@MahsunMirzaoglu Zamanın öldürdüğü arzu, zamanı da öldürür arzuyu da kimliği de. Peşinden de bilinci doğurur. Artık ne işe yarayacaksa… fakat elde artık yeni kimlik ve yeni bilinç ile yeni bir yol kalır😕
Heidegger, insanın içine düştüğü o sahte, mekanik ve depresif döngüden kurtulabilmesi için dışarıdan bir kurtarıcıya değil, kendi içinden gelen bir sese ihtiyacı olduğunu söyler. Buna Der Ruf des Gewissens (Vicdanın Çağrısı) der.
Vicdan şunu fısıldar: "Kendin Ol!"
(Werde, der du bist!).
@electrobambi Annesini annesiyle yarıştırmış tivitin özü yemek kültür farkı falan değil. Benim annem senin anneni döver en becerikli biziz olayı. Kendiyle ilgili de analizim olurdu ama bizi gerek yok.
Küçük düşürülmenin sınırı yok: Macron sabah koşacak diye Ankaralılar parka gidemeyecek!
◾️Dünyanın en büyük terör örgütü olan NATO’nun liderleri gelecek diye Ankara’yı açık hava hapishanesine çevirmeye kalkan AKP, Macron sabah koşusu yapacak diye Dikmen Vadisi veya Botanik Parkı’nı halka kapatacak.
https://t.co/KEvdpXyvIu
Anlam, geriye dönük bir anlatıda ortaya çıkar. Bir yorumun eseridir. Öyle bir yorumlama faaliyetidir ki anlam üzerinden özne kurulur. Aynı olayı yaşayan iki kişi bambaşka yorumlar yapar. Bir ayrılık sonrası bir insan çok değersiz olduğunu diğeri karşıdakinin kötü biri olduğunu düşünebilir. Bu yorumlar üzerinden de hayata dair anlam geliştirirler. Anlam ise bizim kim olduğumuzu belirlemeye başlar. Yorumlar, kişilerin arzuları etrafında örüldüğü için aynı olayın kişi sayısınca yorumu olduğu gibi, tek bir kişinin hayatı boyunca da bir olayı yorumlaması, ona atfettiği anlam hep değişir. Hayata ne anlam verdiğimiz arzularımızla doğrudan ilgilidir.
Nihilizmi kozmik bir anlam krizi olarak ele almak yerine, nihilist kişinin kendisine bakarsak, anlatının çözüldüğünü görürüz. Bir anlam krizi olduğu kadar bir özne krizidir. Ancak nihilist de yorumlamaya devam eder. " Nihai anlam yok" der nihilist özne. Dindar özne ise " nihai anlam var" der. İkisi de keskin bir yorumlama faaliyeti içindedir. Önermelerin doğruluğunu tartışmak yerine her iki öznenin nihai bir yorum arzuladığına dikkat edin. Nihilizmdeki problem, kozmik hakikatlerde aranmamalı bence. Arzusu anlam üretmez bazen insanın. Zaten hep kozmik değildir ki konu. Bir insanı sevmek, bir işi önemsemek, bir müzik aleti çalmak gibi gündelik arzuları düşünelim. Kişiye ne olduysa gündelik arzularını anlamsız bulmaya başlar. Bence konuyu psikolojinin alanına sokan burası; gündelik hayatı kozmik bir terazide tartıp beğenmemek. Yoksa nihilist, anlamın sonlu ve öznel oluşuna tahammül edemeyen biri midir? Neden olmasın? Çocuklarını sevdiği için hayatını anlamlı bulan yahut Tanrı iradesi ile her iş olur diyen birinin yaptığı yorum, sonuçta bireyseldir. Nihilist bu bireyselliğe katlanamaz. Dindarla nihai bir yoruma ulaşma iddiası açısından benzerlikleri aşikar. Ancak fark, aidiyet geliştirme konusunda su üstüne çıkıyor. Nihilist ile dindar, dindar olmayan bir seküleri de düşünebiliriz, aralarındaki fark bağlanmalarıdır. Nihilist, arzunun bir anlama ulaşmasına izin verecek kadar bağlanmaz. Bir bağın kendisini tanımlamasına izin vermez. Hep biraz kenarda duran kişidir. Dindar veya seküler bir insan bağlanırken, bağın kendisini tanımlamasına teslim oluyorsa anlam da kendiliğinden doğar. Dediğim gibi, bu konudaki varoluşsal veya kozmik tartışmalar kadar, kişilerin özneler olarak konumları da çok fazla şey söyler.
Anlamlı bir hayat yaşamak, anlamın hazır olmaması, sürekli yeniden kurulması gibi söylemler, öznenin kaçamayacağı kaderini fark etmekten kaynaklanıyor. Özne neredeyse çaresiz biçimde anlatır, yorumlar, yeni anlamlar kurar. Öznenin olduğu yerde, anlamın inşası kaçınılmazdır. Fark, verilen anlamda. Yoksa nihilizm bile, bir yorum ve anlamdır hem de bir noktada nihai olma iddiasında bir yorum.
Özne şu şekilde, bu biçimde, şu yönde anlamlı bir hayat yaşamaya karar veremez mesela. Hayata bakıp bir şey anlatmaya başlar; anlam kurulur.
Hala ortada ciddi bir politik doğrultu yok. Hala net ilkeler yönelim yok. Hala somut bir zeminde ilerleme yok. Eğer Politika KK ya durmadan çağrı yapmaksa komik, bundan medet umuluyorsa traji komik.,
6 Şubat depremlerinde yaşanan isim karışıklığı sonrası sisteme ölü olarak kaydedilen Ahmet Artan:
"Trafik cezasına gelince yaşıyorum ama bazı şeylere gelince ölüyorum."
Bu adamın böyle bi adam olmasını anlamanız 20 yıl sürdü. Kusura bakmayın ama o makarna yiyip oy verenlerden hiçbir farkınız yok. Bu halkın her pofpoflanıp kahraman ilan edilenin peşine sorgusuz düşmesi daha çok su kaldırır, ki yeni kahramanınız da halihazırda duruyor zaten.
Serap hanım Öyle bir soru sordu bi an aklı başından gitti,
Duraksadı Cevap veremedi
86 milyonun önünde Fayası ortaya,ihaneti açığa çıktı,ifşa oldu yani.Arkadaşlarını
Yarğılatacağım derken kendi Halkın nezdinde yargılandı,
Halkın hükümü
Kesin suçlu 😂👊�
Hayat böyle bi matematik değil. Siz zor günlerde hayatı şekillendirirken sahi bilinçaltı şemalarınızla hareket edip içine duygu katıyorsunuz ve karşınızda biri olunca ona da duygu yüklüyorsunuz. Bu karşınızdaki insanın doğru olduğunu değil sadece olduğunu gösterir. O zamanlar bitince yaşadığınız duygu iyi ki ise doğrudur adı bağ olur ama bişey eksikse o bağ zaten yoktur. Bunun yaşı olmaz güpegündüz bir anda bütün zorluklar bitmişken de birisi gelip sizi kendine aşık edebilir. Hayatı göğüslemek aşık olmak demek değildir. Hep bi kalıba koymaya kriter göstermeye çalışarak kendinize set örmeyin nacizane.