1000₺ ödeme yapamayanlar, aylık 150₺ sadaka ile senelerdir onlarca çocuğumuza yetim sponsorluk desteği sağladığımız wp gruplarımıza veya wp kanalımıza dahil olabilirler, DM atabilirsiniz ✨
🔴İsrail'in Gazze'de alıkoyduğu Dr. Ebu Safiyye, İsrailli gardiyanların kendisini darp etmeyi sürdürdüğünü, uykusuz bıraktığını ve tutukluluk koşulları hakkında avukatına bilgi vermemesi için tehdit ettiğini belirtti
🔴 Suriyeli genç kız, Şam Uluslararası Fuarı’nda sergilenen Sednaya Hapishanesi’nden bir hücre kapısında kardeşinin adının yazılı olduğunu görüyor. https://t.co/o1FkRm11L8
Takvalı olsak da psikolojimiz bozulabilir. Çok Kur’an okuyor olsak da ruhumuz daralabilir. Namazlarımızı kılıyor olsak da hata yapabiliriz. Kaliteli Mümin olsak da başımızdan belalar eksik olmayabilir. Yüzde yüz için çalışalım ama her zaman olmayacağını bilelim. Hayat böyledir.
Üniversiteye yeni başlayan kardeşlerim, hayırlı olsun. Birinci kural, beklediğin yer olmadı diye çok üzülme veya çok çabalayıp çalıştığın yer oldu diye zafer sarhoşluğuna kapılma, beklentilerin ne çok düşük ne de yüksek olsun. Birkaç nasihatim olacak, belki faydası olur.
Okuyacak kitabım kalmadıysa, bütün çamaşırlarım yıkanmış ise, gezeceğim yerler bittiyse, çocuklarım ile yeterince ilgilendiysem, eşime gerekli vakti ayırdıysam, öğrenecek yeni bir bilgi kalmadıysa, yapacak hiçbir iyi amel bulamıyorsam bir Müslüman ile tartışabilirim. Yoksa kalsın
Neden ‘ölmeden önce yapılacaklar’ listeleri bu kadar rağbet görüyor? Neden seyahatler, yemekler, maceralar hasılı her türden ‘deneyim’ modern insanı bu kadar cezbediyor? Sosyolog Hartmut Rosa’nın açıklaması şöyle :
Modern dünya sonsuz sayıda “yapmaya değer” seçenek sunduğu için, yapmak istediklerimizle gerçekte yapabileceklerimiz arasında kapanması imkânsız bir uçurum oluşuyor. Hartmut Rosa’ya göre modern öncesi insanlar bu baskıyı hissetmiyordu; ölümden sonraki yaşama inandıkları için dünyevi hayat asıl bölüme geçmeden önceki kısa bir giriş sayılıyordu. Ayrıca tarihi değişmeyen ya da döngüsel bir şey olarak gördüklerinden, kendilerini insanlık dramında kendi rolünü oynayan sayısız insandan biri gibi hissediyor, “çağın fırsatlarını kaçırma” duygusunu hiç yaşamıyorlardı. Seküler modernlik bunu tersine çevirdi: öbür dünya inancı yerini ilerleme fikrine bırakınca, her şey bu tek hayattan en iyi şekilde yararlanmaya bağlandı ve insanlar kaçırdıkları geleceğin acısını bastırmak için hayatlarını deneyimle doldurmaya çalışır oldular.
Sâmiha Ayverdi hanımefendi bir kitabında, "Eğer bugün Allah bağımı yakmış, bostanımı vîran eylemişse, bana bağsız, bostansız üzüm veriyor." diyor. Yağma edildiğini, bana verilmediğini, benden alındığını düşündüğüm her şeyde ben de gizli açık lütûflarını göreyim istiyorum ya Rab.
geçenlerde bir arkadaşım önce hastalığından bahsetti sonra da eşinin son zamanlarda kendisine ne kadar iyi davrandığını anlattı. sohbetin bir yerinde "meğer onu hiç tanımamışım ne güzel kalbi varmış" dedi. daha önce de eşinin kendisini aldattığından bahsedip benim fikrimi almak istemiş ve yine sohbetin bir yerinde "gerçek yüzünü gösterdi işte" demişti.
