Oralı "dasein", her şeyin “aralıksız gözüktüğü ve yittiği ortada yer almak”, arada/arayı oladurmaktır. Bilinç yani, hem akledilir hem hissedilirlerin bitme yeridir, yeter ki biteni yerin kendisi sanmayın. Rolünüzde yitmeyin.
@ekzz123 İşte orada iki an üst üste biniyor. Evet, bir ritim var ve dışarıdan ölçen iki ritim arasını aynı ölçer ama sen o iki eş ölçülü anlamda aynı miktarda ikmat ediyorum diyebilir misin? Gazellerde mesela, her beyitte ayrı ayrı ikamet süreleri vardır. Bilincin anı gerçekten genişler.
Gün yirmi dört saattir denmeseydi iki günün eşitliğine kim inanırdı!? Güneş her gün yenidir çünkü her gün farklıdır.
Kastım şu, dostlarınla birlikte convivial bir gece geçirirken o an genişler, bilinçleri içinde barındırtır denli. İçinden ne şanslıyım ya dersin. Bilinçli olduğundan her anı başka başka yaşıyorsun çünkü belki de an diye bir şey yok? Hep oladuruyorsun, bazen öyle bazen böyle. Varlık tecrübesi bize zamanın anlarının aynılığını bildirmiyor ki, her an gerçekten başka başka uzunluklarda yaşanıyor. Ama makine, bilinci olmadığından, her anı eşit uzun(suz)lukta duraduruyor. Olmuyor o. Ama sen oluyorsun.
Ayrıca, dikkat et, bir noktada olmak anı yani zamana olmaya, bunun doruğu da "ne şanslıyım" hissi ile öbürleriyle birlikte-olurken hissettiğin genişlemiş anı olmaya dönüyor. Ama kişi başkasının da yapabileceği bir işi kendi bilincini hissedemeden mekanikleşerek yapınca makinenin zamanına dönüyor. Heidegger'in varlık ile (hediye) vermek ile teşekkür ve tefekkürünün birliği fikrini buralardan düşünmeliyiz.
@gokcebun "makinenin cinsdeş birimler halinde bir bir diye ilerleyen zamanına kapılınmamışsa" bundan kastın ne? Zamanı birimlere bölmek mi? Yani işlem yapabilmek için zamanı birim adımlarla ele almak gibi mi?
Toplumsal olanın varlıksal olanın önüne geçmesi de bundan. Fiilileşme demek olan ahlak, ancak geleceğe konmuş bir idealdir ve toplumsal faaliyette onu hedef belledikçe gelişirsin ama varabileceğin de yoktur.
Oysa tanrı işin içine katıldı mi iş böyle kestirip atılamaz.
Tanrı, kendisi yalın ve seni karmaşıklığıñda varlıkta işler tutandır. Şimdi burda bir seyrandır, ufka dikilecek göz değil.
Hiç batmayandan nasıl saklanılır?
Her eyleminde tam da onunla etkileşimini gözetmektir.
Bunu negatif veya pozitif alın. İster kibirle mücadele, ister varlığı seyir vd.
Hangi fiil bizi karmaşıklıktan salar? Düşünmek elbette.
GAYE kavramının iki belirişi
Varlığı(nızı) her an etkilemedeki bir anlam/düşünülür fikriniz varsa, gaye, kendinizdeki karmaşıklığı azaltıp ona benzemektir ve bu her an sürer.
Yoksa ancak gelecekte gerçekleşebilecek koyulmuş bir idealdir.
Din ile kadim felsefe ilkinde birdir.
Bu melankolik, varlık yokluk sancılı sanatçı da ikincisindendir. Onlar başlangıçta bir ızdırap noktasıdır süreçte kendilerini boşuna gelişimle var kılarlar. Oysa tersten bakmak daha ufuk açıcı, zaten kendini karmakarışık buluyorsun, basitleş!
GAYE kavramının iki belirişi
Varlığı(nızı) her an etkilemedeki bir anlam/düşünülür fikriniz varsa, gaye, kendinizdeki karmaşıklığı azaltıp ona benzemektir ve bu her an sürer.
Yoksa ancak gelecekte gerçekleşebilecek koyulmuş bir idealdir.
Din ile kadim felsefe ilkinde birdir.
Meditation is the opposite of sleep, right? At the same time, meditation and sleep are the only states without intention we can experience while we live. Thus we can say that the deepest wakefulness shares a unique quality with the deepest sleep.
Özel burada evrimin canın kendisi hariç bütün özelleşmelerini tarihselleştirmesini, insanın aleladeleştirilmesi olarak yanlı yorumluyor.
Tam tersine, artık bütün canlıların aynıdan geldiği ispatlanmıştır ve bu bir rahmet ahlakını vadeder diye de savunursunuz.
