Greek insurgents massacred up to 40,000 people in Tripolitsa on this day 205 years ago as they sought to rid the Peloponnese of its long-settled Muslim and Jewish communities
🔗 https://t.co/VnFuutCy44
1821'deki Yunan isyanında Mora’da büyük bir Türk soykırımı yapılıp, onbinlerce Türk, kadın ve çocuk ayırt edilmeden acımasızca katledildi. Mora'da soykırıma uğrayan Mora Türkleri'ni rahmetle anıyorum.
Bu katliamlar 1821'den 1974'e kadar farklı coğrafyalarda devam etmiştir. Yunanistan’ın tarih boyunca katlettiği Türkler ve akraba topluluklar için ülkemizin en fazla ziyaret edilen yerlerine (Sultanahmet, Ankara, Antalya, İzmir, Konya...) vakit kaybetmeden Yunan katliam ve mezalim anıtları dikmeliyiz. Mora Türkleri Katliamı, Teselya Türkleri Katliamı, Adalar Denizi (Ege) Türkleri Katliamı, Girit Türkleri Katliamı, Balkan Savaşları Katliamı, Batı Trakya Türkleri Katliamı, Trakya İşgali Katliamı, Anadolu İşgali Katliamı anıtlarının önemli sanatkârlarımıza yaptırılıp, bir an önce dikilmesi katledilen onbinlerce masum Müslüman'ın anısını yaşatacaktır.
https://t.co/cWJn1R15uL
TRİPOLİÇE KATLİAMI !
Tripoliçe Katliamı’nın 205. yıl dönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk halkını rahmetle anıyorum.
Tarihin acılarını yarıştırmak değil, onlardan ders çıkarmak gerekir. Ancak kendi tarihinin karanlık sayfalarını görmezden gelerek Türkiye’ye yönelik mesnetsiz ithamlarda bulunmak ve uluslararası hukuka aykırı tutumları sürdürmek, tarihî gerçekleri ortadan kaldırmaz.
Tripoliçe’de yaşanan vahşet tarihin bir gerçeğidir, unutulması veya unutturulması mümkün değildir.
Başkalarına tarih dersi vermeden önce kendi tarihinizle yüzleşmek ve tarihî gerçekleri seçerek değil, bütünüyle kabul etmek; “eğer devlet olduğunuzu iddia ediyorsanız”, devlet ciddiyetinin gereğidir.
Hayatını kaybedenleri bir kez daha rahmetle anıyorum.
#Tripoliçe’de Türk/Müslüman siviller, kadınlar/çocuklar; topluca meydanlara sürüklenerek katledildi. Bu bir soykırımdı!#Yunan’ın bağnaz/acımasız ahlaki yoksunluğunu gösterdiği dünyanın en ağır ihlallerini sergileyen bu katliam! 23 Eylül’de #MORA#Soykırımıdır! Unutma, unutturma!
#MoraKatliamı
TC.Dışişleri Bakanlığı:
1821-1830 yılları arasında #Mora Yarımadasında Müslüman Türk ahali sistematik olarak katledilmiştir.
Bu imha politikasına, ibadet yerlerinden medreselere, mezarlıklardan diğer kültürel miras unsurlarına kadar uzanan planlı bir yıkım ve tahribat da eşlik etmiştir.
Tripoliçe katliamının 205. yıldönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk sivil halkı rahmetle anıyoruz.
Wir gedenken an die Opfer des Tripolis Genozids 🇹🇷
Das Massaker von Tripolis am 23. September 1821 war ein historisches Verbrechen, bei dem im Zuge der Griechischen Revolution Tausende Türken durch aufständische Truppen ermordet wurden.
Nach der Eroberung der Stadt Tripolis auf dem Peloponnes durch griechische und albanische Aufständische unter Theodor Kolokotronis kam es ab dem 23. September 1821 zu tagelangen schweren Ausschreitungen.
