Şehirlerimizin depreme dayanıklı olması önemli ama aynı derecede önemli olan bir şey daha var: İster dinî, ister siyasi, isterse de sosyal olsun, tüm düşünce sistemlerimiz ve de kurumlarımız da aynı ölçüde eleştiriye dayanıklı olmalı.
Başkasının parasına göz dikmeden kendi parasını kumarda yiyip bitiren Serdar Ortaç dahi, bu açıdan, ahlaklı ve temiz kabul edilecek hale geldi. Her yönüyle bizi biz yapan tüm değerlerimizi nasıl da tükettiğimizin farkında mısınız? Bir şeyler yapmak zorundayız.
İyilik/kötülük bir ödev olarak görüldüğü sürece lafta kalmaya mahkumdur. Bir davranış, temelinde haz var ise uygulamaya konulur. İyilikten haz alıyorsak yaparız, kötülükten haz almıyorsak kaçarız. Ahlaki ilkeleri kurallar bütünü olmaktan çıkarmalı, karakter haline getirmeliyiz...
Nazar değmesin diye hep tahtaya vururuz ama yine de nazardan kurtulamayız. Sebebi ne biliyor musunuz? Elimizin altındaki tahta sandığımız şeyler artık sahte, hepsi sunta MDF, plastik filan. Onun için hiç bir işe yaramıyor.
NOT: Konumuzun nazar ile ilgisi yok...
Freudyen Slip denen bir şey var, onu çözdüğünüzde karşınızdaki kişiyi anlamamanız için hiç bir neden yok. Onu çözemediğiniz zaman da kendinizi, gizli-açık, herkese açmış da oluyorsunuz aynı zamanda. Bilinçaltı ve organların şahitliği meselesini çözmüş adam.
Starbucks'ı boykot etmedim. Çünkü daha önce hiç gitmediğim için boykot etmemin bir anlamı yoktu. Yemediğiniz bir şeyi yemeyi bırakmanın saçma olduğunu düşünüyorum. Boykot edenlere de bu açıdan bakıyorum. Demek hepiniz gidiyordunuz ve artık bıraktınız. Bu arada konu kahve değil...
Yeni bir kavram öneren, klasik usûlü çağdaş problemlere uygulayan veya özgün metodolojik teklifler geliştiren araştırmacılar, önce anlaşılmaya çalışılmak yerine eleştirilmektedir. Çünkü özgün fikir, yerleşik konfor alanlarını rahatsız etmektedir.
Fıkıh, geçmişte sürekli yeni şeyler söyleyebildiği için büyük oldu. Eğer bugün yeni bir fıkıh yazılamıyorsa, sorun; özgün düşünceyi risk, eleştiriyi tehdit, yeniliği cüret ve tekrarları ise ilmî güvenlik olarak gören akademik zihniyettedir.
Fikir tarihini bilmek, fikir üretmek değildir. Şahıs çalışmak, şahsiyet inşa etmek değildir. Asır incelemek, çağa yön vermek değildir. Geçmişi anlatmak elbette değerlidir; fakat akademinin nihai amacı geçmişi tekrar etmek değil, geçmişten aldığı güçle geleceği inşa etmektir.
Hazır dinî değerlere sahip çıkıyor iken, yıllarca din ile dalga geçen, dini sakal, bıyık, sarık, cüppe, hatim, zikir gibi uygulamalara hapseden tarihi geçmiş, kullanma süresi dolmuş, dini ilkeleri geçmişte dondurmuş ve yaşanmaz hale getirmiş zihniyete de tepki versek mi acaba!!!
Rahatsız olup da sesini yükselten kesimin karşısında duran ve savunan kesim, aslında çok daha fazla rahatsız oldu ama onlar, nasıl olsa karşı taraf sesini yükseltir, biz de arkasında durur duyar kasarız edasıyla sesini çıkartmadı. Ülkece çok ciddi bir samimiyet sınavı veriyoruz.
Özellikle gelenekçi kesimin, cemaat ve tarikatların İslam'a aykırı ve hatta İslam'la dalga geçen, müslümanları bir açıdan aşağılayan ifade ve uygulamaları her gün karşımızda iken, adı üstünde, bir komedyenin haddi aşan bir sözünü gündeme getirip hangi günahınızı temizliyorsunuz?
Ülkemize Batı’dan gelen/getirilen laiklikten farklı olarak Müslümanlar içinde yeni bir dinamik gelişiyor. Henüz taze fakat gelişmekte olan bu dip dalga, “hürriyet fikri”dir.
Sonuç da, “insan hürriyeti” kavramını esas alan yeni bir Kelam ve modern hukuka açık yeni bir Fıkıh...
İslam dünyasında baştan beri bana kimse, bir kaç konu hariç, yorum farkından kaynaklanan fikir ayrılığından bahsetmesin. Müslümanlar önce ayrıldılar, sonra da bu ayrılığı pekiştirici yorumlarla sözde fikir ayrılığına düştüler. Mesele felsefî degil, siyasidir. Önce bunu konuşalım.
Bazen cevabını bildiğiniz bir soruyu, sırf başka bir cevap alabilmek için sormak istersiniz ama "ya bildiğin cevap verilirse" korkusu her zaman baskın geldiğinden bir türlü soramazsınız.
Tanrı'yı yukarılara bir yere koyarsanız ona ulaşmak için bir sürü basamak/kurum (Teoloji, Hukuk, Devlet, Lider, Cemaat, Tarikat) ihdas etmek zorunda kalırsınız (dinci) ve bu da sizi Tanrı'dan uzaklaştırır. Tanrı ile bireysel, ontolojik birliktelik (Takva, Ahlak) kurun (Dindar)...