Teğmenliğim, Teğmenlerimiz ve 2024 Harbiye Mezuniyetimiz ve Meselemiz…
Ben çiçeği burnunda bir teğmenken dağa çıkmış… Teğmenliğini Besler-Dereler ve Gabar’da tüketmiş…
Gabar’da üsteğmen olmuş…Üsteğmenliğinin ilk yılında Irak Haftanin’de Khantur dağında 3 kurşunla vurulmuş…
Sadece bir keresinde tam 156 gün ve gece Cudi’nin karanlıklarında kavrulmuş…
Sadece o 156 günde değil dağlarda ve çöllerde (dağ 6, çöl 4) geçen bütün mücadele yıllarımda ölümü görmüş, solumuş ve yaşamış…
Ölüme yakın olan Allah’a yakın olur sözünün ne kadar büyük bir gerçeklik olduğunu büyük bir onurla, nasiple, çaresizce ve acıyla yaşamış birisiyim.
Yani bütün bu yalın ve acımasız mücadele döngüsünde; amaç, inanç, akıl, güç, gerçeklik, yaşam, ölüm ve ölüm sonrası arasındaki dengeyi sorgulamış, aramış, ararken ve sorgularken de düşmüş kalkmış, bedeller ödemiş, tuzaklara düşmüş, büyük hayal kırıklıkları yaşamış birisiyim.
Bütün bu yaşadıklarımdan, artık gelenekselmiş sorunumuza dair çıkardığım ders ve denge şudur:
Bizim inancımız, imanımız Allah’a…
Kanımız, canımız ve ruhumuz Türklüğe…
İdeolojimiz ve rasyonalitemiz milli mücadelemize, Atatürk’e, Atatürkçü bilinç ve şuura dayanır.
Vatanseverliğimiz, mücadelemiz, yıkılmaz irademizin, cesaretimizin ve baş eğmez mukavemetimizin kökünde de; Allah’a olan imanımız, Türklü��ümüz ve Atatürkçülüğümüz “hep birlikte” vardır.
Aslında 3’ü de aynıdır, asla ayrı ya da farklı değildir, hepsi de ruha, akla, inanca, ahlaka, bilime, vicdana, gerçekliğe, hukuka, insanlığa, kitlesel ve kişisel onura ve varoluşsal gerçekliklere dayanır.
Ve bu üçü evrenin en sağlam şekli üçgen prizma gibidir, milleti, vatanı, devleti ve askeri dengede, güçlü, onurlu ve ayakta tutar ve yıkılmaz kılar.
Bizi güçlü, diğerlerinden farklı ve insanlığın umudu kılan da sanırım bu denge, güç ve onur üreten özelliğimizdir.
Yani bizim bu kavramlarımız, inançlarımız ve değerlerimiz birbirinin zıttı, düşmanı yada alternatifi değil, bütünlüğümüz ve gücümüzün vazgeçilmez varlığıdır.
Örneğin biz…
Biz dağdan ve çölden gelenler dağlardaki ve çöllerdeki mücadelemizi; Allah’a olan imanımızla, Türklüğümüzden ve
Atatürkçülüğümüzden aldığımız ruhla yaptık, bu ortak ruh, bilinç ve inançla canımızı ortaya koyduk, kanımızı döktük, kimimiz şehit düştük, kimimiz de ya ruhumuzdan ya da bedenimizden vurulduk, delik deşik olduk.
Allah’a, ahirete, şehadete, gaziliğe inanmasak, Türklüğümüzden ve Atatürkçülüğümüzden güç, bilinç, feyz, ilham, ruh ve güç almasak, bunları parçalasak, aklımızda, ruhumuzda ve disiplinlerimizde parçalansak, biz bu mücadeleyi nasıl yapardık?
Demem o ki, bilinen ve olası fitneleri en iyi (Sığ teorisyenler, dogmatikler ya da hamasiler değil) dertle dertlenen gerçek insanlar, gerçek bilinçler, dertle bilenenler, kanını ve canını ortaya koyanlar, mücadele edenler, taşın altına eline koyan, onurlu, inançlı, gerçekçi insanlar görebilir ve gösterebilirler.
Bu insanlar değerlerimizi, kavramlarımızı, sembollerimizi, inançlarımızı ve amaçlarımızı ayrıştırmazlar, hep ama hep bir arada tutar, bütünleştirirler.
Hele ki bizler?
Bunları dağda yada çölde yaşayanlar.
Erkeksen gel de ayır?
Bedeli nedir bilir misiniz?
Bozgundur.
Ayrıştırmanın sonu parçalanmaktır.
Dağdayken bağ bozumu yaşamaktır.
Kimse inancımızı, Türklüğümüzü, Atatürkçülüğümüzü birbiriyle kavga ettirmeye kalkmasın, bu kavgayı derinleştirmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmesin.
Baksanıza…
Düşman; Deaşıyla, Pkk’sıyla, Fetösüyle, mezhep ve meşrep fitnesiyle, vekâletler savaşıyla, ürettiği güvensizlikler ve inançsızlıklarla, dijital emperyalizmiyle kapının eşiğinde bekliyor, emel besliyor.
/
Teğmenlerimiz candır.
Onlar vatandır.
Onlar vatanın, milletin, devletin, Türklüğün, Atatürkçülüğünün, Allah’ın, yürekleri alev alev yanan, heyecanlı, gencecik, pırıl pırıl parlayan yalın kılıçları, gökteki yıldızlarıdır.
Onlar bizim, bizim için canlarını vermeye yemin etmiş can parçalarımızdır.
Hiç bir polemiğin parçası değildirler, olmazlar, olmamalıdırlar, oldurulmamalıdırlar.
-1-
Sohbet bu ya…
Paşinyan’la Miçotakis bir gün sohbet ediyorlarmış.
Miçotakis demiş ki; “Türkler o kadar güçlü değil.”
Paşinyan da demiş ki; “Anam avradım olsun, beni de öyle kandırdılar!”
@hatcepekedis Kanunun emri gereği yapmanız zorunlu olan iş için maktu ücret, savcı da aynı ücreti alıyor, katip biraz daha az, bunlar bulunmak zorunda olduğundan maktu ücret alıyor, otopsi yardımcısı zorunlu değil, size yardımcı olsun diye orda o yüzden ona takdiri ücret verilir
@bariserman Burada navigasyon şirketine kusur atfedilirse şoförün yanında oturup sağa dön sola dön şeklinde görüş bildiren kişinin söylediğini yapınca meydana gelen kazadan da o kişi mi sorumlu tutulacak
Ceza soruşturma ve kovuşturmalarında Devletten ve Yargıdan merhamet beklemek, doğru bir yaklaşım değildir. Devletten ve Yargıdan beklenen, doğru, adil ve tarafsız olmaktır. Merhamet, ancak haksızlık yapılan kişiden (mağdurdan) beklenebilir.