Dün eğitime, medeniyete, kültüre ve iletişime dair çok üzücü bir gün oldu.
Londra’daki Heathrow Havaalanı’nda tüm uçuşlar durduruldu. Uçağın içindeydik. Aniden kaptanın anonsu geldi: “Sinyalizasyonla ilgili tüm havaalanını etkileyen ciddi bir sorun var, saatlerce burada bekleyip sonra da uçuşun iptal edilmesi ihtimalini dışlayamıyorum, ben hızla kapımı kapattım ve kalkış sıra numarası aldım, 20 dakikada bir size anons yapacağıma söz veriyorum ama o anonsların bir bölümü de muhtemelen bir gelişme olmadığından ibaret olacaktır.”
Tek nefeste öylesine dolu ve geleceğe hazırlayıp tüm durumu şeffaflaştıran bir anons ki, insanlar neredeyse teşekkür edecek hale geldiler. “İyi ki bizi uçağa doldurup kapıyı kapattınız da sıra numarası aldık.” noktasına gelindi.
3 saat uçağın içinde bekledik. Faydasız ama sevimli anonslarla. Sonra, tek tük insanlar uçağı terk etmek ister oldular. Diğer yolcular “kapıyı açtırırsanız sıramızı
kaybederiz, en kıymetli varlığımız sıramız” hattında nazik ve ölçülü mahalle baskısı koymaya başladı. Derken gitmek isteyen ama dirençle karşılaşan yolculardan biri “bakın, ben sizleri germemek ve telaşlandırmamak için asıl uçağı terk etmek isteme gerekçemi söylemiyorum ama aslında ben kule sinyalizasyonu onarıldıktan sonra yapılacak ilk uçuşlardan birinde olmak istemiyorum, ayakta yolcuyla uçamazlar ve ben oturmayı reddedeceğim, o noktada bana darılmayın” dedi.
Bu söylenince aniden pek çok insan ayağa kalktı ve hak vererek kendi eşyalarını toplamaya başladı. Bunun üzerine kabin memuru uçaktan bu şekilde inmek isteyenlerin uçuş siciline işlenebileceği uyarısında bulundu. Ben bunun doğru bir bilgi olmadığını düşündüğümü, bu hususu kaptana sorması gerektiğini, bizi uçağa doldurup sıra bekleme tasarrufunun kaptana ait olduğunu, uçuşa hazır olmaksızın ve uçuş yapılamayacak bir havaalanında kapı kapatmış uçakta kapı açtıran yolcunun siciline yansıyacak bir husus olamayacağını düşündüğümü söyledim.
Kabin memuru kaptana sordu. Kaptan anons yaptı ve gitmek isteyen herkesin gidebileceğini, ancak eğer kargo kısmına aşağıya verilmiş bavulu olan birisi gitmek isterse bunun zaten zayıf olan uçuş şansımızı daha da düşüreceğini, yine de bu kişinin de hakları dahilinde davranmış olacağını ve baskı görmemesi gerektiğini söyledi. İnsanlar artan hızla uçağı terk etmeye başlamışlardı ki uçuş iptali anonsu ve özürler geldi. Uçağı boşalttık.
Bütün bunlar olurken tek bir kişi sesini yükseltmedi. Bütün bu iletişim silsilesi tebessümlerle ve sükunetle oldu. Kimse birbiriyle kavga etmedi. Kimse kendisinin ne kadar kudretli bir insan olduğunu ve nasıl hesap soracağını yahut bu uçuşun yapılması ihtiyacına dair özel durumunu başkalarına anlatmaya kalkmadı. Kimse hosteslere veya kabin memurlarına kabahat bulmadı.
İstanbul’a uçuyor değildim. O sebeple, benim için son derece üzücü bir gözlem günü oldu.
