İnce Memed'i okuduğumda böyle bir roman nasıl yazılabilir diye sormuştum kendime. Çok uzun süre yanıtını aradım bu sorunun. Otuzlu yaşların başında taze bir romancı için böylesine ayrıntı kurabilmenin gizini aradım durdum onun hayatının satır aralarında. Sonra bir gün, tüm o keşmekeşinin içinde bir ayrıntı yakaladı beni. 1951 yılında cezaevinden çıkmış, tutunmaya çalışıyor. Cumhuriyet'te işe başlamış. Fıkralar yazıyor, röportajlar yapıyor. Ancak öyle röportajlar yapıyor ki, sorduğu her bir soru muhatabının benliğindeki karanlık odalara bir ışık bombası gibi düşüyor. Öyle ki, bugün hâlâ o röportajlar iletişim fakültelerinde ders konusu olarak işleniyor.
1952 yılında Aşık Veysel'le röportaj yapmak için yanında bir fotoğrafçıyla onun köyüne gidiyor. Metin Erksan, sonradan sansür kurulumuz tarafından yasaklanan ilk filmimiz olarak anılacak olan Aşık Veysel'in hayatının anlatıldığı Karanlık Dünya'yı gösterime sokmaya hazırlanıyor. Kendi hikayesinde Aşık Veysel de oynuyor. Hem Aşık Veysel'i görmenin heyecanı hem de röportajı tamamlamış olmanın mutluluğuyla İstanbul'a dönmek üzere yola çıkacakken o haber geliyor. 3 Ocak 1952, Hasankale Depremi. Ayakları götürmüyor onu İstabul'a. Sivas'tan Pasinler o dönem 7 saatlik yol. Fotoğrafçıyla münakaşaya girişiyor. Fotoğrafçı gazeteye telgraf çekelim, ona göre hareket edelim dediyse o, ''kaybedecek zaman yok, oraya bizden daha yakın kimse yoktur'' diyerek fotoğrafçıyı ikna ediyor. Yola çıkıyorlar. Bölgeye ulaşıp korkunç yıkımı görünce neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Sivas'tan İstanbul'a gitmeye hazırlanırken, hayat başkalaşıyor ve neredeyse bir ay Pasinler'de kalıyorlar. Yaşar Kemal neredeyse bölge halkıyla tek tek röportajlar yapıyor. Deprem haberlerini Türkiye, Yaşar Kemal sayesinde öğreniyor. Bu hareketini daha sonradan Cumhuriyet'te sahipleniyor ve yıllar içinde sanki gazete tarafından görevlendirilmiş gibi lanse ediliyor. Halbuki o, her şeyden bağımsız -belki de her şeyi göze almış insani sorumluluğunun peşine takılıyor sadece.
Bir İnce Memed muhtemelen böyle yazılıyor. Ortada hiçbir neden yokken ve kimse sana böyle bir vazife de vermemişken sadece insani hislerinin getirdiği ''zorundayım'' dürtüsüyle hareket etmek bir insanı kendini adadığı şeyde en iyisi yapabiliyor. Küçük hesaplarla ve teferruatla oyalanmadan vicdanın peşine düşmek şu dünyadaki en ince ayrıntıları bile görmeyi sağlıyor. Sanırım büyük yazar böyle olunuyor.
Atatürk'ün son yolculuğuna dair nadir fotoğraflardan oluşan bu tweet serisini lütfen sonuna kadar inceleyin değerli dostlar.
Gözleriniz dolacak, boğazınız düğümlenecek.
1⃣- Tarih 19 Kasım 1938. Atatürk'ün aziz naaşı Dolmabahçe Sarayı'nda. Cenaze namazının kılınması bekleniyor.
Dünya tarihi bir sıfatın sadece Mustafa Kemal’e verildiğini yazar..
Dünyada O'ndan başka hiçbir liderin alamadığı bir sıfattır bu..
Hangi sıfat mı?
Bir insan doğumundan ölümüne kadar ya bir askerdir, ya bir devlet adamıdır, ya çevrecidir, ya tiyatrocudur, ya sanatçıdır, ya arkeologdur, bir şeydir. Ama bunların hepsi birden olabilen dünyadaki tek lider Mustafa Kemal ATATÜRK olduğu için dünyada; “KÜLTÜR ANTROPOLOĞU” sıfatı verilebilen tek lider de Mustafa Kemal’dir.
