"İnsan, olduğu haliyle bitmemiş bir projedir.
Potansiyel bir ilahi varlık iken, şu anda bir makinedir ve evrenin besin zincirinde bir kaynaktır.
Uyanmadıkça da bu halden kurtulamaz.
İnsan, bu besin zincirinde üretici konumundadır — tıpkı bir inek veya tavuğun et ve süt üretmesi gibi.
Gerçek İnsan doğana kadar,
Hepsi kozmik bir besin zincirinin alt basamağındaki hayvanlardır."
Samael Aun Weor
Gelin şimdi madalyonun diğer tarafına, yani seven kadın prototipine bakalım. Çünkü seven kadının sevgisi öyle sadece romantik sözlerden ibaret değildir, adeta bir restorasyon, bir kapsama ve koruma harekatıdır. ++
HANGİSİNİN FRAGMANI?
Sevdiğin kadar seviliyorsun Güzellik…
Görmesen de…
Değer verdiğin kadar değer görüyorsun…
Karşındaki hak etmese de…
İnsana, çevreye, yaratılana gösterdiğin saygı kadar saygı görüyorsun Melekût Âlemi’nde…
Şimdilik bilmesen de…
Çünkü burası dünya…
Bir oyun ve oyalanma…
Asıl hayat Ahiret yurdunda… (Ankebût 29:64)
Burası Cennet ve Cehennem’in ön izlemesi…
Ve yaptığın hiçbir şey kaybolmuyor. (Zilzâl 99:7-8)
Saygısızlığın kadar derecen düşürülüyor…
Nefretinden habis varlıklar, inadından düşman yaratılıyor…
Onları görmüyorsun.
Ama her gün dolup taşan kininle besliyorsun…
Bir gün serpilip büyüyüp karşına çıkıyorlar.
“Nereden peydahlandı bunlar?” diyorsun.
Suçladığın kadar suçlu bulunuyor…
Hakaretin kadar hakir düşüyorsun…
Kırdığın kalpler, ettiğin sözler, aldığın ahlar kaybolmuyor.
Sen “Bitti” diyorsun…
Bitmiyor.
Çünkü sen sadece karşıdakinin ne yaptığını görüyorsun.
Kendine ne yazdığını görmüyorsun. (İsrâ 17:13-14)
Kendi Cennetini de Cehennemini de her gün burada inşa ediyorsun.
Bir sözle…
Bir bakışla…
Bir niyetle…
Bir seçimle…
“Zaman bir yanılsama” dediklerinde anlamamıştın.
Zaman yok bile Güzellik…
Zamansızlıkta yaşıyorsun.
Önce ve sonra…
Evvel ve Âhir…
Hepsi birer sahne değişimi…
Aslında film çekildi, bitti.
Sonundan başa döndük…
Şimdi fragmanı izliyorsun.
O yüzden önünden geçen sahnelere iyi bak.
Her gün senin sahnende ne oluşuyor?
Öfke mi?
Nefret mi?
Haset mi?
Kibir mi?
Yoksa…
Merhamet mi?
Şefkat mi?
Muhabbet mi?
Huzur mu?
Hangisinin fragmanı bu dünya?
Ve daha önemlisi:
Sen hangi fragmanın karakterisin?
Bugün hâlâ sevebiliyorsan hikâye bitmedi.
Özür dileyebiliyorsan…
Helalleşebiliyorsan…
Bir yanlıştan dönebiliyorsan…
Kırdığın yeri onarabiliyorsan…
Yeni bir sahne açılıyor.
Cehennem’den beslenen bir hikâyeyi Cennet’e çevirebilirsin.
Nefreti affa…
Kibri tevazuya…
Kırgınlığı muhabbete…
Karanlığı ışığa dönüştürebilirsin. (Ra‘d 13:11)
Çünkü sana sadece yaptıklarının karşılığı gösterilmiyor.
Dönüştürdüklerinin karşılığı da gösteriliyor… (Fussilet 41:46)
O yüzden korkuyla değil, farkındalıkla bak oyuna Güzellik…
Beğenmediğin bir sahne varsa değiştirmeye kendinden başla.
Ve kendine sor:
Bugün hangi âlemin provasını yapıyorum?
Sevgilerimle
~ Akaşa ~
İnsan hayatında birçok kişiyi kaybedebilir ama herkesi özlemez. Yalnızca içinde gerçekten yer açtıklarını özler. Çünkü bazı insanlar hayatından çıkar, bazılarıysa yalnızca gözünün önünden kaybolur. Kendileri gider ama sende bıraktıkları yer kalır. Özlemek de biraz budur. Birinin yokluğuna alıştığın halde, içindeki varlığının hala devam ettiğini fark etmek.
Sana hikayenin tamamı gösterilmedi diye, bulunduğun sahnedeki vazifenden kaçamazsın. Sonunda ne olacağını bilmek zorunda değilsin. Çünkü kader senden geleceği görmeni istemez. Kendisi önüne geldiğinde doğru olanı yapmanı ister. Bazen yolun nereye çıktığını bilmeden yürümek, bütün yolu görmekten daha büyük bir imandır. İnsan geleceği bilerek olgunlaşmaz. Belirsizliğin içinde kim olduğunu kaybetmeden olgunlaşır, gelişir ve yükselir.
ÇAĞRI — II
Ama biz hâlâ 3B’nin fiziksel illüzyonlarının bize eski keyfi vermesini bekliyoruz.
