@medicalpark@MP_Destek geçen hafta randevum olduğu halde, olamadığım muayene yüzünden Bahçelievler şubenizdeki hasta hakları birimine şikayet kaydı açtırdım. Herhangi bir dönüş yada çözüm olmadığı gibi, üstüne bir de sistemde "muayene tamamlandı" şeklinde görünüyor ve sigortam-
Japon bilim insanları, gri saçlarla ilgili şok edici bir haber keşfetti.
Bu, vücudunuzun kanser yerine hayatta kalmayı seçmesiyle ilgili.
Bilmeniz gereken her şey (ve saçlarınızı koyu tutmanın yolu) burada:
Ünlü bir sinir bilimci var: Robert Sapolsky.
“Zebralar Neden Ülser Olmaz?” adlı kitabında tam da taşı gediğine koyuyor.
Doğada bir zebra düşün.
Bir aslan tarafından kovalandığında inanılmaz bir stres yaşar. Kalp atışı hızlanır, kortizol yükselir, beden alarma geçer. Ama bu kriz kısa vadelidir. Ya kaçıp kurtulur ya da ölür. Eğer kurtulursa birkaç dakika sonra yeniden otlamaya başlar.
Aslan da bir sonraki hafta ne yapacağını düşünmez.
Emeklilik fonunu hesaplamaz.
Sosyal statüsünü sorgulamaz.
Modern insana geldiğimizde işler değişir.
Fiziksel bir tehdit olmadan, sadece düşünce gücümüzle geçmişi ve geleceği şimdiye taşıyarak bedenimizi sürekli alarm halinde tutmayı başardık. Bravo bize.
İşte insan stresini hayvanlardan ayıran temel fark burada başlıyor: bilinç.
Bu noktada bir başka önemli isim devreye giriyor: Antonio Damasio.
“The Feeling of What Happens” kitabında çok net bir ayrım yapıyor.
Diyor ki:
Duygular (emotions) biyolojik ve bedensel tepkilerdir.
Hisler (feelings) ise bu tepkilerin zihinsel deneyimleridir ve bilinç gerektirir.
Yani korku bir duygudur.
Ama “ya tekrar olursa?” diye zihinde dönen endişe bir histir.
Zebra aslanı gördüğünde korku yaşar.
Aslan gittikten sonra korku biter.
Ama insan…
O aslan gittikten sonra da zihninde yaşamaya devam eder.
“Ya yarın yine gelirse?”
“Ya bir dahaki sefere kaçamazsam?”
“Ya herkes benim zayıf olduğumu anlarsa?”
Biz duyguyu zamana yayarız.
Tehdidi zihinsel olarak üretiriz.
Henüz olmamış olana karşı bedenimizi savaşa sokarız.
Literatürde buna “öngörüsel endişe” denir.
Yani ortada gerçek bir aslan yoktur.
Ama beden yine de koşuyormuş gibi yaşar.
Sorun stres değil.
Sürekli açık kalan alarmdır.
Ve modern insanın en büyük paradoksu şudur:
Zekâ sayesinde geleceği planlayabiliyoruz.
Ama aynı zekâ yüzünden hiç gelmemiş tehditler için bugünümüzü yakıyoruz.
Son 20 yılda özellikle kolorektal, pankreas, meme ve tiroid gibi kanserlerin 50 yaş altındaki insidansında artış gözleniyor. Bu durum “early-onset cancer” olarak tanımlanıyor.
Peki neden?
En güçlü adaylar:
• Ultra işlenmiş gıdalar ve yüksek glisemik yük → kronik insülin/IGF-1 aktivasyonu
• Obezite ve viseral yağlanma → inflamasyon ve hormonal değişimler
• Mikrobiyota değişimi → bağırsak bariyeri ve metabolitler üzerinden etki
• Sedanter yaşam → mitokondriyal stres ve metabolik bozulma
• Çevresel maruziyetler → endokrin bozucular, mikroplastikler
• Uyku ve sirkadiyen ritim bozulması → epigenetik regülasyon kaybı
Bu faktörlerin çoğu DNA mutasyonundan ziyade epigenetik mekanizmalar üzerinden etkili.
Yani gen değişmiyor, genin nasıl çalıştığı değişiyor.