Bir Kere Girince Saatlerce Çıkamayacağınız 50 Site
1.) 'https://t.co/FDTmt38jKw' — Dünyayı canlı uydu görüntüsüyle izleme
2.) 'https://t.co/Tytazsp6y2' — Şu an gökyüzündeki her uçağı görme
3.) 'https://t.co/b8trMj1vUi' — Denizdeki tüm gemileri anlık takip
4.) 'https://t.co/EYzDYh0BqF' — Rüzgar ve fırtınaların canlı haritası
5.) 'https://t.co/tJHTnBvUBe' — Dünyaya düşen yıldırımları anlık izleme
6.) 'https://t.co/ePbstmUfab' — Son depremlerin canlı listesi
7.) 'https://t.co/G7cSydNKiO' — İnterneti taşıyan okyanus kabloları
8.) 'https://t.co/3KOx1uP05V' — Ormanların yok oluşunu uydudan izleme
9.) 'https://t.co/BjXxDVBtur' — Dünyanın istatistikleri saniye saniye
10.) 'https://t.co/cO1EjkMwuG' — Şu an atılan tweet ve arama sayısı
11.) 'https://t.co/ciADXU3PhE' — Ülkelerin gerçek boyutlarını karşılaştırma
12.) 'https://t.co/LO6JWd0BlG' — Yüzyıllar öncesinin haritaları
13.) 'https://t.co/EEUvFXzGao' — 150 bin tarihi harita arşivi
14.) 'https://t.co/yK72tIFetv' — Gönüllülerin çizdiği dünya haritası
15.) 'https://t.co/QfXLWflDxA' — Rastgele birinin penceresinden dünyaya bakma
16.) 'https://t.co/ESMrPd5w78' — Şehirlerde sanal yürüyüş
17.) 'https://t.co/pRBm3f1ANH' — Dünyanın rastgele bir noktasına ışınlanma
18.) 'https://t.co/8JaKk4HmQi' — Dünyanın en tuhaf yerlerinin kataloğu
19.) 'https://t.co/qwJXW2a6zm' — Etkileşimli bilgi deneyimleri
20.) 'https://t.co/Sp9uLE2QOu' — Atomdan evrene ölçek yolculuğu
21.) 'https://t.co/2FitQ7k3ZI' — Güneş sistemini 3B gezme
22.) 'https://t.co/KH9VyPhaoW' — Tarayıcıda gerçek gökyüzü haritası
23.) 'https://t.co/JBLDnae59F' — NASA'nın günün astronomi fotoğrafı
24.) 'https://t.co/HuFaH5Zc2g' — NASA'nın tüm görsel arşivi ücretsiz
25.) 'https://t.co/T3QWBtfYKB' — Veriyle anlatılan görsel makaleler
26.) 'https://t.co/isIkHYtRCm' — Dünyanın gerçek verilerle hali
27.) 'https://t.co/NJ7TdwwdbA' — Dünya hakkındaki yanlış bildiklerimiz
28.) 'https://t.co/vmkn87BBGW' — Karmaşık veriyi görselleştirme
29.) 'https://t.co/eHqySW1EGw' — Dünya Bankası'nın açık verileri
30.) 'https://t.co/av0bjbISF2' — Türkiye'nin resmi istatistik veritabanı
31.) 'https://t.co/l3Mb5x5KkS' — Milyonlarca kitap, film ve yazılım arşivi
32.) 'https://t.co/B6NDL6Bxri' — Telifi düşmüş 70 bin ücretsiz kitap
33.) 'https://t.co/no8SFuA27T' — Dünyanın her kitabının kaydı
34.) 'https://t.co/I1TMHDw3qI' — ABD Kongre Kütüphanesi dijital arşivi
35.) 'https://t.co/yxkHTsqFnH' — Avrupa'nın kültürel miras arşivi
36.) 'https://t.co/wMcjgRaBht' — Amerika'nın dijital kütüphane koleksiyonu
37.) 'https://t.co/8MpQHB3zrG' — Müzeleri evden gezme
38.) 'https://t.co/i3Vt53wDvA' — Sanat eserlerini yüksek çözünürlükte indirme
39.) 'https://t.co/5ei05nWSvS' — 250 bin sanat eserinin arşivi
40.) 'https://t.co/2SpGcVKFiD' — Tarihin unutulmuş görsel hazineleri
41.) 'https://t.co/sSdBoLWEvB' — Ücretsiz kültür ve eğitim arşivi
42.) 'https://t.co/UyUZxtlbfh' — Met Müzesi'nin açık koleksiyonu
43.) 'https://t.co/23cxfWRaNy' — Müzik türlerinin soy ağacı
44.) 'https://t.co/gMDy3tUEMT' — Ülke ve on yıl seçip o dönemi dinleme
45.) 'https://t.co/WrXSWim8jr' — Wikipedia düzenlemelerini sese çevirme
46.) 'https://t.co/IcRIPgCDAS' — Rastgele bilgi kuyusu
47.) 'https://t.co/WoE9MNJ5PU' — Zaman, gündoğumu ve gökyüzü olayları
48.) 'https://t.co/VrkUoUal3M' — Bilim haberlerinin güncel akışı
49.) 'https://t.co/4Nwok7W5wn' — Bilimsel makalelerin ücretsiz ön baskıları
50.) 'https://t.co/DqmPFeYnrl' — Veriyi canlı kodla görselleştirme
İnternet, algoritmanın önünüze koyduğu o beş siteden ibaret değil.
