Başıboş hayvan besiciliği bir biyoterör faaliyetidir. Aras Kargo bir an önce bir özel bakımevi kurup, sahiplenip çiplettiği hayvanlara burada bakmalıdır. Halk sağlığını hiçe sayan, kanunlara aykırı bu tavrı için ivedilikle inceleme yapılmalıdır.
@TC_icisleri@TCTarim
Nikola Tesla’yı günümüzde araba üretiyor zanneden bu zeka abidesine sarayda 10 yıl boyunca ne danıştılar acaba?
Devleti yönetenlerin vizyonu bu kadarken ülkenin batması şaşırtıcı değil.
"Casus belli" kararı ile ilgili önemli bir noktaya dikkat çekmek isterim:
Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni 1 Haziran 1995'te parlamentosunda onaylaması ve Ege Denizi'nde karasularını 12 mile çıkarabileceğini ilan etmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi, 8 Haziran 1995 tarinde tüm partilerin imzasıyla tarihi bir karar aldı. Bu karar, kamuoyunda "casus belli" olarak bilinmektedir. Halbuki kararın içeriğinde "casus belli" yani "savaş nedeni" ifadesi yer almamaktadır. Ancak dikkat çekeceğim nokta bu değildir.
Kararda şöyle deniliyor: "Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yunanistan Hükümeti'nin Lozan'la kurulmuş dengeyi bozacak biçimde Ege'deki karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı almayacağını ümit etmekle birlikte, böyle bir olasılık durumunda, ülkemizin hayatî menfaatlarını muhafaza ve müdafaa için, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne, askerî bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere, tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar vermiştir."
İşte bu karar, son 30 senede Yunan tarafının bir maceraya kalkışmasını önlemiş, Ege'de barış ve huzura büyük katkı sağlamıştır.
Geçen günlerde ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Yunan Ta Nea gazetesinin kararla ilgili sorusuna ilginç bir yanıt vererek "Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1995 yılında yaptığı bir açıklamadır; bir yasa değildir." dedi.
Nitelim 7 Nisan 2005'te dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç da benzer bir açıklama yapmış, "Biliyorsunuz 1995’te bir Meclis kararı vardı. Bu yüzden dostluk ortamı kurulamadı. Ben baktırdım, bu bir karar bile değil. Biri, ‘Oylatalım’ demiş, Kamer Genç oylatmamış bile. Buna bir bakmak lazım." demişti.
Bu açıklamalar üzerine Eski TBMM Başkanvekilimiz Sayın Hasan Korkmazcan'la konuştum. Söz konusu 95 Kararı'nın altında ANAP Grup Başkanvekili olarak imzası vardı. Arınç'ın "oylanmadı" sözlerinin doğru olmadığını, bizzat kendisinin oylamadan önce tüm grupları gezerek kararı imzalattığını, oylama sırasında da tüm salonda alkışlar ve tezahüratlar eşliğinde tam bir birlik oluştuğunu ve kararın kabul edildiğini anlattı. Ancak anlatmak istediği bu değildi. Bilgi ve tecrübesiyle çok daha önemli bir ders verdi. Özetle dedi ki;
- Meclis kararları, kanunlardan daha az bağlayıcı veya daha etkisiz işlemler değildir. Kanunlarla Meclis kararları arasında bir üstünlük ilişkisi yoktur.
- Üstelik kanunlar cumhurbaşkanı tarafından yeniden görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderilebilir ve Anayasa Mahkemesince iptal edilebilir. Meclis Kararları ise geri gönderme yetkisine ve Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi değildir.
- 1995'te ortaya konulan parlamenter iradenin geri alınması veya değiştirilmesi için bugün TBMM'nin toplanarak aynı usulle yeni bir irade ortaya koyması gerekir.
- Hükûmetler değişebilir, dış politika tercihleri farklılaşabilir; ancak yürütmenin tek taraflı açıklaması, TBMM'nin daha önce ortaya koyduğu iradeyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Meclis'in 1995'te Ege konusunda benimsediği ortak tutum, yeni bir parlamenter iradeyle açıkça değiştirilmediği sürece tarihî ve kurumsal varlığını korur.
- Dolayısıyla bunun bir yasa olmaması, TBMM iradesini sakatlamaz. Karar son derece kuvvetlidir. Hafifletmeye çalışmak nafiledir. Bu karara sahip çıkmak gerekir.
Aşiretten, kan davasından, 7 erkek kardeşten, töreden, mahalle baskısından, şafii şıhlardan İzmir'e kaçıp burada Kemalizm eleştirisi yapan Batmanlı Zilan öfkesi.
Orman cayır cayır yanarken🔥
“Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla müdahale ediyoruz” diyen Bakanı hatırlayın...
Yangına su sıkarken bile sorumluluk almaktan çekinen anlayış...
Milyarlarca dolarlık fon vurgununu durduracak cesareti nereden bulsun?⛔️
İşte size başkanlık sistemi!
Afganista'da kızların okuması yasaklanınca sesi çıkmayan.
Azerbaycan'da okullarda türban yasaklanınca, ''Müslüman kızların eğitim hakkı'' yaygarası yapan canlı türüne, Biz kısaca ''Siyasal islamcı'' diyoruz...
📌Ertuğrul Özkök’ün muhteşem Kemal Kılıçdaroğlu analizi....
***
"1986 yılından bu yana profesyonel gazeteci olarak siyaseti izliyorum.
