Genel Başkanımız Özgür Özel:
“Tamamı 30 yaşın altındaki üyelerimizin seçtiği Gençlik Kollarımızı, 30 yaşın üzerindeki bir kurul görevden almak istiyor, görev teklif ediyor.
Demokrasiyi kurmuş, bu ülkeye sandığı getirmiş bu partinin bu ayıptan derhal kurtulması gerekir.”
İMAMOĞLU: “BİZİM NE AYAKKABI KUTULARIMIZ, NE GİZLİ KASALARIMIZ NE DE AÇIKLANAMAYAN TAPULARIMIZ VAR”
İBB Davası'nda 55.duruşma gününün başında söz alan Ekrem İmamoğlu, ailesinin yanında kaçırıldıktan sonra kurtarılan Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal ve iddianame ile ilgili konuştu. İmamoğlu, kısa konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Gerçekten bu savunma sürecindeki insicamı bozma konusunda da bizim de sizler kadar hassas olduğumuzu bilmenizi isterim ama bu çok önemli bir olay. Dolayısıyla Hamit Bey'in savunmasının öncesinde bunu sizinle paylaşmam gerekiyordu. Belki bilgi sahibisiniz, belki değilsiniz ama bildiğiniz tarafı şu olabilir: Malumunuz Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı kaçırıldı ve açıkçası bazı detaylarına da ben sabah erken dinlediğim ve okuduğum haberlerden, bir de burada da dinlediğim detaylardan haberdar oldum. Ne yazık ki ağır işkenceye maruz kalmış. Yoğun bakımda ve maruz kaldığı işkence biçiminde neredeyse 36 saat susuz bırakılması, tırnaklarının çekilmesi ve büyük bir işkenceye tabi tutulması söz konusu. Dün burada Barış Bey özellikle yandaş medyadaki kışkırtıcı ve hedef gösterilen bir biçimde beyanlarla ailelerinin tehdit altında olduğunu ve öyle hissettiğini ifade etmişti. Esasen ben de kendimi ayıpladım biraz, meseleyi hafiften aldığımı düşündüm bunları öğrenince. Ki dün yine Ali Rıza Dizdar Bey, Serdal Taşkın ile ilgili de benzer bir uyarıyı yaptığında ben yine meseleyi biraz rutinde karşıladım, tahmin diye karşıladım ama mevzunun ciddiyeti oldukça yüksek.
Bu sabah bu elde ettiğim bilgiler doğrultusunda ifadelerde, işte '200 kilo altın nerede, 500 kilo altın nerede, para nerede?’ diye işkencelere maruz tutulan insanlar, daha doğrusu bu işi yapan insanların bu şekilde soruları sorduğu ve ben de simaen tanıdığım ama kendisini kişisel olarak tanımadığım Genel Müdür Yardımcısı'nın ifadelerinde bunları duyduk. Açıkçası buna sebep olan koşullar söz konusu Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bu da süreç devam eden iddianame ya da benim ifademle iftiranameden kaynaklı ve bunu kendine her gün saçma sapan bir haber kaynağı olarak gören, medyada yazan, çizen ve konuşan insanlar, bu rakamları manşetten duyuruyorlar. İşte Akit, Sabah gibi birtakım mecralarda, rakam vererek yani milyarlar yazarak, ‘Şu kadar altın’ diyerek bunu duyurmaları ve sanki böyle bir hesap varmışçasına yapılan anlatı, gerçekten artık çok büyük bir suç olmaktan çıkmış, artık azmettirici kaynağa dönüşmüştür. Bu azmettirici kaynağın sebebi de az önce ifade ettiğim kurumlardır. Buradaki bulunan insanların ve ailelerinin hedef haline geldiğinin altını çizmek isterim.
