Li Sûriyê Serwetên Petrolê Ber Bi Kuve Diçin
NAVENDA NÛÇEYAN - Divê dewlemendiya petrolê bibe refaha aborî, lê îro Sûriyeyî bi mazota germkirinê, gaz û benzînê nagihişin.
Qeyrana sotemeniyê li Sûriyê berdewam e. Gel ji kêmasiya mazot û benzînê û ji bilindbûna bihayên hilberên petrolê gilî dikin, û bi nêzîkbûna zivistanê û zehmetiyên malbatan ji bo pêdiviyên germahîyê jî berdewam e. Ev rewş pirsên her ku diçe zêde dibin der barê çarenûsa hilberîna petrolê de tîne.
Hikumeta demkî ya Şamê mehan berê zeviyên petrolê yên bakurê rojhilatê welêt wergirtibû, lê berdewamiya kêmasiyê li stasyonên sotemeniyê nakokiyeke mezin çêdike. Nebûna nîşanekê ku mazota ısınmayê bi bihayê destekî were belavkirin, hikumetê di rûbirûyê pirsên der barê rêveberiya çavkaniyên petrolê, rafînerî, hawirdekirin, belavkirin û mekanîzmayên kontrolê de dihêle.
QEYRAN JI HELEBÊ HETA LATQIYEYÊ Û DEYRÊZORÊ BELAV BÛYE
Çavdêriya Mafên Mirovan a Sûriyê ragihand ku qeyrana sotemeniyê li bajarê Helebê ji hefteya duyemîn ve berdewam e, li hin stasyonan mazot bi temamî qediya û ev yek bandorê li veguhestinê û karên welatiyan û xwediyên kar dike.
Çavdêrî got ku hin stasyonên Hama û Îdlîbê sotemenî digihîştin, lê li stasyonên din qutbûn berdewam e; li Ladiqiyeyê jî kêmasiya mazotê pir dijwar e.
Çavdêriyê berê, di raporê xwe ya 16ê Cotmehê de ragihandibû ku li gelek parêzgehan, di nav de Heleb, Ladiqiye, Hama, Dera, Dêrazor û Tartûs, kêmasiya benzîn û mazotê heye û dijwariya krîzê ji herêmê bo herêmê diguhere. Bi nêzîkbûna zivistanê, peydakirina sotemeniyê zehmet dibe û ev yek lêçûnên veguhestinê, çandiniyê û xizmetan bilind dike.
Bandorên krîzê tenê bi sekinîna di rêzan de an lêgerîna stasyonekê ku sotemenî tê de heye sînordar nabe. Lêçûnên veguhestina welatiyan û kelûpelan zêde dibin, barê xebitandina jeneratoran mezin dibe û hin karên ku rasterast bi mazotê ve girêdayî ne têk diçin. Bi berdewamiya bilindbûna bihayan û daxistina hêza kirînê, sotemenî ji bo malbatên ku jixwe zehmetî dikişînin da ku pêdiviyên bingehîn pêk bînin, dibe bareke zêde.
Îro krîz di gelek qadan de xwe nîşan dide. Belengazî bi lez belav dibe û çîna navîn hema hema bi temamî windabûye. Beşek mezin a civakê dikeve bin sînorê belengaziyê, û peydakirina xwarin, derman û sotemeniyê ji bo milyonan dibe têkoşînek rojane ya jiyanê.
Hilweşîna aborî jî kûr dibe. Li bazarê biha her roj zêde dibin û meaş li pişt vê zêdebûnê dimînin. Li ser vê yekê jî qelsiyên ewlekarî û îdarî zêde dibin. Bûyerên kuştin, revandin û diziyê zêde dibin, û hukumet ji ber kêmasiya rêveberiya aborî, qelsiyên rêveberiya giştî û bandora nêzîkatiya îdeolojîk li ser saziyên dewletê tê rexnekirin. Rexneyên ku hukumet ne karibe bazarê kontrol bike û ne jî ewlehiya welatiyan dabîn bike, her ku diçe zêde dibin.
HILBERÎNA ROJANE JI SED HEZAR BERMÎLÎ DERBAS DIBE
Pirsên der barê krîza sotemeniyê de piştî ku Şirketa Petrolê ya Sûriyeyê di Tebaxê de ragihand ku zeviyên petrolê yên Cizîrê wergirtine, zêdetir bûn. Şirketê di wê demê de gotibû ku hilberîna rojane ya zeviyan ji 100 hezar bermîlî derbaz dibe û plan heye ku bi nûvekirina bîr û binesaziyê kapasîteya hilberînê zêde bikin.
Di 20ê Îlonê de Wezîrê Enerjiyê Muhammed el-Beşîr di axaftina xwe ya li Meclîsa Gel de got ku hilberîna herêmî rojane nêzî 112 hezar bermîl e. Li gorî daneyên ku di Tîrmehê de medyayên nêzîkî hukumetê ragihandibûn, bîrên xebitandî rojane nêzî 130 hezar bermîl petrol
hilberandibûn; û hilberîna gazê jî li ser vê yekê zêde dibû.
Pêdiviya rojane ya petrola xam û hilberan nêzî 300.000–350.000 bermîl e, an jî zêdetir. Hilberîna herêmî tenê sêyeka pêdiviyê dabîn dike; kêmasiya nêzî 200.000 bermîlî ya rojane bi hawirdê tê girtin.
