BASIN AÇIKLAMASI
Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen 7595 sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Yasa hakkında Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açma süresi, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü sona ermektedir.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı nedeniyle emperyalistler bu coğrafyada emellerine ulaşamamıştır. Kabul edilen bu çerçeve yasa nedeniyle bekledikleri fırsat bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu yasa Cumhuriyetin ulus ve üniter devlet niteliğini aşama aşama ortadan kaldıracak bir yasadır.
Kabul edilen yasa ile halkın hiçbir sorunu çözülmemekte, bu yasa halkın beklentileri ile örtüşmemektedir. Türkiye’de halen yaşanmakta olan sorunlar, insan hakları alanında yaşanan sorunlardır. Çerçeve yasa bu sorunları çözen değil, aksine Cumhuriyetin niteliklerine, ulus ve üniter devlete yönelik saldırılara, dolayısıyla bu sorunların daha da artmasına yol açacak bir yasadır.
12 maddeden oluşan çerçeve yasanın her bir maddesinin, anayasaya birden fazla aykırılık taşıması bir yana, anılan yasa anayasanın değiştirilemez hükümlerine de aykırılık oluşturmaktadır. Bu kapsamda olup, anayasaya bu kadar fazla sayıda ve oldukça fazlaağırlıkta aykırılık taşıyan bir başka yasa söz konusu olmamıştır.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, emperyalistlere karşı kazanılan Ulusal Kurtuluş Savaşı sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti ulus ve üniter bir devlet olarak kurulmuştur. Bu kural hiçbir gerekçe ile göz ardı edilemeyeceği gibi, aksi durumlarla karşılaşıldığında da, bunun gereği adımların atılması kaçınılmazdır. Çerçeve yasanın yürürlük ve uygulanması, giderilmesi olanaksız durumlara yol açacak olmakla, bu konuda sessiz ve kayıtsız kalınamaz.
Çerçeve yasa konusunda Anayasa Mahkemesine iptal davası açma hakkı, Cumhurbaşkanı, TBMM’de en çok üyeye sahip iki siyasi parti ve en az 120 TBMM üyesine aittir. Bu durum karşısında, Cumhurbaşkanı ve AKP’nin iptal davası açmayacağı açıktır.
Yeni Parti’nin TBMM grubu 91 milletvekilinden oluşmaktadır. Yeni Parti’nin Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açabilmesi için TBMM grubunda salt çoğunlukla yani en az 46 milletvekilinin oyuyla bu doğrultuda karar alması gerekmektedir. TBMM Genel Kurulu’ndayasanın kabulü konusunda, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel evet oyu kullanmış ise de, Yeni Parti milletvekillerinden 54 kişi yasanın reddi konusunda oy kullanmıştır. Yeni Partimilletvekillerinin, hem tarihi sorumlulukları, hem Anayasaya bağlılığın gereği, hem de verdikleri oylarına sahip çıkarak, bu yasa hükümlerinin tamamının iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açmaları gerekmektedir.
Kaldı ki, Yeni Parti halk tarafından kurulduklarını ifade etmekte olup, halkın iradesi bu yasanın kabul edilmemesi, aksi durumda iptali yolundadır. Milletvekilleri, seçildikleri bölgeyide değil, Ulusu temsil etmektedir. Yeni Parti Genel Başkanı da, Parti de ortaya çıkan çoğunluk görüşünün gereğine göre hareket etmek durumunda olup, üstelik bunu yerine getirmemesi, savunulan tek adamlı sisteme karşı olunduğu düşüncesinin parti içinde geçerliliğini kaybettiği anlamına bile gelecektir.
TBMM’de en az 120 milletvekili de ayrıca yasanın tamamen iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Anayasa Mahkemesinde dava açabilecek olup, bu konuda yasanın görüşmeleri sırasında red yolunda 118 milletvekili oy kullanmıştır. Bu milletvekillerinin de verdikleri red oylarına sahip çıkmaları, yasanın kabulü sırasındaki red oyu verenlerin sayıları ne olursa olsun, tarihi sorumlulukları gereği, hazırlayacakları dava dilekçelerini tüm milletvekillerinin imzasına açmaları, en az 120 milletvekili imza sayısını tamamlama ve dava açma iradelerini ortaya koymaları gerekmektedir. Muhalefet bu şekilde sözde değil eylemsel olarak da ulus ve üniter devlet ortak paydasında buluşmuş olacaktır(…)
İmzacılar slaytadır
ULUS DEVLETİ SAVUNUYORUZ PLATFORMU ADINA
SURİYE TÜRKİYE’DEN DESTEK ALIYORSA KKTC’Yİ TANIYACAK!