'KÜLTÜR ANTROPOLOĞU nedir, ne değildir?Uzun uzun başınızı ağrıtmayacağım. Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel’e gidelim.
Ahlatlıbel Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer biliyorsunuz. Bütün arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini veren de Mustafa Kemal. Ama bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza, öyle değil. Nasıl yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç anlamadım..😞
Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor. Konya‘da Asar kazıları başlıyor başında. Bir de bakıyorsunuz Ahlatlıbel kazıları başlamış başında. Toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. “Ya, ne yapıyor Mustafa Kemal?” diyorlar. Çankaya’ya gidiyor, Çankaya’da üç gün üç gece hiç uyumadan; uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş, birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor, bir heyecan, bir telaş...
Üç gün sonra; “Gelin, diyor Ahlatlıbel’e gidiyoruz”. Hemen geliyor, diyor ki; “arkeologlar toplanın..”
Biliyorsunuz başlarında büyük arkeoloğumuz Zübeyir KOŞAY var. Bu Zübeyir KOŞAY’ın bire bir anısıdır. Toplanıyorlar. Mustafa Kemal heyecanla;
“Kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir” diyor.
Yabancı arkeologlar; “El insaf paşam. Anladık iyi askersin, iyi devlet adamısın ama yani bu iş de bizim işimiz, niye karışıyorsun” der gibi aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden..
Başlıyorlar Mustafa Kemal’in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu?
Bütün bulgular oradan çıkar..
İnat uğruna, ceplerinden ödeyip kendi dedikleri yeri kazarlar hiçbir bulguya rastlanamaz.
Bunun üç gün sonrası, ATATÜRK Galip ARCAN’ın yazdığı “Sırat Köprüsü” adlı piyese davetlidir. Piyesin başında mutludur, biraz sonra sinirlenmeye başlar, bir müddet sonra bitince;
“Bana Galip ARCAN’ı çağırın!” der.
Galip ARCAN gelince;
"Bu piyesi siz mi yazdınız?" der. “
" Evet paşam, ben yazdım”.
" Hayır, bu bir "Bolunun Flor Doranj" adlı Boldvilin'in aynen çevirisi. Neden bunu belirtmediniz? Hakkınızda soruşturma açtırıyorum” diyecektir.
Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca ne dedim biliyor musunuz? Samimi konuşacağım inanın sizlerle. Dedim ki;
“A be Atam, Boldvilin’e varıncaya kadar ne zaman okursun?
Ne zaman kafanda tutarsın?”
Ve o sırada ne yaptım biliyor musunuz? Yirmi yıllık araştırmacıydım, ATATÜRK’le iddiaya girmek gibi, dedim ki; “Senin başında durmadığın, ilerletmeye çalışmadığın bir alan bulmak benim boynumun borcu olsun..”
O sırada da “Sanat ve ATATÜRK” adlı araştırmamı yapıyorum. Baktım resimde Türk tarihinde ilk resim sergisini o açıyor, heykelde dinin etkisini kaldırıyor!!!
Ama karşıma yedinci sanat dalı geldi. Ne? Sinema. Dedim; “herhalde burda iddiayı kazandım”.
Heyhat, baş yönetmen Cezmi AR, başrolde Mustafa Kemal, film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal’e tabi Cumhurbaşkanı ya, diyemiyor; şöyle dur, böyle dur, diye. Diğer oyunculara şiddetle bağırıyor. Atatürk; “Gel Cezmi gel, diyor. Burda başkomutan sensin, ben bu işi bilmem. Önemli olan işin iyi çıkması. Bana da aynı şiddet ve hiddetle bağıracaksın..”
Cezmi AR hayatının son günlerinde “Ben bir daha asla öyle bir oyuncuyla çalışmadım..” diyecektir.....❤
Prof. İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI 🎯🇹🇷
Ne müzisyeni, ne avukatı, ne doktoru, ne öğretmeni, ne gazetecisi huzurlu.
Ne şehirlisi, ne köylüsü tok.
