Üstad: Ey kavmi içinde Nuh'un duasını kabul eden, ey düşmanlarına karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u Yakub'a geri döndüren, ey Eyyub'dan hastalığı gideren, ey Yunus'un imdadına yetişen Allah'ım! Bütün bu makbul dua sahiplerinin sırları hürmetine, sıkıntılarımızı gider...
@aerkan080 Mesajlar eleştirinin ötesinde, kesinlikle hakaret. Dolayısıyla kabul edilemez. Ancak "Sizden gelenler" ifadesi çok genelleyici. Silerseniz ya da düzeltirseniz iyi olur.
@bilgiselanaliz Attığın iftiranın ölçüsü şerefsizliğinin seviyesini gösteriyor. Bu kadarını da ilk defa duyuyorum. Çok ahlaksız, seviyesiz, şerefsizce bir iftira. Şerejsizliğin bir seviyesi olmalı diyorsun ama bu şeytanın ruhu, vicdanı o kadar bozuk ki şeytan bile bu adamdan utanmıştır.
Konuşan kişi, Tunuslu felsefe profesörü Fethi Miskini. Martin Heidegger'in Varlık ve Zaman'ını Arapça'ya çevirmiş ve ödül almış. Sıkı durun, bakın ne diyor: "Miras bıraktığımız bu kimlik artık bir işe yaramıyor. Gelecekteki yaşamı inşa etmek için kullanışlı değil."
Miskini, dini anlatılar döneminin bittiğini savunuyor. İnsanlığın ve evrenin kökenini artık din insanları ya da eski tarihçiler değil; genetik, jeoloji ve astronomi gibi pozitif bilimler açıklıyor. Dolayısıyla eski dini/tarihi öykülere sığınmak din mensuplarını çağın dışına atacak.
Yeni nesil, bizim onlara dayattığımız geleneksel/dini mirasın modern dünyada hiçbir işe yaramadığını görüyor ve bize "Yeter artık, bu eskimiş fikirlerle geleceği kuramayız!" diyor.
Önemli olan çocuklara soyut dini/mistik vaatler sunmak değil; onlara bu dünyada gerçekten yaşanabilir, mantıklı ve sürdürülebilir bir hayat modeli sunabilmek.
Konuşmasının videodaki bölümünde şöyle diyor Miskini:
Nietzsche şöyle der: 'Maziye her dönüş, kaçınılmaz olarak barbarlıkla sonuçlanır.'
Artık hiç kimse geçmişin sunduğu hikâyelerin/efsanelerin arkasına sığınamaz. Çünkü geçmişin hikâyesini artık jeologlar, gökbilimciler ve genetikçiler yazıyor.
Yani birinin kendi köşesinde oturup 'insanlığın hikâyesini' kafasına göre baştan yazabileceği devir kapandı.
Bizden birinin çıkıp hiç utanmadan 'Yaratılış ve Tarih' diye kitaplar yazması, bilmem nereden başlayıp nerelere kadar anlatması... Bu tam anlamıyla epistemolojik bir maskaralıktır.
Peki ben neden 'Özgür İnanç Son Şanstır' diyorum? Benim çocuklarım var. Bence her baba, çocuklarının kendisiyle olan ilişkisinde ve içine doğdukları medeniyetin sınırında durup kendisine şöyle bağırdıklarını hisseder: 'Basta! (Yeter!) Enough! (Yeter artık!)'
Çocuklar bize der ki: 'Sizin bize miras bıraktığınız bu kimlik/soy artık bir işe yaramıyor. Gelecekteki yaşamı inşa etmek için kullanışlı değil.'
Benim derdim inançmış, dinmiş, ahiretmiş falan değil. Benim tek derdim; oğluma, ona sunduğum yaşam biçiminin yaşanabilir, sürdürülebilir ve gerçekçi olduğuna ikna etmektir.
Middle East Forum Observer
“Erdoğan, Türkiye’nin En Başarılı Darbe Lideri Haline Geldi”
11 Temmuz 2026
Yazan: Michael Rubin
https://t.co/RczozDwnyW
15 Temmuz 2026, Türkiye’nin “Reichstag Yangını” darbesinin onuncu yıldönümü olacak. Sözde darbeyi “Allah’ın bir lütfu” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisini devirmeye yönelik olduğu iddia edilen girişimi, siyasi rakiplerine, sivil topluma ve dinî hoşgörüye karşı kapsamlı bir baskı kampanyası yürütmek için bahane olarak kullandı. Erdoğan’ın güçleri 300 binden fazla kişiyi gözaltına aldı, 100 binden fazlasını hapse attı ve 150 binden fazlasını işlerinden çıkardı; bu kişileri kara listeye aldı ve birçok durumda emeklilik haklarını da geçersiz kıldı.