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Suriye, KKTC ile değil, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafındaki kuruluşlarla denizaltı kablosu anlaşması yapıyor.
Şimdi düşünelim: Biz Suriye’ye dahi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını kabul ettiremiyorsak burada ciddi bir dış politika meselesi vardır.
Bir başka örnek Somali…
Somali’nin yeni Meclis Başkanı seçiliyor. KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler kendisine kutlama mesajı gönderiyor.
Somali’ye Türkiye’nin yaptığı desteği düşünün. Limanından havaalanına, askeri eğitiminden güvenliğine kadar Türkiye yıllardır Somali’nin yanında.
Somali Meclis Başkanı da sosyal medyada açıkça ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclis Başkanı’ ifadesini kullanarak Ziya Öztürkler’e teşekkür ediyor.
Ardından Rum tarafının girişimleri geliyor. Paylaşım siliniyor. Bununla da kalınmıyor; Somali Dışişleri Bakanlığı açıklama yaparak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu ilan ediyor.
Şimdi soruyorum:
Biz Somali’ye de KKTC’nin varlığını kabul ettiremeyecek miyiz?
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yıllardır çok açık bir çağrı yapıyor:
‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıyın; KKTC ile siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurun, Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız tecridi sona erdirin.’
O halde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının da bu çağrıdan bir dış politika hedefi çıkarması gerekir.
Türkiye’nin en fazla destek verdiği, en fazla etkili olduğu ülkelerden başlanmalıdır.
Suriye ile başlanmalıdır.
Somali ile başlanmalıdır.
Libya ve benzeri dost ülkelerle devam edilmelidir.
KKTC’nin Dışişleri Bakanı bu ülkelere gitmelidir. Başbakanı gitmelidir. Cumhurbaşkanı gitmelidir. Doğrudan temas kurulmalı, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için çalışılmalıdır.
Devletler arası ilişkiler yalnızca tek taraflı fedakarlıklarla yürütülmez.
Türkiye bir ülkenin güvenliği, istikrarı, kalkınması ve geleceği için büyük fedakarlıklarda bulunuyorsa, o ülkelerden Türkiye’nin temel milli meselelerinde hassasiyet göstermelerini beklemek de son derece doğaldır.
Türkiye Cumhurbaşkanı bütün dünyaya ‘KKTC’yi tanıyın’ çağrısı yapıyorsa, Türkiye’nin en yakın ilişki içerisinde bulunduğu ülkelerden de bu yönde somut adımlar beklenmelidir.
Önce dostlarımızdan başlamalıyız!
Rusların güzel bir sözü vardır:
‘Bedava peynir yalnızca fare kapanında olur.’
Devletler arası ilişkilerde hiçbir şey tamamen karşılıksız değildir. Türkiye’nin verdiği desteğin karşılığında kendi milli davalarında dostlarından dayanışma beklemesi de devletler arası ilişkilerin tabiatına uygundur.”
🎥 Yayının tamamını izlemek için 👇🏻
https://t.co/WUy3CF3Irb
‼️TERA - PUSULA - AKP - OSMANLI ve ROTHSCHİLD'LER...
📌Dindoşların ROTHSCHİLD'lerle ilişkisi yeni bir şey değil, 170 senelik mazileri var...
⏩Bu topraklarda Rothschild'den bahsediliyorsa, bu 2. Abdülhamid'siz düşünülemez.
⚠️Aslında Rothschild'lerin ecdadımızla ilişkisi Abdülhamid'den de öncedir.
Gerek Abdülmecid, gerek Abdülaziz dönemlerinde Rothschild'lerin Osmanlı ile sıkı ilişkileri vardı.
Ama faizli borç verme dışında siyasi ilişkiler 2. Abdülhamid döneminde kurulmuştu.
⚠️Abdülhamid, Yahudiler için Filistin'de Koloni Kurma imtiyazını sadece Rothschild Ailesi'ne vermişti.
Ve Abdülhamid'in bu imtiyazı sayesinde Filistin'de ilk kez 1882 yılında bir Yahudi Kolonisi kuruldu.