Okuldan artan zamanlarımda, Anadolu'da köy köy gezerek halk müzikleri kaydeden sıradan bir müzik öğretmeniyim. Kayıtlarımı tüm dünya tanısın istiyorum. Sizden ricam bunu retweetlemeniz. Ayrıca kanalıma abone olmanız için link:https://t.co/uGfixT0jMs
Yere çöp bile attırmadım ben çocuğuma. Her yerde sırasını beklerdi, vatanını, dağını, taşını severdi. Öyle inandım, öyle yetiştirdim.
Depremde vefat etti. Kalan vergi borcunu bile ödedim.
Bu borçlar, bu milli değerler, kurallar sadece bizler için varmış.
Kolon kesenlere kural kaide yokmuş ki... Şehrin göbeğinde büyük kapsamlı tadilat yapabilmiş ve ruhsat alma ihtiyacı bile hissetmemiş. Küçük bir dükkanı kocaman bir restoranta dönüştürmüşler. Ama bağlı bulunduğu belediye gelip sormamış: "Siz ne yapıyorsunuz?" diye.
Masum insanları hayattan koparan suçlar işleseler bile ceza yokmuş.
Borç, ceza hep bize; zevk, sefa hep onlaraymış.
Hiç kıymeti yokmuş bizim çocuklarımızın...
@tivitmivits@YusufYavuz3 Kesinlikle! Belediyeleri,gönüllü kuruluşların değil, bakanlığın yapması gereken en acil şey yüksek depozito getirmek,hem de tüm ambalaj çeşitleri için. Öyle 1,3,5 TL değil, 100 TL olmazsa içenler geri götürmez,sadece toplayıcılar götürür,onlar da sadece şehirde toplarlar.
@YusufYavuz3 Gönderinin altına imar afçıları dolmuş. Hocam sizin farkındalık yaratmaya çalıştığınız konu ile yurdum insanının gündemi çok başka. Yürütme de popülizmden yana olduğu sürece bizim ülkenin toprak varlığı büyük tehlikede ama umutsuzluk yok tabi ki, devam.
Arjantin Milli Takımı, eskiden böyle çirkef ve kaba bir imaj taşımıyordu; bu dönüşüm, Stanford Hapishane Deneyi’nde olduğu gibi, küçük kötülüklere göz yumuldukça adım adım gerçekleşti. Turnuvanın başında masum görünen fauller, itişmeler ve hakemlere baskı gibi davranışlar, zaman içinde görmezden gelindikçe normalleşti ve büyüyerek bütün dünyanın nefret ettiği, sportmenlikten uzak, kaba saba bir takım kimliğine evrildi. Kötülük yapanı görmezden gelmek, onu cesaretlendirir ve daha da kötüleştirir; çünkü cezasızlık, sınırları belirsizleştirir ve ahlaki çürümeyi hızlandırır. Bu nedenle acil adalet, hem sahada hem hayatta vazgeçilmezdir: küçük ihlalleri anında cezalandırmak, büyük faciaların önünü keser, adaleti tesis eder ve toplumları ya da takımları, yavaş yavaş çürümekten korur.
Ankara Zirvesi Sonrası NATO Gerçeği
1. 1949’da büyük bir yalanla kuruldu. Yıllar içinde yalana yalanlar eklediler. 2026 oldu, yalanlar dağ gibi oldu. Bilinmelidir ki, NATO yalan üzerine kurulu bir saldırı örgütüdür.
