256 year ago today, the juggernaut of Absolute Idealism was born. Georg Wilhelm Friedrich Hegel!
Hegel would go on to change the face of the world and philosophy. His thought still remains as vital and important as it was the day he created it.
Happy Hegel Day!
"Bu birlikte kendine-bağımlı içerik koyulmuş, ortadan kaldırılmış bir içeriktir; ama tam bu birlik onun özelliğini ve kendine-bağımlılığını oluşturur; bu başkasına-yansıma kendi içine yansımadır."
Kendine-bağımlı bir içeriğin koyulmuş ve ortadan kaldırılmışlığı onun özelliği ve kendine-bağımlılığını ifade eder sözü kralın tebaadan gelen tanımayla kral olup daha sonra bunu kendi doğal özelliğiymiş gibi görünmesini anlamamızı sağlar. Tam olarak aynı yapıyı meta fetişizminde de görürüz.
Marx, Kapital'in birinci cildinde değer biçimini serimlerken kral-tebaa örneğine başvurur. Ben bu örneğin bilinçli şekilde - ki daha önce de Marx ile ilgili geliştirdiğim düşünceleri okuduysanız - Hegel'in Mantık bilimi isimli eserinin özsel ilişki başlığı altında serimlediği mantıksal yapıyı kurmak için yardımcı anlamda kullandığı ve bunun meta fetişizminin mantığını açıkladığı kanısındayım. Bu örneği Hegel'in felsefi bilimler ansiklopedisi'nde yer alan 135. paragrafının ekiyle de kısaca açıklamak mümkün, ancak mantık bilimi'nin kapsamını düşündüğümüzde kral-tebaa örneği için daha elverişli bir operatör sunduğunu düşünüyorum.
"Aynı zamanda bu kendine-bağımlılıkta göreli bir içeriktir — bütününde yalnızca kendi başkasına yansıma olarak ya da kendi başkası ile bağıntının birliği olarak."
Burada da Hegel beklenen twisti yapıyor: bu kendine-bağımlılığında görelidir. Neden? Çünkü kral kavramı kendi başkasına yansımasında var olabilir, bu da tebaadır. Kendi başkasına olan bağıntısının birliği kral-tebaa ilişkisinin birliğidir. Bu da onun gerçekliğidir.
@grok bu ayrım (äußerliche/äußere Reflexion) açısından Doğan Göçmen’in anlatısını nasıl okursun?
Doğan Göçmen'in anlatısının içeriğinin, dışsal yansıma gereği dışsal bir biçime sıkıştırıldığını ve düşüncenin kendi hareketinin dışına çıkarılarak temsil edildiğini ve buradaki kurgul hareketi içinden değil de onu dışarıdan biçimlendirerek sunduğunu düşündüğümüzde, anlatıya konu olan içeriğin dışsal yansımanın sınırlaması içinde özgürlüksüz bir şekilde oluştuğunu söyleyebilir miyiz? Bu bilgilerden hareketle, h2O analojisinin olumsuzlamanın olumsuzlamasından ziyade toplamsal senteze karşılık geldiğini söyleyebilir miyiz? Son olarak Hegel mantık bilimi'nin önsözü ve girişinde bu konuyla ilgili ne yazmış, onu da alıntıla lütfen.
SENTEZ: YADSIMANIN YADSIMASI
(veya eleştirinin eleştirisi veya olumsuzlamanın olumsuzlanması)
"Hegelci diyalektik felsefeye göre her şeyin bir yadsıması vardır. Bir şeyin yadsınması veya eleştirisi onun olumsuzlanmasıdır diğer bir deyişle.
Mutlulukta öyleyse amaç evrensel doyumdur;ama bu doyum,gerçek bir haz olacaksa,tikel bir şeye bağımlı kalır.İşte burada şu çelişki ortaya çıkar:doyum ancak bir tikellikte bulunabilir;oysa evrensellik karşısında bu tikellik,tam da tikel olması nedeniyle doyurucu bir şey değildir.
Bu tikel biçimde aranan ya da bulunan doyum yeniden yok olup gider.Demek ki kendi tikelliğimde doyum bulmak bir çelişkidir.Bu çelişki önce, tikelin ötekine karşı doyum sürecinde kendini gösterir.Doyum, başka bir doyuma işaret eder;öteki doyum da doyurmaz,çünkü o da tikelliktir.
Buradan sahte/yanlış ihtiyacın nasıl meydana geldiğini anlayabiliriz. Yani öznenin eksikliği kendiliğinden hissetmediğini, bu eksikliğin ona üretilip sunulduğunu, onun da bunu kendi ihtiyacıymış gibi deneyimleyip gidermeye çalıştığını söyleyebiliriz.
Hegel tüze felsefesi derslerinde ihtiyacı ve bunları tatmin etme araçlarının icadı kapsamında bu ihtiyaçların sahip olması gereken kişilerden değil,aksine rahatsızlığı fark edip onu gidermeye çalışan başkalarından kaynaklandığını ifade eder ve ekler:
Sermaye, kadına önce kusurlu ve eksik olduğunu fısıldar, ardından bu sahte eksikliği kapatacak ürünleri (diyet ürünleri, estetik müdahaleler, üyelikler) satar.
icat edenler imalatçılar ve zanaatkarlardır. İhtiyaçların, ihtiyaç sahiplerinin konfor düşkünlüğünden kaynaklanmadığını, aksine, ötekilerin gözünden kaçan rahatsızlıklara/elverişsizliklere dikkat çeken kimselerin kazanç hırsından kaynaklandığını ifade eder.
tabii marx bunu -haklı olarak- kavram eleştirisi gereği farklı konumlandırıyor ancak yöntemsel anlamda salt belgitli yargıyı baz aldığımızda hegel'in marx ile çelişmediği kanaatindeyim. ikisi de aynı yöntemi kullanarak içkin eleştiriyi hedefliyor.