‼️Hatta Rothschild'lerin Kolonilerden sorumlu Genel Müdürüne (Elle Scheid) bizzat Abdülhamid tarafından Devlet Nişanı verilmiştir.
Buyrun;
https://t.co/ncoF7m5Sbi
📌Abdülhamid Filistin'e yerleşecek Yahudilerin, Rothschild'lerin, Herzl'in ve Galata Bankerlerinin kontrolünde yerleşmesine özen göstermiş, bunların dışındaki Yerleşimcilerin Filistin'e yerleşmeleri ile mücadele etmiştir.
▶️Bakınız İsrail'in kurucu cumhurbaşkanı David Ben Gurion bir Polonya Yahudisi'dir. Gurion 1906 yılında Abdülhamid'in verdiği izinle Filistin'de kurulan Rothschild yerleşkelerinden birine göç etmişti.
⚠️Bugün gördüğümüz Pusula Holding Patronu Serdar Turhan'ın THY hisselerini virmanlama belgesinde EDMOND DE ROTHSCHILD ismini görüyoruz.
Baron Edmond de Rothschild, Rothschild Ailesi'nin Paris Kolundandır ve 2. Abdülhamid'in izni ile Hayfa ve Akka'da yüzbinlerce dönüm arazi alıp Koloniler kurmuştur.
📌Tabi Abdülhamid ve Rothschild'lerin asıl ilişkisi borç-faiz ilişkisiydi.
⚠️Esasen Rothschild'lerin Osmanlı'ya ilk faizle borç verme dönemi, Abdülmecid zamanında, Kırım Savaşı ile birliktedir. Osmanlı 1855'te Rothschild'den 5 Milyon sterlin borç almıştı.
‼️Osmanlı Döneminde tam bir "dış güç" olan Rothschild'ler aslında saraya bir o kadar da yakındı.
⚠️Abdülhamid 1891 ve 1894'te 2 defa Rothschild'lerden yüksek faizle borç almıştır.
⏩1891'de %4 faizle 6.316.920 Sterlin.
⏩1894'te 8.212.340 Sterlin.
Bu borçları da son ödemesi 1955 yılı olacak şekilde almıştı.
📌Ya insan düşünmeden edemiyor... Keşke o zaman Türk Hava Yolları olsaymış, Abdülhamid'de #THYAO hisselerini Rothschild'e virmanlarmış... Ama o demiryollarını, limanları, tütün, tuz inhisarlarını ve Filistin'de Kolonicilik imtiyazını verebilmiş sadece...
‼️Rothschild'lerin Osmanlı'dan aldığı imtiyazlar bu kadar değil elbette.
▶️Örneğin 1855 borçlanmasına karşılık Rothschild'lere Mısır eyaletinin vergisi ile İzmir ve Beyrut gümrük gelirleri doğrudan aileye teminat olarak verilmiştir.
⚠️Özellikle devletin iflası ile birlikte Abdülhamid'in Rothschild'lere karşı eli o kadar zayıflamıştır ki, 1891 ve 1894 borçlanmalarında Rothschildler, Osmanlı tahvillerini Avrupa piyasalarında basma, ihraç etme ve bu işlemlerden yüksek oranlarda komisyon alma ayrıcalığına sahip olmuşlardır.
Hülasa, Rothschild'ler 170 yıldır bir şekilde içimizde ve ne yazık ki 170 yıldır bu ülkeyi yönetenler -1923/38 arası hariç- bir şekilde Rothschild'lere ne istediyse vermişler...
‼️NOT: Abdülhamid'in #Rothschildler'e #Filistin'de tanıdığı imtiyazları külliyatlı bir şekilde şurada işlemiştim;
https://t.co/UCVz5kRzP5
‼️NOT-2: Ha unutmadan, 60'larda, 70'lerde Londra'daki Nakşibendi Kıbrısi Dergahının finansörleri Rothschild'lerdi. Türkiye'den şizofren raporu alıp kaçan Fesli Deli Kadir Mısıroğlu da #Rothschild'lerin himayesindeki Kıbrısi'ye sığınmıştı.
https://t.co/CV2uQRMLXK
#tarih #ekonomi #tera #pusula #bist #bist100 #fonmağdurları #borsamağdurları #HisseMagdurları
İstanbul'u düşman işgalinden kurtaran Atatürk'ün aziz ruhu şad olsun!
