METİN KÜLÜNK :" SERMAYE PİYASALARI ÜZERİNDEN PARA GÖNDEREN ŞİRKETLER BU YAPIYA GELİR Mİ"
📌BİR GECEDE İNSANLAR NASIL ZENGİN OLABİLİYOR?
🎬 Değerlendirmenin tamamı ve analizler youtube NurayBasaranTV kanalında!
🎬https://t.co/XIkWjBSPHt
🔔Kanalımıza destek olmak için videoyu beğenmeyi, görüşlerinizi yorumlarda paylaşmayı ve takip etmeyi unutmayın!
SPK'dan açıklama...
💥"Kurulumuz, denetimleri neticesinde gerçek ve tüzel kişilere 2025 yılında toplam 2 milyar 741 milyon TLve 2026 yılının ilk dokuz ayında 948 milyon TL idari para cezası uygulamıştır.
💥"2025 yılında 152 kişiye, 2026 yılı başından bu yana 174 kişiye suç duyurusunda bulunulmuştur. 2026 yılında yapılan suç duyurularının 96’sı fonlarla ilgili işlemler nedeniyledir."
@spkgovtr
Altın üretimine tam destek..
KAYMAZ HALKI
ÖRNEK OLDU..
Eskişehir'in Kaymaz mahallesinde Türk Altın İşletmelerinin kapasite artışı için düzenlediği Halkın Katılım Toplantısında alışılmışın dışında örnek görüntüler yaşandı.
Bu kez eylemciler sahada yoktu,
halkın tam desteği vardı..
Kaymaz halkı "Buradan ekmek kazanıyoruz. Artık boşta kalan gençlerimiz yok. Hem ülke ekonomisi kazanıyor hem bizler." diyerek halaylarla büyük destek vererek Türkiye'ye örnek oldu.
Ve bu bir ilkti...
Kaymaz halkı tapuları yıktı..
Bravo...
İşletme Müdürü Kemal Öcal Kaymaz halkına ' Bu işletme onların işletmesi ve onların eseri' diyerek teşekkür etti
@turkaltin_
Akşama not.
Yakın tarih 15 Temmuz 2016 Fetö kalkışmasının ülkemize milletimize ve devletimize maliyeti üzerine
Seri no:3
15 Temmuz’un Türkiye’ye Çıkardığı Ağır Fatura
15 Temmuz 2016’da milletimizin iradesine ve devletimizin varlığına yönelen işgal girişimi, milletimizin duvarına tosladı ve başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak o gece yaşananlar, yalnızca 251 şehidimizin ve 2 bin 196’dan fazla gazimizin verdiği mücadeleyle sınırlı kalmadı. Türkiye’nin ekonomisi, kurumları ve uluslararası itibarı da ağır bedeller ödedi.
Bu bedelin tamamını tek bir rakama sığdırmak mümkün değil. Yine de elimizdeki veriler, yaşanan sarsıntının boyutunu görmemize yardımcı oluyor. İşgal girişiminin ardından Borsa İstanbul’da sert düşüş yaşandı; dönemin açıklamalarında BIST 100’ün takip eden haftada yüzde 13,3 gerilediği belirtildi. Temmuz 2016’da ihracatın yüzde 11,5 düşmesi de ekonomik faaliyetteki daralmanın göstergelerinden biri olarak kayda geçti.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre ekonomi, 2016’nın üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 1,8 küçüldü. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da o dönemde, 15 Temmuz sonrasında çalışma günü sayısındaki düşüşün ekonomik faaliyeti etkileyebileceğine dikkat çekmişti. Bu veriler, darbe girişiminin ardından oluşan belirsizliğin üretim ve ekonomik hayat üzerinde yarattığı baskıyı ortaya koyuyor.
Ekonomist Prof. Dr. Sefer Şener, işgal girişiminin doğrudan maliyetini yaklaşık 158 milyar dolar, dolaylı maliyetini ise 350 milyar dolar olarak hesapladı. 2023’te TRT Haber’e yaptığı değerlendirmede, dolaylı etkilerle birlikte toplam yükün yaklaşık 460 milyar dolara ulaştığını söyledi. Bunlar resmî kurumların kesinleşmiş bir muhasebe hesabı değil; uzman değerlendirmelerine dayanan tahminlerdir. Fakat bu tahminler dahi, milletimizin ve ekonomimizin karşı karşıya kaldığı yükün büyüklüğünü gösteriyor.