Bu da şu anlama geliyor:
Risk sadece “genetik kader” değil, çevresel ve davranışsal inputların bir sonucu.
Ne yapılabilir?
• Glukoz ve insülin dalgalanmalarını minimize et
• Liften zengin, düşük işlenmiş beslen
• Düzenli egzersiz yap (özellikle direnç + aerobik)
• Uyku kalitesini optimize et
• Gereksiz kimyasal maruziyeti azalt
Kanser artışı rastgele değil. Modern yaşamın biyoloji ile uyumsuzluğunun bir çıktısı.
Kaynaklar:
Sung H. et al., CA Cancer J Clin. 2021 – Global cancer statistics
Siegel RL. et al., CA Cancer J Clin. 2023 – Cancer statistics
Ng M. et al., Lancet Public Health. 2019 – Early-onset colorectal cancer trends
Ugai T. et al., Nat Rev Clin Oncol. 2022 – Early-onset cancer review
Zhang Y. et al., Nature Reviews Cancer. 2023 – Lifestyle and cancer mechanisms
30 yıllık bir öğretmenin paylaşımı
Meslek bana şunu öğretti: Odasını toplayan çocuk hayatını da toparlıyor, marketten alışveriş yapan çocuk, ilerde kendisi için doğru seçim yapmayı öğreniyor, bağımsız dolmuşa binen çocuk, il dışına gidince her yolculuğun sonunda bir durak var deyip, barınma ve kalmayı öğreniyor.
Hayatı boyunca onu taşıyacak tek dört teker aracın anne ve babasın da olmadığını öğreniyor, korkmuyor... Yanlışı yüzüne uygun dille söylenen çocuk, hatasını ört pas etmek için yalan dolan bahane üretmiyor, hata benim diyebiliyor.
Bulaşık makinesi boşaltan çocuk beynini de boşaltmayı becerebiliyor. Babasının nasıl para kazandığını gören çocuk, kendisi için ayrılan bütçeye saygı duymayı öğreniyor. Aç kalınca istediği yemeği vermezseniz, her zaman istediği yiyecek ile tokluk olmayacağını öğreniyor.
Çocuklar için akademik destek veremeyebilirsiniz ama sorumluluk vermek, ileride alacağınız doğru bir yatırımdır.
İsveç’te öğretmenlik yapan Türk vatandaşının paylaşımı:
“Sınıf kapısı sadece benim anahtarımla açılıyor. İçeriden de kilit sistemi var, içeriye doğru açılıyor kapı. Sınıflarda acil çıkış pencereleri var. Sınıfların hepsi birbirine bağlı. Çünkü çocukların koridorları kullanmaması gerektiği acil durumlarda kaçmaları için…
İsteyince her şey olur…”
(🎥 Ayfer Yil)
🚨 Sosyal medya bağımlılığı gençleri siber zorbalığa sürüklüyor!
Biraz uzun ama okuyun bu zorbalığın temel sebeplerinden biri nedir anlayacaksınız...
Üsküdar Üniversitesinde 2023 yılında bir tez yayınladık (Adli Bilimler Enstitüsü Y.L. tez anışmanlığımda).
18-25 yaş arası 71 genç yetişkinle yaptığımız araştırmada net çıktı: Sosyal Medya Bağımlılığı ile Siber Saldırganlık arasında anlamlı pozitif ilişki (rho = 0.336, p<0.05) Genel saldırganlık ile siber zorbalık arasında daha güçlü ilişki (rho = 0.426, p<0.05)
Bu etki çok daha küçük yaşlarda (8-12 yaş çocuklarda) da başlıyor olabilir. Çok yerinde bir kararla 15 yaş altına sosyal medya yasağı getirdik ve bu özgürlüğün kısıtlanması olarak algılandı. Şimdi neden doğru olduğunu daha iyi anlıyoruz!
Online’da biriken nefret, gerçek hayatta zorbalığa ve fiziksel şiddete dönüşme potansiyeli taşıyor.
Tez doğrudan 18-25 yaş grubuna odaklansa da, belirttiğimiz gibi siber zorbalık ve saldırganlık araştırmalarının büyük kısmı zaten ergen ve çocuklarda yoğunlaşıyor.