2. NATO, İkinci Dünya Savaşı’nda faşist Alman ordularını zorlu bir mücadele sonucunda alt ederek Avrupa’nın yarısını özgürleştiren Sovyetler Birliği’nin ve komünizmin artan etki ve prestijini yeni bir savaşla yok etmeye karar veren emperyalistler tarafından kurulmuştur. NATO kurulduğunda SSCB hiçbir ülkeyi tehdit etmiyor, yaşamını yitiren 27 milyon insanının ve neredeyse tamamen yıkılan kentlerinin ardından yaraları sarmaya çalışıyordu. NATO, İkinci Dünya Savaşı biter bitmez ABD-İngiltere tarafından başlatılan yeni dünya savaşının merkez karargahıdır.
3. Türkiye’nin 1952’de Yunanistan ile birlikte NATO’ya dahil edilmesi, iddia edildiği gibi Sovyet tehdidine karşı bu ülkeleri korumayı amaçlamıyordu; SSCB’yi kuşatıp askeri baskı altına alma, bu ülkelerde anti-komünizmi resmi ideoloji haline getirerek piyasa ekonomisinin ve Amerikancılığın dokunulmazlığını sağlama amacını taşıyordu.
4. NATO, kurulduktan sonra üye ülkelerde örtülü ve yasadışı faaliyetler organize etti; bu faaliyetler için kadro yetiştirdi. NATO tarafından kurulan gizli şebekeler siyasi cinayetler işledi, uyuşturucu trafiğini yönlendirdi, provokatif eylemler düzenledi, gerekli gördüğünde darbeler planlayıp ya da darbecileri cesaretlendirip hükümetleri alaşağı etti.
5. NATO, emperyalizmdir; NATO, çokuluslu tekellerin ve sömürü düzeninin bekçisidir; NATO, anti-komünizmdir. NATO aynı zamanda ABD’nin emperyalist sistem içindeki hegemonyasını sürdürme aracıdır.
6. SSCB dağıldıktan sonra NATO’nun öncelikleri değişmiş ama özü aynı kalmıştır. Sovyetler Birliği öncülüğünde NATO’nun kuruluşuna karşılık olarak oluşturulan Varşova Paktı’nın sonlanmasına karşın NATO varlığını sürdürmüş, ayrıca doğuya doğru genişlemiştir. Bu genişleme, ABD ve müttefiklerinin Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının yarattığı derin boşlukları doldurma amacının ve çokuluslu tekellerin kâr arayışının ürünüdür. Kapitalist Rusya bu doğrultuda kuşatılıp sıkıştırılmıştır. Bugün Ukrayna’da yaşanan savaş, bu kuşatmayı kabullenmemek için yeterli kaynağa, askeri güce, sermaye sınıfına ve belli bir coğrafyayı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme stratejisine sahip olan Rusya Federasyonu’nun NATO’nun meydan okumasına yanıt vermesinin sonucudur.
7. Ukrayna’daki savaş bu bağlamda NATO’nun Yugoslavya, Afganistan ve Libya gibi ülkelerde öncülük ettiği silahlı müdahale ve işgallerin hem devamıdır hem de onlardan nitelikçe farklıdır. Diğer örnekler, ABD’nin hegemonyasını tehdit eden bir güce dönük hamleler olmaktan ziyade o hegemonyayı pekiştirmek amacıyla yapılan müdahalelerdir. Ukrayna’daki savaş ise ABD’nin Çin’in yükselişini önlemeye dönük stratejisinin bir parçası olarak Rusya’nın devre dışı bırakılması amacıyla başlatılmıştır. Rusya açısından ise savaş, Çin’le dayanışmaktan ziyade kendi egemenlik alanı olarak gördüğü bir bölgede çıkarlarını savunmak anlamına gelmektedir.
8. NATO hiçbir zaman çelişkisiz, gerilimsiz bir ittifak olmamıştır. SSCB var olduğu dönemde “düşman” karşısında daha bütünleşmiş bir görüntü veren NATO’da o yıllarda dahi ABD ile Avrupalı emperyalist ülkeler arasında çıkar farklılaşması gözlenebiliyordu. Buna önde gelen Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki rekabet de eklenebilir. Bununla birlikte Almanya ve Fransa’nın başını çektiği Avrupa ülkeleri hiçbir zaman ABD hegemonyasını sorgulayacak bir güç ve ufka sahip olamadılar.
