"Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok." — Sándor Márai
Çoğu zaman karşımızdakinden hazır, işlenmiş ve kusursuz bir dünya bekliyoruz. Oysa o hayal ettiğimiz harikulade insan hiç var olmadı.
İnsan bazen hakikati bilmek istemez, sadece kulağa hoş gelen birşeyler duymak isteyebilir. Apaçık ortada olan bir gerçek yerine tatlı bir yalana inanmayı seçebilir. Bazen yaşamak, bilmenin getirdiği o ağır yükü taşıyamayacak kadar kırılgandır. Yok mu güzel bir yalan inanalım :)
Biri sizi sevebilir ama sizinle sağlıklı bir ilişki kurmayı bilmiyor olabilir. Sizi kaybetmekten korkabilir ama kaybetmemek için gereken sorumluluğu alamayabilir.İyi niyetli olabilir ama duygularını yönetemediği için sizi yıpratabilir. Sevgi önemlidir ama her şey demek değildir.
Birlikte yaşlanmak istediğiniz insanda, ara sıra uzaktan bakıp hayranlık duyacağınız, bu insanda gerçekten başka bir şey var dedirtecek bir taraf olmalı bence. Bu zekası olabilir,merhameti olabilir, sesi olabilir, dünyaya bakışı olabilir.Hayranlık duymadığınız birini sevemezsiniz
Termodinamiğin 2. yasası sevgiye uyarlandı: dışarıdan enerji vermezseniz her sistem gibi ilişkiler de çürür (entropi).
Matematiksel modellemeye göre 30 yıl mutlu olan evlilikler, eşlerin konfor alanlarının %16 üzerinde sürekli bir çaba harcıyor olmalı.
Neyse konunun birilerinin tercihleri veya yanlışlarıyla alakası yok zaten. Konu neleri neden kabul gördüğümüz veya tersi. Nelerin bu çizgileri belirlediği ve birileri tarafından esnetilince içimizden gelen aslında böyle olabilir mi sorusu. Bir süredir kıyıda kalmış bir sorgulama.
İnsan kendi hayatında seçtiği yola, katlandığı zorluklara öyle büyük anlamlar yüklüyor ki, başkasının tamamen farklı yöne gittiğini gördüğünde bunu içinde bir yere oturtmıyor. Belki tercihlerimizin ağırlığı altında ezilirken, başkalarının o ağırlığa girmemiş olmasından rahatsızız
Onların seçimlerini yanlış bulduğumuz için mi eleştiriyoruz, yoksa bizim zamanında seçemediğimiz o özgürlüğe mi bileniyoruz? Bu davranışı tetikleyen şey karşımızdakinin gerçekten yanlış yapması mı, yoksa yanlışımızı kendimize bile itiraf edemediğimiz için kaçma refleksimiz mi??
Belki de gerçeğin en dürüst hali, kendini bizden sakladığı ve bizi yeniden aramaya mecbur bıraktığı o yabancılık anıdır. Belki de gerçeğin doğası, bitmek bilmez bir gizlenme ve keşfedilme diyalektiğinde yatmaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse bilmek zor iş, tanımak ne mümkün..
Tanıdık bir yüzde hiç bilmediğimiz birini görmek, bir zamanlar bildiğimiz bir şeyin artık yabancısı olmak gibidir. Bu bir yanılgı değil, statik olduğu yanılsamasına kapıldığımız varlığın gerçek doğasıdır. Bilmek, hiçbir zaman kalıcı bir mülk olmamıştır.
Hayat bizi Sisifos misali sürekli aynı kayayı itmekle sınıyor olabilir. Yorulmuş olabiliriz ama unuttuğumuz bir şey var, eskisinden çok daha tecrübeliyiz ve eskisinden çok daha güçlü.
Gerçek lüks, sabahları dinç uyanmak, güzel bir sofrada acele etmeden oturmak, sevdiğin insanlarla uzun uzun sohbet etmek ve günün sonunda eve döndüğünde huzur bulabilmektir.
Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanında, isimsiz anlatıcı günlerce Nastenka’nın dertlerini dinler ve onu teselli eder. Nastenka, söz verdiği tarihte dönmeyen nişanlısının acısını çekmektedir. Adam bu süreçte kadına derinden âşık olur. Nastenka nihayet nişanlısından ümidini kesip ona olan sevgisinin bir yanılgı olabileceğini söylediği ve adamın sevgisine karşılık vermeyi kabul ettiği gece, beklenen nişanlı çıkagelir. Nastenka anında adamın yanından ayrılıp sevgilisine koşar; yalnızca bir an için geri dönüp anlatıcıyı öper ve vedalaşır, ardından günlerce kendisine destek olan bu kişiyi arkasında bırakarak eski sevgilisiyle birlikte uzaklaşır.
İnsan, zor bir dönemden geçerken kendisine destek olanları genellikle kalıcı bir yol arkadaşı değil, geçici bir sığınak olarak görür. Yaşadığı kriz bitene kadar bu insanların varlığına ihtiyaç duyar. Fakat işleri yoluna girdiğinde ya da asıl beklediği fırsat karşısına çıktığında, o güne kadar kendisine omuz veren kişileri kolayca geride bırakır. Birinin en kötü gününde yanında olmak, onun hayatında sağlam bir yer edinmek anlamına gelmez. Çoğu zaman iyileşen insan, ayağa kalktığında ilk iş olarak kendisine koltuk değneği olan kişiyi bir kenara bırakır.
“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Bağımsızlığımızın ve zaferimizin 104. yılı,
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