@Tyfn_Tuna@YouTube Selamünaleyküm abi. Video arka planı koyu tonlu olursa izleme iyi olur diye düşündüm. Beyaz olunca gözler dayanmıyor. Selam ve dua ile.
@Tyfn_Tuna Murted eger evinden cikmayan sonradan ateist olmuş biri ise neden yaşamasın? Murtedden kastın bu oldugunu düşünmüyorum? Murted bence savaş ortamında karşı tarafa geçip aleyhte savasana denir. İnancından dolayı kimse öldürülmez.
GÜNEŞİ ÜZERİNE DOĞDURAN ADAMIN, HAYATI YAKALAMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR!
Gece yarılarına kadar o parlayan ekranlara bakıp lüzumsuz videolar izliyor, sonra da ertesi gün öğlene kadar yorganın altında yatıyorsunuz. Sonra kalkıp "Zamanım yetmiyor, hayatta hiçbir şeye yetişemiyorum" diye sızlanıyorsunuz. Sen günü kaçırmışsın be adam, hayatı nasıl yakalayacaksın!
Bakınız, "Ben gece insanıyım, gece daha iyi çalışıyorum" lafı, modern çağın tembellerinin uydurduğu kocaman bir safsatadır! İnsan biyolojisi güneşe göre ayarlanmıştır. Tarihteki bütün büyük dehalara, büyük devlet adamlarına, alimlere bakın; hepsi güne erken başlar.
Sabahın o ilk saatleri, zihnin en berrak, havanın en temiz, dünyanın en sessiz olduğu vakittir. Sen o vakti horlayarak geçirirsen, öğlen sersemliğiyle uyandığında zihnin zaten yorgun başlar. Descartes sabahın köründe kalkar çalışırdı, Mimar Sinan o şantiyelere güneş doğmadan giderdi. Başarı, güneş doğarken ayakta olanların, o sessizliği üretime çevirenlerin hakkıdır.
Zinhar "Hafta sonu bari uyuyayım" demeyin. Bedenin bir ritmi, bir disiplini vardır. Disiplini olmayan bir zeka, pusulasız bir gemiye benzer; sürekli dolanır ama hiçbir limana varamaz. Geceyi uykuya, sabahı zihnin inşasına ayıracaksınız.
Bu gece o telefonu, o tableti yatak odasının dışında bırakın ve alarmınızı güneşin doğuşuna kurun. Sabahın o sessizliğinde uyanıp bir kahve yapın, bir kitap açın. O bir saatlik bereketin, günün geri kalan on saatinden nasıl daha kıymetli olduğunu göreceksiniz.
Prof Dr : İlber ORTAYLI
İlber Ortaylı Mülkiye’den hocamdı. Allah rahmet eylesin. #ilberOrtaylı
1999 yılının yaz ayıydı sanırım. Master başvurusu için referans istiyorlar. Okula gittim. Kimse yok. Bir baktım Ortaylı’nın oda açık. Utana sıkıla girdim.
“Hangi bölümdendin” dedi. “Kamu” dedim.
“Ben, uluslararası ilişkiler harici referans vermem” dedi.
“Notun kaçtı” dedi. “85’ti” dedim.
“Ben 90 haricî referans olmam” dedi ve devam etti;
“Sen de zaten okulda kimseyi bulamadın, kapımı açık bulunca girdin, karala bir şeyler de imzalayayım” dedi. 😂
Son yüzyılda ülkeye damga vuran isimlerdendi. Nur içinde yatsın.
Ünlü şarkıcı Çelik, Hatay'a giderek bakkal ve marketleri ziyaret etti. Sanatçı vatandaşların veresiye borçlarını tek tek kapattı. Çelik'e 'göstere göstere hayır yapması' eleştirilince bir açıklama yaptı.
"Bir süredir bakkal ve eczaneleri geziyor, borç/veresiye defterlerini kapatıyorum. Peki sizce ben bunları neden göstere göstere, açıktan yapıyorum?" dedi ve şunları yazdı:
"Bakara Suresi 274. ayet, mallarını gece-gündüz, gizli-açık Allah yolunda (hayra) harcayanların mükafatlarının Allah katında olduğunu, bu kişilerin korku ve üzüntü yaşamayacaklarını müjdeler. İnfakın zaman ve yöntemine bakılmaksızın samimiyetle yapılmasının önemini vurgulayan ayet, infak edenlerin huzuruna dikkat çeker.
Demek ki, bazen sadakanın açıkça yapılıp insanlara duyurulmasında da fayda olabilir. Böylece halk, sadaka vermeye teşvik edilmiş olur. Kalpteki niyet tertemiz olduktan sonra... birtakım yorumları/eleştirileri boş ve gereksiz görüyorum."
