Türkiye çok ilginç bir ülke. Bir yerde bir haksızlık olunca tepki verebilen bir kitle var. Ne güzel! Ama aynı kitle haksızlık kendileri dışında birine yapılınca „kesin bir suçu vardır. Suçlu olmasa neden tutuklansın ki“ diyebiliyor.
Gündemle alakası yok, çünkü uzun zamandır kimse burada ne oluyor diye dönüp bakmıyor.
Ama bir bakıma gündemle çok alakası var — başka bir başlık altında (terörsüz Türkiye süreci) “hasta ve yaşlı mahkumların tahliyesi” sürekli konuşuluyor. Süreci desteklemiş biri olarak ben de defalarca bu tahliyelerin gerçekleşmesi gerektiğini söyledim.
Ancak Gergerlioğlu’nun bahsettiği Abdullah Tırpan gibi isimlerin kapsama girmemesi için direnenler olduğu da malum.
Oysa adalet seçici ve ayrıştırıcı olamaz. Bir hukuk prensibi birini koruyup diğerine tekme atacak şekilde uygulanamaz.
Hikayeyi Ömer Bey anlattı ama iki gün önce Esra Tırpan Yakut bana da ulaştı, anlattı.
Abdullah Tırpan 73 yaşında, Tekirdağ’da köftecilik yapan bir esnaf. 2025’te tutuklandığından bu yana onlarca kez rahatsızlanmış, 40 kez hastaneye kaldırılmış.
Bank Asya hesabı, sohbet, bağış. Bunları sonradan terör örgütü ilan edilen bir yapıyla ilişkilendirip “üyelik” saymak, Anayasa Mahkemesi ve AİHM tarafından hak ihlali olarak değerlendirildi ( Yüksel Yakçınkaya kararı örneği) .
Ama Abdullah Tırpan hâlâ içeride.
Adli tıp bilirkişi raporu, sonuç bölümünde Tırpan’ın durumunun 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesi kapsamında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş. Değişen bir şey olmamış.
Aile, babalarının kalan 23 ayı atlatamayacağını söylüyor.
Olan bitenin adaletle ilgisi yok. Umarım gereken değerlendirme yapılır.
Hasta ve yaşlı mahkumlar hapiste ölmesin.
AYM’den KHK mağduriyetleri için emsal karar
667 sayılı KHK kapsamında çalışma izni iptal edilen ve yaklaşık 3 yıl öğretmenlik yapamayan başvurucu, idare mahkemesinde açtığı davayı kazanarak mesleğine döndü.
https://t.co/K670RyG0RH
Bilgi Üniversitesi’ni yeniden açmak çok kral hareket!
Tam da Makyavelli’nin yıllar önce dediği gibi!
„Halka yaptığınız baskıyı öyle bir kaldıracaksınız ki, halk bunu lütuf olarak görecek. Mesela bir okulu kapatın, sonra yeniden açın. Halk, bir okul bahşettiğiniz için sevinecek.“
Kişisel zaruri bir açıklama.
2019 yılında Prof. Haluk Savaş'ın cesaret vermesiyle bir grup KHK'lı arkadaşla kurduğumuz KHK TV, 7 yılda 2 bin 600 video yayınladı.
Polis takibinde, yargı kıskacında maddi ve manevi zorluklara bugüne kadar geldi.
Mağdurların seslerini duyuran ve KHK hukuksuzlunu dile getiren ilk ve tek sosyal medya kanalı olan, ülkenin ağır koşullarına rağmen ses getiren, gündem oluşturan KHK TV'yi artık yürütmekte zorlanıyorum.
Vicdanlara dokunan, ses getiren her KHK'lı hikayesini yayınladıktan sonra yada cesurca yapılmış röportajların ardından Türkiye'nin ve dünyanın her yerinden tebrik, teşekkür ve dua alıyoruz fakat bu işleri nasıl dönderiyorsun diye soran neredeyse olmuyor. Dua etmekten ziyade dua olmanın önemli olduğuna inanıyorum.
KHK TV'nin teknik ve yayın ekibinde 4-5 kadar arkadaşımız var onlar da KHK'lı ve geçimlerini sağlamak için çalışmak zorundalar. Yayıncılık zor ve zahmetli bir iş. Çekimi, kurgu-montajı, ekipmanı, ulaşımı, sosyal medyası hepsi ayrı ayrı maliyetli işler.