Historischen Schätzungen zufolge fielen dem Massaker bis zu 32.000 Türken zum Opfer.
TRİPOLİÇE KATLİAMININ 205. YILDÖNÜMÜNDE DÜŞÜNCELER
YUNANİSTAN ÖZÜR DİLEMELİ, KATLİAM ANITI YAPILMALI, TARİH KİTAPLARINA GİRMELİ, RESMİ ANMA GÜNÜ İLAN EDİLMELİ, TBMM ÖZEL OTURUM YAPMALI
SABAHATTİN İSMAİL
1821'de Mora Yarımadası'nda ve 1897-1898'de Girit'te Yunanlıların yaptıkları katliamlarda on binlerce Türk, Arnavut, Çerkez ve Yahudi vahşice öldürüldü...
Yunanlıların yayılmacı "Megali İdea" hayallerinin ve Türk düşmanlıklarının sonucu olan bu katliamlar, onlar için utanılacak, yüz karası bir durumdur, ancak barbarlıkları yüzlerine vurulmuyor, Dünyaya teşhir edilmiyor, okullarımızda anlatılmıyor, resmi anma töreni yapılmıyor, şehitler adına bir anıt dikilmedi, soykırım, Türk Ulusunun hafızasından silindi...
Bu nedenledir ki, "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali, yağ gibi üste çıkarak, uyduruk bir tarih yaratılmaya çalışılıyor, bizi Ermenilere, Pontuslulara, İzmir ve Kıbrıs Rumlarına sözde " soykırım !" yapmakla suçlamaya kalkıyorlar.
Yunan ve Rum Meclislerinden,
sözde "Pontus Soykırımı !" ,
sözde "Küçük Asya Soykırımı !",
sözde " Ermeni Soykırımı !" anma günü yasaları çıkarttılar.
Meclisleri her yıl özel anma oturumu yapıyor, resmi devlet anma törenleri düzenliyorlar, yabancı devlet adamları, dikilen anıtlara çelenk koymaya zorlanıyorlar...
Bizde ise, yüz binlerce Türkün Mora'da, Girit'te, Balkanlar'da, Anadolu'da, Kafkaslar'da, katledilmesi çoktan unutuldu.
Bugün Tripoliçe katliamının 205. yıldönümü...
Kaç kişi biliyor?
Resmi anma töreni nerede yapıldı?
Bu katliamlar okullarda okutulan tarih kitaplarında yok, anma anıtı yok, resmi anma töreni yok, Meclis'te özel anma oturumu yapılmıyor...
TRİPOLİÇE KATLİAMI
Mora Yarımadası'ndaki Yunan isyanı, 25 Mart 1821'de Filiki Eterya örgütü öncülüğünde Patras'ta başladı ve hızla Mora'ya sıçradı.
Başta Türkler olmak üzere, Arnavut, Çerkez ve yahudiler, sistematik bir yok etme politikasına maruz kaldı.
Katliamların zirvesi, 23 Eylül 1821'de, Mora eyaleti merkezi olan Tripoliçe (Tripolitsa) şehrinde yaşandı.
Katiller, şehri yaz aylarında kuşattı, yiyecek suyunu kesti, buna karşın ardı ardına yapılan saldırılar püskürtüldü. Direniş 3 ay sürdükten sonra, kent 23 Eylül 1821'de düştü .
Şehri ele geçiren Yunan katiller, Cuma'dan Pazara kadar 3 gün boyunca vahşi bir katliam yaparak kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden on binlerce sivili işkenceyle katletti, evlerini, paralarını, mallarını yağmaladı
Şehirde yaşayan yaklaşık 30-40 bin Türk, Arnavut, Çerkez ve Yahudi, acımasızca kılıçtan geçirildi, insanlar canlı canlı yakıldı, kuyulara atıldı, toplu mezarlara gömüldü. Kadınlara tecavüz edildi, bir kısmı esir alınarak köleleştirildi
Katliam ancak öldürülecek Türk kalmadığı zaman sona erdi.