Elbette sonraki yıllarda yaşanan kur, enflasyon, faiz ve yatırım hareketlerinin tamamını yalnızca 15 Temmuz’a bağlamak doğru olmaz. Türkiye’nin ekonomisi bu dönemde başka iç ve dış gelişmelerden de etkilendi. Ancak işgal girişiminin piyasalarda oluşturduğu şok, yatırımcı güvenindeki sarsıntı ve ülkenin önceliklerini güvenlik meselelerine yöneltmek zorunda kalması, ekonomik maliyetin önemli parçalarıdır.
Asıl mesele, bu bedelleri yalnızca rakam olarak görmemektir. Her kayıp; ertelenen bir yatırım, daralan bir üretim imkânı, ağırlaşan bir borçlanma maliyeti ve geleceğe dair zayıflayan bir güven demektir. Kurumların yeniden yapılandırılması, kamu düzeninin korunması ve toplumsal yaraların sarılması için harcanan emek ve kaynak da bu büyük tablonun içindedir.
Yakın tarihimizde yaşadığımız ağır kırılmaları unutarak geleceğe yürüyemeyiz. Fakat geçmişi anmak, yalnızca acıları hatırlamakla da sınırlı kalmamalı. Bu girişime zemin hazırlayan şartları, kurumlarımızda oluşan zaafları ve aynı yanlışların tekrarlanmaması için yapılması gerekenleri sağduyuyla sorgulamalıyız.
15 Temmuz’un ekonomik ve toplumsal bilançosunu hep birlikte görmeli, bu meseleyle hep birlikte dertlenmeliyiz. Çünkü milletimizin ödediği bedeli anlamak; devletimizi, kurumlarımızı ve millî iradeyi gelecekte daha güçlü korumanın ilk şartıdır.
Kaynak notu: Ekonomik maliyet tahminleri Prof. Dr. Sefer Şener’in Anadolu Ajansı ve TRT Haber’e yaptığı açıklamalara; büyüme verisi TÜİK açıklamasını aktaran Anadolu Ajansı haberine; çalışma günü etkisine ilişkin değerlendirme TCMB’nin 29 Eylül 2016 tarihli duyurusuna dayanmaktadır. Kullanılan maliyet analizindeki diğer veriler için: :codex-file-citation{path=“sandbox:/workspace/scratch/b9c99aac9dd2/upload/15-temmuz-maliyet-analizi-2026-10-04.pdf” purpose=“source”}
Radyo Sputnik’te gazeteci-yazar İsmet Özçelik’in hazırlayıp sunduğu Ankara Farkı programına dün konuk olduk.
Hakikati tereddütsüz bir kez daha milletimizle paylaştık.
@sputnik_TR@ismetozcelik_
https://t.co/z1aVpBkHPH
FUTBOL VE BORSA: KİTLE PSİKOLOJİSİNİN İKİ KRİTİK ALANI
Borsada, aileleriyle birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 40 milyon kişiye ulaşan geniş bir kitle var. Futbolda ise taraftar gücüyle yaklaşık 25 milyonu aşkın bir alandan söz ediyoruz. Bu iki alan, toplumun yaklaşık üçte ikisine temas ediyor. Takımının başarısıyla sevinen, başarısızlığıyla üzülen taraftar kitlesi de borsa yatırımcıları da kitle psikolojisinin bütün özelliklerini yansıtıyor.
Futbol artık büyük bir endüstriye dönüştü. Borsa ise sermaye hareketlerinin ve şirketlerin piyasa değerlerinin yatırımcıların birikimlerini doğrudan etkilediği bir alan.
Şimdi soruyorum: FETÖ gibi yapılar bu iki alanı boş bırakır mı?
Paranın ve geniş kitlelerin bulunduğu yerler, toplumu psikolojik olarak etkilemek ve ahlaken aşındırmak isteyen yapıların nüfuz kurmaya çalışabileceği alanlardır.
