Siz geldiniz diye bütün bunlar bir anda varmış gibi olmuyor. Siz geldiniz diye harp bitmiyor. Siz geldiniz diye vakit maziye dönmüyor....şimdi ben gayret gösterip kalktım diye, siz vicdanınıza yenilip geldiniz diye ‘meğer hepsi rüyaymış, uyandık bitti’ denmiyor....NihayetMakamı
Bütün eşyaları, ilaçları dahil ailelerine teslim edilmiş...Yanlarında hiç bir eşyaları yok...Para ödeyip aldığımız küçük buz dolabı, çamaşır makinası. Vantilatör vb...Giysileri yanlarındaymış ama verilmemiş...Aileler kara kara nasıl ulaşım sağlayacaklarını düşünüyor...Zulüm sadece zulüm...Anayasa mahkemesi kararları ile bile suçsuzlukları, adil bir yargılama yapılmadığı ortada olduğu halde... Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Mine Özerden
şu pisliğin içinde inci taneleri gibi tertemiz, boyun eğmeden ve gülümsemelerini çaldırmadan gerçek adaleti bekliyorlar...
Halâ tutuklu olmaları yeterince zulûm değilmiş gibi bir de aileleri ile görüşmeleri kısıtlanıyor...
#GeziOnurumuzdur
#GeziTutsaklarınaÖzgürlük
#TümSiyasiTutsaklaraÖzgürlük
📌Anayasa askıya mı alındı?
✒️ Fethiye Çetin (@FethiyeC21216)
▪️Giderek artan ölçüde vatandaşlarının önemli bir bölümünü, bir hak ve hukuk öznesi olarak değil, haklarından arındırılmış çıplak bir nefret nesnesi, bir tehdit olarak gören, anayasayı ve yasaları açıkça bizzat ihlal eden bir yargısal pratikle karşı karşıyayız.
https://t.co/sushdt2U8G
Biz bu kararların turşusunu mu kuralım?
Madem uygulayamayacaksınız, bu üst mahkemelere başvuru hakları, bu süreçler, bu mesailer neden var? Elimizde ihlal kararlarıyla ne yapalım istiyorsunuz?
https://t.co/1C3DVG2PuL
Deniz Göktaş'ın gülümsediği görüntüleri servis etmemek için ters kelepçeyle beş kez yürütmüşler
"Önden çekimlerde hep gülümsedim. Gülümseyen görüntümü vermemek için arkadan çekilmişi vermişler"
https://t.co/a9rfCLZY87
#biamag | Araba devrilirken gülmek: Deniz Göktaş mizahı ve karnaval alanı
"Sivil itaatsizlik sadece sokakta barikat kurmakla olmaz; bazen mikrofon başında, herkesin düşündüğü ama yüksek sesle söylemeye çekindiği bir çelişkiyi, dünyanın en doğal şeyiymiş gibi telaffuz etmekle de olur."
✍️ Nesrin Karadağ yazdı
https://t.co/VjrKh1ZbMT
İBB Davası’nda savunma yapan Fatoş Pınar Türker çıplak arama işkencesine maruz bırakıldı.
Kadınların onurunu, gururunu, haysiyetini kırmak ve utandırmak için yapılan çıplak arama bu şiddeti uygulayanların ve onları koruyanların utanmaları gereken bir işkencedir.