KHK TV'nin Youtube "reklam ve katıl" geliri ortalama bir asgari ücreti bulmuyor. (Vergiler kesildikten sonra 20-25 bin TL) Patreon gelirimiz ise aylık 350 Dolar civarı (15 bin TL). Toplam 40 bin TL gelirle bu çapta iş yapan bir kanalın yaşaması çok zor. (Bir öğretmen maaşı 70-80 bin TL)
Bu gelirler yaz aylarında dibe vuruyor dolayısıyla şehir şehir dolaşıp KHK'lı hikayelerini çekmeye, röportajlar yapmaya Haziran ayından itibaren son vermeyi planlıyorum.
Kimseden emir ve talimat almadan evrensel gazetecilik ilkeleri doğrultusunda buraya kadar geldim, vicdanım rahat. Maddi manevi destek olanlara teşekkür ediyorum.
Haziran ayından sonra bana müsade dostlar...
“Çok yoğunum…”
“Vaktim yok…”
“Çocuğum var…”
“Kursum var…”
“Bakamıyorum, moralim bozuluyor…”
Bahaneler saymakla bitmez.
Biz bahane üretirken, hapisteki genç bir teğmen sesini duyurabilmek için mücadele ediyor.
Onun çabasını ve mesajını şimdi vicdanınıza emanet ediyorum. 👇
Gerisini artık siz düşünün. Ne yapmak istediğinize siz karar verin.
DünyaBirincisi TeğmeneMüebbet
AİHM Büyük Daire’nin Yasak Kararı Hakkında Değerlendirmem
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Büyük Dairesi, Yasak v. Türkiye davasında FETÖ yargılamaları kapsamında Yasak’a verilen 7 yıl 6 aylık hapis cezasının “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini ve “kötü muamele yasağı”nı ihlal ettiğine hükmetti. Üstelik bu kararla, daha önce aynı davada “ihlal yok” diyen AİHM Daire kararını da bozmuş oldu. Benzer suçlamalarla yargılanıp hayatları altüst olan on binlerce kişi bakımından bu kararın iç hukukta da önemli sonuçlar doğurması gerektiği açıktır.
Kararda Türkiye’de “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla verilen mahkûmiyet hükümlerinde ceza sorumluluğunun bireyselleştirilmediği, kolektif sorumluluk yoluna gidildiği ve kast unsuru ispat edilmeden hüküm kurulduğu belirtilmiştir.
Kararın temel mesajı çok açık. Bir kişinin sadece bir cemaatle ilişkilendirilmesi, birtakım faaliyetlere katıldığının veya gizli yapılanma içinde görev aldığının söylenmesi ya da hakkında tanık beyanı bulunması onu silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm etmeye yetmez. Mahkûmiyet için kişinin suçlanan eylemleri yaptığı tarihte örgütün suç ve şiddet amacını bilmesi, bu amaca bilerek ve isteyerek katılması, bütün bunların da somut ve kişiye özel delillerle gerekçelendirilmesi gerekir.
Mahkeme, Yasak'a yüklenen eylemlerin tamamının eğitim faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu özellikle vurgulamakta, FETÖ/PDY’nin uzun yıllar boyunca Türk toplumunun çeşitli alanlarına, özellikle de eğitime yasal yollarla yerleştiğini ve kendisini bir “ahlak ve eğitim hareketi” olarak tanıttığını belirtmektedir. Bu nedenle Mahkeme, çok sayıda kişinin örgütün gerçek amaçlarından habersiz şekilde, sadece görünen yüzüyle onunla ilişki kurmuş olabileceğini kabul etmektedir.
Bu çerçevede Büyük Daire, Türkiye'de binlerce dosyada mahkûmiyet gerekçesi olarak kullanılan delillerin manevi unsuru kanıtlamak için yeterli olmadığını belirtiyor. Gizli yapı içinde görev üstlenme, sohbet ve eğitim faaliyetlerini düzenleme, "bölge talebe mesulü" ya da "ev abisi" gibi sıfatlar, dini sohbetlere katılma-düzenleme, kod adı kullanma, yapıya bağlı kurumlarda çalışma ve sigortanın bu kurumlardan yatırılması, tanıkların sadece fotoğraf üzerinden teşhise dayalı beyanları, HTS kayıtları, Bank Asya'ya 2014 sonrası para yatırma gibi delillerin; ancak kişinin örgütün terör niteliğini bildiği, şiddet amaçlarını benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek üye olduğu somut bulgularla desteklenmesi halinde mahkumiyet için esas alınabileceği ve kişiye terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyet kurulabileceği ifade edilmektedir.
