Sayın Çiftyürek, tespitinize büyük ölçüde katılıyorum ama bir noktayı daha açık söylemek gerekiyor.
Mazlum Abdi’nin Şara’nın danışmanı olması “onur kırıcı olacak” değil; eğer bu görevi kabul etmişse, siyasi olarak onursuz bir tercihi zaten kabul etmiş demektir. Yıllarca Rojava’nın başında duran bir komutanın, sonunda karşısındaki merkezi iktidarın atanmış danışmanına dönüşmesini başka türlü tarif etmek zor.
Fakat burada size de bir soru düşüyor: Madem Rojava’daki özerk kurumların tasfiye edildiğini, tek devlet ve tek ordunun tamamlandığını ve Mazlum Abdi’nin geldiği noktayı bu kadar ağır değerlendiriyorsunuz, sizin de DEM Parti ile siyasi ittifakınızı gözden geçirmeniz gerekmiyor mu?
Mazlum Abdi’ye “bu görevi alma” demek yetmez. Bu süreci savunan veya meşrulaştıran siyasi çizgiye karşı da açık tavır koymak gerekir.
Yoksa tasfiyeye karşı çıkıp tasfiyeyi savunanlarla aynı siyasi zeminde yürümek ciddi bir çelişki olarak kalır.
🔴DEM Parti’li Çiftyürek: Özerklik tasfiye edildi
📌 Çiftyürek’ten Şam yönetimine sert eleştiri.
📌 Çiftyürek, “Mazlum Abdi’nin danışman olması onur kırıcı” dedi.
📌 Çiftyürek: Kürtlerin anayasal olarak tanınması şart.
📌 Kürtçe eğitim hakkı için “kırmızı çizgi” vurgusu.
📌 Mazlum Abdi artık Şara’nın Cumhurbaşkanlığı danışmanı.
@canbegyekbun
https://t.co/McNuUE0vrT
Suriye devletinin Kürtçe kararnamesi tam bir komplo. Kürtler kessinlikle bu kararnameyi açık bir şekilde red etmeli.
Rojava’da yıllardır verilen Kürtçe eğitime açık bir komplodur.
"Kürtler Şam'da" sloganı bir zafer alameti ve işareti değildir. Tam tersi de okunabilir. Mesele Kürtlerin Şam'da, Bağdat'ta, Tahran'da veya Ankara'da olması değildir. Asıl mesele Kürtlerin Erbil, Amed,Muhabad ve Kamışlo'da olmasıdır. Yoksa TC kuruluşundan beri Kürtler Ankara'da!?
Bir Halkın Statüsü Danışmanlık Koltuğuyla Ölçülmez
“Danışman” kelimesinin sözlük anlamı basit: Bir konuda görüşüne başvurulan, karar makamına bilgi ve öneri sunan kişi.
Danışman karar makamı değildir. Cumhurbaşkanına ortak değildir. Kendisine ayrıca yetki verilmedikçe devlet politikası belirleyemez, bağımsız emir-komuta yetkisi kullanamaz.
Bu nedenle Mazlum Abdi’nin Ahmed Şara’nın danışmanı yapılmasını “Kürtler Şam yönetimine ortak oldu” diye pazarlamak gerçekle bağdaşmıyor.
Mesele Mazlum’un Kürt olması da değil. Bir devlet başkanının yanında Kürt bir ismin bulunması, Kürtlere siyasi statü verildiği anlamına gelmez. Türkiye’de de devletin en üst makamlarında Kürt kökenli siyasetçiler ve bürokratlar bulundu. Cevdet Yılmaz bugün Erdoğan’ın danışmanı bile değil, Cumhurbaşkanı Yardımcısı; yani danışmanlıktan çok daha güçlü bir makamda. Peki bu, Bakur’daki Kürtlerin anayasal veya kolektif siyasi statüye kavuştuğu anlamına mı geliyor?
Elbette hayır.
Aynı ölçüyü Rojava için de kullanalım.
Dün Mazlum Abdi’nin ağırlığı unvanından değil, arkasındaki bağımsız askerî güçten geliyordu. DSG Genel Komutanı olarak Şam’la müzakere ediyordu. Bugün ise Şara tarafından atanmış bir Cumhurbaşkanlığı danışmanı.
Aradaki fark küçümsenecek gibi değil.