4. CÜZDEN
Tevbe: Kurtuluşa Açılan Kapı
“Allah’ın kabulünü vaad buyurduğu tövbe, kötülüğü ancak cahillik sebebiyle işleyip, sonra da çabucak vazgeçerek günahtan dönüş yapacak olanların tövbesidir. İşte Allah’ın, tövbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah alîm ve hakîmdir (herkesin içini dışını hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir). Yoksa makbul tövbe, kötülükleri yapıp edip de sonra kendilerinden birine ölüm gelip çattığında: 'İşte ben şimdi tövbe ettim.' diyenlerin tövbesi değil. Kâfir olarak ölen kimselerin tövbesi de değil. İşte öylesi kimselere, çok acı veren bir azap hazırladık.” Nisa Suresi 17-18).
İslam’da tövbe, yalnızca dille yapılan bir pişmanlık ifadesi değil, aynı zamanda bir dönüş ve arınma eylemidir. Ancak ne yazık ki, müminlerin en fazla ihmal ettiği ve ertelediği konulardan biri de budur. Kur’ân-ı Kerim’de Allah, tövbenin önemini defaatle hatırlatarak, geciktirilmemesi gerektiği üzerinde ısrarla durmaktadır.
Tövbe, insanın kendine ve Rabbi'ne dönüşüdür. Kişinin işlediği hata, günah veya kusurdan dolayı pişmanlık duyarak, bir daha o günaha dönmeme azmiyle Allah’a yönelmesidir. Bu dönüş elbette ki sadece Allah ile sınırlı değildir. Eğer kul hakkına girilmişse, hak sahibine iade ve helalleşme de tövbenin bir parçasıdır. Tövbe, insanın iç dünyasında bir arınma, bir temizlenme ve manen yeniden doğma vesilesidir.
Tövbe, ertelenmesi en tehlikeli ibadetlerdendir. Zira her hayırlı işi ertelemek felaket olduğu gibi, tövbenin ertelenmesi de insana büyük zarar verir. İnsan, hatalarının farkında olup bunları düzeltmek için çaba gösterdiğinde, Allah’ın rahmet kapıları ardına kadar açılır. Yüce Allah, kullarının dönüşünü bekler, onların arınmasına vesile olacak fırsatlar bahşeder. Ancak fırsatlar her zaman elverişli olmayabilir. Ömür dediğimiz sermaye, bir gün ansızın son bulabilir.
Ne hazindir ki, birçok insan ölümü uzak sanır. Günahları için hep bir sonraki günü bekler, tövbesini erteler. Oysa hayatın ne zaman biteceği bilinmez. Ölüm anında yapılan tövbe, artık kabul edilmez. İş işten geçtikten sonra yapılan pişmanlık, kişiye hiçbir fayda sağlamaz. Bu yüzden mümin, hatasının farkına vardığı anda tövbe etmeli, Allah’ın rahmetine sığınmalı ve fırsatları kaçırmamalıdır.
Tövbe, sadece bir kelime değil, bir dönüş yolculuğudur. Gözyaşlarıyla, samimiyetle, kalpten bir pişmanlıkla yapılan tövbe, Allah katında en makbul olan ibadetlerdendir. Allah, affedici ve merhametlidir. Ancak tövbenin kabulü, kişinin samimiyetine, pişmanlık derecesine ve hatalarını telafi çabasına bağlıdır.
Her gün yeni bir başlangıçtır. Allah, tövbeye kapılarını her zaman açık tutar. Bu kapıdan girmek için vakit kaybetmemek gerekir. Tövbeyi erteleyenler, hayatın geçiciliğini unutmuş kimselerdir. Önemli olan, hatayı fark etmek, vakit kaybetmeden dönüş yapmak ve bir daha aynı hataya dönmemek için gayret göstermektir.
Allah bizleri tövbesini geciktirenlerden değil, tövbesiyle arınan ve O’nun rahmetine erişen kullarından eylesin. Amin.
Kutsal Kitap’ta İbrahim’e yapılan toprak vaadi, modern politik söylemlerde iddia edildiği gibi mutlak ve etnik bir mülkiyet bildirimi değildir. Tanrı, ile insan arasında kurulan ahit ilişkisinin bir parçasıdir. Yaratılış kitabında Tanrı, İbrahim’e bir ülke göstereceğini, onun soyunu çoğaltacağını ve bu soyla kalıcı bir ahit tesis edeceğini bildirir (Yaratılış 12:1–2; ; 17:7). Metnin dili dikkatle incelendiğinde bu vaadin, biyolojik aidiyetten ziyade ilahi çağrıya verilen cevaba, yani imana ve sadakate bağlı olduğu görülür.