Mahkeme, bu noktada Türkiye yargısının “milat” yaklaşımına da bir cevap vermiş. Aralık 2013 sonrası örgütle bağların sürdürülmesinin, bir kişinin cezai sorumluluğunun değerlendirilmesinde bir faktör olabilir. Ancak bu genel değerlendirme, yerel mahkemeleri kişiye özel kast tespit etme yükümlülüğünden muaf tutmaz. İlgili zamanda büyük ölçüde dini bir grup olarak algılanan bir yapıya mensup olmak, tek başına, kişinin suç için gerekli kasta sahip olduğu sonucuna götürmez. Bu yönüyle, kastın belirli bir tarihten sonra doğrudan oluştuğu varsayımına dayalı yaklaşım Mahkeme tarafından yeterli görülmemiştir.
Sonuç olarak Büyük Daire’nin kararı, sorunun münferit hatalardan değil, yargının hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmış olmasından kaynaklandığını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu karar kesindir ve Mahkeme önünde bekleyen benzer dosyaların da bu çerçevede hızlı bir şekilde sonuçlanacağı açıktır. Dolayısıyla, yargı organları ve iktidar istese de istemese de Anayasa’nın gereği olarak bu karara uymak zorundadır.
Bu nedenle, FETÖ yargılamaları kapsamında devam eden soruşturmaların, kovuşturmaların ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının; AİHM içtihadı ve evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda yeniden ele alınması zorunludur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni yeniden yargılama yolunu açacak ve ortaya çıkan hak ihlallerini giderecek kapsamlı bir yasal düzenleme yapmaya davet ediyorum.
Üzerinden on yıl geçti. On yıl, hiç kimsenin geri veremeyeceği bir ömür dilimidir. Bu süre içinde insanlar cezaevlerinde yıllarını yitirdi, aileler parçalandı, çocuklar annesiz ya da babasız büyüdü, bazıları hayatını kaybetti. Bu kararın gereğinin yapılması, adil yargılanma hakkının olduğu kadar derinleşen toplumsal adalet ihtiyacının da gereğidir.
Türkiye’de KHK geçmişi olan arastirmacilar, doktora öğrencileri; TÜBİTAK projelerine, destek ve burslarına başvuramıyor. YASSAK!
Ama yağmur duası çalışmasına 3.000.000 TL destek... Ne diyelim… Bol yağışlar…
Vah ülkem vah!!!
Tübitak'ın 3.000.000 TL'ye kadar olan bir bütçeyle desteklediği projeye bakar mısınız?!!!
👇👇👇
"İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi"
Züğürt Ağa filminindeki bu sahneleri şaka sanıyordunuz değil mi?
Van’da, göl kıyısında röportaj yaptığım KHK’lı imam hatip
ÖMER ALACA 44 yaşında bu dünyadan göçtü.
Gözaltında polisten dayak yedi, savcı sorguda çocuğunun doğduğunu ve büyüdüğünü göremeyeceksin diye tehdit etti.
1.5 yıl cezaevinde kaldı. Yoksulluk, maddi sıkıntılar yaşadı.
Pazarlarda tezgah açtı.
Kansere yakalanmış, bu gece hastanede öldü.
Video burada👇
https://t.co/gIXeNcqN5f
İzzet Özgenç Hoca'nın da belirttiği gibi FETÖ yargılamalarındaki sayısız mağduriyetler artık son bulmalı:👇🏻
"Somut bir suç işlemedikleri ve hatta somut bir suç işlemeye yönelik hazırlık içinde bulunmadıkları takdirde,terör suçlusu olarak damgalamak,hukuk vicdanıyla bağdaşmaz."
AKIN GÜRLEK İSTİFA ETTİ Mİ!
Anayasa md 140/5 :
Hakimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.
#AkınGürlek#AdaletBakanı
⚖️AİHM’in 16 Aralık 2025 günü açıkladığı Karslı ve diğerleri kararının başvurucularından müvekkilimiz ile ilgili yaptığımız yeniden yargılanma talebi Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiş ve infazın durdurulmasına (ceza daha önce infaz edilmiş) karar verilmiştir. Mahkece yeniden esasa kaydedilen dosyada AİHM'in tespit ettiği ihlaller doğrultusunda yeniden yargılama yapılacak.