Üstelik danışmanlık, onu atayan makamın iradesine bağlı bir görevdir. Şara bugün kararnameyle atadı; yarın siyasi dengeler değişir, işine gelmezse yine bir kararnameyle görevden alır. Halk diliyle söyleyelim: Bugün koltuğu verir, yarın kulağından tutup kapının önüne koyar. Çünkü o koltuk Mazlum Abdi’nin Rojava’dan aldığı bağımsız bir yetkinin değil, Şara’nın yaptığı atamanın sonucudur.
Bir Kürdün Şam’da makam sahibi olması başka şeydir; Rojava’nın anayasal ve kurumsal statü sahibi olması başka.
Kürtlerin sorması gereken, Şara’nın sarayında kaç Kürt bulunduğu değil; Kürtlerin kendi topraklarında hangi siyasi ve hukuki yetkiye sahip olduğudur.
#Rojava #MazlumAbdi #Kürdistan #Kürtler #Suriye
Bir dost eleştirisi olarak:
Suriye’de Kürtler ile merkezi hükümet arasındaki sorunun çatışma zemininden siyasi zemine çekilmesi elbette olumludur. Demografik, topoğrafik ve lojistik asimetri bu durumun başarı olarak görülmesine yeter
Gelinen noktada, eski döneme kıyasla, Kürtlerin varlığının resmen kabul edilmesi, fedakarca yürütülen mücadelenin başarısıdır. Lakin alınması gereken hayli mesafenin olduğu da tartışmasızdır
Bu şartlarda, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed gibi sembol isimlerin, memuriyet sayılabilecek makamlara atanmayı kabul etmeleri, ister istemez kendilerini atayanlar ile aralarında hiyerarşik ilişkiye razı oldukları anlamını gelir. O yüzden kendi önerecekleri isimleri o makamlara göndermeleri, kendilerinin ise siyasi zeminde kalarak alınması gereken mesafenin kat edilmesi için iktidar ile siyasi zeminde, onların eşiti olarak mücadele etmeleri kanaatimce daha uygun olurdu
İnsan haber yapmaya utanır bunu. Kürtlerin yıllardır kendi dilinde eğitim verdiği bir yerde Kürtçeyi haftada üç saatlik derse indirmenin adı kazanım değil, açıkça gerilemedir. Eğitim dili Arapça oluyor, Kürtçe ise yabancı dil muamelesi görüyor.
Bir yıl önce Rojava’nın tamamında eğitim dili Kürtçe’ydi ve okullar, üniversiteler Kürtçe eğitim görenleri mezuniyet törenleri ile mezun ediyordu. Şimdi seçmeli Kürtçe dersi verecek yeteri kadro var mı yok mu onu haberleştir moron gazeteci!!
Haberin doğrusu:
Suriye Eğitim Bakanlığı Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Kürtçe haftada üç kez öğretilecek bir ders haline getirilirken, tamamen Kürtçe olarak verilen eğitim sonlandırıldı. Kürtler Araplaştırılacak. Gazetecilik ahlakıyla oynamayın en azından
He was a leader in the most brutal terrorist organizations in the Middle East and had a $10 million bounty on his head, but what does that matter now that he paid for coffee with a credit card?
A hypocritical world
SAYIN METİNER, BARIŞ KÜRDÜN SUSMASI DEĞİLDİR
Sayın Metiner,
Öcalan posterleri konusunda size katılıyorum. Ben Öcalan’ı Kürtlere ağır bedeller ödetmiş, sonunda Kürtlerin siyasal alanını daraltan bir çizginin baş aktörü olarak görüyorum. Bugün gelinen noktada onun söyledikleriyle devletin yıllardır istediği bazı sonuçların bu kadar üst üste düşmesi de ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur.
Sizin yazınızdaki asıl problem şu: PKK’nin bitirilmesiyle Kürt meselesinin de bitmesini, hatta Kürde ait kamusal görünürlüğün giderek daralmasını neredeyse aynı şey gibi anlatıyorsunuz.
Asker annesi annedir. Elbette annedir. O annenin acısını küçümsemek vicdansızlıktır. Ama Kürt annesi anne değil midir?
Son günlerde geçmiş yıllarda ölmüş yüzlerce Kürt gencinin isimleri açıklanıyor. Bazı aileler çocuklarının ölümünü yıllar sonra öğreniyor. Bazısının mezarı yok. Bazısının cenazesi yok. Bazısının toprağa verecek bir tabutu bile yok. Belki bir kemiği dahi yok.
Şimdi o anne üç gün ağlayacak, insanlar evine gidip başsağlığı dileyecek diye buna “Habur yanlışlığı”, “sabotaj” ve “müdahale kaçınılmaz olur” mu diyeceğiz?