Futbol Federasyonu başkanlığına, futbolla ilişkisi sınırlı olduğu öne sürülen ve hakkında iki ByLock iddiası bulunduğu belirtilen bir isim getirildi. Başkanlık dönemindeki süreçte, hakem kararları ve federasyon kararlarının üst üste eklenmesiyle futbol kamuoyunda, özellikle tribünlerde, büyük bir memnuniyetsizlik oluştu. Toplumdaki karşılığı da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tablo ortaya çıktı.
İş dünyasını yakından tanıyan, beyefendi ve dikkatli bir isim, tartışmalı süreçler ve itibarsızlaştırma çabalarıyla bu alandan uzaklaştırıldı.
Ardından ByLock iddialarıyla anılan isim üzerindeki ısrar sürdü; karşısına çıkan aday ise seçimi kazandı.
Bugün futbolda alınan kararların tamamı kamuoyunda şüpheyle karşılanıyor.
Bu tartışmaların üzerine bir de fon skandalı ve fon vurgunculuğu eklendi. Lağım öyle bir patladı, ateş binayı öyle sardı ki kimsenin “Bana ne” deme lüksü yok. Bu ateşin içinden hep birlikte çıkacağız.
Bir yanda devletin yönetişim sistemine ilişkin ciddi sorunlar, diğer yanda toplumun ahlaki değerlerinde ve moral dünyasında yaşanan ağır travmalar var.
Toplum, topyekûn bir temizlik ve bu temizliğin ardından yeniden bir varoluş hikâyesi bekliyor.
@tcbestepe@MHP_Bilgi@vedatkahyalar@15TemmuzCephesi@ulusalkanal@ulkucuhareketr@YildizKalas@tolqahanerdoqan@MHP_Acar@erhanvergili1@CilogluAyd@yunuserdolen
Sokak diyor ki;
Muhafazakârından ulusalcısına, milliyetçisinden sosyal demokratına; sağcısından solcusuna kadar tüm vatansever, namuslu ve ahlaklı insanların siyasetçilerden beklediği tek bir cevap var:
��Senin alnın ak mı?”
#AlnımAk diyenler öne çıksın.
@atillakaymaz @Abdulhamit3461
Güne merhaba.
Sayın @rmznaydemir ile sozsirasi_instagram için gerçekleştirdiğimiz röportajdan bir kesit
‼️ KÜLÜNK’TEN SİYASETTE “DİP DALGA” UYARISI!
👨👩👧👦 “MİLLET KENDİ PARTİSİNİ KURDU”
⚖️ “LİYAKAT, EHLİYET, HAK VE ADALET ODAKLI BİR PARTİ YOLDA”
25, 26 ve 27’nci Dönem İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Türk Manşet’te ‘Söz Sırası’ programında Türk siyasetindeki toplumsal değişime dikkat çekti. Külünk, farklı siyasi partilere mensup seçmenlerin ve tabanların, yönetim kademelerindeki uygulamalar üzerinden benzer rahatsızlıklar taşıdığını savundu. Bu rahatsızlığın parti kimliklerinin ötesine geçtiğini belirten Külünk, ortaya çıkan yeni toplumsal hattı “dip dalga” olarak nitelendirdi.
📌 “MİLLET KENDİ PARTİSİNİ KURDU AMA TABELASI YOK! ÇÜNKÜ HER PARTİDE VARLAR”
Külünk, benzer bir rahatsızlığın farklı siyasi partilerin tabanlarında da bulunduğunu savundu.
Külünk, etnik kimlik üzerinden siyaset üreten yapılardan muhafazakâr siyasi yapılara kadar farklı kesimlerde, yönetim kademelerinin kendi çıkar alanlarını oluşturmasına yönelik rahatsızlık bulunduğuna dikkat çekti. Türkiye’de farklı siyasi geleneklere mensup vatandaşların ortaklaştığı noktaları “hak ve adalet, helal lokma, kul hakkı ve hazine hakkı şuuru” olarak sıralayan Külünk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Artık öyle bir noktadayız ki millet bütün partilerin dışında liyakat ve ehliyet, hak ve adalet, helal lokma odaklı kendi partisini kurdu. Ama bu partinin tabelası yok. Nasıl yok? Her partide varlar. Ama burada birbirleriyle eşitler.”