MAZOTA GERMAHIYÊ… ZIVISTAN NÊZÎK DIBE, PIRS ZÊDE DIBIN
Nebûna nîşanekê ku hikumet mazota germahiyê belav bike, yek ji çavkaniyên herî mezin ên xemgîniya welatiyan e. Bi nêzîkbûna zivistanê û bilindbûna lêçûna peydakirina sotemeniyê ji bazarê, malbatên ku nikarin bi bihayên bilind pêdiviya xwe dabîn bikin
ERKEKLİĞİ DOĞRU TANIMAZSAK, TOPLUMSAL TESPİTLERİMİZİ DOĞRU YAPAMAYIZ İlk güçlü otoritenin kadın üzerinde kurulması rastlantı değildir. Kadın organik toplumun gücü ve sözcüsüdür. O aşılmadan ataer killik zafer kazanamaz; daha ötesine, devlet kurumuna geçile mez… Bir kez daha vurgulanmalı: Ataerkil ilişkinin güç kazanmasına bir zorunluluk gözüyle bakılamaz. Ayrıca sanki bir kanun gereğiymiş gibi saf bir çıkış değildir. Sınıflaşma ve devletleşmeye giden yolda temel bir aşamayı teşkil etmesi üzerinde önemle durmayı gerek tiriyor. Kadın bir cins olarak değil, bir insan olarak doğal toplumdan 17 koparılıp en kapsamlı köleliğe mahkûm edilmektedir. Tüm diğer kölelikler kadın köleliğine bağlı olarak gelişmektedir. Dolayısıyla kadın köleliği çözümlenmeden diğer kölelikler çözümlenemez. Kadın köleliği aşılmadan diğer kölelikler aşılamaz. Kadının hiyerarşik topluma adım adım çekilmesi, tüm güçlü top lumsal özelliklerini yitirmesi toplumda gerçekleşen en temel kar şıdevrimdir. Avcılıkta güçlenen ve çevresinde bir grup örgütleyen güçlü adam, bu gücünü iyice fark ettikten ve kabul ettirdikten sonra ana-kadının evcil düzenini yavaş yavaş kontrolüne almıştır. Toplum geliştikçe ağırlıklı olarak erkekte güç yoğunlaşır. Erkekte güç yoğunlaştıkça, kadın gücünde muazzam bir yitiklik meydana gelir. Buna daha da açıklık getirelim. Ortadoğu din geleneklerinde bilindiği üzere, özellikle ilkel klan toplumlardan kurtulup (bunu sanırım tarihte en iyi gerçekleştiren alan Mezopotamya oluyor) kadının toplayıcılıktan üretime geçiş aşamasındaki gücü tartışma sızdır. Ve dinler öncelikle kadın tanrıçaları biçiminde ilk ifadesini bulmuştur. Ve halen çok etkili bir isim olan, Kürtçe’de de "yıldız" anlamına gelen "İştar" (Arapça’da vardır, bütün dillerde vardır) günümüzde "Star, Sterk" kadın tanrıçalığını ifade etmektedir. Bu tanrıça aslında şöyle bir tarihi role sahiptir; ilk yerleşik toplum yaratıcısıdır. İlk köy topluluklarının kurulmasından tutalım, top lumsallaşma devriminin en önemli aşamasının büyük ölçüde ka dın eylemi etrafında geliştiğini kabul etmek gerekiyor. İştar tanrı çasının herhalde tarifi böyle yapılabilinir. Kadın toplumu demek ki, bu ilk kuruluş sürecinde bir büyüklüğü temsil ediyor. Ondan 18 sonraki süreç, sınıflı topluma geçiştir. Ve sınıflı topluma geçiş, esasta bir erkek hâkimiyetine geçiştir. Erkek hâkimiyetindeki ge lişme o kadar sınırsız olmuştur ki, daha sonraki bütün tanrılar erkektir, aslında hiçbir kadın tanrıçası kalmamıştır. Bütün impara torlar erkektir. Çok az istisnalar dışında kadın olsa da, onlar da erkeksi kadınlardır. Bütün komutanların, bütün bürokratların %99’u erkektir. Bunda tabii çok dengesiz bir hâkimiyeti göster mektedir. Güç geliştikçe, erkekte ilk uygulama alanı, insanlar üzerinde bir statü geliştirmektir. Nedir statüsü? Kendisini ya bir manevi şahsi yet gibi, olağanüstü propagandalarla (çömezleriyle bunu yapar) kabul ettirir, ya da baskı aygıtlarıyla (buna sömürüyü de ilave ederek) insanları zayıflatarak kendine bağlamak ister. Erkekte yoğunlaşan gücün gelişim süreci böyledir. Bu kadında çok daha tehlikeli bir biçimde boyutlanır. Erkek böylece baskı ve sömürü gücünü kendi kişiliğinde yoğunlaştırdıkça, kadına yaklaşımı maa lesef çok dengesiz, çok tehlikeli bir mal yoğunlaştırması biçimin dedir. Getirdiği boyut aslında esef vericidir. Kadını son derece tutsaklıkta bir incelmeye tabi tutar, metalaşmada bir incelmeye tabi tutar. Kendi egoizmini tatmin etmek için, sonuna kadar kadı nı güçsüzleştirir, iradesizleştirir ve bir kukla haline getirir. İktidar eskiden Tanrı’dan Sultan’a derlerdi, sonra Sultan’dan et rafına, yönetim grubuna. Şimdi de öyledir. Her ne kadar cumhu riyet, demokrasi deniliyorsa da esasta güç bir Sultan’ın, bir oligar şinin, bir diktatörün kendisinde ve çevresinde yoğunlaşmıştır. 19 Erkek boyutu olarak da, erkekte yoğunlaşmıştır. Çok ilginç tabii! Benim kendi eylemime baktığımda yaptığım çok ilginç zaten. Be nim için önceden de söylüyorlardı; "bu gücü çalıyor" diye. Bizim hareket içinde de ortaya çıkıyor; "bu bizi çalıyor" dediler. Doğru dur. Aslında ben gücü çaldım, kimden çaldım? Türk devletine halen borçluyum, parasını çaldım, gücünü çaldım çünkü ben on ların ocağında da epey işlerle uğraştım. Erkekten de gücü çaldım. Özellikle erkeğin kadın üzerindeki gücünü de çaldım. Bunlar il ginç, ama bir gerçek. Erkek egemenlikçi toplumun bütün etkinlik alanlarından uzak laştırılmış bir erkeğin, onun hâkim olduğu sözüm ona işbirlikçi veya sömürgecilerin hizmetindeki toplulukları sayalım, onun ba şındaki erkeği düşünelim, ne yapar bu erkek? Gerçekten durumu dayanılmaz boyutlardadır. Nasıl bir kadının durumu dayanılmaz boyutlardaysa, bu erkeğin durumu daha da fazla öyledir. Bütün toplumsal etkinlik alanlarında yenilmiştir. Peki, bu egemenliğini nasıl kanıtlayacak? Sağına-soluna bakıyor, diğer toplumların, ulusların erkeklerine bakıyor, kendini onlar gibi erkek sanıyor. Bunu neyle gösterecek; ilkel erkeklik fantezileriyle, gösterileriyle