Birçoğumuz derin bir gaflet uykusundayız; İstanbul’un 1453’ten beri "kesintisiz" bizim olduğunu sanıyoruz.
Oysa koca başkent tam 5 yıl İngiliz postalı altında İŞGAL EDİLDİ! Ayrılıkçı Rum azınlıklar işgali kutladılar. Sokaklar Yunan bayraklarıyla donatıldı, İngiliz namlusuna güvenip fethin sembolü Ayasofya'da korsan ayin yaptılar, hatta Ayasofya'ta çan takmaya bile kalktılar.
Taşkın azınlık grupları, sokakta yürüyen Türk kadınlarına sözlü ve fiziki tacizlerde bulunuyordu.
"Silah arama" veya "Kuvâ-yi Milliyeci saklama" bahanesiyle gece yarıları Türk evlerine baskınlar düzenliyordu. Erkekler tutuklanıp götürülüyor ve kadınlara cinsel saldırıda bulunuyordu.
Özellikle Fransızların şehre getirdiği Senegalli ve Kuzey Afrikalı sömürge askerlerinin karıştığı taciz olayları İstanbul halkında büyük bir infiale neden olmuştu.
İzmir, Yalova, Gemlik civarında durum çok daha vahim; sistematik ve kanlıydı. Binlerce Türk kadını toplu tecavüzlere ve katliamlara maruz kaldı.
Zayıf düştüğümüzde tepemize binen bu akbabaları, "Geldikleri gibi giderler!" diyen Türkün iradesi söküp attı. Geldikleri gibi gittiler!
Bu şehri fetheden Fatih Sultan Mehmet'in de, onu uçurumun kenarından KURTARAN Mustafa Kemal Atatürk'ün de aziz ruhları şad olsun! 🇹🇷
#6Ekim1923
Türkiye ciddi ekonomik ve sosyal yansımaları olan fon krizi ile uğraşırken Mekke anlaşmasının uygulanması için Riyad’da bir toplantı yapıldı.
1.Toplantının sonuç raporu medyada yerini aldı.
Rapora göre Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanması ve mutabık kalınacak askeri kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması konusunda karar aldı. Bildiride bunun “tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olarak” yapılacağı özellikle belirtiliyor.
2. Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM’nin önüne gelmiş ve içeriği kamuoyuna açıklanmış bir anlaşma değildir. Buna rağmen “kolektif savunma”, “askeri entegrasyon” ve “hızlı konuşlandırma” gibi ciddi askeri yükümlülükler gündeme geliyor.
3. Türkiye, NATO üyesi olduğu halde Rusya-Ukrayna Savaşı’nda aktif tarafsızlığını korudu. Şimdi Suudi Arabistan’ın güvenliği için NATO’nun 5. maddesini hatırlatan bir kolektif savunma sorumluluğuna hangi şartlarla giriyoruz?
4. Bu sorumluluğun sınırı Suudi Arabistan topraklarının savunulması mıdır, yoksa Yemen’de Husilere karşı yürütülecek harekâta destek vermeye kadar uzanacak mıdır? Türk askerinin Yemen’de doğrudan muharebeye gireceği iddiaları doğrulanmış değildir. Ancak bu ihtimal dahi son derece risklidir.
5. Babülmendep, Türkiye’nin dış ticareti ve deniz ulaştırması açısından hayati önemdedir. Husilerin Türkiye’yi hasım olarak görmeye başlaması, Kızıldeniz’de deniz ticaretimizi ve bölgesel çıkarlarımızı doğrudan etkileyecektir.
6. Türkiye ağır ekonomik koşullardan geçerken, Suudi Arabistan’dan sağlanabilecek ekonomik veya mali destek uğruna Yemen’de yeni bir askeri risk üstlenmemelidir. Hele bunun sonucu ABD ve İsrail’in bölgesel stratejik yükünün bir bölümünü Türkiye’nin taşıması olacaksa çok daha dikkatli olunmalıdır.
7. Anayasa’nın 92. maddesi açıktır. Türk askerinin yabancı ülkelere gönderilmesi TBMM’nin yetki alanındadır. Türkiye’nin askerinin nerede, kime karşı ve hangi amaçla silah kullanacağı kamuoyunda tartışılmalıdır.
8.Türkiye, Yemen’de kendisine ait olmayan bir savaşın tarafına dönüşmemelidir.