"gerçek yüz" dediğimiz şey, aslında o kişi hakkındaki son düşüncemizden ibaret. yani değişken, kırılgan, geçici bir etiket.
bugün "ne iyi insansın" dediğine yarın "sana güvenmek hataydı" diyebiliyorsun. "sayende..." diye başladığın cümle, "senin yüzünden oldu" diye bitebiliyor.
gerçek yüz diye bir şey yok bu yüzden sadece insan var.
kusursuzluk yükü çok ağır. birini sürekli iyi olmaya, hep güçlü kalmaya zorlamak onun insani yanını inkâr etmek gibi. insandır, bazen sabrı biter. insandır, yanılır. insandır, değişir.
bazen tüm engelleri aşacak kadar güçlü hissederiz kendimizi. bazen bir söz, bir bakış yeter bizi yerle bir etmeye. önce "vazgeçilmez" deriz birine, sonra "artık yeter" diye kapıyı gösteririz. tüm dünyaya meydan okuyacak cesareti buluruz içimizde bazen. bazen de bir eleştiri yeter özgüvenimizi yok etmeye.
insan yüce bir varlık değil çünkü insan sınanan bir varlık. yorulur. kırılır. değişir.
ama bazen de toparlanır, öğrenir ve büyür.
herkesin bir "gerçek yüzü" yok belki ama herkesin bir hikâyesi var. insanlara kendi hikayelerini yazma tahammülünü göstermek zorundayız.
çünkü insandır, bazen yorgun düşer. İnsandır, yavaşlar. İnsandır, soluklanır.
ezgi akgül
11 ağustos 2026
evliliklerin yürümemesi ve tükenen ilişkiler için suçlu arıyoruz da…
bencilliğin kendi sınırlarını çizmek olarak yüceltildiği, narsisizmin öz şefkat olarak alkışlandığı, tahammülsüzlüğün toksik insanları ayıklamak olarak kutsandığı, tüketip atmanın özgürlük olarak görüldüğü, bağlanmaktan kaçmanın bağımsızlık olarak alkışlandığı, kibrin değerini bilmek olarak tanımlandığı, karşısındakini yok saymanın kendini sevmek olarak sunulduğu dünya değil mi burası?
ben mi yanlış hatırlıyorum?
ya da şu soruları soralım:
aldatmayı "tutkulu aşk" olarak sunan, kalp kırmayı "açık sözlülük" diye yücelten yapımları bizlere izleten kim? ihaneti kalbinin sesini dinlemek, nankörlüğü bireyselleşmek, bencilliği hak olarak gösteren hikayeleri önümüze koyan kim?
insanları bir eşya gibi kaydırıp atmayı "seçme özgürlüğü", aidiyetsizliği "modernlik", sorumluluktan kaçmayı "anı yaşamak" diye yücelten yapımları normalleştiren kim? gizli saklı işleri "tutku", sadakatsizliği "kendini keşfetmek", duygusal istismarı "karşı konulmaz aşk" olarak gösteren hikayeleri övgüyle izleyen kim?
bu çiftler bir sabah kalkıp mı böyle oldular?
hayır.
biz, ruhumuzu modernitenin o paslı çarklarına gönüllü olarak kaptırdığımız gün kaybettik asıl hizamızı.
herkesin kendi nefsini ilahlaştırdığı bu plastik çağda, bir evi yuva kılan o kadim sırrı kendi ellerimizle boğduk. şimdi çatırdayan çatıların altında kalmışken, üstümüze devrilen bu harabenin hesabını kime soracağız? insanın insana şifa değil, zindan olduğu bu pazar yerinde, kiralık duygularla kurulan panayırın sonu elbette mutlak bir hüsrandır.
kendimize yalan söylemenin lüksü kalmadı; bu tufan gökten başımıza inmedi. biz, konforlu bencilliklerimizi hürriyet sanmanın bedelini, insanın özündeki o muazzam mukavemeti tasfiye ederek ödedik.
başka bir şey değil.
ezgi akgül
6 ağustos 2026 / ankara
Soykırımın devam ettiği bir başka coğrafya olan Sudan'da, BAE'nin desteklediği RSF terörist gurubun katlettiği anne yerde yatıyor, küçücük oğlu herşeyden habersiz, annesini uyandırmaya çalışıyor