Günümüzde çocuklar ortalama 8-9 yaşında ilk akıllı telefonunu alıyor ve TikTok/Instagram/YouTube Shorts gibi platformlara maruz kalıyor. Hatırlatırım bugün zorbalık yapan 14-15 yaş grubu bu çocuklar, sosyal medya ile büyümüş çocuklar.
Beyin gelişimi (prefrontal korteks henüz olgunlaşmamış) nedeniyle impuls kontrolü zayıf, ödül sistemi ise aşırı hassas.
Bu yaş grubu bağımlılık riski daha yüksek ve “sosyal onay” ihtiyacı dorukta.
Tezdeki korelasyonu küçük yaşlara genellediğimizde: çok daha şiddetli ve kalıcı etki beklenir.
Erken maruziyet, beyinde “saldırganlık devrelerini” kalıcı olarak güçlendirebilir.
Bilimsel çalışmamızda siber saldırganlık ile genel saldırganlık (Buss-Perry ölçeği) arasında rho=0.426 gibi güçlü bir ilişki var.
Bu, online saldırganlığın offline saldırganlıkla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Literatürde de bilinen bir gerçek:
Siber zorbalık yapanların %60-70’i aynı zamanda geleneksel (okulda/yüz yüze) zorbalık yapıyor.
Anonimlik + anlık dopamin + empati eksikliği → inhibisyon kalkıyor.
Tekrarlanan online şiddet, “desensitizasyon” (duyarsızlaşma) yaratıyor; kişi gerçek hayatta da şiddeti daha normal görüyor.
Siber zorbalık sıklıkla fiziksel şiddete zemin hazırlıyor (kavgalar, yaralama, hatta daha ciddi olaylar). Özellikle ergenlik öncesi dönemde bu geçiş çok daha hızlı olabilir.
Tezimiz genç yetişkinlerde alarm zillerini çalıyor demişti ama asıl tehlike daha küçük çocuklardaydı ve bu çocuklar bugün 14-15-18 yaşında.
Erken yaşta bağımlılık + siber zorbalık döngüsü kırılmazsa, dijital şiddet fiziksel şiddete dönüşebilir. Aileler, okullar ve platformlar acilen harekete geçmelidir.
Dün Şanlıurfa, bugün de Kahramanmaraş’ta okullarda kan akıtılması maalesef tekil vakalar değil. Son birkaç yıldaki kanlı saldırılar, bugünlerin habercisiydi. Küçük bir dipnot, Yusuf Tekin 2023’te göreve geldi.
📍 İstanbul (7 Mayıs 2024) Okul müdürü İbrahim Oktugan, eski öğrencisi tarafından öldürüldü
📍 Karaman (Ekim 2024) Bir öğrenci, okul spor salonunda arkadaşını öldürdü
📍 İzmir (Kasım 2024) Okul bahçesinde bıçaklı kavga, 5 kişi yaralandı
📍 Bolu (Kasım 2024) Okulda bıçaklı saldırı, yaralılar vardı.
📍 Konya (Haziran 2025) Silahlı saldırıda rehber öğretmen öldürüldü
📍 Konya (Şubat 2025) Bir öğrencinin üniversitedeki silahlı saldırısında 1 kişi öldü, saldırgan intihar etti.
📍 Konya (Şubat 2025) Bir öğrencinin yakını okula gelip ateş açtı, bir öğretmen yaralandı
📍 Mersin (Aralık 2025) 12 yaşındaki öğrenci, okul müdürünü tüfekle ağır yaraladı.
📍 İstanbul (Ağustos 2025) Boğaziçi Üniversitesi’nde silahlı saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti
📍 İstanbul (Mart 2026) Bir öğrencinin silahlı saldırısında 1 öğretmen hayatını kaybetti, 2 kişi yaralandı
Ve dün Şanlıurfa, bugün Kahramanmaraş.
🚨 ÖĞRETMENLERDEN MEB'E, SENDİKALARA VE YETKİLİLERE ACİL ÇAĞRI!
✅ Tüm okullara Polis ya da Güvenlik görevlisi atanmalı.
✅ Her okula turnike koyulmalı. Okula girişler tek noktadan yapılmalı, ziyaretçiler kayıt altına alınmalı.
✅ Okulun önemli yerlerinde alarm düğmesi olmalı. Güvenlikle ilgili sorun olduğunda butona kim yakınsa basmalı.
