Asuman Susam'ın Poetikasında Bir Fenomen Olarak Açıklık_ Yurdagül Konuk
@Ymehmedoglu, @YurdagulKonuk_
Bu değerli düşünce emeğine çok teşekkür ederim.✨️🕊
Dergimizin 39. Sayısında usta yazar @_CemAkas ‘ı ve Türkiye’nin Nobel’e aday gösterilen ilk kadın yazarı Leyla Erbil’i ağırladık. Yine birbirinden kıymetli yazarlarımızın deneme, öykü,şiir ve röportaj türlerindeki eserlerini de okuyabileceksiniz.
Dergiyi çevrim içi olarak okumak için: https://t.co/9FJziOLen3
Bir mektup, yolculuğunu hiçbir zaman tamamlamaz.
Siz bu satırları okurken biri yıllar önce yazılmış bir mektubu ilk kez açıyor. Bir başkası yazmaya başlayıp yarıda bırakıyor. Bir zarf hâlâ sahibini bekliyor.
Boleka'nın üçüncü sayısında şair ve yazarların daha önce hiç yayımlanmamış mektupları var. Dünyanın dört bir yanından yazarların Boleka için gönderdiği mektuplar ve şiirler de bu sayıda okurla buluşuyor.
Yıllar önce yazılmış satırlarla bugün kaleme alınanlar, aynı sayfalarda yan yana duruyor. Diller degişiyor, ülkeler degişiyor; mektubun yolculuğu sürüyor.
Her mektup, yeni bir okurla yeniden yola çıkıyor.
Boleka'nın 3. sayısı "Yaz" şimdi ön satışta.
“Ve şimdi gün ve beklenmedik bir püskürmeyle birden tekrar pazar oldu. Pazar yankıların günü -sıcak, kuru,her yerde bal arılarının ve eşekarılarının uçuştuğu, kuş çığlıklarının ve uzaktan çekiç vurgularının duyulduğu, nereden geliyor pazarın yankıları? “
Emek ve doğa sömürüsünün olmadığı bir dünya için. Tüm yoldaş türler, ihtimam ağlarıyla ördüğümüz bir dünya için. Yaşasın 1 Mayıs🍃
🖌Yasemin Sayıbaş Akyüz
Mükemmel geçen bir Hera Okuma Grubu Toplantısı akşamı oldu 💙💙
Çok teşekkür ederim canım @froggprincee ve canım @guzelzeynepsphn 💙💙
İyi ki varsınız 💙 iyi ki iyi kitaplar var ve keşfediyoruz birlikte 💙💙
Özdemir Nutku, Sevgi Soysal ile tatsız ayrılığını çok nahif, saygılı bir biçimde aktarmış. Çok güzel bahsetmiş Sevgi’den ve ailesinden. Bu medeniyete ve inceliğe çok rastlamadığımız için oldukça etkilendim🌝
Canımın içisileri @guzelzeynepsphn ve @froggprincee 'nin öncülüğünde yürüttüğümüz Hera Kitap Kulübü’müzde bu ay Sevgi Soysal’ın iki kitabını okuyoruz. Bunlardan bir diğeri de Barış Adlı Çocuk'tu ve ben Sevgi Soysal'ın bu kitabına da bayıldım🫠❤️🔥
Sevgi Soysal’ın Barış Adlı Çocuk kitabındaki öyküleri okumamın üzerinden iki hafta gibi bir süre geçmesine rağmen, kitap üzerimdeki etkisini hâlâ koruyor. Özellikle cezaevi kadınlarının hikâyeleri beni oldukça etkiledi. 🫠❤️🔥
Barış Adlı Çocuk, farklı öykülerden oluşuyor; ancak hepsi sıkışmışlık, kırılganlık ve yabancılaşma gibi ortak duygular etrafında birleşiyor. Özellikle cezaevi öykülerinin Sevgi Soysal’ın kendi tutukluluk deneyimiyle bağlantılı olması, bu öyküleri daha da gerçekçi kılıyor.