Öcalan posteri açılmasına itiraz edin. Ben de ederim. Şiddeti öven konuşmalara da itiraz edin. Ama bir annenin yasını, bir ailenin taziyesini suç alanı gibi göstermeyin. Cenazeye sahip çıkmakla propaganda yapmak aynı şey değildir.
Sonra Amedspor’a geliyorsunuz.
“Amedspor sadece bir spor kulübüdür” diyorsunuz. Elbette siyasi parti değildir. Ama dünyada spor kulüplerinin şehirlerle, halklarla ve kimliklerle bağ kurması kadar doğal ne var?
Barcelona Katalan kimliğiyle anılıyor. Athletic Bilbao Bask kimliğiyle anılıyor. Bu kulüpler yalnızca 11 futbolcudan ibaret görülmüyor; tarih, şehir, dil ve kimlikle bağları herkesçe biliniyor. Kimse bundan dolayı “İspanya bölünüyor” diye ayağa kalkmıyor.
Peki Amedspor Kürtlerle anılınca neden birden “tehlikeli siyaset” oluyor?
“Kürt şehri”, “Kürt bölgesi”, “Kürt takımı” gibi ifadelerden vazgeçilmesini istiyorsunuz.
Neden?
Türkiye’de “Türk milleti”, “Türk devleti”, “Türk futbolu”, “Türk şehri” denildiğinde sorun yok da Kürt kelimesi bir şehrin, bölgenin veya takımın önüne geldiğinde neden süreç zehirleniyor?
Zonguldak’ta Kürt işçilere yönelik saldırı tartışılırken “Kürt” denmesini sorunlu buluyorsunuz. Amedspor’un Kürt kimliğiyle anılmasını sorunlu buluyorsunuz. Kürdistan kelimesini sorunlu buluyorsunuz. Taziyeyi sorunlu buluyorsunuz. Cenazede hangi sözün söyleneceğine kadar sınır çiziyorsunuz.
Sayın Metiner, insan burada ister istemez soruyor:
PKK bittikten sonra sırada Kürtlüğün kamusal görünürlüğü mü var?
Çünkü ortaya çıkan tablo giderek şuna benziyor:
Silah olmayacak. Tamam.
Ama Kürt şehri de denmeyecek.
Kürt bölgesi denmeyecek.
Kürt takımı denmeyecek.
Kürdistan denmeyecek.
Kürt annesi yas tutarken çoğunluğun hassasiyetini hesaplayacak.
Kürt siyaseti kendi halkının acısını anlatırken kelimelerini tartacak.
Bunun adı barış olamaz.
Bir de “müdahaleler kaçınılmaz hale geldiğinde şikâyete hakları olmaz” diyorsunuz.
Bu cümle barış dili değildir. Bu, “bizim çizdiğimiz sınırları aşarsanız devlet müdahale eder, sonra da şikâyet etmeyin” demektir.
Demokratik siyaset yalnızca mevcut yasaya itaat etmek değildir. Demokratik siyaset aynı zamanda yanlış yasayı eleştirmek, değiştirilmesini istemek, daha fazla özgürlük ve eşitlik talep etmektir.
PKK ayrı şeydir, Kürt halkı ayrı şeydir.
Öcalan ayrı şeydir, çocuğunun mezarını bile bilmeyen Kürt annesi ayrı şeydir.
PKK’nin ortadan kalkması Kürt meselesini ortadan kaldırmaz. Tam tersine silah bahanesi ortadan kalktığında Kürtlerin dili, kimliği, siyasi temsili, yerel yönetimleri, anayasal eşitliği ve yaşama hakkı daha açık konuşulmalıdır.
Barış, Kürdün susması değildir.
Barış, Kürdün silahsız ama diliyle, kimliğiyle, tarihiyle ve acısıyla özgür yaşayabilmesidir.
#KürtMeselesi #MehmetMetiner #Amedspor #Kürdistan #Barış #amedspor #apo #pkk
هذا التعيين إهانة واضحة وليست مكافأة.
مظلوم عبدي خاض حرباً طويلة وقاسية ضد الجهاديين وداعش لسنوات، ونجح فيها بالتحالف مع الأمريكيين، وقدم آلاف الشهداء، وسيطر على مناطق واسعة، ثم حلّ قسد ودمج قواته في مؤسسات الدولة.
