Cem Oyvat ve Adem Yavuz Elveren’le makalemiz yayımlandı. Türkiye’de %10’luk asgari ücret artışı enflasyonu 1–2 puan artırıyor, işsizlik etkisi sınırlı. Kur şoklarının fiyatlara etkisi çok daha güçlü. Enflasyonu yalnızca ücretlerle açıklamak yetmiyor.
https://t.co/9KK4AMVx7A
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Yalnızca Deniz Göktaş’a değil, aynı zamanda ifade özgürlüğüne ve politik mizaha karşı açılan bu hukuksuz soruşturmayı kabul etmiyoruz. Bütün yurttaşları kültür ve sanat alanındaki baskılara, sansüre ve yıldırma politikalarına karşı dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz.
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Zafer partisi 3.20de post atıyor dominos kadın hareketi bağımsız madeniş, zafer partisini paylaşmadı diye sendikayı kötülüyor.
Tamam anlasık operasyon hesabısında azcık beynini kullan
“Türkiye toplumsal muhalefetinin siyasal özneler bahsinde her defasında gelip gelip duvara toslamasına neden olan şey, bu gayri-devrimcilik ve onun tekrar eden krizidir.”
Can Soyer - Düzenin İçinde, Rejimin Dışında: Gayri-Devrimciliğin Krizi
Yazıyı okumak veya dinlemek için tıklayınız.
https://t.co/xONpA9S4Ja
The Turkish AKP government is effectively shutting down the main opposition party (CHP). Why is the West silent about this?
To appreciate the paradox, keep in mind that the CHP is a mainstream, West-aligned party, which was poised to win the next elections. The overall picture was deceptively similar to that in Hungary, where the West closely watched the elections as if it were a matter of life and death.
But there is a key difference under the surface. The AKP switched from “economic nationalism” in the summer of 2023 to mainstream economics. It toned down its criticism of the West. Not incidentally, Erdoğan met with Trump right before the attack on the CHP. Simultaneously, the pro-business finance minister Şimşek was holding meetings in Britain, and foreign minister Fidan was meeting the German prime minister.
Western authorities do not love the AKP and would prefer to work with a more secular party. They know that they are playing with fire when they work with the AKP, since it can switch to “economic nationalism” anytime. But just like in the case of Fidesz, they also know that even such experiments will remain within the fold. Western businesses might even benefit from the ecological deregulation and low-wage work. These two elements are essential parts of the alleged “nationalism” of parties like Fidesz and the AKP, which protect domestic capitalists but not nature and labor. The AKP also plays “anti-Western” and “anti-Isreal” cards on occasion, but might still be the West’s best bet on streamlining anti-imperialist feelings in the country and keeping them under a largely toothless cultural umbrella.
Parties like the CHP, despite their overall neoliberal stance, come with their own risks for the West. Lacking Erdoğan’s ruthless authoritarianism, the CHP might not be able to enforce labor discipline, which would mean interrupted trade of cheap goods for European consumers and loss of profits for global conglomerates. The CHP has a (weak) left wing, which might, in situations of systemic chaos, push the party towards anti-imperialism or an economic nationalism more protective of the people and the environment than its business-aligned AKP/Fidesz versions. (Some in the American establishment still cannot forgive the CHP’s coalition with a minority AKP faction to block cooperation during Bush’s invasion of Iraq, despite Erdoğan’s directives to cooperate with the US).
So, the West ultimately picks business and diplomatic stability over liberal-democratic principles and contributes to the decline of democracy worldwide.
You can be certain that some of the authoritarian tactics used in Turkey today will be tried out in the West tomorrow.
Özellikle gidilen eylemleri ve basın açıklamalarını anlamsız ve gereksiz görenlere iyi bir perspektif sunduğunu düşünüyorum. Yirmi kişilik basın açıklamasına iki yüz kişilik p*lis ordusunun gelmesinin bir sebebi var dostlar 🌹https://t.co/paWm8PEuC4
Kadıköy’de ne oluyor sorusuna cevap ararken işe Beyoğlu’ndan başlamak iyi olur. Beyoğlu farklı sınıflara mensup bireylerin kültür ve eğlence ihtiyacını karşılayan bir merkez iken AKP’li yıllarda adım adım bu vasfını yitirdi. Mekanların nasıl el değiştirdiği, bu süreçte yerel yönetimin ve iktidarın neyi hedeflediğini biliyoruz. İktidar, gece hayatını büyük ölçüde Kadıköy’e sürdü.
