Trabzonluyum, köylerimizin adını eski adıyla bildik her Karadenizli gibi.
Oysa köylerimizin adı 1959 yılında, ‘yabancı kökten geldiği ve iltibasa yol açtığı" gerekçesiyle 7267 sayılı kanunla değişmişti.
Köylerimiz 1530 tarihli 387 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Karaman ve Rûm Defterinde de, 16.yüzyıl Osmanlı kayıtlarında da, 19.yüzyıl Osmanlı kayıtlarında hep vardı. 20.yüzyıla geldiğimizde Türkiye Cumhuriyetimizin 1935 nüfus sayımında da vardı.
Bir kez bile demedik ki anadilimizde eğitim olsun, köylerimizin adı değiştirilerek Laz sorunu yaratıldı, özerklik, ayrılık isteriz, HES’lere karşı çıktık ama HES’ler bizim akarsularımıza yapıldı diye elektirk bedava olmalı demedik, devletten cenazemizin kaldırılmasında dahi yardım istemedik, beklemedik. Aksine bunu onur kırıcı gördük. Müsamaha gösterilen tek şeyimiz yaylada yaptıklarımız evler olup onlar yapıldığında ülke imar kanunu diye bir kanun dahi yoktu (elbette şimdi bir sürü kaçak var çoğu yıkılmıyor yıkılması gerekirken)
Her üst geçidimizin adı bir şehit adı. Vatan uğruna ölen de olduk öldürülen de. Ayrılık, bölmek uğruna değil vatan uğruna. Cepheye de koştuk bağa, tarlaya da, yaylaya da. Devleti yönetmeye de muhalefet etmeye de. Kendi kardeşimizle, amcamızla, dayımızla dahi kanlı, bıçaklı olup öldürüp, öldük bir karış toprak, bir ocak fındık, bir yaprak çay için. Ama vatan toprağına göz dikmedik, vatan toprağını bölmeye kalkmadık. Kardeşimizi dahi katletmeyi göze aldığımız toprağı vatanımızdan ayırmaya kalkmadık.
Müdanamız olmadı kahır ekseriyetimizin. Ülke genelinden farklı olarak Tuttuğumuz takımı bile biz yarattık, bizim, aidiyetimiz.
Ama iki Rus turist gelince bize nataşa diyarı, 3 Arap turist gelince Arapzon demeyi bildiniz.
Ben bugün olanlardan razı değilim, muhalifim, karşıyım. Susamam.