İddia makamı dahil, herkes, artık çok büyük bir zan altındadır. Burada kazılan tarlaları, içi aranan kuyuları biz tutuklu kaldığımız yaklaşık 17 aylık süreçte yaşadık. Bunu yapan, televizyonlarda bunu konuşan meczupların hakkında bulunduğumuz hiçbir suç duyurusu, hiçbir dava karşılık bulmamıştır. Altını daha önce bir ifademde çizmiştim Sayın Başkan, yüzlerce başvurumuzdan bir tanesi dahi en ağır hakaret, en ağır küfür, en ağır iftiranın dahi karşılık bulmadığını, tek bir tanesinin hatta son dönemde 50-100 tanesinin nasıl bir sistem ki aynı savcıya düşürülüp, aynı şekilde ‘Kovuşturmaya gerek yoktur’ diye karşılık bulduğunu söylemiştim.
Bu noktada Türkiye'nin bütün, tepeden tırnağa herkesi uyarıyorum. Sizin de bu konuda bilgi sahibi olmanızı istiyorum. Yetkiniz nedir bilmiyorum, ben hukukçu değilim. Sizin yapabileceğiniz bir şey varsa da yapmanızı öneriyorum, çünkü bu davanın bir parçası bu mesele. İddia makamını uyarıyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nı uyarıyorum. Burada bulunan ve bulunmayan herkesin, aşağıda etrafımı sarıp 15-20 kişinin ailesinden şüphelerini, endişelerini dinledim. Bu mesele çok mühimdir. Harekete, gerekli kurumların geçmeye mecburiyeti olduğunu düşünüyorum, davet ediyorum. Hızlıca insanların can tehdidini ve oluşan bu gerçekten dehşet verici, işkenceden cinayete varacak kadar ileriye götürecek zihniyete sahip insanları harekete geçiren iftiracıların, dünkü arkadaşımızın ifadesiyle ‘pişmancıkların’ veya bunların aparatları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmasını önemsiyorum. Zira mesele ağırdır.
Buradan da ilan ediyorum: Bir şey, ortada bir şey yoktur. Bizim ne ayakkabı kutularımız vardır ne gizli kasalarımız vardır ne de açıklanmayan tapularımız vardır. Lütfen bütün kurumlar insanların annesi, babası, ama Erzincan'da ama İstanbul'da ama başka bir yerde, korku ve tehdit altında olduğu bu iklime son verici tedbirler alsınlar."
İmamoğlu’nun bu konuşmasının ardından Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer, dün yarıda kalan savunmasına kaldığı yerden devam ediyor.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel:
“2 milyon üyemiz adına, gençlerin umutları adına, iktidarı değiştirmek isteyen herkes adına ve bu partinin bir evladı olarak, Kemal Bey’i tarihi kararı almaya, ülkeyi ve partiyi bu cenderenin içinde daha fazla tutmamaya davet ediyorum.”
İBB davasında bugün mahkeme başkanı tam 15 ay sonra, emekli maaşları üzerinde tedbir bulunan tutuklu ve tutuksuz tüm sanıkların tedbirini kaldırdı.
Neden bu insanların aldıkları üç kuruş maaşa tedbir koydunuz, bu insanların ailelerini neden zor durumda bıraktınız?
Emel Memiş hocayı üniversiteden tanırım. Benim de hocamdır, Mülkiye’nin sevilen iktisatçılarındandır. 2 hafta sonra NATO Zirvesi yapılacak diye insanları evlerinden toplamak da neyin nesi? Görülmüş şey mi? Bu ülkede sayısız kez böyle toplantılar yapıldı ama bunlar yapılmadı. Trump’ı mutlu göndermek için bunca olağanüstülüğe değer mi?
Yok artık, dedim. Telefonu kapar kapamaz araştırdım... Doğruymuş. H.H. adlı kişinin, Özgür Özel’in memleketi Manisa’da belediyeye ait ağaçları keserken yakalandığına dair bir mahkeme kararı varmış. Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesi 26 Şubat’ta verdiği kararla, H.H. adlı o kişiyi yaklaşık üç yıl hapisle cezalandırmış. Ve işte o H.H., şimdi İzmir il başkanlığındaki olaylı anlarda CHP kurmaylarının hemen arkasında “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganı atıyordu...