بدلاً من أن يُعيَّن وزيراً للدفاع لضمان دمج حقيقي وناجح لقسد، وللتأكد أن الجيش السوري الجديد ليس مبنياً على حركات جهادية سابقة بل على وطنية سورية خالصة، يُمنح منصب مستشار شكلي بلا صلاحيات ؟
هذا القرار من أحمد الشرع يكشف أن من حاربوا التكفيريين فعلاً يُبعَدون عن مفاصل القوة، بينما تبقى وزارة الدفاع والقرار العسكري بيد من جاؤوا من خلفية جهادية. تعيين عبدي وزيراً للدفاع كان سيكون الضمان الوحيد لبناء جيش وطني حقيقي، لا جيشاً يعيد إنتاج نفس العقلية الجهادية.
#SANA
#Syria
@MazloumAbdi
مدير المرصد السوري لحقوق الإنسان: طموحات الشعب الكردي لم يتحقق منها حتى 10% ومحاولة لإظهار القضية الكردية وكأنها حُلّت
🔴 لو رفض مظلوم عبدي الضغوط الأمريكية لكان اليوم مصنفاً إرهـ ـابـ ـياً
🔴 اليوم بات الإرهـ ـابـ ـي ديمقراطياً وصاحب حق.. بينما أصحاب الحقوق ما زالوا يبحثون عن حقوقهم
🔴 60% من أكثر من 1.1 مليون مشارك أكدوا أن الخطوة لا تلبي طموحات الشعب الكردي
🔴 محاولة لفصل مظلوم عبدي عن شارعه الكردي وإقناع العالم بأن القضية الكردية انتهت
🔴 تصنيفات الإرهـ ـاب الدولية تُرسم وفق المصالح السياسية لا وفق أفعال الإرهـ ـابيـ ـين
🔴 لن نسمح بعد اليوم أن تنسوا شهـ ـداءكم.. رسالة الخزنوي حاضرة في مواجهة محاولات طيّ القضية الكردية
🔴 دمـ ـاء الشعب الكردي وحقوقه الدستورية لا يمكن اختزالها بمنصب أو تسوية سياسية عابرة
Kürtler daha önce petrolü, barajları, sınır kapılarını ve havalimanını vermişti. Yetmedi. Şimdi ise ordularını lağvettiler ve şeriatçı Şam'a “demokratik entegre” oldular. Karşılığında ise bir kararname ve bir yıllık takvim aldılar. Mazlum Kobani, Mazlum Abdi oldu ve şimdi Şam'a taşınıyor. Kendi tercihiyle değil, anlaşmanın şartı olarak. "Kürtçe resmî dil oldu" haberleri yanıltıcı, devletin adı hâlâ Suriye Arap Cumhuriyeti ve anlaşma iki yıl sonra ne olacağına dair tek kelime etmiyor. Bir metnin ne söylediğine değil, neyi söylemeyi ihmal ettiğine bak.
Ana dili Kürtçe olan çocuklar için haftada üç saat Kürtçe egitim kabul edilemez. Ben okulda üçüncü dilim olan Fransizcayi bile haftada dört saat gördüm ve buna ragmen dile tam anlamiyla hakim degilim. Burada kastettigim sadece günlük konusma düzeyinde dili bilmek degil; düsünme biçiminin, kavramlarin, kültürel ve toplumsal referanslarin o dil üzerinden kurulabilecegi bir hakimiyetten söz ediyorum. Haftada üç saatle bu mümkün degil. Korkunç bir anlasma. Bunun açiklanacak ya da güzellenecek bir yani yok.
12 Sale zimanê Kurdî ji dibistana seratî heya zanîngehê wek zimanê perwerdê tê xwandin!
Gelo piştî ev qas salan çima zimanê kurdî bi çend demjimêr û dersan ve tê sînor kirin?
Ev nivşên van 12 salên dawî ku bi zimanê xwe xwandin, kutabûn û tevlî civakê bûne çi kêmasîya wan heye ku niha ev rêbaze û rêgehe tê guhartin.
An jî çi kêmasîya kurdan û kurdî ji Ereban û Erebî heye?
Piştî ev qas têkoşîn û berdêlan mirov çawa vê kêmasîyê rabike û bêpejirîne!
Ji bo xatira pakrewanên Kurdistanê qet nebe perwerda bi zimanê zikmakî biparêzin.
#Rojava
@MazloumAbdi@ElhamAhmadSDC
Rojava’dan Geriye Makamlar Kaldı
Şu iki belgeyi yan yana koyun. Sonra yıllardır anlatılan “Rojava devrimi”, “tarihî kazanımlar”, “demokratik özerklik” ve son günlerde pazarlanan “onurlu entegrasyon” sözlerini bir kez daha düşünün.
Birinci belgede Ahmed Şara’nın imzası var. Mazlum Abdi, Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atanıyor.