9. Bir başka önemli gerçek Yemen’deki ateşkes sürecidir. 2015’te başlayan Suudi müdahalesinden sonra, Nisan 2022’de BM aracılığıyla ateşkes sağlandı ve Suudi-Husi cephesinde yaklaşık dört yıl süren fiilî sükûnet oluştu. Yeni tırmanma ise 13 Temmuz 2026’da Suudi destekli Yemen hükümet güçlerinin Sana Havalimanı’nı vurmasıyla başladı. Husiler bundan sonra Suudi Arabistan’a füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi.
Dolayısıyla Türkiye neden dört yıllık sükûneti bozan tarafın yanında askeri bir sorumluluk üstleniyor?
10.Son olarak “ cui bono?”Yani bu gelişmeden kim kazançlı çıkıyor? Yemen’de İsrail’e karşı en sert askeri direnci gösteren ve Gazze nedeniyle Kızıldeniz cephesini açan Husilerle Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi halinde bundan stratejik olarak kim yararlanacaktır?
Türkiye’nin Husilerle çatışması kuşkusuz İsrail ve ABD’nin üzerindeki bölgesel baskıyı azaltacaktır.
O halde Mekke Anlaşması Türkiye’yi neden kendi jeopolitik çıkarlarından uzaklaştırıp ABD-İsrail ekseninin bölgesel hedefleriyle örtüşebilecek bir askeri pozisyona sürüklüyor?
Türkiye Yemen’de kendisine ait olmayan bir savaşın tarafına dönüşmemelidir.
Sermaye piyasaları yağmasında 227 Milyar TL en üstte bulunan 650 kişi tarafından çalınmış.
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin 2 Milyar 170 milyon çaldığı ortaya çıktı.
Soygunun sadece bu kısmında kaldı 225 Milyar ve 648 kişi.
Bu kişilerin adı, soyadı, iban nosu, çaldıkları miktarlar, parayı transfer ettikleri hesaplar SPK, BDDK, Takasbank, MKK ve MASAK’ya kayıtlı.
Ne anlama geldiğini yazanlarında anlamadığı açıklamalar yapmayı bırakın. Top çevirmeyin:
Kayıtlı isimleri açıklayın.
Kim bunlar.
📌Pusula Holding ve Katılımevim yönetim kurulu başkanı Serdar Turhan, 8.852.760 adet THY hissesini İsviçre'deki Edmond Rothschild şirketine virmanlıyor.
Bugün 1 #THYAO hissesi 292 TL.
Sizlere Osmanlıcılık oynarlar, Kuran sünnet vb edebiyatı yaparlar ama ülkenin Bayrak taşıyıcısı THY'yi Rothschild'lere virmanlarlar.
Ulan ben Türk Hava Yolları'nı, Tüpraş'ı, ASELSAN'ı ülkemin değeri olarak görürüm. Değil virmanlamak tek bir lot bile satmışlığım yoktur şimdiye kadar, aksine her gün toplarım.
Ama bu götoğlanları için bunun hiçbir değeri yok.
Giderler Rothschild'lere götlerini domalırlar sırf para için.
Size din satan iki lafından biri din olan hiç kimseyi ciddiye almayın.
Namussuz ahlaksızlar...
Burada gelip size "dış güçler" edebiyatı yapıp ROTHSCHİLD'lerle iş tutmak nasıl bir kansızlıktır?
#Salı #pusula #tera
Fon piyasalarında yaşanan çöküş ve ardından gelen derin çözümsüzlük bilinçli bir siyasi tercihtir.
Zemini bizzat hazırladılar!
Çünkü liyakati, bağımsız kurumları ve adaleti yok ederek denetim mekanizmalarını tasfiye ettiler.
Göz yumdular!
Çünkü kurulan bu düzenin aktörleri kendi kadrolarıydı.
Sahici bir çözüm üretmekten kaçıyorlar!
Çünkü şeffaf ve rasyonel bir çözümün ucu kendilerine dokunacak.
Kendi siyasi ikballeri ile milletin menfaati karşı karşıya geldiğinde tercihlerini istisnasız iktidarlarından yana kullanıyorlar.
Müdahale edilmeyen her gün, finansal piyasalara olan güveni daha da tahrip ediyor, reel ekonominin zaten aksayan çarklarını iyice kilitliyor. Üstelik "çözüm" adı altında ortaya atılan adımlar zararı bertaraf etmiyor, aksine faturayı genişleterek zamana ve topluma yayıyor.
