Gazze’de 3 yaşındaki Ryan, babasının kollarında vuruldu!
Bahaa Ebu el-Acin, 3 yaşındaki oğlu Ryan’ın, İsrail keskin nişancısı tarafından nasıl katledildiğini anlattı:
- "Askerler ateş açtılar. Kurşun oğlumun başına isabet etti ve gözünden çıktı!
- Onlara, 'çocuğu tedavi edin, beni bırakın da çocuğu tedavi edin' dedim. 'Tedavi falan yok' dediler. Çocuğu alıp bir naylon torbaya sarıp kenara koydular.
- Beni askeri araca, köpeklerin yanına koydular. Çocuğumu ise bir kenara fırlattılar. Ne tedavi ettiler, ne dönüp baktılar ne de ilk yardım uyguladılar. Çocuğu soğukkanlılıkla öldürdüler."
Dünyanın bütün devletlerinin batmasının temelinde giybet vardır. Eğer ortada bir zalim yoksa her hükümranlık gıybetle batar.
Gıybet fitnenin rahmidir.
Fitne gıybet rahminden doğan bir çocuktur. O fitne çocuğu ise yalan ile yaşar. Yalan ile beslenir. Yalan ile beslenen her şahsı manevi, her insanoğlu vahşete tabidir. Vahşileşir.
Yalan insanı vahşileştiren bir hastalıktır.
Gittikçe vahşileşen insanoğlu da o devletin, o toplumun, o ailenin, o cemaatin dağılmasında ekseri bir hüküm sürmek üzere hareket etmeyi kendisine bir görev bilir.
Yalan ehli ki onlar artık şeytanın askerleri olmuşlardır.
Bir insan gıybet yaptıktan sonra şeytan, insanın aklından beyninin hareketlerindeki tecelliyatları dindirmektedir. Şeytan, insanı yalana, iftiraya ve gıybetin devamına sürüklemektedir. İnsandaki bu çeşit hastalık halini devam ettirerek insanda hususi ve daimi bir bozukluğun ve toplumsal bir çöküşün temelini oluşturmaktadır.
İşte bu kişi şeytanın askeri olmaktadır.
Dedikodu esas itibariyle vahşet ve dehşet dilinin atasıdır.
Her iki dilin de özünü oluşturan dedikodudur.
Bugün toplumların birbirlerine vahşice davranmaları, dehşet verici cümlelerle birbirlerini aşağılıyor olmaları ile toplum birbirine karşı kırgın ve dargındır.
Söylenmiş olan cümleleri herkes "Böyle bir şeyin söylenebileceğini tahmin dahi etmezdik." ibaresiyle anlamlandırmaya çalışmaktadır.
Gıybetin doğurduğu şaşkınlık devri böyle bir şeydir.
Şaşkınlık dönemi, toplum için kaotik ortamın temelidir.
Gıybetin temelinde var olan vahşet Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın beyanı ile isabet ettirilmiştir.
"Sizden bir kimse, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?"
Madem ki dilde var olan bu hakikat kardeşimizin etini yemek üzerine Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından tasvir edilmişse vahşet ve dehşet dilinin atası gıybettir.
Bir başka insan hakkında gıybet yapan ve bunu yaparken bundan mutluluk duyan insanlar vahşidir. Bu vahşet çerçevesinde de kendisinden dehşetli işler yapması beklenir.
Çokça gıybet yapan ve yaptığı gıybetten lezzet ve zevk alan insanların en nihayetinde birbirlerine karşı dehşet verici usullerde davrandıklarını görürsünüz. Kavganın içerisinde de birbirlerine vahşice hareketlerde bulunduklarını hatta yeri geldiğinde birbirlerini rahatça öldürebilir hale geldiklerini görebilirsiniz.
Dehşetin yönleri saymakla bitmez.
~ Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri
📍Dil Kitabı
Bosna savaşı...
Tüm köyü ve ailesi sırplar tarafından katledilen Senad Medanoviç,
kimsenin sağ kalmadığını öğrenince bir ağaca sarılıp ağlıyor. 🇧🇦💔😥
@BosnianHistory@Bosnaklar_bosna
@muratozer_ist Sen şaka olmalısın Murat bey !!!
Diyorlardı kimler kimleri savunuyor şaşacaksın...
Akıl alacak gibi değil...
HZ.Osman HZ.Ömer HZ.Ebubekir e biri laf edecek ve sen laf eden değil de açık edeni mi ? eleştireceksin
Neymiş kibirliymiş sizin gibilere kibir şart...