9. ABD yönetiminin Çin’in yükselişini durdurmak için Pasifik’e öncelik vermeye başlaması Trump’ın kişisel tercihi değildir. Daha önceki başkanlar döneminde ABD’nin stratejik planlamasında bir değişim ihtiyacı birçok belgede yer alıyordu. Trump bu süreci hızlandırdı ve bütün tutarsızlıklarına rağmen Avrupalı emperyalistleri bu değişime uygun bir noktaya getirdi. Almanya başta olmak üzere, Rusya ile özellikle enerji alanında köklü işbirliklerine giren Avrupalı ülkeler benzersiz bir ahmaklıkla hızla keskin bir Rus düşmanlığına yöneldi. Trump’ın “Avrupa’dan çekiliyoruz, kendinizi koruyun” tehditleri NATO üyelerinin silahlanma çılgınlığına hız vermesini kolaylaştırdı. ABD bir yandan Ukrayna Savaşı’nı Rusya’yı yıpratacak şekilde uzatırken beri yanda hem Avrupalı emperyalistleri savaş için kaynak ayırmaya hem de onları kendisiyle birlikte hareket etmeye zorlamış oluyordu.
10. Ankara Zirvesi öncesinde saçma bir biçimde “dağılıyor” denen NATO, bütün iç çelişkilerine rağmen kanlı yolculuğuna devam ediyor. Zirve, silahlanma konusundaki ortak iştahın NATO’nun ana tutkalı olduğunu gösterdi. Savaşa ayrılan bütçeler başta silah tekelleri olmak üzere yeni yatırım alanları peşindeki büyük sermaye çevrelerinin militarist politikaların arkasında koşulsuz durmasına neden oldu.
11. AKP iktidarı Ankara’da ev sahipliği yapacağı zirveye aynı iştahla hazırlandı. Yıllarca Suriye, Irak, Libya ve Kafkasya’daki sıcak çatışmaları aynı zamanda bir laboratuvar olarak kullanan Türk silah endüstrisi savaş sahasında yaşanan radikal dönüşümü erken fark edip emekleme döneminden koşu evresine hızlı bir biçimde geçmeyi başarmıştı. Zaman zaman hiçbir karşılığı olmayan abartı ve çarpıtmalarla süslense de, “savunma sanayi”nin AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin kritik ve öncü sektörlerinden biri olma özelliği kazandığı ortadaydı.
12. Ancak silah şirketleri palazlanırken sektörün önündeki engeller de büyümekteydi. Her şeyden önce Türkiye ekonomisinin bir bütün olarak ciddi bir kaynak sorunu vardı. Bu sorun hafiflemedikçe “başarı” sınırlanıyor ve riskler artıyordu. İktidar dümeni hem siyasal hem ekonomik açıdan iyice Atlantik’e doğru kırmış olsa da sorun bütün boyutlarıyla kendini hissettirmeye devam ediyordu.
13. AKP, NATO’da daha merkezi roller üstlenmenin Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik ve siyasal ilişkilerini geliştireceğini hesap ederek hazırlandı zirveye. NATO’nun Avrupa kanadının askere ihtiyacı vardı. Ayrıca Avrupa ülkeleri Ukrayna Savaşı’nın ve önlerine koydukları savaş planlarının talep ettiği silah ve cephaneyi karşılayacak üretim kapasitesinden de yoksunlardı. Türkiye ise bazı kalemlerde ucuz ve hızlı bir tedarikçi konumuna gelmişti. Özetle, NATO sermaye sınıfımız için bilinen “fayda”ların yanında bir de batıyla ilişkileri güçlendirecek bir maymuncuk işlevi görecekti. Bu nedenle NATO zirvesi sırasında Ankara’nın her tarafına “yerli ve milli” silah sistemleriyle ilgili görseller asıldı.
