İstanbul’da etkili olan şiddetli yağışların ardından yaşanan can kayıpları hepimizi derinden üzdü. Henüz 14 yaşındaki bir evladımızı kaybetmenin acısı ise yüreğimizi dağladı.
Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Evini, iş yerini su basan, emeği ve birikimi zarar gören tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Şimdi önceliğimiz, afetten etkilenen ailelerin ihtiyaçlarının karşılanması ve hayatın güvenle normale dönmesidir. İlgili tüm kurumların dayanışma ve koordinasyon içinde yaraları süratle sarması, yeni acıların önüne geçecek tedbirleri eksiksiz alması büyük önem taşıyor.
Rabbim ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten korusun. Geçmiş olsun İstanbul.
Yıllarca milletin yakasına rozet taktınız. Peki enflasyonu, faizi, işsizliği ve yoksulluğu düşürebildiniz mi?
Bunca yıllık iktidarın ardından, çözülemeyen sorunların yanında bir de seçimle kazanılamayan belediyeleri elde etme tartışması var.
Biz size ayna tutuyoruz. Kendinizi görün!
Aziz şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimizle düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımız kapsamında bugün de Bakanlığımızda bir araya geldik.
Her birinin hatırası, sözü ve emaneti bizler için çok değerli. Şehitlerimizin emaneti, milletimizin emanetidir. 🇹🇷
📍 İçişleri Bakanlığı
📅 2 Ekim 2026
@yavuzagiraliog Koca yürekli başkanım .sen yürüdükçe ,konuştukça insanların umudu artıyor ve çok seviliyorsunuz .mahsun yüreklerde kocaaamaaannn bir yer edindiniz elhamdülillah .seninleyiz başkanım yolumuz açık olsun .🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🔑🔑🔑🔑🔑🔑🔑🔑
Geçinemeyen emekli, iş bulamayan genç, üreterek ayakta kalamayan sanayici, siftah edemeyen esnaf…
Cezaevleri ve hastaneler dolu, çocuklar geleceğini yurt dışında arıyor.
Biz Anahtar Parti’yi bu tabloya seyirci kalmamak için kurduk.
Sorumsuzluktan değil, sorumluluktan kurduk.
Bir selam, bol umut…
Bizi görüp yanımıza gelen, elini uzatan, fotoğraf çektiren hemşehrilerimizin söyledikleri ortaktı:
“Sizinleyiz… Güveniyoruz…”
Bizim cevabımız da hep aynı: “Çocuklarımıza güzel bir vatan için çalışacağız, söz…
Bu güveni bir emanet, bu sevgiyi büyük bir sorumluluk olarak görüyorum.
Milletimizin umudunu boşa çıkarmamak, çocuklarımızın daha güzel bir Türkiye’de büyümesini sağlamak için daha çok çalışacağız.
Sözümüz milletimize, mücadelemiz çocuklarımızın yarınlarına…”
Sayın Cumhurbaşkanı memleketteki her haber kötü değil!
Bir müjde size: Anahtar Parti var.
Vatansız, bayraksız değil.
86 milyona “ailem” diyerek Türk milletinin hizmetine talibiz...
Sözün kısası makbuldür.
Ama kim olduğumuzu, nerede durduğumuzu, neyin mücadelesini verdiğimizi hâlâ anlamayanlara derdimizi bazen uzun uzun anlatmak gerekiyor.
Biz sözümüzü söyledik.
Sözümüz de, mücadelemiz de milletin vicdanına emanet.
Başörtüleriyle devletin, milletin hizmetinde bakan olarak görev yapabilmelerine övündüğümüz insanların adlarının, bu büyük fon dolandırıcılığının ilk ortaya çıkan isimleri arasında olmasından duyduğum mahcubiyete karşı ifade ettiğim rahatsızlığımı; söylemediğim sözleri söylemişim gibi yazarak, ardından bunları paylaşarak düzenlediğiniz ucuz iftira kampanyanızı görüyorum.
Anlaşılan o ki sizin adınıza mahcup olmak da bizim hissemize düşüyor.
Allah kerimdir.
Okullar açıldı. Ama maalesef memleketin manzarası değişmedi.
Çocuklarımızın bir kısmı okula beslenme çantasıyla, bir kısmı boş çantayla gidiyor. Birinin önünde sütü, yumurtası, meyvesi var; ötekinin karnı aç.
Sonra bu iki çocuğa diyoruz ki: Aynı sınıfta okuyacaksınız, aynı sınava gireceksiniz, aynı hayata hazırlanacaksınız.
Olmaz!
Aç çocukla tok çocuğu aynı sıraya oturtup buna eğitimde fırsat eşitliği diyemezsiniz.
Çocuklarımız yeterince beslenemiyor, zihnen ve bedenen gelişemiyor. Akranlarıyla aralarında oluşan mesafeyi eğitim sistemiyle kapatmak imkansız hale geliyor.
Biz bu mesafeyi daha oluşmadan kapatacağız.
Anahtar Parti iktidarında okul öncesinden başlayarak çocuklarımıza her okul günü en az bir öğün sağlıklı yemek vereceğiz.
Protein olacak, sebze olacak, meyve olacak. Bu memleketin evladı okulda aç oturmayacak.
17 milyon evladımızı beslemek için yaklaşık 150 milyar liradan bahsediyoruz.
Büyük para mı?
Elbette büyük para.
Ama bu para, Türkiye’nin bir yıllık millî gelirinin yaklaşık binde ikisi. Merkezi yönetim bütçesinin ise yüzde birinden bile azı.
Şimdi soruyorum:
Bir devlet, bütçesinin yüzde birinden azını 17 milyon evladının sağlıklı beslenmesine ayıramıyorsa neye ayıracak?
Üstelik bunu yalnızca bir yemek programı olarak da kurmayacağız.
Anadolu’nun çiftçisi ��retecek. Kooperatiflerimiz bu sisteme dahil olacak. Memleketimizin coğrafi işaretli ürünleri, yerel üretimi, sütü, yumurtası, meyvesi çocuklarımızın sofrasına gelecek.
Bir taraftan çiftçimizin ürettiğine pazar olacağız, bir taraftan kooperatiflerimizi güçlendireceğiz, bir taraftan çocuklarımızı sağlıklı gıdayla buluşturacağız.
Devlet dediğiniz budur.
Çiftçinin ürettiğini, milletin evladının sofrasıyla buluşturmaktır.