🔴"Kürtçe diye bir dil yoktur." diyen ırkçılara Edebiyatçı Yazar Hayati İnanç'tan muhteşem cevap:
"Basit bir cümlede sadece bir tane Türkçe kelime var: Yer misin?"
Diyarbakır’a Kültür Festivali Gelmiş, Kürtçe Evde Yokmuş
Diyarbakır’da Kültür Yolu Festivali başlamış.
Dokuz gece konser var. Hakan Altun var, Sefo var, Sagopa var, Murat Boz var, Bengü var.
Hepsi gelsin kardeşim. Başımızın üstünde yerleri var.
Ama insan bir soruyor.
Mem Ararat nerede? Rojda nerede? Aynur Doğan nerede? Ciwan Haco nerede?
Ya dokuz geceye bir Kürtçe şarkı sığmadı mı?
Mem Ararat’ı sahneye çıkarsanız adam daha ağzını açmadan meydan şarkıya başlar.
Rojda çıksa binlerce insan Kürtçe türküler söyleyecek.
Düşünebiliyor musunuz felaketi?
Diyarbakır’da, Diyarbakırlılar kendi dillerinde şarkı söyleyecek!
Festivalin bütün dengesi bozulur.
İnsanlar kendilerini kendi memleketlerinde hisseder.
Olacak iş mi bu?
Bir de Diyarbakır’ın yerel değerleri tanıtılıyor.
Ciğer kebabı var, kaburga dolması var, meftune var, içli köfte var.
Vallahi mutfağa gösterilen ilgiyi görünce insan duygulanıyor.
Yalnız yemeklerin ortak bir özelliği var.
Hiçbiri Kürtçe konuşmuyor.
İyi ki konuşmuyorlar.
Yoksa ciğer kebabı tezgâhta bir kere rojbaş dese gastronomi programında da kriz çıkacak.
Arkadaş, Mem Ararat’ı dinlemek için dünyanın başka yerlerinde konserlere gidiliyor. Diyarbakır’da ise dokuz gecelik ana sahne programında adına rastlayamıyoruz.
Rojda’yı da bulamadık.
Sanki Diyarbakır’ın kültürünü tanıtmak için önce Diyarbakır’ın sesini kısmak gerekiyor.
Bir de festivalin adı Kültür Yolu.
Navigasyon Diyarbakır’ı bulmuş ama Kürtçe müziğe gelince yol tarifi vermeyi bırakmış.
Bence gelecek yıl festivalin adını değiştirsinler.
Diyarbakır Kültür Yolu değil, Diyarbakır Yemek Yolu olsun.
Çünkü anlaşılan Kürt kültürü çok değerli.
Yeter ki tabağa konulsun, çiğnensin, yutulsun…
Ve sakın ola mikrofona yaklaşmasın.
#Diyarbakır #DiyarbakırKültürYolu #KültürYoluFestivali #KürtçeMüzik #KürtMüziği #KürtSanatçılar #MemArarat #Rojda #AynurDoğan #CiwanHaco #HakanAltun #Sefo #SagopaKajmer #MuratBoz #Bengü #KültürSanat #KürtçeŞarkılar #SiyasiMizah #SiyasiTaşlama #KomediSiyaset #DiyarbakırFestivali
Emekli arkadaşlara bakıyorsun:
“Köye gidemem, hastane yok.”
“Şehirden ayrılamam, torun var.”
“Arabam yok.”
“Arkadaş çevrem burada.”
“Köyde ne yapacağım?”
“Market uzak.”
“İnternet çekmez.”
“Ben bu yaştan sonra düzen değiştiremem.”
Peki devlet yarın hesabına her ay 250 bin TL emekli maaşı yatırsa ne yapacaksın?
Torun mu bakacaksın?
Türkiye’yi mi gezeceksin?
Dünyayı mı dolaşacaksın?
Yazın denizde, kışın başka şehirde mi yaşayacaksın?