14. Ancak konu yalnızca silah ve cephaneleri görücüye çıkarmaktan ibaret değildi. Silah üretimi açısından da artık bir evrenin sonuna gelinmişti. Daha ileriye gitmek için gerekli işbirliklerinin, yüksek teknoloji gerektiren parçaların tedariğinin önünde Erdoğan’ın “eyyyy Amerika” söylemli günlerinden kalma yaptırımlardan kaynaklı engeller vardı. Yabancı pazarlara gösterişli bir giriş yapan Türk silah şirketleri buralarda tutunabilmek için NATO sertifikalarına ve örgüt bünyesindeki programlara ortak olmaya mecburdu. Dış pazarda kendine alan açamayan ve istikrar yakalayamayan bir silah endüstrisinin “başarı” öyküsü yazması da imkansızdı. Yani Ankara Zirvesi hem silah sanayini kullanarak batılı emperyalistlerle ilişkiyi geliştirmek için kullanılacak hem de bu ilişki sayesinde silah endüstrisi bazı kısıtları aşacaktı.
15. Bu bağlamda Ankara’daki zirve AKP açısından büyük ölçüde başarılı geçmiştir. Yaptırımların kaldırılması zaman alacak, iki ileri bir geri gidilecek ve hiçbir zaman mutlak anlamda nihayete ermeyecektir. Bununla birlikte NATO’nun Türkiye’ye olan ihtiyacı artmıştır. Dolayısıyla bu yaptırımların etkisi azalacak, Türkiye’nin ittifak içindeki rolü artacaktır.
16. Türkiye kapitalizmi ile bölgesel rekabet içinde olan Yunan burjuvazisinin Türkiye’nin NATO içindeki rolünün artmasını engellemesinin sınırları Ankara Zirvesi’nde bir kez daha görüldü. Akdeniz’deki doğal kaynaklara erişimde Fransa ile işbirliği halindeki Yunanistan’ın Türkiye itirazları, son tahlilde, Ankara’yı belli bir çizgiye getirmek amacındaki güçlü emperyalist ülkelere pazarlık masasında ek kozlar vermeye yaramaktaydı. Zaten Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerilimler iki ülkede egemen olan sömürücü sınıflarla ilgili gerçek temellere sahip olsa da, son tahlilde ABD ve İngiltere açısından bu ülkeleri ve bölgeyi yönetmek için bir enstrüman olarak kullanılmaktadır. ABD’nin bir dönem Türkiye’yi bir başka dönem Yunanistan’ı silahlandırarak ve o ülkedeki askeri varlığını artırarak ötekinde “önemsizleşme” paniği yaratması çok bilinen ama çoğu kez işe yarayan bir taktiktir.
17. Ankara Zirvesi “silahlanma” ve “savaşa hazırlanma” konusunda bir mutabakat ilanıdır. Ukrayna’ya silah yardımı yapmaya ya da silahlanmaya hedeflenen ölçüde kaynak ayırmaya isteksiz birkaç örneğin direnci fazla önemsenmemelidir. Asıl önemsenmesi gereken, Avrupa’nın hızlı silahlanma için gerekli dönüşüme izin verecek altyapıya ve ekonomik potansiyele ne ölçüde sahip olduğudur. Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin harp endüstrisine geçiş için attıkları adımları zorlaştıracak siyasi, demografik ve ekonomik engeller orta yerde durmaktadır. Dünya ölçeğinde sürmekte olan sert rekabette AB’nin geri düşmesi bir veri olmakla birlikte, bu ülkelerin ekonomik olarak “cüce” ilan edilmesi elbette gerçekçi değildir. Ancak bu ülkelerin yönetici sınıflarının ilan ettiği ölçekte bir militarizasyonun ciddi toplumsal maliyetleri olması kaçınılmazdır. Kamu harcamalarının daha da kısılması, çalışma koşullarının askerileştirilmesi, “savaş tehdidi” bahanesiyle bazı temel özgürlüklerin askıya alınması emekçi kesimlerin beklenmedik tepkisine yol açabilir. Bu maliyetlerin Türkiye kapitalizminin NATO atıyla Avrupa fatihliğine soyunma hedefini fiyaskoya dönüştürecek gelişmeleri tetiklemesi ihtimal dahilindedir.
18. Ayrıca çok sık dile getirildiği gibi, Avrupa kanadını silahlanmaya ikna eden ABD yönetiminin silahlanmadan murat ettiği Avrupa’nın kendi silah endüstrisini kurması değildir. Vaşington’un hesabı Avrupa’ya daha çok silah satmaktır. Dolayısıyla NATO içinde yakın gelecekte her bir alım için silah tekelleri arasında kıyasıya rekabet ortaya çıkacaktır. Türkiye bu rekabette mümkün olduğunca fazla ülke ile “ortak projeler”e girişerek ve devlete ait bazı şirketleri “büyük” oyunculara yem ederek aradan sıyrılmak istese de, bazı örneklerde pastayı yeni bir aktörle paylaşmaya isteksiz tekellerin sert müdahaleleri ile karşılaşacaktır.