Sevgi Soysal’ın büyük olaylardan ziyade küçük anların içindeki duygusal yoğunluğu hissettirme biçimi, benim de gündelik hayattaki küçük anların ağırlığını daha yoğun bir şekilde içselleştirmeme neden oluyor. Bunu gösterişten uzak, sade ama aynı zamanda keskin ve katmanlı bir dille sunmasını çok seviyorum.
Tutkulu Perçem’de olduğu gibi burada da kadın karakterlerin iç dünyası oldukça belirgin. Bu karakterler kendi içlerine kapanmış, hayatlarına dışarıdan bakıyormuş gibi hisseden, toplum içindeki konumlarını sorgulayan ve aidiyet duygusu geliştiremeyen kadınlardan oluşuyor. Sevgi Soysal’ın bu öykülerde kadın karakterler üzerinden yaptığı toplumsal eleştiriyi okumak beni ayrıca etkiledi.
Barış Adlı Çocuk, yüksek sesle konuşmayan ama hissettirdikleri ve düşündürdükleriyle insanın içinde uzun süre kalan bir kitap. Dışarıdan küçük ve sıradan görünen hayatların aslında içlerinde ne kadar büyük kırılmalar barındırabileceğini derinden hissettiren bu öyküler beni oldukça etkiledi. Kitap bitti ama o sıkışmışlık, kırılganlık ve sessizlik hâlâ içimde. Uzun bir süre daha da kalacağına eminim.
Canımın içisileri @guzelzeynepsphn ve @froggprincee 'nin öncülüğünde yürüttüğümüz Hera Kitap Kulübü’müzde bu ay Sevgi Soysal’ın iki kitabını okuyoruz. Bunlardan biri Tutkulu Perçem’di ve ben bayıldım.”🫠❤️🔥
Tutkulu Perçem’deki öykülerin parçalı anlatım ile büyük olaylar anlatmamasını ama büyük duygular hissettirmesini çok sevdim. Öykülerdeki mutsuz, sıkışmış, huzursuz ve kendilerine yabancılaşmış kadın karakterleri okumak oldukça etkiliydi. Okurken içimde hep var olan ama adını koyamadığım o "ait olamama" hissin yavaş yavaş ortaya çıktığını hissettim.
Tutkulu Perçem’in beni en çok vuran noktası gerçekliği oldu. Öykülerdeki kadınlar çok tanıdık geldi bana. Bağırmayan, dramatik şeyler yaşamayan ama içlerinde sürekli bir sıkışma, bir taşamama hâli olan kadınlar… Bu hâl bana çok tanıdık geldi. Her şey normal görünüyor ama hiçbir şey gerçekten yerli yerinde değilmiş gibi hissettirmesi ve bir şeylerin eksik olmasının yarattığı o rahatsızlık hissi oldukça etkileyiciydi.
Ayrıca karakterler değişmek istiyor gibi görünseler de gerçekten değişemiyorlar. Sanki o istek hep içlerinde kalıyor, eyleme dönüşemiyor. Gerçek hayata baktığımızda da bu durumun böyle olması, öyküleri daha da gerçekçi kılıyor.
Bana insanın bazen mutsuz olmadığı, yalnızca hayatına tam olarak ait olmadığı düşüncesini hissettirdi. Sevgi Soysal’ın parçalı ve kapalı anlatımı da bu “ait olamama” hâlinin bu denli yoğun hissettirilmesinde oldukça etkiliydi.
Tutkulu Perçem’i okuduktan sonra içimde hafif bir ağırlık kaldı ama bu kötü bir ağırlık değil. Daha çok bir farkındalık gibi… Hani bir şeyi tam çözememişsindir ama artık görüyorsundur. Tutkulu Perçem benim için tam olarak böyle bir kitaptı; cevap vermedi ama doğru soruları hissettirdi. Bu yüzden çok sevdim. ❤️🔥