Cumhuriyet’te, Arka Bahçe’de yazdım 👇🏼
https://t.co/BDisuQfH05
Ekrem İmamoğlu ailelerin can güvenliğine dikkat çekti:
Buradan ilan ediyorum: Bizim ne ayakkabı kutularımız vardır ne gizli kasalarımız vardır ne de açıklanmayan tapularımız vardır.
Lütfen bütün kurumlar insanların annesi, babası, ama Erzincan'da ama İstanbul'da ama başka bir yerde, korku ve tehdit altında olduğu bu iklime son verici tedbirler alsınlar.
#ibbdavası
Bugün, 3 yıldır devam eden Salacak Sahili’nde uğradığım saldırıyla ilgili davanın duruşması vardı.
Duruşmaya fiziken katılma talebim uygun görülmedi ve cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katılmamın yeterli olduğuna karar verildi. Hiçbir sanığın katılmadığı duruşmaya, Marmara Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan SEGBİS üzerinden katıldım.
Bir kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla saldıran, yaralayan ve linç etmeye çalışan kişiler bugün özgürce hayatlarına devam ediyor, kamu alanlarında ticaretlerini sürdürüyor. Ben ise kamu görevimi yaptığım için tutukluyum.
Sonucun ne olduğunu merak edenler olacaktır. Dosya için Aralık ayına yeni bir duruşma günü verildi. Böylece dava dördüncü yılına doğru ilerliyor.
Bugün, 3 yıldır devam eden Salacak Sahili’nde uğradığım saldırıyla ilgili davanın duruşması vardı.
Duruşmaya fiziken katılma talebim uygun görülmedi ve cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katılmamın yeterli olduğuna karar verildi. Hiçbir sanığın katılmadığı duruşmaya, Marmara Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan SEGBİS üzerinden katıldım.
Bir kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla saldıran, yaralayan ve linç etmeye çalışan kişiler bugün özgürce hayatlarına devam ediyor, kamu alanlarında ticaretlerini sürdürüyor. Ben ise kamu görevimi yaptığım için tutukluyum.
Sonucun ne olduğunu merak edenler olacaktır. Dosya için Aralık ayına yeni bir duruşma günü verildi. Böylece dava dördüncü yılına doğru ilerliyor.
Ankara'da NATO zirvesi dolayısıyla valiliğin yasak kararının ardından, geniş çaplı bir operasyon düzenlenmiş. Sabah saatlerinde çok sayıda adrese baskın yapılmış, gazeteciler ve avukatlar gözaltına alınmış, bazı evlerin kapıları kırılarak aramalar gerçekleştirilmiş.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı operasyonların "terör örgütlerinin ülke genelindeki eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilmesi" amacıyla yürütüldüğünü açıkladı. Toplam 241 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, 209 kişinin gözaltına alındığı ve şüpheliler hakkında 24 saat avukatla görüşme kısıtlaması uygulandığı belirtiliyor.
Ülkemizde meseleyi "terörle mücadele" başlığına sıkıştırınca her şey mubah görünüyor: kapının kırılması da, sabaha karşı yapılan gözaltılar da, avukata erişimin engellenmesi de hukuka uygunmuş gibi sunuluyor.
Değil.
Hukuk devletinin en temel bazı zorunluluklarını tekraren hatırlatmış olalım: Gözaltı, ceza muhakemesinde istisnai nitelikte bir koruma tedbiridir; önleyici idari tedbir değildir. Hiç kimse, ileride suç işleyebileceği yönündeki varsayımlara dayanılarak özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Zirve öncesi getirilen toplu yasak ile bu ölçekteki bir gözaltı dalgasının üst üste gelmesi, somut suç şüphesinden değil, "muhtemel eylem" ve "muhtemel fail" varsayımından hareket edildiğini düşündürüyor.
Her ne kadar bizde sıradanlaşmış olsa da bu, ceza hukukunun fiile değil faile yönelen tehlikeli bir mantığıdır; hukuk devletinin reddettiği bir fişleme refleksidir.
Aynı sonuca daha hafif bir araçla ulaşılabiliyorsa, daha ağır müdahaleye başvurulması ölçülülük ilkesinin (özellikle gereklilik, yani en hafif aracın seçilmesi ölçütünün) açık ihlalidir. Kapıyı çalmak yeterliyken milletin sabaha karşı kapısını kıramazsınız.