ve büyük ihtimalle de kendini kadının başına patlatacak. Bizim erkeğin cephe arkasını biraz böyle anlamak gerekiyor. Bunun için bizim aile içindeki insan çok çarpıktır. Kadın çok kötü bir kadın durumuna getirilir, çocuk çok yetersiz, çok yetişmemiş bir çocuk haline getirilir. Bu erkek, kadından daha fazla bir beladır. Kadının erkek egemenlikçi toplum yapısı tarafından sürülüşü eski bir ta rihten başlar, değişik biçimlerde toplumlardan gelir. Bu genel bir 20 özellik ama erkeği böyle olan toplum az. Dikkat edelim; erkeği Kürt erkeği gibi olan kaç tane toplum var dünyada? Hesaplarsak, özgünlük anlamında tektir. Dolayısıyla erkeğin sorunu daha ağır olabilir. Çünkü böyle erkek egemenlikli toplum hiçbir yerde yok tur. Bu nedenle, erkekliği doğru tanımazsak, toplumsal tespitle rimizi doğru yapamayız. Erkek çözümlemelerimiz gelişmezse, erkeği doğru yola sokamayız. Zaten Kürt özelliği, kadın özelliğine hayli yatkındır. Çok erkekçi geçinmesine rağmen, bu böyledir. Kadının sosyal-siyasal hiçliği neyse, Kürt toplumunun da, erkeğinin de özellikle sosyal-siyasal kişiliği tam kadıncadır. Bu incelemeye değer bir husus. Bence sadece biyolojik anlamda doğal cinsi farklılık var, bunun dışında sosyal, siyasal, kültürel bir farklılık olmadığı kanısındayım. Bunu anlamak zorundayız, çünkü başka türlü yarayı teşhis edemeyiz. Kadın için sosyal gelişkinlik, hele siyasal ve askeri gelişkinlik pek düşünülemez. O ezelden beri bir koca mahkûmudur, bir erkek mahkûmudur. Bizim erkek de fazla sosyal, siyasal, askeri gelişkin lik peşinde değildir. Onun da kocası ezelden işgalcidir, istilacıdır, sömürgecidir. Erkek ne kadar kadının kocasıysa; işgalciler, istilacı lar ve sömürgeciler bizim erkeğin o kadar kocasıdır. Çok çarpıcı bir benzerlik! Gerçekten anlamlı. İşin tuhaf tarafı, bu yönüyle ne kadar kadına benziyorsa, bizim erkeksi toplumumuz, fiziki anlam da o kadar erkekliğine sevdalanır. Onu da incelemek gerekir. Sos yal, siyasal, kültürel, askeri, hatta ekonomik yönden ispatlayabili riz ki, toplumun dışına itilmiştir. Kendimiz için asker miyiz? Hayır! Siyaset yapabiliyor musunuz? Hayır! Ekonomik faaliyetlerimiz var 21 mı? Hayır! Kültürü yaşıyor muyuz? Hayır! Kadında da bunlar böy le. Peki, niye bu kadar aşırı erkeksi özelliklere bayılıyoruz? Yalnız fiziksel anlamda erkeklik gösterisi yapmaya düşkünleşmişiz. Bü yük ihtimalle intikamcılıktan kaynaklanıyor veya bütün bu alan lardan sürüldü mü bir erkek büyük bir çarpıtmayı da temsil edebi lir. Sadece bir Kürt erkeği açısından söylemiyorum. Herhangi bir erkek, herhangi bir ulustan, kültür seviyesinden olan, özellikle sınıflı topluma girişle birlikte cins üstünlüğüne ulaştıktan sonra bir erkeğin kadın karşısındaki konumu egemenliktir. Ve her ulu sun geleneklerine göre bu egemenlik neyse, nasılsa öyle yapılır, yürütülür. Kürt bu konuda en kötü olanıdır. Bütün cephelerde kaybetmiş. Devlet karşısında kaybetmiş, ekonomide kaybetmiş, sosyal yaşamda kaybetmiş, hatta başka böyle ne kadar toplumsal etkinlik, kurum-kuruluşu varsa hepsinde kaybetmiş. Aile içinde bir saha yaratılmış. Kürt erkeği aile içinde mutlak hâkimdir. Yani düşmanın onun üstündeki ne kadar baskısı, despotizmi varsa, onun da o kadar aile içinde, karı üstünde baskısı, egemenliği var dır. Başkalarının kendisine yaptığından daha fazlasını karıdan, çocuktan çıkarmak ister. Kürt budur. Ve dikkat edilirse en tehlike li erkek tipi oluyor. İşte yeni Kürt ortaya çıkarken bu Kürt’ü tersi ne çevirmek zorunda. Genelde erkekliği, özelde Kürt erkeğini tersine çevirmek zorunda. Yani bu erkeklikten vazgeçecek! Vaz geçme de güç ister. Nasıl vazgeçecek? Siz bir sigaradan vazgeçmi yorsunuz. Tüm bu temel bir kanun derecesinde kuvvetli olan er 22 kek özelliğinden nasıl taviz verecek, vazgeçeceksiniz?
Özgürlük İdeolojisi,
İnsanı Müthiş Savaştırırsa
Özgürlük İdeolojisidir
Öncellikle yeni gelen grubumuza hoşgeldin diyoruz. Onlara verebileceğimiz en iyi karşılık, buluşmanın biçim de değil, özde olmaya, gereklerini gerçekten yerine getirmeye, herşeyden daha önce, hatta eğer oluşacaksa bir özgür can varlığımız onun bile öncelliğidir. Düşmandan daha çok bu güç durumlarınız üzerinde yoğunlaşıyoruz sonuç; bu kişiliğin faz-la kendini yaşatamayacağıdır. Bir dar boğazdasınız ve dev-rimci eylem devrimci savaş sözkonusu olduğunda akla gelen ilk cevap, siz rahatsızları temsil ediyorsunuz.
Yani, artık düşmandan da, Önderlik gerçeğinden de ra-hatsız olan Kürdü temsil ediyorsunuz. Bu kadar durumunuz. Yani iki arada bir derede sıkışmanın pskolojisini, laf anlamaz, kural tanımazlığını, rahatsızlıklarını yaşıyorsunuz. Bu çok a-çık. Fakat bununla sadece rahatsız olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Fakat rahatlığı yani olunması gerektiği gibi yaşamda ye-rinizi tutamazsınız. Bunun için eğitime gelemiyorsunuz, sa-vaş kurallarına gelemiyorsunuz, özgür yaşam kurallarına da gelemiyorsunuz. İşleriniz zor. Tabi bu da çok büyük bir yetenek istiyor. Savaş, çok büyük oyunculuk gerektirir. Mantık o-yunlarından tutalım, büyük bir ruh gücünü, irade gücünü ge-rektirir. Tabi koşullar her zaman zor, şimdi düşünüyorum da, daha rahat koşullar gerekli mi bize? Değil aslında. Biz rahat koşullarda, ne savaşı, ne de yaşamı öğrenemeyiz. Fakat zoru da dayatınca altından çıkılamaz bir durumu yaşıyorsunuz.
