Ayağın kırılırsa hemen hastaneye koşarsın. Ama ayağında hafif, sinsi bir sızı varsa "Geçer" der, 10 yıl o ağrıyla gezersin.
Eşin seni aldatırsa o gün boşarsın.
Ama eşin sadece "ilgisiz ve sıkıcı" ise, o mutsuz evlilikte 30 yıl çürürsün.
İşte buna "Region-Beta Paradoksu" denir.
İnsan psikolojisi böyledir.
Başına felaket gelirse, beynin "Psikolojik Bağışıklık Sistemi"ni devreye sokar, adrenalin salgılar ve durumu çözer.
Ama başına gelen şey felaket değil de sadece "KÖTÜ AMA KATLANILABİLİR" ise, sistem devreye girmez.
Beyin "İdare ederiz ya" der.
Ve seni öldüren şey büyük krizler değil, o "İdare ederiz" dediğin vasatlıktır.
O boktan ilişkine katlandın idare ederiz dedin sonun cehennem oldu.
O boktan kişilere katlandın idare ederiz dedin sonun belki ihanet oldu.
O boktan işe katlandın ve idare ederiz dedin sonun sinir hastalığı oldu.
Cehennem, ateşin yandığı yer değildir; cehennem, suyun ILIK olduğu ve senin çıkmak için enerji bulamadığın o konforlu bataklıktır.
Hayatının "Bok gibi" olması, "Eh işte" olmasından iyidir.
Çünkü bok gibi olunca sıçrarsın, eh işte olunca çürürsün. :D
Boktanlıkları sıç, içinde tutma. Çürürsün.
Benden söylemesi.
❗Gençler gözaltına alınırken, gözaltı süresince, emniyete getirildiklerinde ve emniyette feci şekilde, düşmanca işkenceye maruz bırakılmışlar.
📌 Bu sürecin ardından ilk defa bir tanıklığımı paylaşacağım, vicdan azabı çekiyorum; genç kadın öğrencilerin bacak aralarına özellikle tekmeyle vurup kanamaya yol açmışlar… Bizzat öğrencilerden dinledim. Arkamızı dönüp ağladık, dayanamadık.
📌 Savcı orada, beyan almadan hepsini tutuklamaya sevk ediyor. Özel durumları aktarmak için avukatlar dilekçe vermek istiyorlar, soruşturma savcısı dilekçe almıyorum diyebilir mi? Bir hakim avukatlara “Çıkın dışarı, hepsini tutukladım” nasıl der?
📌Gözaltı sırasında bir doktoru alıp emniyete götürmüşler, hepsine sağlam raporu vermiş. Gözaltı uzayınca mecbur sağlık merkezine götürmüşler ve bu işkence izleri hepsi rapora yansımış. Avukatlar da bizim de olduğumuz duruşmada tüm bu işkence izlerini hakime gösterdiler, tutanak altına da alındı.
📌 Avukat Milletvekillerimiz Sibel Suiçmez ve Mahmut Tanal’la birlikte duruşmalardaydık. İstanbul Barosu insan hakları Merkezi avukatları işkence izlerinin fotoğrafını çekiyorlardı. Polis amiri gelip “Çekemezsiniz” dedi. Deliller kayıt altına alınmasın diye engellemeye çalıştı.
📌 Sen kimsin engelliyorsun, fotoğrafını çekeceğim dedim bir anda ortadan kayboldu, bir daha görünmedi.
#ÇağlayanAdliyesi
@szctelevizyonu@cancoskun
❗Çocuğun ayağı kırılmış, 24 saat içerisinde ameliyat olması gerektiğine dair raporu var ama o halde Sulh Ceza Hakimliğine getirildi ve tutuklandı!
