve merhamet köprüsüdür.
Ve bu görev, son derece değerli ve anlamlıdır.
Ancak bugün yaklaşık 10.000 çalışan derin bir üzüntü içindedir, çünkü bir takım haklarının yok sayıldığını düşünmektedirler.
Bu nedenle, grev sürecine zorlandıklarını ifade etmektedirler.
Pazartesi gününden itibaren, sokaktaki mağdur vatandaşlar devletin kapısına vardıklarında, grev nedeniyle yeniden mağdur olmamaları için gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır.
Elbette, grev anayasal ve toplumsal bir haktır. Kimse “Neden greve çıkıyorsunuz?” deme hakkına sahip değildir.
Ancak mesele, grevi doğuran şartların ortadan kaldırılmasıdır.
Eğer 10.000 çalışan, kendilerine ait ve haklı olduklarını düşündükleri talepleri kamunun önüne koyuyorsa,
siyasetin görevi bu sesleri anlayışla karşılamak ve çözüm üretmektir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’na sesleniyoruz:
Lütfen, çalışanları da sokağı da mağdur edecek bir zeminin oluşmasına izin vermeyiniz.
Bu süreci sağduyu, diyalog ve adalet temelinde yönetin. Ve de hep beraber düşünelim: Tam da içinde bulunulan kritik dönemde böyle bir hamleye gerek var mı?
Sayın Bakan, FETÖ ve FETÖ'cü Kemalistler ısrarla Sayın Cumhurbaşkanımızı izole ederek ülkeyi yönetemediği yönünde psikoloji oluşturmak için psikolojik savaş yürütüyorlar; böyle bir süreçte, FETÖ ve FETÖ'cü Kemalistlerin alanda yüksek sesle konuşmalarına sebep olacak bir zemin bırakmanın bir anlamı var mı?
Bu iktidar, millete yardım götürenleri de yardıma muhtaç etti!
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında görev yapan emekçiler, yıllarca bu ülkenin en zor zamanlarında, halkın yanında oldular.
Depremlerde, yangınlarda, sellerde ve pandemide devletin şefkatli elini millete uzattılar.
Geldiğimiz noktada Erdoğan yönetimi, millete yardım götüren bu 10 bin emekçiyi de yardıma muhtaç hale getirdi.
Kamuda 600 binin üzerindeki kamu işçisini kapsayan 2025 yılı Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü, 2 Ağustos 2025’te törenle imzalandı.
Bir ay geride kaldı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kendi emekçisine sırt çevirdi.
Emekçilere, kazanılmış hakları olan %24 zam yerine milyonlarca memura reva görülen %11’lik sefalet zammı dayatıldı.
Bu yaklaşım karşısında 10 bin emekçi, 29 Ağustos’tan beri en temel hakları için, alın terleri için, insanca bir ücret için grevdeler.
Bazı valilerin ve kaymakamların grev hakkını kullanan emekçileri işten atma tehdidiyle baskı altına aldıklarını duyuyorum.
Grev kırıcılığı yapanları açıkça uyarıyorum;
Yaptığınız suçtur!
Bugün suç işleyenler, yarın hukukun önünde hesap vermekten kaçamazlar.
Grev hakkına saldırı, demokrasiye saldırıdır.
Biz, bu hukuksuzluğun karşısında emekçilerin yanındayız.
Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz.
#SYDVdeGREVEdevam