19 Ağustos 1821'de ise bu kez Navarin'de 3.000 Türk katledildi. Katliamlar en ücra Türk köylerine kadar yayıldı.
Mora İsyanı sırasında 70 bin Türk'ün öldürüldüğü tahmin ediliyor.
Bu katliamlar milli marşlarına konu edilerek bir gurur ve kahramanlık vesilesi yapıldı
75 YIL SONRA GİRİT'TE
1896-1898'de ise Girit'te katliama başladılar.
Adada barışı sağlamak için güya garantör olarak bulunan İngiltere, Rusya, Fransa gibi ülkelerin askerlerinin göz yummasıyla 1897'de, Lassithi ve Hanya gibi şehirlerle birçok köyde ENOSİS sloganı ile Türklere yönelik saldırılar yapıldı, büyük vahşetler yaşandı.
Katliamlar ve zorunlu göç sonucu Adadaki 90 bin Türk nüfusu sıfırlandı ve Girit 1913'te Yunanistan tarafından ilhak edildi
YABANCILAR NE YAZDI?
Katliamlara tanık olan İngiliz gazeteciler olayları " Türklere, Arnavutlara, Çerkezlere ve Yahudilere karşı organize bir işkence, katliam ve soykırım" olarak tanımladı.
Örneğin İngiliz Tarihçi ve Yazar William St. Clair " That Greece Might Still Be Free: The Philhellenes in the War of Independence ' (1972) adlı eserinde, katliama tanık olan yaklaşık 100 yabancı subayın gözlemlerini derledi ve " Tripoliçe katliamı, Mora'daki en büyük katliamdır....Şehirde Cuma'dan Pazar'a kadar süren vahşette, 10.000'den fazla Türk öldürüldü++++
YUNANLARIN İTİNAYLA GİZLENEN KANLI TARİHİ
23 Eylül 1821, Tripoliçe. Türkler bu tarihi unutmamalı.
Tarihçi Sonyel, bu tarihi Türklere yapılan soykırım günü olarak niteliyor.
1821 Mart ayında Mora’da tahmini olarak 50.000’e yakın Türk yaşadığını, bir ay sonra Mora'da tek bir Türkün dahi kalmadığını belirtir.
Yunanistan'ın resmi anlatısında bu tarih "kurtuluş" olarak geçer. Belgeler, arşivler ve dönemin tanıklıkları ise çok farklı bir tablo ortaya koyar.
Tarihçi S. R. Sonyel, İngiliz arşivlerine dayanan çalışmasında, Mart 1821'de Mora'da yaklaşık 50 bin Türk'ün yaşadığını kaydeder.
Bir ay sonra, Rumlar Paskalya'yı kutlarken yarımadada neredeyse tek bir Türk bile kalmamıştı. İsyanın hedefi açıktı: "Mora'da Türk kalmayacak."
Kalavrita'dan Navarin'e, Korint'ten Atina'ya uzanan katliamlar zinciri Tripoliçe'de doruğa ulaştı.
Kuşatma altındaki şehir teslim olduğunda sivillere güvenlik sözü verildi.
Ardından üç gün boyunca katliam yaşandı. Kadın, çocuk, yaşlı ve erkekler ayrılmadı. Kolokotronis'in kendi hatıratındaki ifade, yaşananların boyutunu gösteriyordu: Sokaklardan geçerken atının ayakları yere basacak yer bulamıyordu.
İngiliz tarihçi William St Clair, Mora'daki Türk nüfusun nasıl ortadan kaldırıldığını ayrıntılarıyla anlatır:
Çiftliklerdeki aileler evlerinde öldürüldü, kasabalara kaçan kafileler yolda saldırıya uğradı, teslim olanlara verilen güvenlik sözleri tutulmadı. Yahudi cemaati de katliamın kurbanları arasındaydı.
