Müzikle ilgili şeyler yapıyorum. Biraz festival, biraz dj'lik, biraz da radyoculuk /// I do things related to music; festivals, dj'ing, radio programs etc
Biraz müzik yine de iyi gelir. Spotify'daki derleme listemi güncelledim, son dönem dinleyip sevdiğim müzik ve müzisyenlerden iki saati biraz aşan bir seçki.
https://t.co/ubnFd4cXNP
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
İstanbul Caz Festivali, 30 Haziran – 13 Temmuz tarihleri arasında müzikseverleri İstanbul’un farklı mekânlarında cazın, doğaçlamanın, ustalığın ve yeni keşiflerin etrafında buluşturuyor.
Bu bölümde İKSV Caz Festivali Direktörü Harun İzer ile 33. İstanbul Caz Festivali’nin programını, festivalin bu yıl öne çıkan konserlerini, caz dinleyicisinin yıllar içindeki dönüşümünü ve “cazı nereden dinlemeye başlamalı?” sorusunu konuştuk.
Marcus Miller’ın Miles Davis’in 100. yılı onuruna vereceği özel konserden Led Zeppelin’in efsanevi ismi Robert Plant’e, mutlaka dinlemeniz gereken Grammy ödüllü Arooj Aftab’dan Joe Lovano ve Antonio Faraò ikilisine, Parklarda Caz’dan Caz Vapuru’na, Veronica Swift’e uzanan zengin bir festival programı bizi bekliyor.
Harun İzer ile sohbetimizde yalnızca festival programını değil; cazın İstanbul’daki yolculuğunu, genç caz müzisyenlerine alan açmanın önemini, festival dinleyicisinin değişen alışkanlıklarını, plak koleksiyonlarını, Bill Evans ve Oliver Nelson gibi unutulmaz isimleri ve cazla kişisel bağ kurmanın yollarını da konuştuk.
“Caz sevmiyorum, anlamıyorum” diyen biri nereden başlamalı?
33. İstanbul Caz Festivali’nde hangi konserler kaçırılmamalı?
Caz dinleyicisi yıllar içinde nasıl değişti?
İKSV Caz Festivali bugün İstanbul’un kültür hayatında nasıl bir yer tutuyor?
Biletler, detaylı program ve Spotify listesi için linkler YouTube videosunun açıklamasında. Tüm yayın YouTube’da Büşra Nazlan Üregül kanalında yayında 🌹
#iksv #cazfestivali @iksv_istanbul@istanbulcazfest@harunizer
https://t.co/iX4lmJYBPB
“Acts or threats of violence the primary purpose of which is to spread terror among the civilian population are prohibited.”
Geneva Convention Additional Protocol I
and
Department of Defense Law of War Manual, § 5.2.2
Mahallemizde iki yıl önce çıkan yangında 29 kişi hayatını kaybetti. Hâlâ üzüntüyle hatırladığım o gün ölenlerin anısına paylaşıyorum, umarım yakınları da gecikmeden, adaletli bir yargılamaya tanık olurlar.
https://t.co/SfbUonGkgb
Aylardır her an, her dakika, her direnişte yanımızda olan Gazeteci Fatoş Erdoğan'ın bugün de biz yamacındaydık; tutuklu arkadaşları için dimdik dururken, biz de onun omzuna omuz verdik. Hep birlikte "özgür basın susturulamaz" dedik.
Canımız Fatoş ablamız; elimiz, kolumuz, gözümüz oldu her yerde. Hep sarıp sarmaladık birbirimizi. Emekçimiz, canımız, ciğerimiz @puleragema 🤍
10 tane bağımsız, tarafsız gazeteci kalsa bizm iyiğilimize. Ve bugün gazeteciler tutuklu/tutsak arkadaşları için sokağa çıkmışlar, hepimiz pazar evimizde otururken…
⁉️Gazeteciler hangi haberi ile ‘halkı yanıltıcı bilgili alenen yayma’ suçunu işledi?
Hava muhalefetine rağmen yüzlerce kişi Kadıköy’de ‘Gazetecilere Özgürlük’ dedi.
Genel Başkanımız Gökhan Durmuş: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılmalı, kalemlerine dönmeli!
#GazetecilikSuçDeğildir
Ayrıca bugün Flea'nin solo albümü Honora yayımlandı, onu da bir dinleyin derim. Ben şimdi başladım ve güzel gidiyor. Tam bir 70'ler afro/free caz albümü gibi, çok takdir ettim. https://t.co/Uqbgc5m4FP
Tabii önceki paylaştığım yine Byrd'ün hafif işlerinden, biraz daha serbest doğaçlama sevenleri şuraya alalım, kadroda Wayne Shorter ve Herbie Hancock da var: https://t.co/4XMRbubHgO
Doğaçlama (emprovizasyon) cazda iyi, uluslararası siyasette kötü sonuçlar veriyor. Dünya liderlerine tavsiyem, Donald Trump'ı değil Donald Byrd'ü dinleyin :) https://t.co/v7Y9jbpm8H
İBB duruşması devam ederken birçok hesaba erişim engeli getiriliyor, İtirafçılar artık pes ediyor; kumpas çöküyor!
Bu Hesabı Lütfen Takipte Kalınız. ⬇️
Antalya’da bazı sanıklar tahliye edildi, İstanbul’da ise kimse serbest bırakılmadı.
Adalet Bakanı’nın açıklamalarından sonra Muhittin Başkan’ın tutukluluğunun devam etmesi, yargıya olan güveni zedeledi.
İstanbul’daki dosyada 107 tutuklu var.
Aralarında iddianamede adı geçmeyenler, tutuksuz yargılanması gerekenler ve cezasını zaten tamamlamış olanlar bulunuyor. Buna rağmen mahkeme hiçbir tahliye kararı vermeden duruşmayı bayram sonrasına bıraktı.
Yarın arefe…
Haklarında tahliye kararı verilmesi gereken insanlar bayramı cezaevinde geçirecek.
Bu adaletsizliği unutmayacağız.
What is happening tonight is that US and Israel are targeting oil depots and desalination plants. These aren’t military targets. They’re the infrastructure of everyday life of 90 millions. This isn’t a liberatory war. It’s an attempt to break the backs of Iran and Iranian people. The environmental impact of these strikes on oil depots should not be minimized. Air pollution is Tehran, a city of 10 millions, has reached unbearable levels. This is anything but a targetted attack on Iranian people’s infrastructures.
Büyük ayıp yapıldı Ruşen Çakır’a. Gazeteci olduğunu unutup başına çullananların, Ruşen Çakır’ın mesleğini yapmak için aldığı riski görmezden gelenlerin derdi muhalefet değil, doğruyu söyleyenleri eksiltme gayretidir, o kadar!
Bunu izleyin. Epstein skandalı sadece çocukların cinsel istismarı ile sınırlı değil (bu da önemli tabii). Küresel düzen, kapitalizm diye yaşadığımız şeyin aslında çaktırmadan nasıl bir feodal düzene, elitlerin birbirini kayırması sistemine dönüştüğünü gösteriyor. Çok acı.
Epstein! Kapitalizmin kara kutusu
"Epstein skandalı korkunç bir suç ağının değil aynı zamanda sınırsız bir kapitalizmin de sahici bir röntgeni."
Yunus Emre Erdölen anlattı. @yunuserdolen
🔥YouTube'da Yayında🔥
👉 https://t.co/30uEEQuW85