19. Söz konusu rekabeti bir nebze olsun yatıştıran, birçok kritik silah açısından piyasada gözlenen kıtlıktır. Füze, savaş uçağı, top mühimmatı gibi kalemlerde NATO ülkelerindeki talebi karşılayacak bir arz bulunmamaktadır. Bu silah sistemlerinin satışlarında sözleşmeler yıllar öncesinde yapılmakta, para transferleri gerçekleşmekte ve alıcılar sıranın kendilerine gelmesini beklemektedir. AKP iktidarı, bu kıtlığı yıllar önce fark ederek bazı açılardan öne geçmiş durumdadır.
20. “Yerli ve milli silah sistemlerinin” gelişmesini ABD ve diğer ülkelerin yaptırımlarının tetiklediği gerçeği madalyonun sadece bir yüzüdür. Diğer yandan, bu birikimin şu anda NATO ittifakına entegrasyonundaki kararlılık ve imzalanmakta olan ortaklık anlaşmaları ile yeni projeler, “yerli ve milli silah sistemlerinin” ortaya çıkışında Kanada, İngiltere gibi ülkelerin rolünü daha fazla mercek altına almamızı gerektirmektedir. Bu rol sıradan bir ticari arayışın ötesinde stratejik bir hesabın ürünü olarak da değerlendirilebilir.
21. AKP ve sermaye sınıfı açısından “başarılı” geçen zirve halkımız ve ülkemiz için büyük tehlikeler barındırmaktadır. Bu tehlikelerin başına, zirvenin başarısızlıklarından ya da çözülemeyen sorunlardan kaynaklı riskleri ve belirsizlikleri yazmakta yarar vardır. Yukarıda bu sorunlardan bazılarına işaret ettik. Ancak ülkemiz açısından en büyük sorun sıcak çatışmaların içine çekilme olasılığımızdır. Ukrayna Savaşı ve İran’a dönük saldırganlık NATO’nun merkez gündemine dönüşmüştür. Bu bağlamda Türkiye resmen taraf olmuştur. Her iki çatışmanın da nereye evrileceği belirsizdir. AKP iktidarı iki komşu ülkeyle ilişkilerini bu belirsizliğin içinde bonkörce harcamaktadır.
22. Bir süredir iktidarın yetkili isimlerinin ve AKP medyasının Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne dönük dostça olmayan bir tavır sergilemesi, şimdilik sembolik bir önem taşısa da, iktidarın aynı doğrultudaki fiili adımları için kamuoyunu hazırlama amacı taşıdığından ciddiye alınmalıdır. İlginç olan, söz konusu iki ülkenin Türkiye’ye dönük yaklaşımlarında bu tavır değişikliğini açıklayacak herhangi bir değişimin gözlenmemesidir. Türkiye’nin Çin ve Rusya’yla ilişkilerinin bozulmasının ülkemiz ve halkımız için bir dizi olumsuz sonucu olacaktır.
23. ABD ve NATO’nun Ukrayna ve İran’da istediğini elde etmesinin önünde aşılması güç engeller vardır. Bu engeller kendisini daha açık bir biçimde hissettirdiğinde bunun Türkiye’ye faturasını silah tekelleri ve bir bütün olarak sermaye sınıfı değil, halkımız ödeyecektir.
24. Zirve sırasında basına yapılan açıklamalarda ve sonuç bildirisinde hiç bahsi geçmese de Türkiye’de kurulacağı yetkililer tarafından ilan edilen yeni NATO karargâhlarının Türkiye’nin daha fazla gerilimin doğrudan tarafı haline gelmesine yol açacağı açıktır. Bu karargahlardan birinin Boğazlarla ilgili olması konunun vehametini artırmaktadır. İktidarın Montrö Sözleşmesi’ni sağından solundan çekiştiren, onu NATO çıkarlarına kurban edecek davranışlar içine girmesi son derece tehlikelidir.