Bu tabloya Avrupalı tanıklar da şahit oldu. Alman doktor Wilhelm Boldemann'ın yaşananların dehşeti karşısında intihar ettiği yönündeki kayıtlar, dönemin Avrupalı tanıklıkları arasında yer alır.
Ancak mesele insanların katledilmesinden çok daha fazlasıydı.
Camiler yıkıldı, vakıflar yağmalandı, mezarlıklar açıldı ve kemikler yakıldı. Amaç, Mora'daki Türk ve Müslüman nüfusu ortadan kaldırmanın ötesinde, bu nüfusun geçmişine ve kültürel varlığına ait izleri de silmekti.
Sonyel, bu tabloyu değerlendirirken soykırımın temel unsurlarının burada görüldüğünü belirtir: Kasıt, sistematik uygulama ve belirli bir topluluğun fiziksel ve kültürel varlığının ortadan kaldırılması.
Yunanların, 23 Eylül 1821'i bir "kurtuluş" tarihi olarak anlatması, yaşananların önemli bir bölümünü tarihten silmek demektir.
Bugün Kolokotronis'in heykelleri Yunanistan'ın meydanlarında duruyor.
Tripoliçe'de katledilen binlerce Türk ve Müslüman ise bu anlatının dışında bırakılıyor.
23 Eylül, Türklerin unutmaması gereken gündür.
💥TRİPOLİÇE KATLİAMI ! 💥
🇹🇷Emekli Tümgeneral Yankı Bağcıoğlu
"#TripoliçeKatliamı’nın 205. yıl dönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk halkını rahmetle anıyorum.
Tarihin acılarını yarıştırmak değil, onlardan ders çıkarmak gerekir. Ancak kendi tarihinin karanlık sayfalarını görmezden gelerek Türkiye’ye yönelik mesnetsiz ithamlarda bulunmak ve uluslararası hukuka aykırı tutumları sürdürmek, tarihî gerçekleri ortadan kaldırmaz.
Tripoliçe’de yaşanan vahşet tarihin bir gerçeğidir, unutulması veya unutturulması mümkün değildir.
Başkalarına tarih dersi vermeden önce kendi tarihinizle yüzleşmek ve tarihî gerçekleri seçerek değil, bütünüyle kabul etmek; “eğer devlet olduğunuzu iddia ediyorsanız”, devlet ciddiyetinin gereğidir.
Hayatını kaybedenleri bir kez daha rahmetle anıyorum."
@YankiBagcioglu
23 Eylül 1821’de Tripoliçe’de, Yunan çeteleri savunmasız Türklere karşı tarihin en kanlı sivil katliamlarından birini gerçekleştirdi.
Kadın, çocuk, yaşlı ve bebek demeden binlerce Türk katledildi.
Yunan çetelerinin elebaşı Kolokotronis’in, “Kasabaya girdiğimde atımın ayağı hiç yere değmedi.” şeklindeki sözleri, katliamın boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Tarihçi David Howarth, yaşananları şu sözlerle aktardı:
"İki gün içinde, on binlerce Türk’ün yaşadığı şehirde tek bir canlı kalmamıştı. Çoğu; başları, kolları ve bacakları kesilerek öldürülmüştü.
Avrupalılar Türkleri kınarken, barbarlık eden ve katliamı başlatan tarafın Rumlar olduğunu bilmiyorlardı."
YUNANLARIN İTİNAYLA GİZLENEN KANLI TARİHİ
23 Eylül 1821, Tripoliçe. Türkler bu tarihi #unutmamalı.
Tarihçi Sonyel, bu tarihi Türklere yapılan soykırım günü olarak niteliyor.
1821 Mart ayında Mora’da tahmini olarak 50.000’e yakın Türk yaşadığını, bir ay sonra Mora'da tek bir Türkün dahi kalmadığını belirtir.