Kendine bahçeli bir hayat mı kuracaksın?
O zaman mesele “torunları bırakamam” değilmiş demek ki.
Mesele para.
Yoksulluğun adını “torun sevgisi”, “şehir alışkanlığı”, “hastane korkusu” koyup romantikleştirmeyin. Para olsa o mazeretlerin yarısı aynı gün ortadan kalkar.
İçi geçmiş, ruhu sönmüş, yaşayan cenazelere zaten sözüm yok.
Onlar emekli olmamış; hayattan emekli olmuş, haberleri yok.
Türkiye ekonomisi 100 yıldır büyüyor. Ancak geniş kitleler bu ekonomik büyümeden pay alamıyorlar. Bu sınıfsal dezavantaj örgütlenemediği için -çünkü cumhuriyet sınıf değil kimlik inşa etmeyi seçti- nüfusumuz bir toplum ya da halk haline gelemiyor; kendi dünyasına odaklı bir kütleden ibaretler.
Böyle bir kütlenin ortak kaygısı ve duygusu olmaz; ahlaki standartları da yoktur. Çünkü sorunları günlük ve rutindir. Uzun vadeli bir gayede buluşamazlar.
Her iktidar grubu kendi sermayesini üretmeye hedeflendiğinden bu kütle de o günkü sorununu çözecek günlük çareler arar. Tarlasına imar, gecekondusuna ruhsat ve 40 yaşında emeklilik vereni seçer.
Bu döngü sonsuza kadar devam eder. Bir arada yaşama iradesi böylece aşınır ve kanunsuz-düzensiz bir kamusal alan inşa edilir.
Peki muhalefet bu insanları bu ahlaksız çelişkili hallerine rağmen neden kendi gövdesine eklemleyemez?
Muhalefet -ve dar anlamda CHP/YP- cumhuriyeti inşa ederken sınıf değil kimlik temelli bir toplum hedefledi demiştik. İşte o kimliğin ötekisi bu röportajı veren şahıs. Cumhuriyet kendi erdem kodlarına ve benzer ahlaki standartlara sahip bir kimlik inşa ederek “kafası çelişkilerle dolu” kitleleri dönüştürmek istedi. Ancak mesele kimlik üzerine inşa edilince herkes de kendi kimliğine tutundu ve amansız-anlamsız bir kimlik savaşı başladı; yedi bitirdi bizi.
Bu röportajı veren kişiyi muhalefet ikna edemez, etmesi mümkün değil. Esasında buna gerek de yok. Şu anda %50+1 tartışmasının pratik bir karşılığı olmaması bir yana, nihai bir çözüm de bu kalıpla ulaşılabilir değildir. Bu nedenle muhalefeti/muhalifleri bu röportaj üzerinden suçlamak son derece anlamsızdır.
Çünkü bu insanları ikna etmenin -kimliksel- yolu düşlediğiniz kamu düzenini yok etmekten geçmektedir. Meseleyi sınıfsal olarak ele alıp bölüşüm üzerinden bir yaklaşım geliştirmediğiniz sürece bu kütleyi dönüştürmeniz de size oy vermeye ikna etmeniz de mümkün değildir. Bir alternatif olarak siz bu kütleye dönüşebilirsiniz ve sorunları artık birer sorun olarak görmekten vazgeçebilirsiniz. O zaman da büyük değer atfettiğiniz kendi kimliğinizden vazgeçmiş olursunuz.
Yani bu insanlara erişmek için bu insanlarla aynı dili konuşmak ve bu insanların “bencil-günlük” taleplerini karşılamak size hiçbir şey kazandırmaz; kaybeden siz olursunuz.
bir seçimden sonra belediyelerin partilere dağılımına bakın, bir de mevcut duruma bakın. bence türkiye'de siyaset konuşmanın, sanki seçim varmış gibi, demokrasi varmış gibi davranmanın manası kalmadı. sinema, edebiyat, yemek falan konuşalım artık sayfalarımızda. değmez gerisine.