Esasta bu PKK’leşme denilen olayi anlamaliydiniz. An-lamadan işe bile girmemeliydiniz. Sizin yapabileceginiz en ilk temel iş, bu PKK denilen olay nedir, özü nedir? Buna mutlaka bir yanitinizin olmasi gerekir. Aksi halde bu savaşta yer almak için çilgin olmak gerekir. Anlama gücünüz gelişemiyorsa, katilmayin derim. Veya ideolojisini su gibi özümse-yemiyorsaniz, katilmayin. Mazlumlar neden direndi sonuna kadar? PKK ideolojisine müthiş ilgisi vardi. Ayni şey diger degerli yoldaşlarimiz için de sözkonusudur. Agit arkadaşimiz neden sonuna kadar en iyi yürüyebilrdi? Onun askeri çizgisine de candan inaniyordu da ondan. Ama diger bir grup var ki işte alçak, çingene, yani kof kişilik, abartili, mesele imkan fa-lan degildir.
Mesele PKK’nin özüne ters düşmüş bir kişiliktir. An-cak Türk jandarmasinin, faşistinin yaninda huzur bulur. Ida-ma da gitse, asker emrettiginde “başini uzat!”diye, onda hu-zur bulur. Şimdi bu bitmiş Kürt kişiligi. Yaşarken abartili, sahtekar, her türlü uşakliga yatkin kişilik, düşmanin elinde ölümünü bile bir rahatlik olarak görür. Özgür yaşamdaki ölümden bile korkunç korkar, kaçar. Şimdi bütün bunlar netleşti. Biz Kürdistan’ı kursaydık, gel başına sen geç deseydik, yine kaçardı rahat olamazdı. İlla ihanet edip onu gider bir ya-bancıya satardı. Kürt kişiliğinin özgürleşmeyeni böyledir. Şu anda işbirlikci ihanet Önderliğine bakın, bir PKK özgürlük savaşını öldürmek için herşeyini ortaya koyar, ama bir düşman generalinin yanında veya bir düşman subayının yanında kuyruk sallar. Ve bu hep yansımıştır, ekranlarda görülmüştür. Haydut düşman askeri karşısında gülüyorlar. Dünyaları orda yani, başka yerde dünyaları yok. Bu bir kişiliktir yani, hain kişilik. Düşmanı kendisinde aşamamış kişilik.
Tabi diğeri de ahmak, hamal, zavallı kürt. O da aslında, tepedeki öyleyken tabandaki de, yani düşman metropollerinde bir kapıcılık buldu mu, en büyük rahatlığı orda bulur. O-nun felsefesi o kadardır. Yaşamdan anladığı odur. Bu da tabi kölelikle bağlantılı, elinden o kadar gelir. Onun için ideoloji-ye ilgi duymaz. Özgür yaşam arayışı olmaz. Kapıcılık verdin mi, bir iki çoluk çocuk, bir karısı-kocası oldu mu tamam. O bu dünyaya razı. Sizin içinde bu geçerli. Düşünün bir küçük burjuva memuru olsanız, bir küçücük odanız olsa, bunu bin defa özgür Kürditan’a tercih edersiniz. Yani felsefeniz böyle. Burda rahat edebilirsiniz. Özgürlük ideolojisi, adamı müthiş savaştırırsa özgürlük ideolojisidir. O direndirir. İşte bildiğimiz gibi PKK’de örnekleri ortaya çıkmış, kahramanlığa kadar ayaklandırır, yaptırır işte. Bunu şunun için söylüyorum. Siz halen beyin gücünüzü, düşünce gücünüzü çalıştıramıyorsu-nuz. Sıkıntı duyuyorsunuz bundan. Eminim ki sizin ilgi duyduğunuz yaşam, biraz ahbap-çavuşluk, sigara dumanının ol-duğu yerde ve biraz da kırıştırdınız mı, bununla sanırım biraz günleri kurtarırsınız.
Yüksek bir askeri sorunu çözmek, onun felsefi boyutla-rına kadar inme, tabi daha da ötesi bir pratiği yapma, nasıl bir ordu kurulabilinire cevap olma, yani pratikte böyledir. Pratik o sizin söylediniz, yaptığınız şeyler, pratik değildir. Devrimci pratik, devrimci düşünceyle, devrimci felsefeyle bağlı olarak gelişen pratiktir. Şimdi bütün bunları, ikisini de yasaklamışsı-nız. Sizin pratik dediğiniz aslında bitirici, kaybettirici, kuralsız, amaçla- kuralla ilkesini koparmış, çoğu yanlış şeyler. Ve hatta insanı mahfeden bitiren şeyler. Anlayış diye de geliştirdiğiniz, düşmanın dayattığı alışkanlıklar, köhnemiş tutkular, güdüler bunların böyle sizi afyonlaştırdığı şeylerdir. Onun dı-şında da pek anlam vermediğiniz, inanmadığınız, hep rahat-sızlık duyduğunuz; büyük düşünce, büyük insanlık, büyük yaşam da, sizin için fazla anlamlı değil. Çünkü başaracağını-za inanamıyorsunuz ve böylece de sıkılıyorsunuz. Hatta giderek bozgunculuğa kadar gidiyorsunuz.
Yani bu dünya size göre değil. Dünyanın bir ucunda ge-lişen insanlık var. Bir yandan düşmanınızın dünyası, kendinize özgü bir özgürlük dünyasını biz seslendiriyoruz, bu konularda da dayanamıyorsunuz. Asgari gereklerine uyma gücü gösteremiyorsunuz. Tabi bu da bize makul gelmiyor. Nerden bakılırsa bakılsın, sizin bu yaklaşımlarınızı onaylamak mümkün değil. Yani istediğiniz kadar kendinizi dayatın, serserilik yapın, aldatıcı, kandırmacı, ne yaparsanız yapın bunun fazla değeri yok. Yaptığınız, birbirini kandırma. O birşey sağlamaz, bir şeyleri geliştirtmez.
