“Ateşkes” diyerek vicdanları rahatlatmaya çalışıyorlar. Oysa Gazze’de insanlar hâlâ öldürülüyor, aç bırakılıyor ve yok edilmeye çalışılıyor. Adı ne olursa olsun, zulüm sürüyor.
Tanzanya'da Tevhid ve Sünnet üzere yürütülen davet çalışmalarıyla İslam'ın mesajını gönüllere ulaştırmak için sahada gayret eden kardeşlerimize Rabbimiz güç ve kuvvet versin.
Allah (cc) bu kutlu daveti daim, bereketli ve hayırlı kılsın.
Erdoğan'ı destekleyen seçmeni ikiye ayırabiliriz:
Bir tarafta Erdoğan'ı demokrat gören, laik ve demokratik düzene gönül vermiş azınlık; diğer tarafta ise şeriat için oy veren çoğunluk bulunmaktadır. 15 Temmuz gecesi Erdoğan'ın çağrısıyla sokağa çıkanlar, demokrasi isteyen azınlık değil, şeriat hayaliyle sandığa giden o çoğunluktu. Darbeyi engelleyen halkın dilinde demokrasi, laiklik veya Mustafa Kemal yoktu; tekbir, tehlil ve şehadet vardı. Yani insanları sokağa döken İslam ve İslami kavramlardı. Fakat trajik bir şekilde, o gece canlarını siper eden bu insanların eylemi, şeriat isteyenlerin hanesine değil, demokrasi isteyen azınlığın hanesine yazıldı ve 15 Temmuz "Demokrasi Bayramı" ilan edildi.
Buradan kesin olarak anlaşılmalıdır ki; İslam adına bu sistemi destekleyenler İslam'a değil, sisteme hizmet ediyorlar. Ne yaparsanız ve hangi niyetle yaparsanız yapın, günün sonunda İslam değil; sistem ve sistemin batıl değerleri güçleniyor.
Bir diğer dikkat çekici husus ise şudur: Darbeyi, Türkiye'de demokrasi ve dinler arası diyalog söylemini en çok savunan, demokratik değerlerle barışmayı önemseyen bir yapı gerçekleştirmesine rağmen, sanki demokrasi darbe üretmiyormuş veya darbelerin karşıtıymış gibi, 15 Temmuz'da yaşananlar demokrasinin hanesine yazıldı.
Diğer mesele ise şudur: 15 Temmuz sonrasında Fethullah Gülen grubuna dair rapor yayımlayan Diyanet, bu yapının ilhamcı, keşifçi ve ebcedci bir yapı olduğunu, liderlerinin Allah ve peygamberle direkt temasta olduğu için asla yanlış yapmayacağına inanıldığını delilleriyle ortaya koydu. Fakat ne ilginçtir ki; aynı söylemlere sahip olan, aynı düşünceyle hareket eden, liderlerinin Allah ve peygamberle ilişkili olduğuna ve asla hata yapmayacağına inanılan yüzlerce irili ufaklı grup olmasına rağmen, Fethullah Gülen grubu bu zihniyeti ve itikadıyla mahkûm edilirken diğer gruplar el üstünde tutuluyor. Sistem için mesele kimin neye inandığı değil, o inancın işine gelip gelmediği meselesidir.
Aynı şeyi komedyen meselesinde de yaşadık; sistem için "zararsız" olan komedyenler istedikleri şeyle dalga geçme özgürlüğüne sahipken, sistem için "zararlı" olanlar cezalandırılıyor. Oysa her iki zümrenin yaptığı da alçaklıktır ve İslam nezdinde şirk ve küfürle mahkûm edilmiştir.
Her köşe başında zihinleri bulandıran fikirlerin savrulduğu bu modern şüphe çağında, kişi kalbini ve inancını nasıl muhafaza edebilir?
Kelime-i Tevhid'in şartlarından biri olan "Bu Kelimeyi Şek ve Şüpheye Kapılmadan Yakin Üzere Söylemek" konusunu işlediğimiz 10. dersimiz YouTube kanalımızda yayında!
https://t.co/AZhDU4Ifw0
Kemalist medyanın ne denli ahlaksız olduğunu anlamak için Haluk Levent dosyasını takip edebiliriz. Şayet bu iddia bir İslami kuruluş hakkında olsaydı; şu anda Cumhuriyet, Sözcü ve Halk TV program üstüne program yapar, sınırları sistem tarafından çizilmiş muhalif gazeteciler ellerinde belge sallar, yer yerinden oynardı. Söz konusu yolsuzluk iddiası onlardan biri için olunca ise havaya bakıp ıslık çalıyor, 'dostlar alışverişte görsün' kabilinden haber paylaşıyorlar.
Bizim açımızdan durum nettir: Kim olursa olsun, Haluk Levent gibi Kemalist bir kâfir de olsa, medya ve iddianamelerin diliyle insan suçlanmaz. Daha yeni ülke olarak Narin Güran dosyası krizini yaşamadık mı? Yusuf Ziya Gümüşel dosyasının dumanı üstünde...
Unutmayın; bu ülkede en güvenilmez iki belge medya ve iddianamelerdir. Her şey açığa çıkmadan, deliller paylaşılmadan, savunmalar dinlenmeden susmak en hayırlı olanıdır.
Önce bir cana kıyıldı; geride kalanların üzerine 'fail' damgası vuruldu. Anne en ağır ithamlarla itibarsızlaştırdı; sağcısıyla solcusuyla koca bir toplum, vicdanını susturup aileyi el birliğiyle linç etti.
Kimse babanın yüreğindeki yangını hissetmeye çalışmadı. Adamı kendi evlatlarının, kendi ailesinin onurunu korumak için tek başına bir orduyla savaşmaya mecbur bıraktı.
İlk Karadeniz Ezgimiz Yayında!
"Rabbim Birdur Şuphesuz"
Rabbim birdur şuphesuz
Kalma yolda çaresuz
O’ndan gayri kapi yok
Geçme ömri gayesuz
Tevhid O'ni birlemek
Tağutlari reddetmek
Şirkten ve izmlerden
Ondan teberri etmek
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde, bir gencin her türlü politik ve ideolojik slogana açılan sahneye çıkıp "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" ayetini taşıyan pankartı açması, malum seküler güruh tarafından tahammülsüz bir linç girişimiyle karşılandı.
Sol-Kemalist sloganlar "ifade özgürlüğü" kılıfıyla alkışlanırken, Allah'ın kelamının fiziksel müdahaleyle, sansürle ve bizzat üniversite yönetiminin desteğiyle kapatılmaya çalışılması, ülkemizde İslamı yaşayan öğrencilere yönelik sistematik ötekileştirmenin ve faşizan çifte standardın maskesini bir kez daha düşürmüştür.
#Hud112
Yeryüzünün tamamı toplansa ve Allah'a ( dibine) zarar vermeye kalksa zerre kadar zarar veremez çünkü din onun koruması altında... Ey kâfirler elinizden geleni yapın. Şüphesiz Allah her şeyi görendir, güç ve kudret sahibidir.
#Hud112