➕
Fatoş Pınar Türker’in savunmasının son bölümü salonda bulunan herkesi ağlattı. Mahkeme heyeti de etkilendi ki ara verdiler…Narin, iyi yetişmiş, istese yurtdışında yaşayabilecek,İstediği makamlarda olabilecek bir kariyere sahipken yaşadıkları dram film sahneleri gibi…her cümlesi okunmalı. Bölümler halinde eksiksiz paylaşacağım. Hem ibretlik hem tarihe not düşmelik…
Medya Aş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
Geçen sene benim kızım lise sondaydı Başkanım.Yurt dışında okuyacak, Koç Lisesi'ni bitirmişti. UCL diye Londra'daki dünyanın en iyi okullarından bir tanesinden bir yani kabul almıştı. Fakat şartlı kabul. Dediler ki 13 Mart 14 Mart'ta görüşmeye çağırdılar Londra'da. Biz de 13 Mart'ta ben, büyük kızım Nehir, küçük kızım ‘ben de geleceğim’ dedi. Onunla birlikte Perşembe Londra'ya gideceğiz, pazar günü döneceğiz. 14'ünde de Nehir'in görüşmesi var. Pasaport kontrolünde biz sabah güle oynaya gittik. Bana şey dediler, "Zay kaydı" var pasaportunuzda. Dolayısıyla biz gidemedik. Pasaportuma el konuldu. Ekte uçak biletlerimi görebilirsiniz. Ondan sonra da hemen ben savcılığa, yani anladık ki bir şey var, dilekçe vererek, aynı gün ifade vermek istediğimi belirttim. 14 Mart'ta bir kere daha cevap alamadık. 14 Mart'ta bir daha ve 18 Mart'ta bir daha dilekçe verdik. Ama 3 dilekçemize rağmen 1 gün sonra hayat durdu. Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar.Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
İşte çocuklarım ağlıyor, diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedi ki "Kaşe var mı". Dedim. "Ne kaşesi". "Şirket kaşesi" dedi. "Yok" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedi; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç unutmayacağım, ama çok insani polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm.Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz, çünkü Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü ç��kar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."…
Devamı 👇
İBB Davası’nda Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunması:
https://t.co/5lVDyGWdvJ
“Tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldım.
Dedim ki ‘Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?’ ‘İşte’ dedi, ‘böyle online ekrana bağlanıyorsunuz.’
Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama ‘Adalet mülkün temelidir’ yazmıyor, bir ofis orası.
Böyle gözüm de ısırıyor ‘Allah Allah’ diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı, çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım.
‘Ya’ dedi, ‘Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda’ dedi, ‘ben sana ne dedim’ dedi. ‘Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamlar sana’ dedi, ‘kumpas kuracak demedim mi’ dedi. ‘Niye konuşmadın sen’ dedi. ‘Verecektin ifadeni gidecektin’ dedi.
‘Ama’ dedim, ‘Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım.’
‘Bak şimdi’ dedi, ‘sen git’ dedi, ‘eşyalarını topla ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim’ dedi. ‘Geleceksin’ dedi, ‘burada bana ifadeyi vereceksin, buradan çocuklarına gidersin.’
Ben de dedim ki, ‘Savcım ben yeniden ifade veririm vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım’ dedim.
Şimdi karşımdaki savcı ya, ‘Yok efendim’ diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız.
Dedim ki ‘Tamam’ dedim, ‘ben avukatıma bir danışayım’ dedim.
Böyle yaptı, ‘Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi. ‘Sen bekârsın, değil mi?’ dedi. ‘Evet’. ‘Velayetleri de sende?’ ‘Evet.’ Senin çocukların reşit de değildi, değil mi?’ dedi. ‘Değil’ dedim. ‘Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarımla tehdit ettiler.
Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur… Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler…
İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu.
40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız… Ben o insanlarla birlikte kaldım.
Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de, ‘Çekilin’ dedim, ‘madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?’
Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan, ‘Kestik. Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı’ filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar’ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi?”
🔺Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu Türker, Koç Grubu ve Petrol Ofisi’nde İcra Kurulu Üyesi oldu. HSBC’de Grup Başkanlığı yaptı. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde ders de veren Türker, İBB Medya AŞ Genel Müdürü olarak 15 aydır tutuklu.
“Kürt anasını görmesin.”
Azize Tüneli, 30 yıldır tutuklu tahliyesi üç defa ertelenen oğlu Ahmet Tüneli’yi kapı önünde bekliyor. 6 Ağustos tahliye günü oğlunu kapıda bekleyen ancak gelen aracın boş olduğunu gören Azize Tüneli fenalık geçirdi. 92 yaşında annenin tek talebi ölmeden önce oğlunu görmek ve sarılmak…
28 Mayıs 2013 ve sonrasında memlekette yaşananlar hayatlarımızın bir anda değişmesine sebep oldu. Oradaydım, pişman değilim. Bu pankartı ve nicelerini gururla taşıdım, taşıyorum.
#GeziOnurumuzdur#HepimizGezideydik#Gezi13Yaşında#direnGezi
Resmen tarihe tanıklık ediyoruz! Şu videonun anlattıklarını binlerce tweetle anlatamazdınız. CHP genel merkezinde son durum. Bunun mimarlarını alkışlıyorum. Bir utanç vesikası olarak tarihe kaydedildiniz!