📌 “BAŞKA BİR DİP DALGA BÜYÜYOR”
📌 “TARTIŞMALARIN BU NOKTAYA EVRİLMESİNDEN RAHATSIZLAR”
📌 “GÖRDÜN MÜ, TÜRKİYE NASIL BÜTÜNLEŞTİ!”
👉 Haberin tüm detaylarına https://t.co/36eHHT4eNC üzerinden ulaşabilirsiniz…
#türkmanşet #liyakat #metinkülünk #sözsırası #ramazanaydemir
@drcetiner@sabriamcaparodi@KIZILELMA_VATAN@Mertbiriii@bilgiselanaliz@trhaber_com@sputnik_TR@dirilispostasi@ufukcoskunn@s_Allahverdi@YildizKalas@vedatkaya1977@Abdulhamit3461@abdurrahim_av@Aylasimsek66
Olayların doğrudan fiziksel zararına ilişkin açıklanan resmî tutar yaklaşık 140 milyon TL’dir. Bunun yanında kamu araçlarında ve toplu taşımada meydana gelen hasar da önemli bir maliyet oluşturdu. İETT otobüslerinde zararın 39 ila 80 araç arasında olduğu, araç başına maliyetin yaklaşık 200 bin avroya ulaştığı yönünde tahminler bulunuyor. Ancak toplam maliyeti yalnızca tahrip edilen araçlar ve hasar gören binalarla ölçemeyiz.
Asıl büyük kayıplardan biri, belirsizlik ve güvensizlik ortamının ekonomide oluşturduğu negatif etkidir.
Hayırlı sabahlar.
Yakın tarihte yaşadıklarımız ve ülkemize milletimize ve devletimize maliyetlerini hatırlamakta fayda var.
Seri no:1
Gezi Parkı Olaylarının Türkiye’ye Maliyeti
Her şey, bir anlamda Gezi Parkı olaylarıyla başladı. 28 Mayıs 2013’te Taksim’de başlayan protestolar kısa sürede Türkiye’nin birçok iline yayıldı. İlk günlerde çevre duyarlılığı etrafında şekillenen eylemler, ilerleyen günlerde ülke çapında Batı başkentlerinin de desteğini alarak kitlesel gösterilere ve FETÖ’nün Neo Liberal sol ile birlikte hükümet darbesi girişimine dönüştü
Bu süreci yalnızca sokaklarda yaşananlardan ibaret görmemek gerekir.
Gezi olaylarının Türkiye’ye ekonomik, toplumsal, siyasi ve uluslararası alanda neye mal olduğunu bütün yönleriyle değerlendirmeliyiz.
Resmî verilere dayandırılan tahminlere göre eylemler 80 ilin 79’una yayıldı ve yaklaşık 3,6 milyon kişi gösterilere katıldı. Gayriresmî katılım tahminleri ise 7,5 milyona kadar çıkıyor. Olaylarda 8 ila 10 sivil ile 2 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Yaralı sayısı 8 binin üzerine çıktı; 5 bin 500’den fazla kişi gözaltına alındı, yaklaşık 189 kişi tutuklandı. Kamu binaları, polis araçları, ambulanslar, işyerleri, belediye otobüsleri ve duraklar da zarar gördü. Bu rakamlar, yaşananların yalnızca siyasi tartışmalardan ibaret olmadığını gösteriyor. Her bir sayı, bir insanın hayatına, bir ailenin yaşadığı acıya ya da kamu kaynaklarından karşılanan bir zarara işaret ediyor.
Ağaç üzerinden başlayan gösteriler asıl arka plan hesaplarına evrilmişti.
Küresel finans şeritleri Türkiye’nin küresel sistemde ayrı hatta düşmesine tahammül edemiyordu.
Ve gösterilerin ardından istedikleri oldu faizler yukarı doğru çıkmaya başladı.
Gezi olayları bir kırılma noktasıydı.
Her zamanki gibi süreç feto üzerinden yönetiliyordu.