25. AKP’nin Yeni-Osmanlı stratejisini ABD ve NATO himayesinde hayata geçirmeye çalışması bir başka tehdittir. Bu tehdit yalnızca içeride Cumhuriyet’le bütün bağını koparmış bir gerici yapı için uygun bölgesel ortamın şekillenecek olmasından kaynaklanmamaktadır. ABD yetkililerinin Osmanlı övgüleri, monarşi çağrıları yalnızca 1923’ten alınmak istenen intikamın değil, bu bölgeyi daha kolay kontrol altında tutma isteğinin ifadesi olarak değerlendirilmeli. Burada imparatorluk özlemiyle hareket eden bir Türkiye’nin NATO şemsiyesinde etkisini artırması, hatta sınırlarını genişletmesi aynı zamanda daha kırılgan hale gelmesi anlamına gelecektir ve dağılma dinamiklerini de harekete geçirecektir. Büyüme ve küçülme, şişme ve dağılma diyalektik bir bütünlük oluştururken her durumda “savaş” demektir. Emekçi halk üzerine çöküşü benzersiz olacak bu yıkım aynı zamanda ülkemiz açısından bir varoluş meselesine de dönüşecektir.
26. Yeni-Osmanlıcılığın gözünü diktiği geniş coğrafya çok sert bir rekabete sahne olmaktadır. Bu rekabetin kontrolden çıkması her an için mümkündür. İran’ı bir kenara koyarsak, bu coğrafyada Türkiye ABD’nin diğer müttefikleri olan Yunanistan ve İsrail ile ortaklık ve düşmanlık arasında gidip gelmektedir. Dostluk ve düşmanlıkları kâr arayışının belirlediği, ülkelerin dış politikasına sermaye sınıfının çıkarlarının hâkim olduğu bir dünyada yurttaşlarımız bu sözde dostluklardan da düşmanlıklardan da zarar görmektedir. Emperyalist dünyada dostluklar başka düşmanlıkların habercisidir. Yeni-Osmanlıcılık ülkemizi içerde karanlığa dışarıda ise kaotik çatışmaların içine sürüklemektedir.
27. NATO’nun yarattığı tehlikeler ortadayken düzen siyasetinin birkaç kişisel tavır dışında bütünüyle NATO’cu bir konumlanış içinde olması, emperyalizmle ve onun NATO gibi örgütleriyle mücadelenin sınıfsal bir temele oturması gerektiğinin bir başka kanıtıdır. NATO yalnızca ABD merkezli bir emperyalist ittifak değil aynı zamanda sermaye egemenliğinin uluslararası alandaki jandarmasıdır. Piyasa ekonomisinin karşısına dikilmeksizin NATO’nun karşısında durulmayacağını düzen muhalefeti zirve sırasındaki suskunluğu ile bir kez daha ve onursuz bir biçimde göstermiştir.
28. Türkiye Komünist Partisi’nin NATO’ya karşı yıllardır sürdürdüğü mücadele ve bu tehlikeli örgütü yurttaşlarımızın gündemine sokma gayreti bütün bu gerçeklerle ilişkilidir ve ülkemizi çokuluslu tekellerin, holdinglerin, emperyalistlerin tahakkümünden kurtararak bağımsız, egemen ve sosyalist bir Türkiye yaratma kararlılığının ifadesidir. Partimiz “protesto”cu ya da “muhalif” bir kimlikle değil, eşitlik ve adalet arayışı içinde hareket etmiş, zirve sırasında onca baskıya rağmen onurlu bir duruş sergilemiştir. Bu duruş ancak ülkemiz NATO’dan NATO da ülkemizden çıkınca gerçek anlamını bulacaktır. O güne kadar NATO’ya karşı mücadelemizden zerre taviz vermeyeceğiz. İşçi ve emekçileri, yurtsever aydınlarımızı bu mücadeleye güç vermek için TKP saflarına çağırıyoruz.
Son 50-60 yılda adım adım tümüyle betonlaşan bir kent olan Antalya aslında geçmişte yeşil bir kentti. Bugün ‘kentsel ısı adası’ etkisini azaltmak için yapılacak toplantı için 1 milyonluk hizmet alımı yapılıyor. Isı adasını yaratan da, azaltmak için toplantı yapan da aynı kurum⬇️