Şunun için söylüyorum; “Felsefe dersini anladınız ve yenilgi zayıf”. Büyük düşünce devrimi yapmadan, hiç bir za-man ciddi bir askeri sorunu çözemezsiniz. Zaten bir gerillayi düzenleyemediginiz ortada. Neden? Çünkü onun savaş teorisi yok, onun askeri düşünce gücü yok. Babadan kalma yöntemlerle, zaten bir eşkiya kadar da olamiyorsunuz. Çünkü eşkiya-nin dayanikliligi vardir, yaşam tecrübesi vardir, sizde o da yok. Böylece düşmanin da dedigi gibi, zorlanan PKK gerilla-si, çözülen, abartili, hain, teslimiyetçi Kürdü de gördügü için, rahatlikla hakkinizda bu tür degerlendirmelere gidebiliyor. Bunu israrla burada çözmek istememin nedenleri var. Maz-lumlari ben taniyordum. Mazlumlar müthiş ideolojikti. Sani-rim bu süreçlerde bayilirdi, yogunlaşmaya, derinleşmeye, propaganda yapmaya, insan egitmeye, işte bu hakiki PKK’li-liktir. Agit arkadaşimiz hergün askeri notlar tutardi. Kitabi da var, bakin. Hergün bir soruna açiklik getirmek istiyor, toplan-ti yapiyor, yani oda iyi bir şey. Askeri çizgide dogru bir kişilik. Size bakiyorum şimdi, çogunuz darmadaginik kendinden geçmiş, dogru ve yanliş arasinda sürekli bocaliyor, hiç olmadik yerde darbe yiyor, firsat olsa degerlendiremiyor, zorluk oldu mu kaçiyor, örgütün üzerine yikiyor, bir sürü böyle soruna yol açiyor.
Bunu burada çözmemiz lazim. Hakiki bir PKK karari, hakiki bir PKK’nin pratik kararı, askeri kararı da dahil, hakiki bir PKK’de yaşami, degil sikilmak hava kadar teneffüs edeceginiz ihtiyaçli bir PKK yaşami saglanincaya kadar sizin üzerinizde durmak gerekir. Bu olmadan, büyük yanliş vardir. Ve buda er geç sizi mahfeder. Bana göre hakiki PKK’liliğin kişiliğiniz de çoktan gelişmesi gerekirdi. Aslında dağ gibi so-runlar var. İnsan sorunları ertrafında sürekli tartışır ve bazı tatminkar çözümlere ulaşır, ulaştımı rahatlar, sıkıntısı gider. Her tarafta sıkıntılısınız. Neden, çünkü önünüzdeki sorunları çözemiyorsunuz. Aslında size çok zaman tanıdık. Demin dü-şünüyorum, fazlasıyla zaman, imkan önünüze verilmiş ama değerlendirememişsiniz. Tabi bir de bu fedekarlık düzeyiniz var. Genelde PKKnin etkisi altında da yürümüşsünüz. Çok büyük zorluklarla da karşılaşmışsınız. Yani iki arada, bir de-rede dediğim durum da bu. Tümüyle olumsuz da değilsiniz. Bu devrim de öyle bir şey ki; PKK çizgisinde özellikle, anı anına gereklerine hakim olamazsan biçilirsin. Anı anına! Ö-nündeki bir işi sonuna kadar anlayacaksın ve bir de değiştirmek için, o an gücünü ortaya koyacaksın. Bu olmadı mı, PKK de insan biçilir. Mahvedilir, ezilir. Toparlanmayı bilme-niz lazım. Zor da olsa, sizi sürekli yürütecek derin bir PKK kararlılığı; yani her boyutta, askeri çizgisin de, ideolojik çizgisin de, fedekarlık çizgisin de. Hepsi iç içe olmak durumunda. O zaman yürür bu. Benim anlayabildiğim, PKK böyle yü-rür. Aksi halde, sizin hiç bir sorununuz halledilemez. Bu e-sastır. Bunu iyi anlarsanız, diğer meseleleri konuşabilirsiniz.
Çünkü diğer meseleleri konuşabilmek için sağlam kişilik gerekir. Sözünün sahibi kişilik, sözünü uygulayabilecek kişilik gerekir. Ben altın tepside de zafer imkanlarını size sunsam, kişiliğiniz kaldıramayacağı için onu yere düşürür. Durum biraz böyle. Kaldıramıyor yani. Zayıf kişiliğiniz, doğ-ru şeyleri kaldıramıyor. Bir de kendinizi işletemiyorsunuz. Yani bunu söylerken, çok kötüsünüz, niyetiniz de iyi değil, çabanız yok demiyorum. Ama Kürt zaten hamaldır, dünyada en çok çaba harcayan halktır. Fakat bu, dünya da en yoksul halk olmasını önleyememiştir. Başkaları için çalışıyor, başkaları için savaşıyor, kendisi için çalışamıyor. Halen kişiliğinizde özgürlük düzeyi aslında yakalanmamıştır. Ben mesela bu konuda tatmin olamıyorum. Şemdin alçağı Atatürk’ün resmi ve Türk bayrağı altında nasıl böyle hazırola geçmiş, dört dörtlük. Halbu ki on dört yıldır biz burada bir gün onu sağlam hazırola geçiremedik ve öyle tekmil veremiyordu. Başımıza da belaydı. Neden orda öyle oldu. Ve hoşuna da gidiyor. Yani esas duruşa bakın dört dörtlük. Bir asker orda, komutan dur diyor, filinta gibi. Neden? Bunun mayasında düşman kimliği yazılı. Kişiliği ancak düşman karşısında hazırola geçebiliyor. Özgürlük olayında geçemiyor. Ki burda paşa gibiydi, kendini dev aynasında da görüyordu, ama birgün saygılı olmayı beceremedi. Art niyetli olduğu için değil, kişiliği öyle yoğrulmuş, temizlemek istedik, gerçekten çok büyük değer vermek istedik- bizim inadımız var- ama olmadı. Gitti orda rahat oldu. Eminim ki dar ağacına çıkar, mutlu olur. “Hak ettim” diye-cek, güzel bir kellesini sağa yatırıp ölecek. Böyle çok ilginç bir durum. Veya çıkıyor, “benim meselem Apo’yla”diyor. As-lında öyle benimle savaşacak hali yok. Bazı düşmanlar diye-lim, içimizde oynamak için, birde kendi komplolarını geliştirmek isterken, Şemdin'i kullanacak. İşte ''Şemdin’in adamları bilmem Apo’ya ulaşti. Şemdin’in adamları Apo’yu vurdu”. Daha önce bilmem “Fatma’nın adamları, Şener’in adamları” diyordu, şimdi de “Şemdin’in adamları Apo’nun peşinde”. Aslında öyle bir durum yok. TC’nin kontraları. Ama adam di-yor ya “ben Apo’yla savaşiyorum”. Ne savaşi. Sen orada bir şeysin, bir tutsak bile degil. Orada bir cellat. Eger yaşatiyorlarsa Kürd’ü öldürmek için. Ama o diyor “ben Apo’yla sa-vaşiyorum”. Bu kadar alçak. Diyecek “ben vurdum.” O Si-nekli Haso meselesi biraz öyle. “Ben vurdum.” Bundan hoş-laniyordu. Yoldaşlari üzerin de, halki üzerin de canavar kesiliyordu. Ama şimdi orda kuzu, düşman diyordu bülbül gibi. Bu bir kişilik olayi. Yani yaşamak için müthiş Kürd’ü katledecek, o işte gereksiz oldu mu, yani cellatlik yapacak bir du-rum kalmadi mi, güzel bir ölecek. Bu bir felsefe ile ilgili. Bir kişilik oluşumuyla ilgili. Neden dogru bir sözü anlayamadi?