Dikkat edin: Rojava’nın temsilcisi değil. Kürtlerin anayasal statüsünün güvencesi değil. Özerk bir yönetimin eş başkanı değil. Federal bir bölgenin yetkilisi değil.
Şara’nın danışmanı.
İkinci belge daha ağır. Üstünde yine kocaman “Suriye Arap Cumhuriyeti” yazıyor. Eğitim Bakanlığı Kürtçenin çerçevesini belirliyor. Belgede Kürtçe, Kürtlerin kendi coğrafyasında temel eğitim dili olarak güvenceye alınmıyor. Haftada üç ders Kürtçe ve bir etkinlik dersi öngörülüyor. Müfredatın ipleri de Şam’ın elinde.
Yıllarca Rojava’da Kürtçe okul açacaksınız, çocukları Kürtçe okutacaksınız, üniversitelerde Kürtçe bölümler kuracaksınız; sonra bütün bunların sonunda Şam size “haftada üç saat Kürtçe okuyabilirsiniz” diyecek ve siz buna kazanım diyeceksiniz.
Daha birkaç gün önce Mazlum Abdi, Kürtçenin seçmeli ders seviyesine düşürülemeyeceğini söylüyordu.
Peki bu belge nedir?
Mazlum Abdi’nin kendisine makam var, ama Kürtçeye eğitim dili güvencesi yok.
Sîpan Hemo’ya Suriye askeri sistemi içerisinde makam var, ama bağımsız DSG yok.
İlham Ahmed’e Şam siyasetinde yer açılması konuşuluyor, ama bağımsız Özerk Yönetim yapısı tasfiye ediliyor.
Kürt yöneticilere sandalye bulunuyor; Kürtlerin sandalyesi ortadan kaldırılıyor.
Trajedinin özü tam burada.
Bir halkın 15 yıllık siyasi ve askerî birikimini birkaç kişinin Şam’daki kariyerine dönüştürüp buna “entegrasyon” diyemezsiniz. Devlet kurumlarına katılan kişilerin unvanlarını gösterip Kürtlerin statü kazandığını da söyleyemezsiniz. Çünkü statü kişiye verilmez; halka ve coğrafyaya tanınır.
Mazlum yarın görevden alınabilir. Sîpan’ın görevi değiştirilebilir. İlham’ın koltuğu bitebilir.
Peki Kürtlerin dokunulamaz anayasal güvencesi nerede?
Rojava’nın siyasi statüsü hangi maddede?
Kendi parlamentosunun yetkisi nerede?
Kendi güvenlik gücünün anayasal güvencesi nerede?
Kürtçenin eğitim dili olduğuna dair bağlayıcı hüküm nerede?
Bunların yerine elimizde ne var?
Bir tarafta Şara’nın Mazlum Abdi’yi danışman yapan iki maddelik kararname.
Öbür tarafta Şam’ın Kürt çocuklarına Kürtçeyi kaç saat okuyabileceklerini bildiren Eğitim Bakanlığı kararı.
Bundan daha acı bir siyasi fotoğraf zor bulunur.
Dün Şam’ın Rojava’da ne yapacağı tartışılıyordu. Bugün Şam, Rojava’nın eski komutanına görev veriyor ve Kürt çocuğunun Kürtçeyi haftada kaç saat okuyacağını belirliyor.
Buna zafer deniyorsa yenilginin tarifini gerçekten merak ediyorum.
Ve asıl hesabı Mazlum Abdi, İlham Ahmed, Sîpan Hemo ve bu süreci “tarihî başarı” diye pazarlayanlar vermeli:
Siz makam kazandınız. Peki Kürtler ne kazandı?
Çünkü şu iki kâğıda baktığımda Rojava’nın kazandığı bir statü göremiyorum.
Rojava’nın kurumsal gücünün Şam’a devredildiğini, karşılığında Rojavalı yöneticilere Şam’da makam dağıtıldığını görüyorum.
Bunun adı başarı değil.
Bir halkın kazanımlarını yöneticilerinin özgeçmişine çevirmektir.
#Rojava #Kürtler #Kürtçe #MazlumAbdi #DSG #Suriye
Çok ayıp utanç duyuyorum😞, 14 yıldır ana okulundan üniversite mezuniyetine kadar kürtçe eğitimin yapıldığı bir yerde şimdi haftada birkaç saatlik seçimlik kürtçe dersi bir çok kişi ve haber kanalı tarafından büyük bir kazançmış gibi gösterilmektedir. Çok büyük bir ayıp ve utanç Kürtler için