✨ Çekiliş Vakti ✨
1 kişiye sözün insan üzerindeki ruhsal, zihinsel ve bedensel etkilerini ele alarak konuşmanın, susmanın, gıybetin ve zikrin insan hayatındaki karşılığını derin bir bakışla inceleyen "Dil" kitabını ve modern dünyanın sahte özgürlüklerini ve kimlik arayışlarını sorgulayan "Kozmokolik" kitabını hediye edeceğiz.
Katılım şartları: @AdaKtptyzmz ve @Seyyid_Ruhi hesaplarını takibe almak ve bu gönderiyi retweet etmek.
Sonuç bu pazar açıklanacak.
Gayet kral bir hareket 👑
Şarkıcı Çelik, Hatay'dan sonra Urfa'da da bakallardan veresiye defterlerini topladı ve açıktan yardım edilmesine tepki gösterenlere, tepki gösterdi
Hem neden gizli yapsın? Utanılacak bir şey mi yapıyor? Bilakis örnek bir davranış ve yayılması gerekir!
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’na;
Sayın Bakanım @adalet_bakanlik@abakingurlek
Bizler YouTube platformunda içerik üretimi yapan ve Kitapta Yazmaz ile Tevhid Ocağı isimli kanallar aracılığıyla yayın faaliyetleri yürüten içerik üreticileriyiz.
Faaliyetlerimizi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde yürütmekteyiz. Ürettiğimiz içeriklerden elde ettiğimiz gelirlerin vergisini ödemekteyiz ve yayımladığımız her içerik bakımından Türk hukukunun denetimine ve yargısına tabi bulunmaktayız.
Yayınlarımızda Türkiye Cumhuriyeti hukukuna aykırı bir içerik bulunduğu takdirde bunun sorumluluğunu taşımakta ve gerektiğinde Türk yargısı önünde hesap vermeyi kabul etmekteyiz.
Buna rağmen yurt dışı merkezli bir dijital platform olan YouTube tarafından, hiçbir Türk mahkemesi kararı bulunmaksızın kanallarımıza yönelik ağır yaptırımlar uygulanmaktadır.
Yayımladığımız içeriklerde Türkiye Cumhuriyeti hukukuna aykırı herhangi bir unsur bulunmamasına rağmen, özellikle İsrail tarafından Gazze’de yürütülen saldırıları “soykırım” olarak nitelendirdiğimiz içeriklerimiz gerekçe gösterilerek kanalımız hakkında “terörü destekleyen kanal” şeklinde bir ithamda bulunulmuş ve bu itham platform tarafından abonelerimize gönderilen toplu e-postalar aracılığıyla kamuya duyurulmuştur.
Bu uygulama sonucunda
Kanallarımızın gelirlerine el konulmuş
Abonelerimize bildirim gönderilmesi engellenmiş
Kanallarımızın görünürlüğü ciddi biçimde sınırlandırılmıştır
Söz konusu işlemler herhangi bir Türk mahkemesi kararı bulunmaksızın gerçekleştirilmiştir.
Bu durum yalnızca bir platform uygulaması değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı ve ticari faaliyet özgürlüğü bakımından açık bir hak ihlalidir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan içerik üreticileri olarak faaliyetlerimizi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türk hukuku kapsamında yürütmemize rağmen, yurt dışı merkezli bir dijital platformun hiçbir yargı denetimi olmaksızın ekonomik faaliyetimizi durdurabilmesi, gelirlerimize el koyabilmesi ve bizi kamuoyu önünde suçlayıcı ifadelerle itham edebilmesi ciddi bir hukuk ve egemenlik meselesi ortaya çıkarmaktadır.
Türkiye’de milyonlarca kullanıcıya hizmet veren ve Türkiye’den ciddi ekonomik gelir elde eden bir dijital platformun, Türk vatandaşlarının faaliyetlerini tek taraflı kararlarla engelleyebilmesi ve onları suçlayıcı ifadelerle damgalayabilmesi hukuk devleti ilkesi bakımından kabul edilebilir değildir.
Bu çerçevede
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının uluslararası dijital platformlar karşısındaki hukuki haklarının korunması
YouTube platformunun Türkiye’de yürüttüğü faaliyetlerin Türk hukuku açısından değerlendirilmesi
Kanallarımıza yönelik uygulanan yaptırımların hukuki dayanağının incelenmesi benzer mağduriyetlerin yaşanmaması için gerekli hukuki mekanizmaların işletilmesi hususlarında gereğinin yapılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.