✅ Sorunlu eski öğrencilerin okula girişi hatta okula 1 km yaklaşması yasaklanmalı!
✅ Öğretmenlere tam yetki verilmeli!
✅ Sosyal medyada öğretmen düşmanlığı yapanlara kin ve nefretten işlem yapılmalı!
✅ Öğrencilerin sorunlarını erken fark etmek için daha fazla Psikolojik Danışmanlar atanmalıdır.
✅ Öğretmen ve personeller için şiddet ve kriz yönetimi eğitimleri verilmelidir!
✅ Okul çevresinde Polis sürekli devriye yapmalı !
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'tan AKP'lilere:
"Burada söylenen şeyleri doğrudur zannediyorum, ilgili yerlere soruyorum, tamamen yalan çıkıyor.
Niye yapıyorsunuz bunu?
Ramazan'da dans yalanıyla tüm ülkeyi meşgul ettiniz."
Önce pankreas kanseri teşhisi konan ama daha sonra hastalığının böbrek üstü bezi kanseri olduğu anlaşılan kadının kızı Melek Öztürk o günlerde henüz 16 yaşında idi.
Teşhiste yanlışlık ve tedavide gecikmeler annesinin ölümüne yol açmış ve genç kızı çok etkilemişti.
Kanserleri çok erken teşhis edebilecek bir yapay zeka sistemi üzerinde çalışmaya başladı.
Okulunun "Matrix" adlı matematik kulübü aracılığıyla, topolojik ve diferansiyel analiz kullanarak patolojik görüntülerden saniyeler içinde böbrek hücreli karsinomu tespit edebilen ONCOMathRIX adlı bir yapay zeka sistemi geliştirdi.
537 açık kaynaklı veri kümesi üzerinde test edilen sistem, %97 doğruluk oranına ulaştı.
👏👏👏
Davranışsal Bağımlılıklara Bilimsel Bir Bakış
Madde kullanımı olmaksızın gelişen davranışsal bağımlılıklar, günümüz psikiyatrisinin en dinamik çalışma alanlarından biri. NotebookLM ile hazırladığım bu özetlerde, literatürün güncel verilerini bulabilirsiniz:
• Prevalans: Akıllı telefon bağımlılığı %27, sosyal medya bağımlılığı ise %17 seviyelerine ulaşmış durumda.
• Tanısal Statü: Kumar Bozukluğu DSM-5’te resmi bir tanı iken; Oyun Bozukluğu (Gaming Disorder) artık ICD-11’de yer alıyor.
• Komorbidite: Özellikle DEHB (OR 2.9) ve depresyon (OR 2.7-4.1) ile güçlü bir birliktelik söz konusu.
• Tedavi: %95 araştırma konsensüsü ile Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) birinci basamak tedavidir.
Detaylar ve nörobiyolojik mekanizmalar için görselleri kaydırabilirsiniz.
#DavranışsalBağımlılık #Psikiyatri #Psikoterapi #Bağımlılık #Akademik #BDT #MentalSağlık #KumarBağımlılığı #TeknolojiBağımlılığı
bol bol kitap okumak, film izlemek, dünyayı dolaşmaktı hayalimiz; ucuz tuvalet kağıdı bulunca mutlu olan, faturaları kazasız belasız yatırınca başka bir şey aramayan, yağan yağmuru pencere önünde izleyip barajların dolması için dua eden emekli amcalara dönüştürdü hayat bizi.
Şükran duygusu yoksa: Beyindeki stres merkezi (amigdala) aşırı çalışır. Mutluluk ve motivasyon hormonları (dopamin, serotonin) azalır. Stres hormonu (kortizol) yükselir. Kişi daha kaygılı, olumsuz düşünceli ve stresli hisseder.
Şükran duygusu varsa: Beynin ödül ve sakinlik bölgeleri devreye girer. Mutluluk hormonu (dopamin) ve güven hormonu (oksitosin) artar. Stres hormonu azalır. Beyin daha huzurlu, motive ve pozitif çalışmaya başlar.
Düzenli şükretmek beyni pozitif moda geçirir. Daha mutlu, güçlü ve stressiz bir hayat için en kolay yöntem: Her gün bir önceki günden farklı üç şeye şükretmek.