Ülkemizde bu temel ilkelerden çok uzaklaşmış olduğumuzu, birçoğu için bu hatırlatmaların da anlamsız göründüğünü elbette biliyorum. Buna rağmen bıkmadan, usanmadan hukuku yok sayanlara görevlerini hatırlatmış olalım. Olur ya bazılarına belki tesir eder. En azından milletimize unutturmaya çalıştıkları hukukun unutulmamasına katkı sağlamış oluruz. Ayrıca yargı ve kolluğun hukuksuz uygulamaları o kadar sıradan hale gelip fiili norma dönüştü ki uygulamada bulunan birçok kişinin anayasal devletin temel gerekliliklerini unutmuş olmaları dahi kuvvetle muhtemel.
Bunların ötesinde kişinin avukatıyla görüşmesinin keyfi biçimde 24 saat süreyle engellenmesi, savunma hakkının fiilen askıya alınması anlamına gelir. CMK'nın tanıdığı bu kısıtlama imkânı, savunma hakkının özüne dokunacak biçimde uygulanamaz. Avukata erişim, adil yargılanma hakkının daha ilk anından itibaren güvence altındadır.
Savunma hakkı, devletin uygun gördüğü zamanlarda tanınan bir ayrıcalık değil; adil yargılanma hakkının ayrılmaz ve vazgeçilmez unsurudur.
Daha da önemlisi, ceza muhakemesinin temel mantığı, delillerin ortaya koyduğu makul suç şüphesi üzerine soruşturma yürütülmesini gerektirir. Hukuk devletinde soruşturma, mevcut delil ve olguların değerlendirilmesi sonucunda başlatılır; soruşturma işlemleriyle sonradan suç şüphesi oluşturulması veya şüpheyi haklı gösterecek deliller aranması bu mantıkla bağdaşmaz. Aksi yaklaşım, masumiyet karinesini yok sayar ve ceza muhakemesinin amacını tersine çevirerek hukuk güvenliği ilkesini anlamsız kılar.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne kayyım atanması CHP’nin iç meselesi olmaktan çok uzaktır, Türkiye’de demokrasiye karşı bir darbedir.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde “Türkiye’de muhalefete baskılar ve yargının işleyişi” başlıklı güncel işler oturumunda kurultay davasının ne anlama geldiğini anlattım.
Ankara’da hakkı için direnen öğretmenlere yapılan polis saldırısı düpedüz düşman hukuku uygulamasıdır, lanetliyorum!
Öğretmenleri yaralayanlar, gaza boğanlar, coplayanlar ciddi bir suç işliyorlar, derhal bu şiddet eyleminden vazgeçin!
Timur Soykan: “AKP’li vekiller Meclise de gitmiyorlar. 79 milletvekili sahte pusula gönderiyor; meclise gelmeden “buradayım, oy veriyorum” diye sahte pusula veriyorlar.
Adamlara dünyanın maaşını ödüyoruz, ömürleri boyunca da bakıyoruz; ve bu kişiler meclise gitmiyorlar.
Ve ne biliyor musunuz hikâye? Suudi Arabistan gelecek, İç Anadolu’da güneş enerji üretim tesisi açacak. Bütün vergilerden muaf olacak, tahkim de Türkiye’ye bağlı olmayacak, yurt dışına bağlı olacak. Sonra bize satacak; bir de garanti verilecek üstüne. Kapitülasyon.
Peki bu yasayı kim geçiriyor? Meclise gelmeyip 79 sahte pusula gönderenler.”
İktidar değişikliği olursa Türkiye'yi batıran başkanlık sisteminden kurtulmak için anayasa değişikliği ile uğraşmaya gerek yok. Mühürsüz oylar nedeniyle herhangi bir mahkemeden "mutlak butlan" kararı çıkarttırılır olur biter. Bu şekilde direkt parlamenter sisteme dönülür. Bu kapıyı kendileri açtı.