Yunanistan'ın resmi anlatısında bu tarih "kurtuluş" olarak geçer. Belgeler, arşivler ve dönemin tanıklıkları ise çok farklı bir tablo ortaya koyar.
Tarihçi S. R. Sonyel, İngiliz arşivlerine dayanan çalışmasında, Mart 1821'de Mora'da yaklaşık 50 bin Türk'ün yaşadığını kaydeder.
Bir ay sonra, Rumlar Paskalya'yı kutlarken yarımadada neredeyse tek bir Türk bile kalmamıştı. İsyanın hedefi açıktı: "Mora'da Türk kalmayacak."
Kalavrita'dan Navarin'e, Korint'ten Atina'ya uzanan katliamlar zinciri Tripoliçe'de doruğa ulaştı.
Kuşatma altındaki şehir teslim olduğunda sivillere güvenlik sözü verildi.
Ardından üç gün boyunca katliam yaşandı. Kadın, çocuk, yaşlı ve erkekler ayrılmadı. Kolokotronis'in kendi hatıratındaki ifade, yaşananların boyutunu gösteriyordu: Sokaklardan geçerken atının ayakları yere basacak yer bulamıyordu.
İngiliz tarihçi William St Clair, Mora'daki Türk nüfusun nasıl ortadan kaldırıldığını ayrıntılarıyla anlatır:
Çiftliklerdeki aileler evlerinde öldürüldü, kasabalara kaçan kafileler yolda saldırıya uğradı, teslim olanlara verilen güvenlik sözleri tutulmadı. Yahudi cemaati de katliamın kurbanları arasındaydı.
Bu tabloya Avrupalı tanıklar da şahit oldu. Alman doktor Wilhelm Boldemann'ın yaşananların dehşeti karşısında intihar ettiği yönündeki kayıtlar, dönemin Avrupalı tanıklıkları arasında yer alır.
Ancak mesele insanların katledilmesinden çok daha fazlasıydı.
Camiler yıkıldı, vakıflar yağmalandı, mezarlıklar açıldı ve kemikler yakıldı. Amaç, Mora'daki Türk ve Müslüman nüfusu ortadan kaldırmanın ötesinde, bu nüfusun geçmişine ve kültürel varlığına ait izleri de silmekti.
Sonyel, bu tabloyu değerlendirirken soykırımın temel unsurlarının burada görüldüğünü belirtir: Kasıt, sistematik uygulama ve belirli bir topluluğun fiziksel ve kültürel varlığının ortadan kaldırılması.
Yunanların, 23 Eylül 1821'i bir "kurtuluş" tarihi olarak anlatması, yaşananların önemli bir bölümünü tarihten silmek demektir.
Bugün Kolokotronis'in heykelleri Yunanistan'ın meydanlarında duruyor.
Tripoliçe'de katledilen binlerce Türk ve Müslüman ise bu anlatının dışında bırakılıyor.
23 Eylül, Türklerin unutmaması gereken gündür.
@hermes_z
Dünyaya unutturulan 'Yunan' katliamı: Tripoliçe
23 Eylül 1821’de işgalci Yunan çeteleri, Mora Yarımadası'ndaki Tripoliçe'de kadın, çocuk, yaşlı demeden on binlerce Türk’ü vahşice katletti.
Şehir ateşe verildi, katliam 'özgürlük' mücadelesi denilerek meşrulaştırıldı…
https://t.co/KbRmff95JC
THE FORGOTTEN GENOCIDE: HOW THE "GREEK REVOLUTION" ERASED AN ENTIRE PEOPLE
The slogan was explicit: "Not a single Turk must remain in the Morea." Genocide...
23 September 1821, Tripolitsa. The date is remembered in Greece as part of a "liberation". The surviving records tell a far darker story.
Historian S.R. Sonyel, drawing on British archives, records that around 50,000 Turkish lived in the Peloponnese in March 1821. By the time Greeks celebrated Easter a month later, the Turkish population had been almost entirely wiped out.