BİLGİNİN DÜNYASINDA DEĞİL,
BİLİMİN DÜNYASINDA YAŞIYORUZ
...
Bilim yalnızca insanların bulunduğu “yer” değil, aynı zamanda insanları da alelâde saymaya yol açacak bir görüş getirmiştir, insan yalnızca öteki insanlar gibi değil, öteki canlılar gibidir. Darwin teorisinin doğru veya yanlış sayılmasının insanların canlılar âleminin herhangi bir üyesi olduğu görüşünü değiştirmediğini söyleyebiliriz. Evrim veya tekâmül nazariyesini doğrulamak veya yanlışlığını göstermek isteyen her kim olursa olsun bilime özgü bir dil ve mantık kullanmak zorunda kalacak ve sözlerini ulaştırmak istediği insanları omurgalılar, hormonlar dünyasına sokacaktır. Yani insanlar ve insan; mineraller, bitkiler, hayvanlar arasındaki alelâde yerinden kurtulamayacaktır.
...
İsmet Özel, Tahrir Vazifeleri
Bu böyle aleladeleştirilme şeklinde alımlanıyor, bu doğru ama bir olgunun tek alımlanışı bu değildir. Gerçi millet daha evrim deyince can ve canlı ayrımını geçtim herhangi bir içerimi yakalayamıyor. Düşüncede kritik bir eşik bu evrimi anlayıp anlamama, kabulden bağımsız.
Buna ne yazayım ya. Vaktin oğlu olmak falan..
Saadet anında bile iktidar korkusunun kölesi olanın ömrü onulmaz. Biraz kendini bırak, tecrübe (exPERience, erfahrung) ve tehlikenin (PERil, gefahr) kökteşliğini hisset.
Bir arkadaşımın babası kızına düğün hediyesi olarak 7 milyonluk ev aldı. Tapuyu da kızının üstüne yaptı. Nişanlısı bunu öğrenince o evde oturmayacağını söylemiş.
Sebebi de “Yarın kavga ettiğimizde beni evden kovabileceğin bir yerde koca olamam” demesi.
Kız da “O zaman evin yarısının parasını öde, tapuya ortak ol” demiş. Çocuğun bunu karşılayacak parası yok.
Şimdi hazır ev boş duruyor. Bunlar evlenince kiraya çıkacaklar ve çocuk her ay kira ödeyecekmiş.
Paran yok, evin yok ama 7 milyonluk evi reddedecek kadar gururun var.
Ben gerçekten karar veremedim. Bu adamın yaptığı eziklik mi, yoksa ilişkide güç dengesini korumaya çalışmak mı?
İbn Arabi ve Heidegger, iki edat düşünürü, bunu çok iyi idrak etmişti.
Dil varlığın evidir sözü, bilinç ile varlığı (dasein ile dünya, yokluk ile varlık) ayrıştırılamaz görmenin bir sonuç cümlesi. Elbet varlığın evi çünkü bilinç dil ile dilce olur.
Deyin ki dil retoriği. Oysa derim ki, sen diyorsun insan zamanda yaşar, oysa bu zaman ve yaşamak tecrübesini tüketmiyoe ki. Mecaz kalıyor. İnsan zamandan, zamanda, zamanla, zamanı, zamanca, zamansı yaşar. Düşünce inceledikçe gramerin, bilincin yaşama tarzları olduğu çıkıyor.
O dairede düşünürsünüz, düşünmek yaşamak demektir ya, dairede belirip duracak sorularla/soruları/sorularda yaşarsınız. Siz o dairesiniz. Sizde belirip duran sorularınız büyümüşse yaşamınız büyümüş demektir.
https://t.co/EZ8NSEgS7l
Şiir dersiniz, dile varırsınız, oradan düşünmek fiillerine, fark edersiniz ki her kelime aynı ve bir anlamlarını ve onlar da var ve olmak anlamlarını var sayıyor, sonra olmak ne diye sorunca bilinci görürsünüz, bilinçten zamana, zamanın ve varlığın mazharı âna varırsınız. Daire.
Felsefenin usulü sorunu, hangi güzergahı seyredeceğiz sorunu da olabilir, seyirde uğranılan düşünce uğraklarında nasıl düşüneceğiz de. Nereden başlasan varlığa varıyorsun, birincisi dert değil(!) İkincisi ise bir şeye DAİR soru sorarsınız, bir DAİRE açılır, orada düşünürsünüz.
O dairede düşünürsünüz, düşünmek yaşamak demektir ya, dairede belirip duracak sorularla/soruları/sorularda yaşarsınız. Siz o dairesiniz. Sizde belirip duran sorularınız büyümüşse yaşamınız büyümüş demektir.
https://t.co/EZ8NSEgS7l