Erdoğan bir dönem, sürgündeki Türk ilahiyatçı Fethullah Gülen’in en yakın müttefiklerinden biriydi; her ne kadar İslam’ın farklı yorumlarını benimsiyor olsalar da. Erdoğan Müslüman Kardeşler çizgisini tercih ederken, Gülen daha geleneksel Anadolu tasavvufunu savunuyordu. İkili, yaklaşık 2013 yılına kadar Kemalistlerin devlet ve kurumlar üzerindeki hâkimiyetini çözmek için birlikte hareket etti. Bu tarihe gelindiğinde, yıllar süren baskılar ve sözde reformlar Türkiye’nin geleneksel laik kesimini büyük ölçüde marjinalleştirmişti.
Bu noktadan sonra Erdoğan Gülen’e karşı döndü ve onun hareketini bastırmaya çalıştı. Bunun nedeni hem Gülen hareketinin Erdoğan’ın dinî anlayışına meydan okuması hem de Erdoğan’ın, Gülen’in destekçilerinin sahip olduğu milyarlarca dolarlık mali ve ticari ağ karşısında kıskançlık duymasıydı. Erdoğan, 2016 darbe girişiminin sorumluluğunu Gülen’e yükleyerek rakiplerinin nüfuzunu neredeyse anında sona erdirebildi. Gülen’i suçlamak adalet arayışından çok, pervasız bir banka soygununu andırıyordu.
Erdoğan ayrıca tek bir imzayla, Gülen’le herhangi bir bağlantıyı terör örgütü üyeliğiyle eş anlamlı ilan etti. Oysa bu ölçüte göre Erdoğan’ın kendisi de sözde FETÖ’nün, yani Fetullah Terör Örgütü’nün bir üyesi sayılmalıydı. Bir zamanlar Türk mahkemeleri hukuku koruyup Erdoğan’a ya da çevresindekilere koruma altındaki arazileri veya parkları imara açma izni vermeyebilirdi; ancak FETÖ üyeliği suçlaması, rakipleri ve muhalifleri tasfiye etmek için yeterli hâle geldi.
Erdoğan, Türk diplomatları, Türk basını ve Washington’da erişim uğruna akademik dürüstlükten ödün vermeye hazır düşünce kuruluşu mensupları Gülen anlatısını sorgulamadan benimserken, asıl sorun şuydu: Gülen’in sözde darbenin arkasında olduğu iddiası hiçbir zaman mantıklı değildi.
Birincisi, sözde darbenin birçok liderinin Gülen’den ziyade Erdoğan’ın kendi Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile bağlantıları vardı. AKP’den muhaliflerin çıkması şaşırtıcı değildi. Birçok kişi partiyi başlangıçta meşru görmüş, ancak Erdoğan’ın kibri, eşi Emine Erdoğan’ın savurgan harcamaları ve çocuklarının zimmete para geçirme ile yolsuzluk iddiaları karşısında hayal kırıklığına uğramıştı. Erdoğan’ın bir zamanlar yeni, temiz ve demokratik bir parti olarak tanıttığı yapı, kişisel zenginleşmeye hizmet eden yozlaşmış bir mekanizmaya dönüştü. Nitekim Erdoğan, Rize’den yoksul bir çocuk olarak çıktığı yolda nasıl defalarca milyarder hâline geldiğini hiçbir zaman açıklayamadı. Kaynağı belirsiz nakit varlığının düğün hediyelerinden geldiği yönündeki açıklaması inandırıcı değildir. Kaldı ki sözde darbenin liderlerinden biri, iki yıldızlı general Mehmet Dişli’ydi; kendisi eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşidir. Belki de AKP’nin sıradan üyeleri, suçu yalnızca Gülen’e yakın bir okulda okumak olan kişilerden daha çok hapse girmeyi hak ediyordur.
İkincisi, sözde darbe başarısız olacak şekilde tasarlanmış görünüyordu. Önceki darbeleri yaşamış olanların da belirttiği gibi, darbe liderleri eylemlerini doğrudan kendileri duyurmuşlardı; 1960’ta Alparslan Türkeş’in, 1980’de ise Kenan Evren’in yaptığı gibi. 15 Temmuz 2016 akşamı ise iddiaya göre düşük rütbeli bir asker bir haber spikerine bir kâğıt uzatarak bunu okumasını istedi. Türkiye’deki televizyon kablo ve uydu yayınlarının neredeyse tamamı TÜRKSAT tesislerinden geçmektedir. Buna rağmen askerler bu merkezi etkisiz hâle getirmedi, hatta diğer yayınları kesmeye bile çalışmadı. Benzer şekilde İstanbul’daki köprülerden yalnızca birinin kapatılması, diğerinin ise açık bırakılması da anlamsızdı. Yine önceki bütün darbelerde devrilmesi hedeflenen lider ilk hedef olurken, burada saatler sonra akla gelen bir unsur gibiydi. Parlamentonun gece vakti bombalanmasının da herhangi bir mantığı yoktu.