METİN KÜLÜNK :" MEHMET ŞİMŞEK ZAMANINDA UYARDI AMA NEDEN ÖNLEM ALMADI"
📌BORSA BAŞKANI NEDEN ÇIKIP AÇIKLAMA YAPIP MİLLETİ RAHATLATMIYOR?
🎬 Değerlendirmenin tamamı ve analizler youtube NurayBasaranTV kanalında!
🎬 https://t.co/XIkWjBSPHt
🔔Kanalımıza destek olmak için videoyu beğenmeyi, görüşlerinizi yorumlarda paylaşmayı ve takip etmeyi unutmayın!
Sayın @rmznaydemir ile gerçekleştirdiğimiz röportajdan kesitler ile merhaba.
📌METİN KÜLÜNK: CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN EN AĞIR İMTİHANIYLA KARŞI KARŞIYA
📌BEKLENEN KARARLILIK GÖSTERİLMEZSE MİLLETİMİZLE CUMHURBAŞKANIMIZ ARASINDAKİ MESAFE KAPANMAZ.
25, 26 ve 27’nci Dönem İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Ramazan Aydemir’in konuğu olduğu “Söz Sırası” programında Türkiye’deki fon krizine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Sayın cumhurbaşkanımız kendi mücadele tarihinin en ağır imtihanıyla karşı karşıya, en ağır kriziyle karşı karşıya” dedi.
📌 “CUMHURBAŞKANIMIZIN EN TEMEL ÖZELLİĞİ KARARLILIĞIDIR”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 51 yıldır tanıdığını belirten Metin Külünk, “Annelerimiz arkadaş, merhum babasıyla dedem… Benim dedem de gemilerde reisti. Babam subaydır. Sayın Cumhurbaşkanımızın en temel özelliği kararlılığıdır” dedi.
📌 “EN AĞIR KRİZİYLE KARŞI KARŞIYA”
Fon krizini kastederek, mevcut sürecin önceki krizlerden farklı olduğunu dile getiren Külünk, “Sayın cumhurbaşkanımız kendi mücadele tarihinin en ağır imtihanıyla karşı karşıya, en ağır kriziyle karşı karşıya. Temenni ederim bu krizi de başararak aşsın. Çünkü bugüne kadarki krizlerin hepsi dış bükeydi, bu kriz iç bükey bir kriz” ifadelerini kullandı.
📌 “TOPLUMUN VİCDANI AFFETMİYOR”
Külünk, söz konusu krizin üzerinin örtülemeyecek bir noktaya geldiğini savunarak, toplumun yaşananlara ilişkin yaklaşımına dikkat çekti. Külünk, “Bu kriz geldiğimiz noktada üzeri örtülme şansı olmayan bir kriz. Toplumun vicdanı affetmiyor” diye konuştu.
📌 “MİLLETİN BEKLEDİĞİ KARARLILIK ORTAYA ÇIKMAZSA…”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milletin beklentileri doğrultusunda bir irade ortaya koyması gerektiğini belirten Külünk, “Eğer Sayın Cumhurbaşkanımızdan milletin beklediği kararlılığın, bir fotoğrafa dönüşme noktasında irade ortaya çıkmazsa, Sayın Cumhurbaşkanımızla millet arasındaki mesafe kapanmaz bir noktaya evrilecektir” ifadelerini kullandı.
#sözsırası #metinkülünk #fonkrizi #cumhurbaşkanıerdoğan
https://t.co/6WvApNik2J
TBMM Yeni Yasama Dönemi İlk Grup Toplantımızı Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ Beyefendi’nin Teşrifleriyle gerçekleştirdik.
Yeni Yasama Dönemi ve Grup Toplantılarımız Partimize ve Milletimize hayırlara vesile olmasını dilerim
Yakın tarihte yaşadıklarımızın ülkemize milletimize ve devletimize ekonomik sosyal maliyetleri
Seri no:2
17-25 Aralık’ın Türkiye’ye ekonomik maliyeti: Buyurun, rakamlarla konuşalım
Yakın tarihimizde yaşanan büyük kırılmaların bedelini yalnızca siyasi sonuçlarıyla ölçemeyiz. Piyasalarda oluşan kayıplar, yükselen faiz ve kur baskısı, yatırım ortamının zedelenmesi ve kurumlara duyulan güvenin sarsılması da bu tablonun parçasıdır.