Nitekim Tevrat’ın kendi iç bütünlüğü içinde bu ahdin koşullu olduğu açıkça ifade edilir. Tesniye kitabında Tanrı’ya bağlılık bereket ve yurtta kalışla ilişkilendirilirken, ahdin ihlali sürgün ve dağılmayla sonuçlanır. Bu durum, vaadin geri alınamaz bir “mülkiyet hakkı” değil, teolojik bir sorumluluk alanı olduğunu gösterir. Toprak, bir ödül değil; tevhid bilincine sadakatin emanetidir.
Dün, Baal sapkınlığı nedeniyle sürgüne gönderilen Yahudiler, bugün ise Baal yozlaşmasının sürdüğünün ortaya çıkmasıyla, Eski Ahit’te ifade edildiği gibi topraklarını genişletme ihtimaliyle değil; ilişkilerinin ve karanlık ağlarının deşifre olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İsrail’in bu hedef doğrultusunda ABD yönetimini İran ile savaşa zorladığı, ancak bu yönlendirme çabasının belirgin bir dirençle karşılaştığı görülmektedir.
Aynı anlatı içinde çoğu zaman göz ardı edilen önemli bir unsur da İbrahim’in yalnızca İshak’ın değil, İsmail’in de babası olmasıdır. Yaratılış 17:20’de Tanrı, İsmail’i de kutsayacağını, çoğaltacağını ve büyük bir topluluğa dönüştüreceğini bildirir. Bu ifade, İbrahimi mirasın tek bir etnik çizgiye indirgenemeyeceğini; Arapların da bu kutsal tarih içinde yer alan aynı ata geleneğinin devamı olduğunu ortaya koyar.
Yaratılış kitabında İbrahim’in oğlu ve ilahi bereketin muhatabı olarak sunulan İsmail, geleneksel olarak Arapların atası kabul edilir. Tarih boyunca Eski Ahit’te tasvir edilen topraklarda yaşayan halkların önemli bir kısmı Araplardır ve bu topluluklar kendilerini İsmail üzerinden İbrahimi mirasın devamı olarak görürler. Bu bakımdan bugün bölgede yaşayanlar, Kitab-ı Mukaddes anlatısının dışında kalan yabancı unsurlar değil, İbrahim’in diğer evlatlarının soyundan gelen akraba topluluklardır.
Kur’ân ise bu İbrahimi çizgiyi yeniden yorumlayarak soy merkezli okumanın önüne geçer ve İbrahim’i belirli bir etnik kimliğin değil, saf tevhid inancının temsilcisi olarak tanımlar: “İbrahim ne Yahudi idi ne Hristiyan; o hanif idi” (Âl-i İmrân 3:67). Böylece ahit, kan bağına değil iman bağına bağlanır. Kur’ân’daki “Benim ahdim zalimlere erişmez” (Bakara 2:124) ifadesi de, ilahi seçilmişliğin etik ve inançsal bir sorumluluk olduğunu vurgular.
Bu çerçeveden bakıldığında Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam birbirinden kopuk gelenekler değil, aynı İbrahimi tevhid mirasının tarihsel tezahürleri olarak anlaşılabilir. Yahudiler İshak kolunun, Araplar İsmail kolunun devamıdır; İslam ise bu ortak kökün evrensel tevhid iddiasını yeniden merkezine alır. Dolayısıyla Eski Ahit’teki vaat, belirli bir ulusun siyasi egemenliğini meşrulaştıran bir metin değildir. Tanrı’ya yönelen tüm İbrahimi toplulukları kapsayan manevi bir çağrı olarak okunabilir.
Evi, arabası olmadı.
Dünyaya meyletmedi.
Ashabı suffe gibi yaşadı.
Birkaç gömlek ve pantolon dışında elbisesi bile olmadı.
Tüm eserlerini insanlığa vakfetti.
Harama göz ucuyla dahi bakmadı.
Suçladınız, beraat etti.
Bu Ramazan Babam
#AliUnalEvineDonsun
Babam #AliÜnalaTahliye
Darbeye teşebbüsten tutuklandı.
Ama beraat etti.
Örgüt yönetiyor dediler.
Darbe suçlamasından beraat ettiğine göre "yönettiği" örgütü de darbeye karıştırmadı demek ki...
Böyle bir "yönetmek" ise suç sayılamaz.
Kaçma şüphesi ise hiç yok.
Tamamen masum Babam
#AliÜnalEvineDönsün