‘Beyoğlu’ndan Kadıköy’e göç’ orta sınıfa başta çok cazip geldi. Zira Kadıköy, Beyoğlu’na nazaran sınıfsal ve kültürel olarak daha homojendi. Semtte içki adabını bilen, sürdüren bir geleneğin yanı sıra alternatif kültür adacıkları da canlıydı. Bu haliyle konforlu ve besleyici bir yanı vardı. Ancak Kadıköy beşeri ve maddi olarak karşılama kapasitesinin ötesinde bir taleple yüz yüze kaldı.
Öncelikle sahaflar başta olmak üzere Kadıköy kültürel yaşamının vazgeçilmez mekanları tek tek kepenk indirdi. Zira eğlence yerlerine endeksli kiralarla baş etmek mümkün değildi. Eskiden kitap baktığınız, düğme seçtiğiniz dükkan kafe ya da bar oluverdi. Kadıköy merkezin yakın çevresinin meskûn mahal olma vasfı,
emekli dostu özelliği günden güne azaldı. Kamuya ait mekan azlığı ticarileşme furyasının dengelenmesini imkansız kıldı.
Son yıllarda bir de mafyatik tiplerin geldiği, Kadıköy dokusuna uymayan işletmeler mantar gibi çoğaldı. Beyoğlu’nun son 15 yılını anımsatan bir mülkiyet değişimi baş gösterdi. Rant iştahı ile hareket eden sermayenin alternatif mekanlara doğru bir yayılma taktiği izleme ihtimali de yüksek.
Özetle, Kadıköy’ün mevcut hali bir ‘operasyon’ için mümbit bir zemin oluşturuyor. Bunun yaşam tarzına müdahaleyi içeren bir boyutu var ama tanık olduğumuz durum bundan çok daha fazlası. Haydarpaşa’dan Söğütlüçeşme’ye uzanan rant odaklı bir dönüşüm peyderpey tamamlanıyor. Toplumsal muhalefet, semti sakinleri ile yerel yönetimin ortak bir hatta çözüm için buluşması dışımda bir yol da görülmüyor.
"Erdoğan kendi gençlik yapılanmasını yaratamadı" diyorlardı. doğru ama eksik.
Erdoğan kendi gençlik yapılanmasını AKP üzerinden değil.
kendine Türkçü, milliyetçi diyen gençler üzerinden kurdu ve bu yapılanma sürekli AKP adına toplumda rıza yaratıyor. Toplum ne zaman vicdani olarak sola kaysa, AKP'nin taşeronu olarak hemen Türkçü, milliyetçiler ortaya çıkıyor.
Bu ülkenin solu madencilerle tek yürek olup maden şirketlerine karşı kamuoyu yarattı, Türkiye'nin en büyük sosyalist partisinin genel başkanı açlık grevi kararı aldı. Madencilerin haklılığı üzerinden toplumun vicdanı sola kaydı derken, ortaya Türkçü, milliyetçi taşeronlar çıktı. ne madenin sahibine laf ettiler, ne madencilerin sorunlarını konuştular, ne de iktidara laf ettiler. tek yaptıkları şey, madencilere destek vermeye giden, orada kamuoyu yaratmaya çalışan sola saldırarak toplumun vicdanını sabote etmeye çalışmaktı.
Bu meseleyi Esra Işık'ın tutukluluğunda da gördük yeniden toplum vicdanını sabote etmeye çalıştılar. En son da ODTÜ'de Türk bayrağına saldırdılar diye olay çıkarıp AKP siyaseti için rıza ürettiler.
Türkçü, milliyetçilerin tamamı AKP'nin taşeronu, Türkiye halkının düşmanı, sermayenin hizmetkarıdır.
Çok fazla acı var. Çok fazla haksızlık, sömürü, yalan. Sonra kuşatılmışlığın getirdiği sıkışma. Ve üstüne bireysel hayatın zorlukları. İnsani kapasitemizi çoktan aştı, baş döndürücü düzeyde. Hepimiz acıdan ve haksızlıktan sarhoşuz.
@petrolandeco de önemli cari açığın. ekonominin büyürken ne kadar ithalata bağımlı olduğuyla ve CA finanse edilirken tahsis edilen kredilerin üretken ve döviz getiren sektörlere gidip gitmeyeceğiyle ilgili bu yanıyla matematik değil bir politika tasarımı sorunu
@petrolandeco Doğru ama eksikleri var gibi bu yaklaşımın sanki, sorun salt cari açık vermek değil yani o bir neden değil sonuç. Nasıl bir üretim örgütlenmesi ve kredi kompozisyonu içinde verildiği+