Ne genci ne yaşlısı endişesiz…
Hepimiz diken üstünde ve geleceğimizle ilgili sürekli bir kaygı halindeyiz.
Emeği geçen herkesin hayat cezasını verir umarım!
Hayatı öldürenler sadece vatan haini değil aynı zamanda dünya hainidir. Elleriniz kırılsın, evleriniz su, bahçeleriniz ağaç, toprağınız bereket görmesin... #AkbeleneDokunma#AkbeleneSahipÇık
ÇEKİRDEKLERİ ÇÖP TORBASINA KOYMAYIN !!!
TEMA VAKFI SESLENİYOR
Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. Bu sene dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb ++
Arkadaşlar sevdiklerinizi anmak için hayır yemeklerinizi, kutlama yemeklerinizi ya da adak yemeklerinizi aş evimizde depremzede kardeşlerimize verebilirsiniz. tabelaya adına yazıyor ve yemek sırasında foto çekerek bunu size iletiyoruz.Tek sartımız depremzede yüzlerini+
Diyelimki balkonunuza veya pencerenizin önüne böyle yavru bir kumru veya başka bir kuş kondu. Yarası yok, yavru olduğu üstündeki sarı tüylerinden belli. Yürüyebilir kanatlarını açabiliyor ama gitmiyor. Hemen yardım etmek için eve alacaksanız almayın! Neden mi? +
Allah aşkına neler dediler neler.
📌İstanbul'da sosyal yardımlar kesilecek dediler, 5 katına çıktı.
📌Yatırımlar duracak dediler, yüzlerce yeni proje hayata geçti.
📌Metro yapamaz dediler, 10 metro aynı anda yapıldı, 6'sı açıldı.
📌Belediye iş mi bulur dediler, istihdam ofisiyle 100 bin kişiye özel sektörde iş bulduk.
📌İSMEK'ler kapanacak dediler, daha da büyüdü.
📌Burs veremez dediler, 200 bin üniversiteli burs aldı.
📌Süt dağıtamaz dediler, 200 binden fazla çocuğa ücretsiz Halk Süt ulaştırdık.
📌Annelere ulaşımı ücretsiz yapamaz dediler, 500 bin Anne Kart ile anneler ücretsiz ulaşım yaptı.
📌İSKİ batar dediler, en çok altyapı yatırımı yapılan dönem oldu.
📌Yurt yapamaz dediler, 5 bin öğrencilik yurda doğru gidiyoruz.
📌Kreş yapamaz dediler, 75 kreş açıldı, hedef 150.
📌Halk Ekmek kapanır dediler, onlarca yeni büfe ve yepyeni bir fabrika kurduk.
📌Belediye lokanta açamaz dediler, 29 TL'ye sağlıklı ve lezzetli yemek sunan kent lokantaları bir bir açıldı.
📌Liyakat olmaz dediler, işe alımların en şeffaf ve liyakatli olduğu dönem oldu.
📌Tasarruf yapamaz dediler, hem iş ürettik hem tasarruf yaptık, bütçemiz çok bereketli oldu.
📌Yeşil alan yapamaz dediler, yaşam vadileri ve kent ormanları bir bir yapıldı, yenileri yolda.
📌Haliç'te durulmaz dediler, Haliç çok güzel oldu.
📌Kurbağalıdere'yi temizleyemez dediler, tertemiz oldu.
📌Ecdat eserleri tahrip olur dediler, en çok restorasyon ve bakım yapılan dönem oldu.
📌İstanbul'da tarım olmaz dediler, çiftçi sayısı 5 katına çıktı, üretim canlandı.
📌Metrobüs alamaz dediler, 190 yeni metrobüs aldık, daha da alacağız.
📌Adalar sahipsiz kalır dediler, göz bebeğimiz oldu.
📌Çevre yatırımı yapamaz dediler, Avrupa'nın en büyük dönüşüm tesislerini yaptık.
Daha neler dediler, neler...
Bakın bu epilepsili çocuklarda dirençli nöbetlerde kullanılan CBD oil. Bunu kızımın disotonomi ataklarında kullanıyoruz. Atakları hızlıca toparlıyor. Türkiye’de satılmadığından satışa “aracı” insanlardan aldık mecburen. Kızımın ataklarına artık etki etmiyor diye çok üzülmüştüm+