17-25 Aralık 2013 süreci, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik gündeminde derin izler bıraktı. Sürecin niteliğine ilişkin değerlendirmeler farklılık gösterse de ekonomiye yansıyan etkileri ve kamuoyuna açıklanan maliyet tahminleri üzerinde durmak gerekiyor.
AK Parti Ekonomi İşleri Başkanlığının Ocak 2014 tarihli raporunda, operasyonların ilk dalgasının ekonomik etkisi 104,86 milyar TL olarak hesaplandı. Bu toplamın içinde 76,7 milyar TL’lik borsa piyasa değeri kaybı, 15,1 milyar TL kısa vadeli dış borç stoku artışı, 8,5 milyar TL reel sektörün yabancı para pozisyon açığı etkisi ve 4,56 milyar TL devlet iç borçlanma senetlerindeki değer değişimi yer aldı.
Piyasalardaki hareketlilik de dikkat çekiciydi. Rapora göre BİST 100 endeksi 93.178 puandan 67.801 puana kadar geriledi. Gösterge faizi 16 Aralık’ta yüzde 8,60 seviyesindeyken 30 Ocak’ta yüzde 11,10’a çıktı. Repo ihale faizi yüzde 4,5’ten yüzde 10’a, marjinal fonlama faizi ise yüzde 7,5’ten yüzde 12’ye yükseldi. Devlet borçlanma faizindeki artış, kamunun ve reel sektörün finansman maliyetlerini de etkiledi.
Dönemin açıklamalarında daha geniş kapsamlı tahminler de yer aldı. Numan Kurtulmuş, Gezi olayları, faiz artışı ve 17 Aralık sürecinin birlikte değerlendirildiği maliyeti 167,9 milyar TL olarak ifade etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 2015’te 17-25 Aralık darbe girişiminin ülkeye maliyetinin 120 milyar dolar olduğunu açıkladı. 2016’da Gezi ve 17 Aralık süreçlerini birlikte ele alan bir başka hesaplamada toplam kayıp 156,8 milyar dolar olarak verildi.
Bu rakamları değerlendirirken önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir: Tahminler farklı dönemleri, kapsamları ve hesaplama yöntemlerini içeriyor. Bu nedenle hepsini toplayıp tek bir toplam zarar gibi sunmak doğru olmaz. Örneğin 17 Aralık ile 15 Temmuz’u birlikte değerlendiren 400 milyar doların üzerindeki tahmin, yalnızca 17-25 Aralık sürecinin maliyeti olarak okunamaz.
Ancak rakamların işaret ettiği ortak bir gerçek var: Siyasi ve kurumsal istikrardaki sarsıntı, piyasalarda belirsizliği artırıyor; faiz, kur ve borsa üzerinden ekonomiye maliyet üretiyor. Süreç aynı zamanda kabinede değişikliklere, yargı ve emniyet kurumlarında geniş çaplı görevden almalara ve kurumlara duyulan güvenin tartışmaya açılmasına yol açtı. Yabancı yatırımcıların risk algısı ve Türkiye’nin uluslararası itibarı da bu tartışmalardan etkilendi.
Geçmişte yaşananları konuşmak, yalnızca eski hesapları açmak değildir. Mesele; ülkenin hangi koşullarda ekonomik kayıp yaşadığını, kurumların güvenini nasıl koruyacağını ve benzer krizlerin tekrar etmemesi için hangi derslerin çıkarılması gerektiğini görmektir.
17-25 Aralık’ın ekonomik maliyetine dair açıklanan rakamlar, yaşananların Türkiye’ye ağır bir fatura çıkardığını gösteriyor. Buyurun, rakamlarla konuşalım; bu süreçlerden ders çıkarmadan geleceğe güvenle yürüyemeyiz.
