Sen Kürtçe'ye ses çıkarmazsan elin oğlu da gelir benim dilimin neyi eksik der. Sen teröriste gel mecliste konuş dersen, elin oğlu da ben de hak isterim der.
Geçen Feriköyde İranlıların kafesini şikayet ettim. Menüleri sadece Farsça ve İngilizceydi. 2 haftaya dönüş geldi ve ceza kesildi. Antalyalılar neden bunları şikayet etmeye tenezzül dahi etmiyor? Yapılan şeyler yasal değil. Belediye/zabıta müdahale etmek zorunda. @ALANYABLD
İstanbul’da çocuğu için diş hastanesinden randevu alan bir vatandaş, gittiklerinde doktorların “biz yapamayız” demesine tepki gösterdi:
“Sizin yapamadığınızı bir apartmanda küçücük dairede kadın diş hekimi yapıyor.”
İzmir Menemen çıkışında bir yolcunun rahatsızlanması üzerine tur aracı, akaryakıt istasyonunda lavabo molası verdi. Tur aracındakilerin iddiasına göre, istasyon çalışanlarıyla yaşanan gerginliğin ardından araca bindiler. Çalışan olduğu öne sürülen kişiler ise otomobille tur aracını takip ederek durdurmaya çalıştı.
20 milyar dolar…
Rakamı söyleyince kolay geliyor.
Gelin, 20 milyar doların ne demek olduğunu ve bu ülkede kimlerin cebine bu paranın gittiğini birlikte bir hesaplayalım.
Fon krizinde ortaya çıkan yaklaşık 20 milyar dolarlık büyüklük, tek başına Türkiye’nin dev yatırımlarıyla kıyaslanabilecek bir para.
Mersin Akkuyu’da yapılan nükleer santralin tamamının yapım maliyetine denk.
Türkiye’de özelleştirilmesi planlanan köprü ve otoyolların yaklaşık gelirinin 3 katı.
Atatürk Barajı’nın yapım maliyetinin yaklaşık 2,5 katı.
Marmaray tüp geçidinin yaklaşık maliyetinin 6 katı.
Bakın, nasıl bir paradan bahsettiğimizi anlayalım diye söylüyorum:
Bu büyüklükte bir kaynakla Türkiye’deki bütün emeklilerimize bir yıl boyunca her ay 5.000 TL ilave ödeme yapabilecek ölçekte bir kaynaktan bahsediyoruz.
Ya da Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine şehirlerimizi birbirine bağlayacak yaklaşık 13.500 kilometrelik hızlı tren hattı yapabilecek bir büyüklükten bahsediyoruz.
Bir Akkuyu…
Yaklaşık iki buçuk Atatürk Barajı…
Altı Marmaray…
13.500 kilometre hızlı tren hattı…
Şimdi 20 milyar dolar deyince ne kadar büyük bir paradan bahsettiğimiz biraz daha anlaşılıyor mu?
Peki bu para nerede?
Kimlerin kontrolündeydi?
Kimler kazandı?
Kimler kaybetti?
Kim hangi hisseye ne zaman girdi?
Kim ne kadar kazandı?
Kim tam zamanında çıkıp parasını aldı?
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım.
Şimdi bunun yanına bir de Borsa İstanbul’da yaşananları koyun.
Şirketlerin toplam piyasa değerinde yaklaşık 3,2 trilyon TL, yani yaklaşık 67 milyar dolarlık bir azalmadan bahsediliyor.
Bir tarafta yaklaşık 20 milyar dolarlık fon krizi…
Diğer tarafta borsada eriyen milyarlarca dolarlık piyasa değeri…
Ben şimdi devletimize soruyorum:
Böylesine büyük para hareketleri yaşanırken denetim kurumlarımız ne yaptı?
SPK ne yaptı?
Kim kimi denetledi?
Kim zamanında müdahale etti, kim etmedi?
Bu iş birkaç kişinin üzerine bırakılıp kapatılabilecek kadar küçük değildir.
455 binden fazla vatandaşımızın parasından bahsediyoruz.
O yüzden zarar edenleri zaten biliyoruz.
Şimdi kazananları bulun.
Paranın izini sürün.
Kim hukuka aykırı şekilde kazanç sağladıysa ortaya çıkarın.
Kim vazifesini yapmadıysa hesabını sorun.
20 milyar doların da, borsada eriyen trilyonlarca liranın da hesabı bu millete verilmelidir.
Bugün bizi Fransa yenmedi, TFF yendi MHK yendi,
şurda pas vermek yerine yere atlayan bir zihniyet var, çünkü Türkiye’de penaltı alıyor bu hareketlere
Heryerde Türk hakemi var sanıyor barış, eserinizle gurur duyun @TFF_Org rezil kepaze herifler https://t.co/uhMh9sqGVT
Oğluyla birlikte Ankara’nın Altındağ ilçesindeki Karapürçek mahallesinde köfte tezgahı işleten 46 yaşındaki Ali Arduç, yoğun bakımdaki yaşam savaşını kaybetti.
Arduç iddiaya göre, köfte yiyen müşterisi İ.Ö.’den hesabı ödemesini istedi. Aralarında sözlü tartışma çıktı, arbedeye döndü. İ.Ö., 46 yaşındaki köfteciye önce elindeki kaldırım taşıyla vurdu. Yere düşmesinden sonra da tekmelemeye devam etti.
Kafasına aldığı darbelerle ağır yaralanan Arduç, yoğun bakımdaki yaşam savaşını kaybetti. 3 çocuk babası talihsiz adam, sevenlerinin gözyaşlarıyla son yolculuğuna uğurlandı.
Bir vatandaşın isyanı:
“Dişim ağrıdan duramayacak hale gelince devletin ağız ve diş sağlığı merkezine gittim.
Röntgen çekildi, ‘Bu dişe kanal tedavisi lazım’ dediler. Tamam, yapalım dedim. ‘Burada bugün yapamayız, endodontiden randevu almanız gerekiyor’ dediler.
MHRS’ye giriyorum randevu yok. Birkaç hafta sonrasını bekleyecek halim de yok; gece ağrıdan uyuyamıyorum.
Mecburen özel dişçiye gittim. Adam aynı gün kanal tedavisini yaptı, dolgusunu kapattı. 6.500 TL ödeyip çıktım.
Şimdi benim anlamadığım şu:
Ben yıllardır SGK primi ödüyorum. Devletin koskoca diş hastanesine gidiyorum, doktor var, cihaz var ama tedavimi yaptıramıyorum. Sonra mecburen özelde binlerce lira ödüyorum.
Parası olmayan ne yapacak? Ağrıya mı dayanacak, dişini mi çektirecek?
Madem kanal tedavisi için sonunda özele gideceğiz, devlet diş hastanesinde bu bölümler neden var?”