Farkındaysanız ne yaparsanız yapın 90’lardaki, hatta 2000’lerdeki günlere dönemiyoruz…
Çünkü Dünya 3. yoğunluk seviyesinden çıktı. 4’e geçirildi…
3B artık keyifli bir oyun olmaktan çıktı…
Bir zamanlar madde mutluluk veriyordu.
Artık aynı lezzeti vermeyecek.
Para…
Şöhret…
En güzel araba…
En güzel telefon…
AVM gezmek…
Şık giyinmek…
Denize gitmek…
Ülkeler gezmek…
Tatiller yapmak…
Hiçbiri o eski tadını vermeyecek.
Depremden sonra çok şey değişti. Bunu siz de fark ediyorsunuz…
Eskiden zengin hayatlara çocuksu bir gıptayla özenirdiniz.
Şimdi özenmiyorsunuz bile…
Fark edin.
Çünkü madde ile mânâ iç içe…
Arz ile Arş birlikte titriyor…
İçeride ne varsa dışarıda o tezahür ediyor.
İçimiz darmadağın ve dünya bunu yansıtıyor…
….
Dişilin dünyasında deprem olmuştu ve dünyanın kalbi Anadolu sallanmıştı 6 Şubat’ta…
Sıra Eril’e gelmişti, hatırlarsınız.
Dünyada zulüm varken yataklarımızda huzur olmayacak…
Aç ve susuz uyuyanlar varken ekonomimiz iyi olmayacak…
Evsiz, ocaksız, yuvasız insanlar varken ağzımızın tadı olmayacak…
Evladının, eşinin parçalanmış bedenini toplamak zorunda kalan insanlar varken o 80–90’lardaki Hızır tablolu mutlu yuvalarımıza dönemeyeceğiz…
İnsanların yalnızlaştırıldığı, her türlü mahrumiyetin yaşatıldığı şu Cehennem’e çevirdiğimiz dünyada hayat da bize yalnızlığı öğretecek…
Kimsenin kimsesi olmayacak.
Anne varken mutsuz…
Baba varken huzursuz…
Eşler aynı yatakta yalnız…
Çocuklarımızla geçirdiğimiz vakitler bile hayal ettiğimiz gibi olmayacak.
Çünkü bir yerde insanlık acı çekerken diğer tarafta hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edemeyeceğiz.
Her şey birbirine dokunuyor artık…
Zaman, 3B dünyayı anlamamız için bir ölçüydü.
Zamanın üzerine çıkmak için kalbinizi açın.
Ötesi var…
Daha ötesi var…
Dünya 4. yoğunluk seviyesine çıkarıldı.
Hazır olanlar, saf ve masum olanlar 5B’ye alınacak…
Lütfen bunu anlamaya, buna uyumlanmaya çalışın.
Eski dünya yok artık.
Şekere kanan çocuklar devri bitti…
Yeni ayakkabı yeni okul çantası için heyecan duyan çocuklar da yok…
Hiçbir şey eski tadını vermeyecek.
Devamı III. bölümde…
İyi bir evliliğin ya da ilişkinin anahtarı; iki insanın her konuda sürekli aynı düşünmesi değildir. Farklı olduklarında bile birbirine güvenle ve saygıyla bakabilmesidir. Hayat her zaman güzelliklerle geçmez. Yorgun günlerde bir bardak çay teklif etmek, zora düşüldüğünde suçu karşı tarafa atmak yerine bu sorunu birlikte nasıl çözeriz diyebilmek ilişkiyi ayakta tutar. Birlikte gülmek, uzun uzun konuşabilmek kadar, sessizliği paylaşırken bile huzurlu hissetmek de çok kıymetlidir. İnsan eşini bulduğunda, hayatındaki en yakın arkadaşını, derdini çekinmeden anlatabileceği o güvenli limanı bulmuş gibi olmalıdır. Kırgınlıkları uzatmamak, haklı çıkmaktan çok huzuru önemsemek ve günlük koşturmacanın içinde küçük bir sarılmayı ya da içten bir teşekkür etmeyi unutmamak, o bağı her geçen gün daha da güçlendirecektir. Bakın asıl mesele hiç sorun yaşamamak değil, ne olursa olsun günün sonunda aynı takımda olduğunuzu hissetmektir.
Ruhsal olarak daha hassas, empat ve derin algıya sahip insanların hayatlarına bakın; çocukluklarından itibaren narsist ebeveynler, kaotik ilişkiler, sürekli kriz üreten arkadaşlar ve ağır enerjili iş ortamlarıyla çevrilidirler.
Sistem sizi çevrenizdeki yoğun, toksik ve düşük frekanslı enerjiyi dönüştüren bir arıtma cihazı gibi konumlandırmıştır…
Yaş aldıkça , insanların neden köylere, okumaya ve uzun yürüyüşlere, sessiz ortamlara çekildiğini daha iyi anlıyorsunuz. Hayat sıkıcı olduğu için değil. Huzur değerli hale geldiği için…
Reptilian'ın gerçek olup olmadığını sormadan önce neye işaret ettiğini anla. Zekadan merhameti çıkardığında geriye yalnızca çok akıllı bir hayvan kalır. İşte bu yüzden Arif'in meselesi sürüngenlerle değildir. Onun meselesi, kendi içinde sürüngene dönüşebilecek tarafı fark etmek, onunla yüzleşmek ve onu aşmaktır.