AKP MERKEZ DİSİPLİN KURULU ÜYESİ, ESKİ AKP MİLLETVEKİLİ, ESKİ BAKAN YARDIMCISI, ESKİ BÜROKRAT VE FON VURGUNCULARI ARASINDA GRİFT İLİŞKİ AĞI TESPİT ETTİK
- AKP Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Muaz Ergezen,
- AKP eski Milletvekili Ertan Aydın,
- SGK eski Başkanı ve Aile ve Sosyal Hizmetler eski Bakan Yardımcısı Mehmet Selim Bağlı,
- Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu eski Başkanı Osman Arıkan Nacar…
Bu isimleri aynı tabloda buluşturan yer KUYAŞ Yatırım A.Ş.
Eski SGK Başkanı ve eski Bakan Yardımcısı Mehmet Selim Bağlı, KUYAŞ Yönetim Kurulu’na 18 Şubat 2026’da bağımsız üye olarak seçildi. Şirketin KAP’a yaptığı açıklamaya göre Bağlı, 24 Eylül 2026’da, sermaye piyasalarındaki soruşturmaların gündeme geldiği dönemde yönetim kurulu üyeliğinden istifa etti.
KUYAŞ’ın kıymet-i harbiyesi nedir ki bu kadar farklı isim ve finansal aktör aynı şirketin çevresinde kesişiyor?
KUYAŞ’ın gerçekleştirdiği önemli bir hisse işleminde Bulls Yatırım satıcı üye, Tera Yatırım ise alıcı üyeler olarak yer alıyor.
Peki Bulls Yatırım’ın arkasında kim var? Kültür ve Turizm eski Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu’nun eşi Neslihan Mumcu da bulunuyor. Mumcu, Bulls’un ortağı.
Tera ve Bulls çevresindeki isimler fon ve sermaye piyasası soruşturmalarında gündeme gelirken, aynı finansal aktörlerin KUYAŞ işlemlerinde karşımıza çıkması tesadüf müdür?
Bir de Ali Göl var.
Ali Göl, KUYAŞ Yatırım A.Ş.’nin ortakları arasında yer alan isimlerden biriydi. 30 Eylül 2026 tarihli ortaklık tablosuna göre Göl’ün KUYAŞ’ta 16 milyon 545 bin 732 adet payı, yani şirket sermayesinin %4,14’ü bulunuyordu.
Ancak 1 Ekim 2026 tarihli tabloda Ali Göl artık %3 ve üzeri pay sahipleri arasında yer almıyor. Bu durum, KUYAŞ’taki paylarını elden çıkardığını gösteriyor.
Dikkat çekici olan zamanlama ise şu:
Ali Göl, KUYAŞ’taki paylarını elden çıkardıktan kısa süre sonra, sermaye piyasası işlemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan isimler arasında yer aldı.
Şimdi sorulması gereken sorular daha da net:
Ali Göl, KUYAŞ’taki 16,5 milyon payını neden sattı? Kime sattı, hangi fiyattan sattı?
Satışın zamanlaması ile hakkında yürütülen soruşturma arasında herhangi bir bağlantı var mı?
Mehmet Selim Bağlı neden KUYAŞ Yönetim Kurulu’ndan istifa etti?
En önemlisi:
KUYAŞ’ın kıymet-i harbiyesi nedir ki kamu geçmişi olan isimlerden sermaye piyasası aktörlerine kadar bu kadar farklı bağlantı aynı şirketin çevresinde kesişiyor?
Bütün bu bağlantılar tesadüf mü, yoksa KUYAŞ’ın sermaye piyasalarındaki rolünün daha yakından incelenmesi mi gerekiyor?
CABA Grup Başkanı ve KUYAŞ A.Ş.’nin en büyük hissedarı Cahit Balyan ile AKP Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Muaz Ergezen’in bağlantısı nedir?
Cahit Balyan, Muaz Ergezen, Osman Arıkan Nacar ve Ali Göl arasındaki ilişki ağı nedir?
METİN KÜLÜNK :"TÜRKİYE FİNANSAL SUSURLUK SÜRECİNİ YAŞIYOR "
📌FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLERİ MUHALEFET HATTI NEDEN PSİKOLOJİK SAVAŞ OLARAK KULLANIYOR?
🔔Daha fazla siyasi analiz ve gündem videoları için kanalımıza abone olmayı unutmayın!
https://t.co/3x8o0JzB6v