Işte ben onun için size söylüyorum, bu kişiligi kendinizde görmelisiniz. Veya bu kişiligin çözülmesin de, kendiniz de ne kadar onun zemini var, anlayabilmelisiniz. Sonuna ka-dar biz yardimci oluyoruz. Dikkat ederseniz kendisi kaçti. Kendisi “özgürlüğüme dokunmayın” diyor. Halen de o sevda da. Kendini birşey saniyor. Işte o hain, aga-Kürt mü desem, böyle abartili Kürt. Herhalde bir de siyasi görüşme yapayim diyecek. Halbuki bir askerin elinde, bir tükürük kadar degeri yok. Ama kendini öyle saniyor. Şimdi bunu şunun için söylü-yorum. Kişiliklerinizi çözemezsiniz, kendinizde birgün böyle olup ortaya çikarsiniz. Hem de hiç anlamadan. Biraz Kürt ta-rihi böyledir. Düşmanin karşisinda dayanamama, özgürleşememe, hepinizi esasta bu duruma götürüyor. Ya da vurulursunuz. Büyük bir çogunlugunuz, zaten beklemediginiz yerde vuruluyorsunuz. Büyük bir gerillaci böyle kolay vurulur mu? Vurulmaz. Bu silahlarla bu imkanlarla bence o daglarda, des-tan bile yazabilir. Ama unutmayin ki en olmadik yerde kaybediyorsunuz. Bu kişide çözümlenmemiştir. Bu kişi de henüz kendini taniyamamiş. Yani birak gerillayi, nasil, niçin yaşamak zorunda oldugunu, nasil yaşayacagini çözememiş. O daglarda bir Mecnun gibi. Insan buna üzülüyor tabi. Zaman, zaman onlardan birisi çikip teslim oluyor. Zaman zaman bir kural hatasi yüzünden grup imha oluyor, ayni kişiliktir. Aşa-mazsaniz,- özellikle baş kaldirdiginiz da- sizi bekleyen sonuç budur.
Yaşamak istiyorsaniz direneceksiniz. Direnme yetmez, sonuna kadar gitmenin mantik gücünü, örgüt gücünü yakala-yacaksiniz. “Ben PKK’ye dayanırım”. İşte bu da bir aşiret alışkanlığı dediğiniz olaydır, o kültürdür. “Parti benim ailemdir”. En çok kullandığınız bir söz. Parti senin ailen değildir, Parti bir savaş karargahıdır. Parti aile-maile değil. Parti gece-gündüz içinde ve dışında müthiş savaşım yürütüldüğü bir bü-yük savaş cephesidir. Ama size göre Parti aile. Şu anda bile bakarsak aile oğlundan, aile kızından başka herhangi bir ciddi bir Parti duruşunuz olduğunu sanmıyorum. Bu da yanlış. Biz bin defa tarif ettik; en yoğun, en çetin savaş Parti içinde yaşa-nır. Tabi bütün bunların altında yatan nedir? Dayanamıyorsu-nuz, yıllardır kendinizi ihmal etmişsiniz, ben söylüyorum; bu kişilikle olmaz, yanlış büyütülmüşsünüz, yanlış yetiştirilmişsiniz, hatta yanlış doğmuşsunuz. Ben bunu anama da söyledim. Sen beni doğurmakla hata ettin, dedim. Sen büyük suç-lusun dedim. Çocuğuna hiç bir şey veremeyecek durumdasın. O zaman, o civciv meselesini göstermiştim. Öyle analık-ma-nalık taslama dedim. Ne yaptığının farkında değilsin, dedim. Öyle susturdum. Ondan sonra da, o yaştan sonra da kendimi sürekli eğitmeye çalıştım. Tırnağımı dişime takarak, kendimi yetiştirmeye çalıştım. Halende devam ediyorum. Şimdi size bakıyorum, zavallı bebekler gibi, ağzınıza mama koymuşlar, ağlamışsınız, bir şeyler vermişler; şimdi aynısı, ananızın yerini Parti'yi koymuşsunuz. “Haydi ana bana mama ver”. Şimdi durumunuz bu. Bende size diyorum ki, bu işin kurucusu be-nim, bu iş böyle degil. Mama yok. Tirnakla koparacaksiniz. Düşünceyle, eylemle koparacaksiniz. Bunu söylüyorum bu sefer üzülüyorsunuz. “Biz böyle bilmiyorduk”. Böyledir di-yorum. “Yok sen bırak biz PKK’yi istediğimiz gibi anlaya-lım, istediğimiz gibi yaşayalım”. Bunun felsefesi, temeli böy-le. O zaman gözükara böyle ağlıyorsunuz, bozgunculuk yapı-yorsunuz, işte bu sahte komutanlık, sahte yöneticilik hepsi çı-kıyor ortaya. Niçin? Çünkü siz öyle yetiştirilmişsiniz. Sonuç; var olanı da bozmaktır. Öyle alıştırılmışsınız. Yani objektif bir bozguncu gibisiniz. Veya bir zavallı, bir çaresiz gibisiniz.
Bu hikaye çok önemli. Ben, anamı kötülemek için onu karşıma almadım, bu açık. Dikkat edilirse, yine en iyi oğlu benim aslında. Herhalde bir halk için en iyi işleri yapmaya çalışıyorum. Bu açık. Bir ana ancak bundan onur duyabilir ve anam öldüğünde de öyleydi yani, biraz anlamıştı. Fakat bu çok önemli. Yani bu felsefeye başkaldırıdır. Doğuş tarzına başkaldırıdır. Büyütülüş tarzına başkaldırıdır. Yaşam tarzına, analık tarzına, aile tarzına, çok radikal bir başkaldırıdır. Hem de okur-yazarlığı olmadan bir başkaldırıdır. Tabi ondan sonra bütün yaşam bir isyandan ibarettir. Bunu şunun için söylüyo-rum. Belki gücünüz yetmez. Ama ben ne yapayım yani? PKK, Önderlik denilen olay bu.