Oluşan devasa maliyeti bu işlerden tamamen uzak duran, borç içinde hayata tutunmaya çalışan emeklimiz, işçimiz, gencimiz, beyaz ve mavi yakalımız ödüyor. Türkiye, kurala dayalı, hesap verebilir ve liyakatli bir yönetimle bu enkazı kaldırmak zorundadır.
🔴 Cihat Yaycı @haber365 için yazdı:
📍Gagavuzya’nın geleceği Gagavuz Türklerine aittir
Bir halkın bayrağını elinize aldığınızda, onun tarihini ve geleceğine dair sorumluluğu da hissedersiniz. Gagavuzya’dan ziyaretime gelen heyetin hediye ettiği bayrak bana bunu düşündürdü. O bayrak, yüzyıllardır dilini, kimliğini ve yurdunu korumaya çalışan Gagavuz Türklerinin iradesini temsil ediyor.
Bugün o irade ciddi bir sınavdan geçiyor. Gagavuzya’nın özerkliği hukuken varlığını sürdürüyor; fakat kendi kendini yönetmesini sağlayan yetkiler giderek daralıyor.
Moldova’nın Romanya ile birleşmesi tartışması ise soydaşlarımızın geleceği açısından daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Moldova kendi bağımsızlığından vazgeçerse Gagavuz Türklerinin geleceğine kim karar verecek?
Yazının tümünü lütfen okuyunuz👇
https://t.co/5stddaXbx4
@tcbestepe@TC_Disisleri@Akparti@MHP_Bilgi@iyiparti@zaferpartisi@ApGenelMerkez@anahtarparti@YenicagGazetesi@gagavuzlar@selcukerenerol
⚓️🇹🇷 MUAVENET’İN ACISI YÜREĞİMİZDE!
34 yıl önce NATO tatbikatında, ABD uçak gemisi Saratoga’dan ateşlenen güdümlü mermilerle Adalar Denizi’nde vurulan TCG Muavenet’te şehit düşen Kudret Güngör, Alper Tunga Akan, Serkan Aktepe, Mustafa Kılınç ve Recep Akan’ı rahmet ve saygıyla anıyoruz.
Aynı gecenin acısını bedenlerinde ve yüreklerinde taşıyan kahraman gazilerimizi de minnetle selamlıyoruz.
Şehitlerimizin aziz hatırasını ve gazilerimizin fedakarlığını daima yaşatacağız.
O geceyi unutmadık, unutmayacağız! 🇹🇷
‼️ BATI TRAKYA TÜRKLERİ AVRUPA KONSEYİ GÜNDEMİNDE
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde Yunanistan’ın üyelik yükümlülüklerinin yerine getirilmesine ilişkin izleme süreci görüşülürken, Batı Trakya Türklerinin kendi kimliklerini ifade etme ve “Türk” adını taşıyan dernekler kurma hakkı doğrudan gündeme getirildi.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi kayıtlarında, İskeçe Türk Birliği ve diğer derneklerle ilgili AİHM kararlarının yaklaşık yirmi yıldır tam uygulanmadığı özellikle vurgulandı.
Görüşmelerde dikkat çekilen hukuki nokta önemli: Lozan Antlaşması’ndaki “Müslüman azınlık” tanımının, kişilerin kendilerini etnik olarak Türk şeklinde tanımlamalarını yasaklayan bir hüküm olarak kullanılamayacağı savunuldu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Bekir-Ousta dava grubunda Yunanistan aleyhine verdiği örgütlenme özgürlüğü kararlarının halen uygulanmaması da yeniden kayda geçirildi.
Avrupa Konseyi belgeleri, Yunan mahkemelerinin geçmişte “Türk” ve “Batı Trakya Türkleri” ifadelerini gerekçe göstererek derneklerin faaliyetlerini engellediğini açık biçimde belgeliyor.
@goccayoruk0715#TÜRKMilleti her türlü ahlaksızlığı,onur
suzluğu,düzenbazlığı,hile ve desiseyi kö tülerin kendi çöplüğüne geri yollayacak
haysiyete sahiptir.#MUSTAFAKEMAL'in
evlatları omuz omuzadır.Devran gelir ge
çer, körlüğe yatanlar daimi uykusuz ya
şar.