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek'i herkes kritik davaların hakimi bilir, ben ise meslektaşı avukat Özge Elif Hendekçi’ye yaptığı hukuksuzluğu unutamıyorum.
İstanbul Barosu avukatlarından Özge Elif Hendekçi, KHK davalarına baktığı için 29 Aralık 2017’de, henüz üç aylık bebeğiyle birlikte tutuklandı. Yargılandığı İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin başkanı o dönem Akın Gürlek’ti.
Aynı süreçte Yeni Şafak, Türkiye, Sözcü ve Karar gibi gazetelerde Hendekçi hakkında korkunç bir iftira kampanyası başlatıldı. “İzdivaç ablası”, “talimatla hamile kaldı”, “taktik bebek” gibi manşetlerle kadını açıkça linç ettiler. Amaç, o dönemde doğumhanelerden tutuklanan kadınlara yönelik kamuoyunda oluşan merhameti kırmak ve yerine nefret üretmekti. Özellikle Nuh Albayrak'ın yönettiği Star gazetesinin attığı "fetö kumpas doğuruyor” manşetini unutmak mümkün değil.
Hendekçi, mahkemede “talimatla hamile kaldığı” iddiasına dair delil istedi; ancak ortada hiçbir delil yoktu. Heyeti bu konuda zorladıkça Akın Gürlek şu cümleyi kurdu:
“Biz seni bunlardan dolayı yargılamıyoruz. Biz senin 13. ve 22. Ağır Ceza Mahkemelerinde kimlerin avukatlığını yaptığını biliyoruz.”
Kastedilen 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını yürüten polis müdürleriydi. Hendekçi onların da avukatıydı. Herkesin savunulma hakkı vardır. Avukatlık yapmak ne zamandan beri suç oldu? Buna rağmen Akın Gürlek, bu iftira kampanyalarının da etkisiyle meslektaşına 7 yıl 11 ay hapis cezası verdi.
Özge Elif Hendekçi, kızıyla birlikte yaklaşık 5 yıl cezaevinde kaldı.
Tahliye olduktan sonra kendisini arayıp “Size neden böyle bir iftira atıldı, olayın aslı nedir?” diye sordum. Ayrıntıları Elif istemediği için yazamıyorum; ancak son derece zorlu geçen ve sadece 1,5 ay süren bir evlilik yaşadığını söyleyebilirim.
Türkiye’de bir ay evli kalıp boşanan başka kadın yokmuş gibi, genç bir kadına “hamile kalmak için evlendi” iftirası atıldı.
Daha da vahimi, adalet koltuğunda oturanlar bu iftiraları son derece olağan bularak yargılamaya konu etti.
Akın Gürlek, bakanlıktan önceki son görevi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde İBB’ye yönelik yolsuzluk operasyonları, Ekrem İmamoğlu’nun ve Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması nedeniyle zaten tartışmalı bir isimdi.
Canan Kaftancıoğlu'na sosyal medya paylaşımları nedeniyle 9 yıl 8 aylık hapis cezası veren mahkemenin başkanıydı.
Selahattin Demirtaş'a, AİHM'in ihlal kararı öncesi örgüt propagandası suçundan hapis cezası vererek tahliyesini engelleyen karara imza atan da o idi.
Bir kadına, bir meslektaşına bunları yapan bir zihniyetin, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, ya da herhangi birine neler yapabileceğini düşünmek bile ürkütücü.
Yeni Adalet Bakanı hayırlı olsun. Allah kimseyi ellerine düşürmesin.
AdaletEnkaz Altında
Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasının anlamı ne?
Aynı zamanda HSK Başkanı da oldu. Tüm başsavcı, komisyon başkanı ile hakim ve savcıları değiştirme yetkisine sahip oldu. Cezaevlerinin kontrolü de Gürlek’e geçti.
Gürlek, İstanbul’da CHP’ye ve muhaliflere yönelik operasyonları rahatlıkla tüm Türkiye genelinde yapabilcek güce erişti.
Bu nedenle Türkiye, 2028 seçimleri öncesi yargıda daha da sertleşilen bir döneme girebilir.
