Hayatta en nefret ettiğim şey cimrilik. Cimri bir insanın iyi olabileceğine inanamıyorum. Belirli bir hayat standardını yakaladıktan, bir ev araba edindikten sonra biriktirdiğimiz her şey başkasından çaldığımız imkanlardır. Bu insanlar dayanışmayı, yardımı, infak kültürünü de sabote ediyor. Garantileyebileceğimiz bir hayat yok. Her şey sürpriz, ölüm ani, sonumuz belli
canım şu an çok seveceğimi henüz bilmediğim bir şeyin ilk gününde olmak çekti. bir evin, bir arkadaşlığın, bir aşkın, bir tatilin, bir yolculuğun ilk günü. kulağımda da hep o günü hatırlatacak bir şarkı.
Yale üniversitesinden mezun sevan nişanyan ile 24 yaşında okuma yazma öğrenmiş ibonun çocuklarına verdiği sıkıntının aynı olması… baba işte böyle ilkel bir figürdür öyle kolay kolay eğilip bükülmez
Muhteşem bir olay ya. Tüm ekibin ellerine sağlık.
Ne olduğunu anlamayanlar için olayı biraz açmak istiyorum.
Organ naklinde kan grubu ve doku uyumu önemlidir. Yani birine organ vereceğiniz zaman, uyumlu olması istenir.
Ayrıca öyle kafanıza göre birine organınızı veremezsiniz. Çünkü organ satışı yasaktır. Birine organı verebilmek için haklı bir sebebiniz olmalıdır. Bu bir akrabalık bağı olabilir, yılların dostluğu olabilir (ispat şartı ile). Yani etik kurulu "Ben bu kişiye organımı satmıyorum. Aramızda bir bağ var. Onun sağlığı için organımı bağışlıyorum." cümlesine ikna etmeniz gerekir. Bu nedenle yedi yabancı birine organınızı veremezsiniz. Çünkü arka planda bir satış olup olmadığını ispat etmek mümkün değildir.
Şimdi gelelim çapraz nakile.
Diyelim ki A kişisi ve B kişisi çok yakın. B kişisinin organ ihtiyacı var. A kişisi vermek istiyor ama uyum sağlanamıyor.
C kişisi ve D kişisi de çok yakın. D kişisinin de organa ihtiyacı var fakat C kişisi de onunla uyumsuz.
Fakat A kişisi D kişisine, C kişisi de B kişisine uyuyor. Bu durumda devlet diyor ki "Birbirlerinizin yakınına organlarınızı verebilirsiniz."
Bu durumda da satış olmadığından emin olunur. Çünkü herkes kendi yakınının sağlığı için organını veriyor.
Çapraz nakilde şöyle bir sıkıntı var; ameliyatlar aynı anda başlamalı. Yoksa birisi vazgeçerse zincir bozulur, mağduriyet olur. Mesela diyelim ki A kişisini ve D kişisini ameliyata aldınız. Ameliyat başarılı geçti ama C kişisi vazgeçti. Kolundan tutup zorla ameliyata sokamazsınız. Bu nedenle 4 ameliyatı da aynı anda başlatmanız gerekir.
Çapraz nakil olayı, uyum ihtimalini artırarak hastalar için büyük kolaylık sağlasa da uygulaması inanılmaz zor bir işlemdir. Tüm hastanenin bu işe entegre olması gerekir. Olayı yöneten bir kişi olsa da cerrahından ameliyathane hemşiresine, servis hemşiresinden hastane personeline kadar herkesin tecrübeli olması ve işini kusursuz yapması gerekir. Organ nakli dediğimiz konu zaten kendi başına çok kompleks bir işken, bu çapraz nakil olayı gerçekten muazzam bir şey.
Benim anlattığım 2'li çapraz nakildi. Yani 2 alıcı ve 2 verici var (aynı anda 4 ameliyat). Malatya bunun 7'lisini yapmıştı. Şimdi de 8'lisini yapmışlar. Gerçekten muhteşem bir olay. Başta Sezai Hoca olmak üzere tüm ekibi tebrik ederim. Elleri dert görmesin. Bu tarz öncü olayları ülkemizde daha çok görmek dileğiyle.
Aşkların bir tüketim ilişkisine dönmesinin sebeplerinden biri de, insanların kimseyi bulunmaz hint kumaşından saymaması. Ancak, bazı insanlar kaybedilir ve bir daha öyle insanlarla karşılaşılamaz. Benzeri olabilir ama aynısı olamaz. Bunu hatırlatıp, kıymet bilmeyi yüceltmeliyiz.
Diğer branşlar adına konuşamam ama diş hekimliğinde tablo maalesef iç açıcı değil.
Randevu bulunup bulunmaması ayrı mesele, verilen hizmetin niteliği ayrı mesele.
Bugün Türkiye’de diş hekimliği hizmetinin iki temel problemi var:
Biri hekime bakan, biri hastaya.
Ve sistem sonunda hekimle hastayı karşı karşıya getiriyor.
Örneğin bir azı dişi kanal tedavisi…
Bu tedavinin üst yapısıyla birlikte düzgün şekilde tamamlanması bazen 1 saat, bazen 1,5 saat gerektirir.
Ama MHRS’de hekime 15–30 dakikada bir hasta yazılıyor.
Çoğu yerde yeterli yardımcı personel yok.
4 el diş hekimliği neredeyse lüks hâline gelmiş durumda.
Hasta sık aralıklarla yazılınca kapıda birikme başlıyor.
Bekleyen hasta haklı olarak huzursuz.
İçerideki hekim ise zamanla yarışıyor.
Hekim süreci uzatsa kapıdaki homurtu artıyor.
Kısaltmaya çalışsa kalite düşüyor.
Etik davranıp “bu sürede olmaz” deyip yönlendirse bu kez şikâyet riski doğuyor.
Hasta da haklı:
“Devlet bina yapmış, cihaz almış, neden hizmet alamıyorum?” diyor.
Ama işin iç kısmı başka.
Bu sistem ya hekime kalitesiz iş yapmayı dayatıyor,
ya da etik davrananı cezalandırıyor.
Sonuç:
Ne hekim huzurlu,
ne hasta güvende.
Bu bir randevu sorunu değil.
Bu, süre, organizasyon ve kalite sorunu.
Tıpta yaklaşık 40 yıldır sadece TUS var da akademisyen eksiği mi var ?
Sizler gibi torpille/parayla doktora adı altında uzmanlık satmaya çalışan akademi de yıkılsın gitsin.
Bilim yapmak isteyen de DUSunu versin yapsın. Kimsenin bilim yapmak için bir yererde anası babası olmak zorunda değil.