Tahmin ettiğim kadarıyla, özgürlüğe ilgi duyuyorsunuz, özgür yaşam istiyorsunuz. Onun karşılığı bu çabaları amansız geliştirmektir. Ben halen, mesela gözlerim zor okuyabiliyor ama anlayabilmek için yine en iyi düşüncelenin olduğu bir iki cümleyi okurken bayılırım. Tarihin önemli bir olayını, bir ko-mutan ne yapmış, bir devlet nasıl kurulmuş, nasıl çözülmüş? Çok böyle yerinde bir emir nasıl verilmiş? Oldukça duygula-nıyorum. Şimdi siz bundan kaçıyorsunuz. Anlamadan kaçan adam, neyi kurabilir. Diğer yandan boğazımı nasıl şişirdim. Kırk yıldır, ayak üstü büyük bir propaganda motoruyum. Bü-yük bir ajitatör, büyük bir hatip gibiyim. Her gün dürtüklüyo-rum sizi, konuş, konuş diyorum, kem-küm ediyorsunuz iki sözcüğü doğru-dürüst bir araya getiremiyorsunuz. Mesela ben bu İtalyalıları örnek gösteririm. Onları biraz seyredin hepsi böyle bülbül gibi konuşur. Sanırım Roma’dan kalma bir gele-nektir. Çünkü onlar iki tane dersi çok iyi öğrenirlerdi. Birisi hitaptır, diğeri de mantıktır sanırım. Savaş ve hitap arasında ne ilişki var? Tabi yani iyi bir hatip olmadan, iyi bir komutan olunamaz. Ama şu anda desem, bizim ünlü bir komutanımı-zın hitabı nasıldır, yoktur aslında. Hayret şansımız mı böyle. Anadan doğma hepsi kekeç. Hiçbirisi böyle hitabını geliştiremedi. Neden? Çünkü kişiliği düzensiz. Yaşamı da düzensizdir. Halen çoğunuz hiç oralı bile olmuyorsunuz. Ben sana di-yorum ki, bir onbaşı bile olsan ağzını değiştireceksin. Türk ordusuna bakın, Türk onbaşılarına; azda olsa öğrenmişlerdir, çakı gibi konuşurlar. Türkler çünkü bilirler, onunla orduyu yönetirler. Siz ilgi duymuyorsunuz. Bu yüzden de insan hakkınızda fazla umutlu olamıyor. Anlayabildiğim kadarıyla pe-şinde koştuğunuz olay, biraz PKK’ye bulaşmiş, aşiret aile ki-şiligi. Düzenden, devletden kopmuş ama, her an kolu kanadi kirik bir kuş yavrusu gibi, karşisina herhangi bir yilan-çiyan çikti mi kolaylikla onu yutabilir. Durumunuz biraz buna benziyor. Uçacak kanatlariniz bile oluşmamiş. Hatta bir güvercin kadar. Şahin-mahin degilsiniz. Kaçiyorsunuz ondan. Aci ama bir gerçek. Fakat altindan mutlaka bir çikiş yapmaniz gereki-yor. Ama aldatmadan yalniz. Korkunç aldatici bir kişiliginiz var. Eminim ki bu halinizle, serbest kalsaniz nereye kaçacagi-niz, nereye varacaginiz belli degil. Bu sizin bazi yaşam tutkulariniz üzerinde, çok durdum. Aslinda yasaklamamişiz. Sizi birazcik dogru yaşama çekmek istiyoruz. Duygularinizi biraz terbiye etmek istiyoruz. Biraz öyle fazlada şey degil. Ama bunun karşisinda da bile o kadar sikiliyorsunuz ki, sanki ya-şam hakkiniz elinizden alindi Çok sefilane bir durum. Biraz yaşami mümkün olabilecek kadar önünüze vermek istiyoruz. Duygularinizi, düşüncelerinizi biraz terbiye edip, böyle yaşa-nilir demek istiyoruz. Ama korkunç bir direnmeye geçiyorsunuz. Bunun kaniti şu, biraz serbest biraksak, biraz bu genel disiplin kesilirse, işte bu Amed’deki yaşam, Botan’daki ya-şam, gördünüz yani, altindan üstüne kadar hepsi alabora. Yaz-boz tahtasi gibi. Çizgimize göre, herhangi bir yaşamin güzelligine dair bir cümle bile, bir şiir bile yazilmamiştir. Hepsi şikayet. Bütün raporlara hükmeden hep şikayet, yani insanin canini sikmak için ne varsa hep onu yazmişlar. Hani sen yillarca bir savaşçiydin, özgürlük savaşçisiydin. Neden bir güzellik yolunu bulamadin orda? Neden? Bu soruyu kendinize soracaksiniz. Daha güzel yaşamak için bu kadar sava-şilmiyor mu? Neden bu kadar rahatsizsiniz? Neden bu kadar bozguncusunuz? Bunu kendinize soracaksiniz. Kuzu kuzu düşmanin zindaninda rehabilite ediliyorsunuz. Bir kapicilik verildi mi kuzu kuzu böyle, bir tek odada yirmi kişiyle oturu-yorsunuz. Daglar, özgürlük militanin kalesi gibidir, neden orada rahat degilsiniz. Halbu ki gerçekten yani, yaşadiginiz geldiginiz yerler bu dünyada en zenginlerin bile can attigi bir doga parçasi. Bir turist kadar bile, o yaşama ilgi duyamiyorsunuz. O zaman siz ne için savaşacaksiniz? Gerçekten durumunuz çok aci, karişik.
Bir de yoldaş, Parti ortami içinde örgütlü olmaktan nef-ret ediyorsunuz. Burda bile öyle. Örgütlü yaşam şu anda sizin için adeta bir cendere olmuş. Halbu ki, örgütlü yaşam bizim için tek yaşam imkanidir. Ben bile ufak bir örgüt baglarinda,- bana göre tabi- laçkalik oldu mu ben bilirim ki bir yerim de-linmiştir. Yani nedir; delinmiş ve kan akar, bagirsaklar dişari çikar. Sizin her tarafiniz delik deşik, yani örgütsüzsünüz ama bu hoşunuza gidiyor. Sanki bagirsaklariniz, sanki mideniz acilarla dolu, böyle dişariya firladi mi, rahatliyorsunuz gibi bir şey. Ama bu da, ölüme yol aliştir. Yani belki dişarda bir iki saat sizi rahatlatir ama, sonuç ölümdür. Aslinda daha da ötesi şeyler söylenebilir.