The slogan was explicit: "Not a single Turk must remain in the Morea."
This was not confined to Tripolitsa.
Historian Stanford Shaw highlights that the massacres were not limited to Tripolitsa.
From Kalavryta and Patras to Navarino, Corinth, Athens and Kalamata, Muslim communities were attacked, expelled or massacred.
Villages were burned, refugees were intercepted on the roads, and those who surrendered after being promised safety were often killed anyway.
British historian William St Clair records that more than 20,000 Turkish men, women and children were deliberately killed within weeks.
Families living on isolated farms were slaughtered and their homes burned over their bodies. In some towns, starving Muslims surrendered after receiving promises of protection.
The men were killed, while women and children were enslaved and later killed.
Then came Tripolitsa.
After the city fell, a three-day massacre followed. St Clair records that more than 10,000 Turks were killed between Friday and Sunday.
Prisoners were tortured, mutilated and burned. Pregnant women were murdered. Children and the elderly were not spared. The Jewish community was also systematically attacked. Contemporary European observers witnessed the carnage.
The scale of the slaughter shocked even some European philhellenes who had come to support the "Greek cause". German doctor Wilhelm Boldemann, horrified by what he witnessed, is reported in contemporary accounts to have taken his own life by poisoning himself.
The destruction went beyond human lives.
Turkish property was seized, charitable foundations were plundered, mosques were desecrated and destroyed, cemeteries were violated, and the physical traces of a centuries-old Muslim presence were systematically erased.
Sonyel argues that the massacres bore the essential characteristics of genocide: intent, systematic extermination, the destruction of entire communities and the obliteration of their cultural presence.
Other scholarship has likewise described aspects of the destruction of the Morean Turks as genocide.
And the evidence did not come only from Turkish sources. St Clair's account describes the Turks of Greece as disappearing "suddenly and finally" in the spring of 1821, while European observers later found it difficult to believe that large Turkish communities had once lived throughout the Peloponnese.
This is the part of the "Greek Revolution" that the heroic liberation narrative leaves out.
A people who had lived across the Peloponnese for generations was destroyed, its property confiscated and its cultural traces erased.
23 September should be remembered as the day Tripolitsa became a symbol of the destruction of an entire community.
1821-1830 yılları arasında Mora Yarımadasında Müslüman Türk ahali sistematik olarak katledilmiştir.
Bu imha politikasına, ibadet yerlerinden medreselere, mezarlıklardan diğer kültürel miras unsurlarına kadar uzanan planlı bir yıkım ve tahribat da eşlik etmiştir.
Tripoliçe katliamının 205. yıldönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk sivil halkı rahmetle anıyoruz.
Tripoliçe'de Mora Valisi Hacı Ebûbekir Paşa tarafından 1740 yılında inşa ettirilen külliyede kubbeli bir cami, medrese, mektep, hamam, bedesten ve büyük bir han bulunuyordu.
#TripoliçeKatliamı sonrasında Yunanlar bu güzel külliyeyi yok ettiler ve Ebûbekir Paşa Camii'nin temel ve duvarlarının üzerine fotoğrafta gördüğünüz kiliseyi inşa ettiler.
#kaybolantarihinpeşinde
Bilgiler: @mimaremin Mehmet Emin Yılmaz tarafından yazılan "Kiliseye Çevrilen Türk Eserleri" kitabından alındı.
Tarih kitaplarının satır aralarında kalan büyük acı: Tripoliçe.
32 bin Türk'ün katledildiği, mezarların bile talan edildiği o süreçte neler yaşandı?
Bir Alman subayının ve İtalyan gönüllünün kan donduran tanıklıklarıyla bütün gerçekler
https://t.co/q7JLVf1CLc
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde meydana gelen saldırıyı şiddetle kınıyor; saldırıdan etkilenen tüm öğrencilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.