Çok Güzel Haber!
⚖️16 Aralık 2025 tarihinde verilen Karslı ve diğerleri kararı kapsamında, başvuruculardan birinin yaptığı yargılanmanın yenilenmesi talebi üzerine bugün gerçekleştirilen duruşmada beraat kararı verilmiştir.
⚖️Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasında; "AİHM kararı gereği Bylock’un örgüt üyeliği suçuna esas teşkil etmeyeceğine ilişkin tespitinin" dikkate alınmasını talep etmiş ve mahkeme heyeti kararı oybirliğiyle almıştır. Benzer kararların artması dileğiyle!
KHK'LILARIN ÇIĞLIKLARI ARŞI ALAYA ÇIKMALI
Deva Partisi Genel Başkan Yrd. Avukat İdris Şahin:
"KHK kavramıyla sosyal ölüme terk edilen yüz binlerce insan var. Kendi işinize kendiniz sahip çıkmazsanız başkasının sahip çıkmasını asla beklemeyin. Mağduriyeti yaşayan sizlersiniz. Mağduriyeti yaşayanların çığlıkları arşı alaya çıkmadığı sürece iktidar sahiplerinin sizi duyacağını mı zannediyorsunuz? İktidar sahiplerinin anladığı sadece güç arkadaşlar, nitelik filan bakmıyorlar. Sayısal gücünüz var mı yok mu, onu değerlendiriyorlar. O koltukta kalmak için sayısal güce ihtiyaçları var. O yüzden siz ne kadar örgütlü olursanız, ne kadar sesinizi güçlü duyurursanız asla ve asla buna sessiz kalamazlar."
#KHKZulmüBitsin
Bilgi: https://t.co/kWig5gMNwL
KHK’LILARIN YAŞADIĞI ZULMÜN SONU: LİMON KASALARINDA ÖLÜM
📌 Bir KHK mağduru daha…
👨🏫 Genç bir öğretmen.
Haksız hukuksuz şekilde mesleğinden atılıyor.
Özel okulda öğretmenlik yapması bile engelleniyor.
Belli ki başka işlere de tutunmasına izin verilmiyor.
Dışarda kendi öz kızına, kimbilir ne zorluklarla para gönderdiği için yeniden tutuklandı. Ölüm haberini böyle ansızın sosyal medyadan öğrenmek anlatılması çok güç bir şey.
Bu hukuksuzluk düzenine, bu yozlaşmaya, bu korkunç körlüğe lanet olsun.
İnanılmaz, tarihsiz bir hüzün içindeyim. Mehmet beyle Kandıra’da aynı ranzayı paylasmistik. Ranzasının bir köşesinde mütemadiyen elinde Kuran, okur arada bir başını kaldırır koğuşta olan biteni izlerdi. Haksız, hukuksuz yüklenen cezayı bitirip tahliye olmuştu.
SİLİVRİ'DEN CENAZESİ ÇIKTI
Kamuoyunda Kız Çocukları Davası olarak bilinen davada yargılanan ve yaklaşık 7 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu olan KHK’lı Mehmet Çataklı (51), cezaevinde geçirdiği kalp kriz sonucu dün akşam saatlerinde hayatını kaybetti.
Kız Çocukları Davası'nda yargılanan N. Çataklı’nın babası olan Mehmet Çataklı, kızına para gönderdiği, ev kirasını ödediği iddiasıyla geçtiğimiz haziran ayında gözaltına alınıp tutuklanmıştı.
Çataklı’nın üç ay önce annesini kaybettiği, vefat haberini öğrenince kalp spazmı geçirdiği öğrenildi. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Çataklı’ının ilk duruşması 8 Ocak’ta görülecekti.
BULGARİSTAN’DA İLAHİYAT OKUDU
Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da ilahiyat eğitimi alan Mehmet Çataklı, öğrenimini tamamladıktan sonra memleketine döndü. 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen OHAL döneminde Kocaeli’nde gözaltına alınıp tutuklanan Çataklı, 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çataklı'nın Kandıra Cezaevinde 4,5 yıl hapis yattıktan sonra tahliye edildiği öğrenildi.
Bir oğlu ve bir kızı olan Çataklı’nın cenazesi yarın (15 Aralık 2025) pazartesi günü öğle namazını müteakip memleketi Hatay Bezge Asri Mezarlığında toprağa verilecek.