Kürt olayi daha edebi açidan çözümlenmemiştir. Sani-rim, sizin için yaşamin kendisi büyük bir beladir. Yaşama yol açilmakla, yani dogmakla büyük bir hata yapilmiştir. Zaten bu da benim yaşam fesefemde çok etkilidir. Felsefeyi incelediniz ama bence, felsefe adina tek bir dogru cümleyi yakala-yamadiniz. Kim verdi felsefe dersini, bilemiyorum. Herhalde hiç bir şey anlatmamiştir. Halbu ki en temel sorun, yaşamanin kendisi bizim için büyük bir tehlikedir. Dogmakla, yaşama yüz çevirmekle büyük bir işkenceye düçar olduk. Iki bununla baglantili. Eger israr edeceksek yaşam da, irademiz dişinda da olsa bu dünyaya geldik, hatta hiç istemedigimiz halde böy-le bir Kürt damgasi da yedik. Veya işte ezilen koşullarimizda bir damga yedik. Artik elinizde degil; dogmak, böyle yaşamak, aliştirilmak elinizde degil. Birileri sizi bu duruma getirdi. Felsefenin bir boyutu bu.
Ikinci boyutu; bu hoşunuza gitmiyorsa dogrusu nedir? Şimdi burada felsefe başlar, yani özgürlük felsefesi. “Doğ-mak elimiz de değil, ama özgür yaşamak elimiz de” diyecektiniz veya “özgürleşmeyi denemeliyiz.” Bu da bir felsefedir. Özgürlüğü denemek, eğer tutarlıysanız size korkunç araştırma gücü verir. Yani doğaya bakar öğrenirsiniz. Her kitaba ba-kar öğrenirsiniz. Sonuçta ,önünde durulamaz bir özgürlük arayıcısı. Aramadan sonra da işler gelir şeye dayanır. Özgürlüğün engelleri var biliyorsunuz. Engelleri devlettir, gericikliktir, haindir, düşkünlüktür ve herşey özgür yaşamın, güzel yaşamın önünde duran herşey. O zaman dille, elinizden ne geliyorsa, tüfekle vurursunuz bu engelleri. Ve bakacaksınız özgürlük yaşamı gelişiyor. Felsefe ve onun eylemi böyle olur. İçinizde hiç bunu deneyen var mı desem yok.
Özgürlük yaşamı veya yaşam hakkını özgürce kullanma felsefesine karşı, tabi bunun eylemi de var, onu da yapmasını hiç bilmiyor, yine de yaşamak istiyor. İşte bu rahatsız, hasta Kürdü veya hasta bireyi diğer benzer uluslar, halklar var on-larıda buna katabiliriz. Hastalıklı toplumlar. Kimisi sömürge, kimisi yeni sömürge, hatta Avrupa’da da var. Onun da kendine göre proleter tabakası var. Hepsi hasta. Emperyalizm so-nuçta böyle yönetiyor, diyeceğiz. Ucu ta emperyalizme kadar gider. Fakat en son, özgürlük savaşçısınında yolu sosyalizme kadar gider. Sosyalist ideoloji, bu konuda en yetkin direniş ideolojisidir. Yani araştırmayı sürdürürseniz, eylemi sürdürürseniz büyük bir halk savaşçısı haline gelirsiniz. Tutarlıysanız, mutlaka oralara gider, ulaşırsınız. Şimdi bakıyorum, siz bura-da böyle mi yaşıyorsunuz? Ömrünüzü nasıl geçirdiniz? Açık olun, korkmayın. En azından şimdi itiraf edin.
Eskiden müminler hep tanrıya yalvarırlardı. Ya Allahım sen bizi affet! Sabahlara kadar zikir ederlerdi. Ben sabahlara kadar zikir edin demiyorum ama, bazı derslerde doğru konu-şun. Tabi evliya olmak, derviş olmak kolay bir şey mi? Halen işte, daha düne kadar namazın da, niyazın da, zikrin de, ce-min de olan kişilikleriniz vardır. Bunların bile gece-gündüz böyle yapmaları, kendilerini biraz terbiye etmek içindir. Sos-yalist terbiyedir. Parti; hem bilim, hem de iradenin zaferinin gerçekleştirilmek istenildiği kurumdur. Bir cami hocasının bi-le gösterdiği disiplini göstermezseniz, bir zikir meclisinin hu’larını bile çekemezseniz, nasıl asker olacaksınız? Şimdi bütün bunlar, tabi olmuş benim başıma bir ağırlık. Yine aşiret kültürü, aile kültürü. Baba Başkan yapar. Reis, biraz ötesi Al-lah. O Şemdin alçağının diğer bir şeyi de o değil miydi? An-cak ben diyordu “sizi Allah kavramıyla değerlendirebilirim.” Biraz daha ilerlerseniz beni tanrı katına çıkaracağınız kesin. Ama siz sadece, köle- kullar teorisine veya anlayışına bir kılıf giydirmek için bunu yapıyorsunuz. Çünkü beni tanrısallaştırdınız mı, bir de onun kulları vardır, cahil kulları.
Ben o zaman, hemen bunu söyledim, o tabi peygamberliğe oyanamak istiyordu. Beni gökyüzüne çıkardıktan sonra, yeryüzü ona kalacak. Kurnaz, hayır, bu oyunu bana yutturamazsın. Sizin de yani böyle, başkan anlayışınızı yutmam. Başkan değil, emek savaşçısıyım. İdeolojik savaşçı, örgüt sa-vaşçısıyım. Ama ciddi bir savaş. Beni kandırmanız imkansız. Ağlasanız da, sızlasanız da beni örgüt savaşçılığından vazge-çirmeniz imkansız. Mesela hemen hemen saygı bağlılıklarıda kolay kolay kabul etmem. Biraz Başkana bir bağlılık gösteririz tamam. Hayır! Alışageldiğiniz; ne sevgiyle, ne saygıyla, ne bağlılıkla benim tatmin olmam çok zor. Çünkü benim öl-çüler farklı. Ölçülerim, anlayış düzeyi, örgütlülük, özgürlük, savaşçılık düzeyi gelişmiştir. Bunlara uymadınız mı ben şunu diyeceğim; bak yine köylü gibi kendini kandırıp, yani benden güç alıp etrafın da küçük bir muhtar olmak istiyor. Nitekim komutanlıklarınız, muhtarlık gibidir.
Min vê hesabê serê salê vekir. Bû 10 meh. Heta niha nehatiye astengkirin. Di destpêkê de hevalan alîkarî dan û hesab hinek tevgeriya. Lê pişt re bêdengiyek çêbû. Diyar e kurdî ewqas bal nakşîne. Lê bi israr im. Yek kes jî neşopîne ez ê li vê hesabê yek peyvek bi tirkî parvenekim.
Yani bir taraf evladının acısıyla mücadele ederken diğer taraf hem evladının hem ailesinin hem toplumunun acısıyla boğuşuyor; bir de bütün bunlara sebep olan veya bu acıları daha da derinleştiren devletin baskısıyla mücadele etmek zorunda kalıyor.