Üçüncüsü, darbe sonrasındaki tasfiye önceden planlanmıştı. Aksi hâlde darbenin hemen ardından hazırlanan gözaltı listelerinde, aylar önce trafik kazalarında ölenlerin ya da Türkiye’nin Afganistan görevindeyken hayatını kaybedenlerin isimleri neden bulunsundu? Geçmişteki darbe liderleri gibi Erdoğan’ın da yalnızca bir düşmanlar listesi vardı.
Bugün Türk basını bunları özgürce yazamıyor olabilir; ancak tarih açık olacaktır: Erdoğan, Türkiye’nin en başarılı darbe lideridir. Türkeş, Adnan Menderes’i devirdikten sonra iktidarda kalmaya çalıştı, ancak diğer darbeciler onun bu hırsını reddetti. Onların amacı Menderes’in demokratik olmayan iktidar yoğunlaşmasını sona erdirmek ve ardından Türkiye’yi yeniden sivil yönetime döndürmekti; iktidarı kendileri için elde tutmak değildi. Türkeş daha sonra sürgünden döndü ve zamanla Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) dönüşecek siyasi hareketin kurulmasına yardımcı oldu. Evren ise iktidarı sivillere devrettikten sonra, o dönemde daha çok sembolik nitelik taşıyan cumhurbaşkanlığı görevine seçildi. Daha sonra Ege kıyısındaki küçük bir kasabada resim yaparak sakin bir emeklilik sürerken, Erdoğan 95 yaşındayken onun tutuklanmasını emretti; Evren cezaevinde hayatını kaybetti.
İşin ironik yanı, Erdoğan darbeye karşı olduğunu söylerken, Türkiye’nin en etkili darbe lideri hâline gelmiş olmasıdır. Türkeş’in aksine çalışma arkadaşları onun hırsını dizginlemedi; Evren’in aksine ise emekliye ayrılmayı reddediyor.
Erdoğan’ın iktidarını pekiştirmek amacıyla kurguladığı izlenimini verdiği öz darbenin üzerinden on yıl geçtikten sonra, Erdoğan Türkiye’nin en başarılı otoriter lideri hâline gelmiştir. Görevini kendi isteğiyle ve zarafet içinde bırakmaya yönelik hiçbir eğilim göstermese de, Türkler yaşlılığında onu yeni Evren hâline getirme hakkına sahip olacaktır. Bazen bir darbeye karşı en etkili panzehir, Türkiye’nin demokrasisini yeniden tesis edecek ve esasen başında Erdoğan’ın bulunduğu organize bir suç ailesine dönüşmüş yapının Türkiye’nin hazinesini ve geleceğini yağmalamasını durduracak bir karşı darbe olabilir. #Turkiye @RTErdogan
Bahis oynayan, konsolosluk kasasından 180 bin dolar çalan Ateşe.
Bunu yazınca bazıları rahatsız oluyor ama gerçek bu onlarca Ateşeyi, Büyükelçiyi, Konsolosu vs ihraç ettiniz içlerinden bir tanesinin böyle bir eylemi yoktu.
@ducane Alman anayasasının 1. maddesi "İnsanın onur ve haysiyeti kutsaldır ve dokunulmazdır". Her şeyin başına bu maddeyi koymazsak hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Devletler ve sistemler insan için, insanın onurunu korumak için vardır.
Devlet yasalara uymazsa en güçlü mafya örgütü olur
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
GÜN GELİR
Gün gelir..
Çivisi çıkar dünyanın..
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur..
Ama yine öyle bir gün gelir ki..
İşler ters döner..
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet icin,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır..
Piyon' deyip geçme,
gün gelir şâh olur..
Şaha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur..‼️
Ömer Hayyam
Adnan Kahveci’nin İlâhiyat Profesörü kuzeni Niyazi Kahveci'den harika tespitler.
- Bu ülkede en çok satılan, en çok satın alınan fakat hiç kullanılmayan tek şey dindir. Bunu satın alan halk problemlidir! Halkın zihin yapısı problemlidir! Bu problemlerin faturasını millet olarak birlikte ödüyoruz..
▪️ Bu kafa birini büyütüyor, sonra da gidip kendini ona öldürtüyor.
▪️ Bu kafa, hastalıklı bir kafadır!
▪️ Bu kafa, anakronik (çağ dışı) bir kafadır!
▪️ Bu kafa, şizofrenik bir kafadır!
- On bin yıl öncesinin anlayışıyla bugünü yaşamaya çalışan bir kafadır!
- Kiralık kapitalle kapitalizm, kiralık felsefeyle bağımsızlık olmaz!..
En zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaya kalkışmaktır.
Otuz yıl sonra ya teknolojik insan olacaksınız, ya da gereksiz insan. Mesele bu kadar basit.