📌 18 yaşında, Türkiye derecesi yapmış çok başarılı bir genç, sinir krizleri geçirdi. Tüm avukatlar ağladı. Annesini, kardeşlerini bir faciada yitirmiş, sadece babası var. Bağırarak “Ben ne yaptım, bir fotoğrafım var mı, bir şey yaptığıma dair tek bir delil var mı? Hakim gerekçesini açıklasın beni neden tutukluyor?” diye haykırdı resmen, tutuklandı!
🔴 Orada bulunan polisler, İstanbul dışından görevlendirmeyle gelmiş polislerdi. 18 yaşındaki bu genç kızın haykırışına karşı içlerinde ağlayan vardı…
🔴 Ayağı kırık cezaevine gönderilemez diye dilekçe yazdı avukatlar ve 7. Kata çıktık beraber. Nöbetçi savcıyla görüşülemiyor. İstanbul Barosu Genel Sekreteri, ben ve dört avukat kendisiyle görüşemedik, ancak bankoda katibine ulaşıp onunla görüştük. Katip savcıya anlatıyor, sonra telefonla bize dönüyor. Savcıyı göremiyorsunuz, böyle bir yargı düzeni olur mu!
❗Avukatlar bu genç şu an sinir krizi geçiriyor, atak halinde bu şekilde cezaevine göndermeyin, en azından hastaneye sevk edin diyeceklerdi sadece, bunu söyleyebilecek bir makam yok!
❗Adalet Bakanı da buna “Adliye” diyor, “İşkence yok” diyor, “Yargımız bağımsızdır” diyor!
❗Bunlar bizim tanıklıklarımız. Lütfen bunları herkes dinlesin.
#ÇağlayanAdliyesi @szctelevizyonu@cancoskun@TC_icisleri@adalet_bakanlik
Tutuklu olduğum “halkı kin ve düşmanlığa kışkırtma” suçunun cezası 1-3 yıl. En üst sınır olan 3 yıl ceza alsam bile, hapishanede şimdi kaldığım kadar kalmam mümkün değil. Oysa 66 gündür iddianamem hazırlanmadan yüksek güvenlikli bir cezaevinde hücrede tutuluyorum.
Tutuklama ile siyasi ceza veriliyor. Her 30 günde bir yapılan tutukluluk değerlendirmesinde tutukluluğum “güçlü suç şüphesi var” denilerek uzatılıyor.
Oysa bırakın suç şüphesini; suçlu olsam/bulunsam serbest kalacağım.
Bu düşman ceza hukuku uygulamasıdır.
Bu haksız, hukuksuz, uygulamayı TÜRK MİLLETİNE şikayet ediyorum.
AK Parti MKYK üyesi ve Üsküdar eski belediye başkanı Hilmi Türkmen, genç bir kadını yalan bilgi ile hedef gösterdi. Yani hem halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaydı hem de kin ve düşmanlığa tahrik etti. Yaptığı ifşa olunca paylaşımı sildi ve iftara gitti. Hakkında soruşturma açılmayacağını, hakkındaki suç duyurusundan sonuç çıkmayacağını bilerek sonra da gidip uyudu.
40 liraya 4 çeşit yemek yiyormuşsunuz, yedirtmem. Yurtdışından uygun fiyata ürün alıyormuşsunuz, aldırtmam. Belediye başkanı seçiyormuşsunuz, seçtirtmem. Cumhurbaşkanı adayı çıkarıyormuşsunuz, çıkarttırmam. Anayasal hakkınızı kullanıp eylem yapıyormuşsunuz, yaptırtmam.
Muharrem İnce, Ankara’da: “Bir çivi, bir nalı kurtarır. Bir nal, bir atı kurtarır. Bir at, bir yiğidi kurtarır. Bir yiğit, memleketi kurtarır.
O yiğit sizsiniz.” https://t.co/ECHE56K3eC
Ankara’da bir protestocu polise seslendi:
“Sık, sık biz utanılacak bir şey yapmıyoruz.”
“Elimizde Türk bayrağı var.”
“Biz Öcalan demiyoruz, Türk bayrağı sallıyoruz.”