Anthony Taylor’ın şikeci, Erzurumlu sümüklü bir imamın müridi, uluslararası futbol yapılanmasının Türkiye temsilcisi, 2011’den beri sürdürülen küresel kumpasın İngiliz mimarı ve UEFA içindeki gizli Galatasaray ajanı ilan edilmesine yaklaşık 15 saat kaldı.
Bu aşağıdaki görüntüyü rica ediyorum herkes yaysın. Nerede bir paylaşım görürseniz hemen altına yapıştırın. Ancak hepsi yüzsüz, onursuz alcak olduğu için yapay zeka bile diyebilirler.
Kerem Demirbay: "Galatasaray'ın son dört yılda kazandığı şampiyonluklar büyük bir emeğin, fedakârlığın ve mücadelenin sonucudur. Ben de bu sürecin iki yılında takımın bir parçasıydım ve kazanılan başarıların arkasında ne kadar büyük bir mücadele olduğunu bizzat yaşadım.
Bu süreçte maddi ve manevi anlamda birçok zorlukla karşılaştık. Ancak yaşananlar her zaman takımın içinde kaldı, dışarıya yansıtılmadı. Doğru olan da buydu. Çünkü biz, karşılaştığımız sorunları hiçbir zaman bir bahaneye dönüştürmeden, birlik ve beraberlik içerisinde hedeflerimize odaklandık. Futbolcular, teknik heyet ve kulüp çalışanları tüm bu zorluklara rağmen büyük bir mücadele ortaya koydu ve şampiyonluklara ulaştı.
Röportajda ifade etmek istediğim de tam olarak buydu: Yaşanan zorluklar kazanılan şampiyonlukların değerini azaltmaz, aksine o başarıların arkasında ne kadar büyük bir emek ve fedakârlık olduğunu gösterir. Sözlerimin çarpıtılması sonucunda Galatasaray camiasında oluşan kırgınlığın farkındayım ve bundan dolayı üzgünüm. Hiçbir zaman birlikte mücadele ettiğim insanların emeğini veya kazanılan şampiyonlukların değerini sorgulamak gibi bir niyetim olmadı. Her şeyden önce bu, kendi emeğimi de sorgulamak anlamına gelirdi."
Kemalist tayfa şu an feryat figan şikayet ettikleri akp rejimiyle bir olup bu zekayı bu aklı bu net duruşu dokunulmazlığını kaldırtarak cezaevine attırdı. Ve şimdi bu ülke muhalefeti büyük bir hakedilmişliği yaşıyor. Selahattin Demirtaş 10 yıldır hapiste.
Yemin ederim Kürtler, Kürt düşmanı devşirme oe gibi ortadoğu milleti değildir.
Ülkemiz ortadoğu'da ama zihinsel olarak, ortadoğu insanlarından 500 yıl ilerdeyiz.
👏👏👏
AKP ülke kaynaklarının önemli bir kısmını yandaşlarına dağıtmak zorunda olan bir partidir. Varlığı buna bağlıdır, çünkü bir siyasi parti değil, çıkar amaçlı bir örgütlenme biçimidir.
Bu örgüt hiyerarşisinde en tepede olanların daha fazla çıkar sağlamaları anlaşılır bir durumdur ama bunun da bir sınırı vardır.
MB rezervlerinde sadece 43 milyar dolar varken tek bir fon üzerinden 20 milyar dolar vurgun yapıp, 300 - 500 kişi payına düşebilecek miktarların yüzlerce hatta binlerce katını indirirse dengeler bozulur. Çalınan paranın büyük kısmı kendi seçmeninden çalınırsa işler daha da karışır.
Burada iktidar açısından ikinci kuşağın ölçüsüzce çalma sorunu var. Karıncanın belini incitmemeleri gerekirken bunlar kopardılar.