🚨#SONDAKİKA
İstanbul Sefaköy’de yaşayan Uygur Türkü Akide İsmail, 29 Eylül sabahı, sabah namazından önce emniyet birimleri tarafından gözaltına alındı.
Aksu doğumlu ve uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan Akide İsmail’in iki çocuğu bulunuyor.
Ailesi, gözaltı sürecinin açıklığa kavuşturulmasını ve Akide İsmail’in çocuklarıyla yeniden bir araya gelmesini talep ediyor.
Ailenin çağrısının duyurulması için paylaşılması rica olunur.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Kurmaylarınızı değil de tarafsız profesyonelleri toplamanız gerekiyor…
Neden mi?
Çünkü sizin atadığınız SPK, BDDK, BİST Başkanlarının gözünün önünde oldu bütün bunlar..
Tabi Sayın Maliye Bakanı da bu cümle içinde malesef…
Kısaca, olayda taraf olanlarla bu olaya çözüm bulmanız mümkün değil!!!
Fatma Betül Sayan Kaya’nın 2,2 milyar TL'yi Hazine'ye iade etmesi masumiyet değil, suçun ve soygunun resmi itirafıdır! Deşifre etmeseydik milletin milyarlarını çıtır çıtır yiyeceklerdi.
Ancak yağma yok, kanun açık:
📌 SPK'nın OZATD suç duyurusu listesinde Fatma Betül Sayan Ve eşi İlyas Kaya neden yok, ifadeleri neden alınmadı?
📌 SPK 107/3'e göre elde edilen menfaatin kendisi değil, İKİ KATI ödenmek zorunda!
📌 Ödeme yapmak, SPK 106. maddeden (Bilgi Suistimali) yargılanmayı durdurmaz; o maddede etkin pişmanlık geçmez!
📌 Telefonları incelenerek neden irtibatları sorgulanmıyor?
O paralar nereden geldi, hisseler kime satıldı tek tek ortaya çıkacak.
Ayrıca 2,2 milyar TL bugün bankaya konduğunda mevduat faiziyle vergiler düşüldükten sonra bile saatte net 87 bin TL, günde net 2 milyon 88 bin TL para getirir.
Yakalanınca ana parayı bırakıp kaçmak yok, yargı önünde hesap vermek zorundasınız!
Prof. Dr. İlyas Topsakal:
▪️Girit'ten Rodos'a kadar bu adaların hepsinde eskiden Türkler vardı ve çoğunluktaydı. Bugün bir tane Türk bulamazsınız, hepsini öldürdüler.
▪️Güvenliğiniz olmazsa, haklarınızı savunamazsanız sizi yok ederler.
▪️Balkanlar'da da aynı durum geçerli. 1911-12 Balkan Savaşı başladığında oralardaki Türk nüfusu ile diğerleri yüzde 50'ye yüzde 50 idi.
▪️Şimdi yüzde 1'e karşı yüzde 99. Hepsini öldürüp yok ettiler.
▪️Oralarda ne cami ne de medrese kaldı. Yüzlerce, binlerce medrese ve camiyi yakıp yıktılar.
▪️Peki Türkiye'de biz öyle mi yaptık? Türkler böyle mi yaptı?
@parasizceo
@fatiheryilmaz0 Vatandaş 3 kuruş nereden tasarruf ede
bilirim diye düşünürken,sefalete batmış
ken,emekli evde TV yi saf saf izlerken
#TÜRKİYE'yi soyuyormuşlar. Bu Vatan
hainliği değilmi? Paraları yurtdışına istif
leyen,kanunsuz işler yapanlar hırsız de
ğilmi?Gırtlaklarından fitil fitil gelsin.!
Yüzbinlerce vatandaşımız alın terleri ile yaptıkları birikimlerini rulet masasına koymadılar.
Döviz almayın dediniz almadılar. Altın almayın dediniz tamam dediler.
Devletlerine güvenerek, devletin lisans verdiği, yatırım yapabilirsiniz diye onay verdiği, SPK aracılığı ile denetimim altında dediği, kamu aydınlatma platformu (KAP) ile şeffaflık vadettiği fonlara emanet ettiler.
En ilkel devletin dahi görevi “Can, mal, ırz güvenliğini sağlamaktır. Devlete düşen görev vatandaşının birikimini korumaktır. Vatandaşın mağduriyetini çözmektir.
#ppftamödensin