- Batı'daki dinî mezhepler teolojiktir ve zihinseldir!
Bizdekiler ise siyasaldır!.. Meşrulaştırmak için teolojisi arkadan gelir.
- Sünnilikte düşünmenin “d”si yoktur! Adı üstünde teamülcü!
Allah'tan, uygulamacı olan elin oğlu, bize teknoloji satıyor da, onu alıp kullanıyoruz.. Satmasa ne yapacağız?
- 150 milyar dolar ihracatımız var ama, 300 milyar dolara yakın da ithalatımız var!..
Bunun anlamı şudur!.
Bir liralık mal satıp, iki lirayla geçineceksiniz.
- Yeraltı kaynaklarımızı sattık! Yer üstündekileri de sattık!
Şimdi havayı betonla doldurup onunla geçinmeye çalışıyoruz.
Gelin görün ki, bunu dert edinen kimse yok.
- Şeyhlik, şıhlık kavramı, 5000 yıl önceki totemizm kavramının insana dönüşmüş halidir.
Bu toplumda şeyh, şıh çok, fakat tek filozofumuz yok!
O nedenle olguyu okuyamıyoruz.
- Biyolojik yönden aklı bozuk insanların evliyadır diye peşlerinden koşup, “Benim hâlim ne olacak?” diye soranlarımız var!
- Batılıları sömürgeci diye eleştiriyoruz!
Fakat onlar kendi insanlarını sömürmüyorlar.
Biz ise dışarda değil, içerde sömürgeciyiz.
Kendi insanımızı sömürüyoruz.
Buna “ ekonomik ensest ilişki” deniyor.
Bana göre en büyük vatan hainliği budur.
- Adam ilâhiyat profesörü olmuş, yaptığı iş;
VİP cenaze namazı kıldırmak,
VİP umre ziyareti düzenlemek.
Anlayış olarak hâlâ Farabi'yi aşamamış.
4000 yıl önce yaşayan Sümerler'in kafasına sahip.
- Bilimin, tarihin ve sosyal bilimlerin bir felsefesi vardır!
O nedenledir ki, ülkemizde bir felsefe üniversitesi açılması şarttır. Buna teoloji felsefesi de dahildir.
- Kur'an üzerinde bütünsel bir çalışma yapmadığımız, daha açık bir ifadeyle, Kur'an'ın hedefi nedir, karakteri nedir sorularına cevap bulmadığımız sürece, 1500 yıl öncesine takılır kalırız.
- Aklımızın çapını genişletmeden, mevcudun dışına çıkamayız!.. Biz de, (Türkçe) akıl nedir ve nasıl çalışır diye bir kitap yok!..
Oysa Batı'da binlerce var!
- Şunu kafamıza iyice yerleştirelim. 21. yüzyılda dinsel düşünme diye bir şey yoktur, olamaz..
Çağımız, akılcı ve bilimsel düşünme çağıdır..
Bu çağda olduğu gibi, bundan sonraki çağlarda da dindar olunabilir.
Fakat dindar olmanın yolu, akılcılıktan ve bilimsel düşünmekten geçmelidir.
~~~
Prf. Dr. Niyazi Kahveci
İlahiyatçı, yazar, araştırmacı.
💥Yasal ve rutin faaliyetleri terör eylemi olarak kabul eden Devlet'e AHİM'den cevap:
📌Şaban Yasak'ın 15 Temmuz'u önceden bilmesi mümkün değildir.
📌Suçta kanunilik ve kasıt ilkesi vardır.
📌Kod adı kullanmak terör örgütü üyeliğine tek delil sayılmaz.
@avhaticeyldz ile konuştuk.
Tamamı burada
👇👇👇
https://t.co/TlKFYIpOUR
Sayın Adalet Bakanlığı sitenizde yayınladığınız AİHM 2. Dairenin ihlal yok diyerek açıkladığı Yasak kararını AİHM Büyük Daire kaldırdı ve 2 ayrı maddeden ihlal kararı verdi. Eski kararı kaldırmanız gerekiyor. @adalet_bakanlik
@Mimariietkiler Yuh ya, şok oldum. Bu şehri idare eden, şehir hakkında karar verenler hiç mi bir Avrupa şehri görmemiş. Bu nasıl bir tarifsiz cahillik böyle? Nasıl bir para hırsı, nasıl bir topluma ve insanlara saygısızlık? Anlamak mümkün değil.
9 yıl 2 aylık hapisten döndüğüm gecenin sabahında
78 yaşındaki babamı götürdüler
Kalktığımda gitmiş
Sabah polislerle giderken "Gültekin'i uyandırmayın çocuk daha yeni geldi" demiş
Cinnet kapıda nöbet tutuyor
Bir çürük beden eve atılırken
yaşlı ve masum başka bir beden alınıyor.