Hayatım boyunca bu kadar sinsi bir siyasi konuşma görmedim.
***
Bir yıldan fazladır, tartışmalı iddianamelerle içerde yatan yüzlerce partili arkadaşını böyle üç cümlede müebbete mahkûm eden bir egoizme tanık olmadım.
Milyonlarca vatandaşa böyle geri zekâlı muamelesi yapan bir siyasetçi de görmedim.
***
Ona 13 seçimde oy veren vatandaşlarına, onu genel başkanlıkta bu kadar uzun süre tutan partili arkadaşlarına bu kadar geri zekâlı muamelesi yapmış bir genel başkan çıkmadı.
***
Ne CHP’de ne de başka bir partide, ihtirası yüzünden kendini, kendi iradesi ile bu kadar aşağılara indiren bir siyasi figüre rastladım.
***
İnsanlar iki türlü yaşlanırlarmış. Ya bilgeleşerek ya da habisleşerek...
***
Hayatım boyunca ikisini de gördüm de; bu kadar hezimetten sonra, hâlâ, bu kadar habisleşen bir siyaset emeklisini hiç görmedim...
***
Sinsi; ama, niyetini saklayamayan bir konuşma...
***
Konuşmayı kim hazırladıysa, dünya sinsilik ve habislik tarihine bir baş eser kazandırdığından emin olmalı.
***
•Sinsi!
diyorum ama; zannetmeyin ki, zeki bir belâgat…
Kötü niyetini saklayamayacak kadar da beceriksiz…
***
Arkadaki niyet ve ihtiras her tarafından sarkıyor, sırıtıyor, akıyor…
***
Güya; CHP’li seçmene sesleniyor.
Yuttuk mu o bakışları ve belâgati?
***
Taammüden hazırlanmış bir tuzak ve onun üzerinde sarkan elbise gibi duran demode bir belâgat…
***
Nasıl da kendinden emin!…Nasıl da dürüstmüş gibi bir eda, bir hâl, bir tavır…
***
Ama; hiçbiri sahici değil, hepsi miş gibi…
Lime lime sarkıyor…
***
Güya; CHP’ye oy veren insanlara sesleniyor…
Dürüstlük, temizlik, arınma…
Ne hoş kelimeler değil mi?
Ama; bir dakika!…
***
Sayın 13 seçim kaybetmiş eski genel başkan; siz bizi geri zekâlı zannedebilirsiniz, ama; biz sizin zannettiğiniz kadar saf ve aptal değiliz.
Üstelik 13 kere hüsrana uğratılmış insanlarız biz!…
***
2017 referandumunda, daha sandıklar kapanmadan, sizin suskunluğunuzla değiştirilmiş bir rejimde yaşayan vatandaşlarız…
***
Artık yutmuyoruz o şehvetli belâgati.
***
Siyasetin s harfinden nasibini almış biri; asıl adresin kimler olduğunu anlar.
Çünkü sırıtıyor...
***
O nedenle; siyasetin s harfinden nasibini almış herhangi bir vatandaş, bu sinsi ve beceriksiz konuşmanın asıl muhatabının kendileri olmadığını anında anlamıştır…
***
Üstelik; asıl adresin neresi, kimler olduğu öyle besbelli öyle sırıtıyor ki!…
***
Biri; CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarına dava açmış Silivri savcı ve hakimleri, öteki de CHP’ye kurultay davası açan savcı ve hakimler.
***
Ne diyor o iki adrese?
***
Silivri savcı ve hakimlerine, •İmamoğlu ve arkadaşlarını içeri atmakta haklısınız.
Ortada adaletsiz bir durum yok!
Sonuna kadar gidin!
diyor…
***
Ya kurultay savcı ve hakimlerine?
•Siz çıkarın mutlak butlan kararını, ben partinin başına geçmeye hazırım…
***
Aynen böyle diyor, halkın yüzde 50’sine hayatının en büyük düş kırıklığını yaşatmış emekli siyasetçi...
***
Karşımızda inanılmaz bir karakter var...
***
13 kere seçim kaybetmiş…
14. kere de kaybetmeye azmetmiş...
***
Üstelik; toplumun yüzde 50’sine, belki de hayatlarının en büyük siyasi hayal kırıklığını yaşatmış bir siyasetçi…
***
Sokağa bile çıkamıyor ama; bir YouTuber olarak, ofisinin bir köşesinden düğmeye basıyor.
Belli ki; kendi kendine sefer görev emri çıkarmış.
CHP’yi bölecek ve bir seçim daha kaybettirecek.
***
Henüz savunmasını bile yapmamış partili arkadaşlarına suç etiketi yapıştırıyor.
***
Gözünü öyle ihtirası bürümüş ki; hukukun en basit ilkesi olan masumiyet karinesini bile unutmuş!...
İhtirası o kadar büyük ki; partisinin seçilmiş başkanlarına yapılanları meşrulaştırmak için, neredeyse, bir siyasi itirafçıdan bile ağır ruh haline girmiş.
***
Partili arkadaşları hakkında, henüz Silivri hakimleri bile kararını vermeden, o kararını vermiş, cezasını kesmiş, infaza gidiyor.
***
Dünyanın en pahalı etini yiyoruz. Avrupa ve Amerika'dan iki kat daha pahalı kırmızı et. Halkın alım gücü ise düşük. Buna rağmen devlet barınaklara milyonlar harcayarak bize hiç bir getirisi olmayan köpek besliyor.
Sanayi devi Almanya'da ülkedeki barınak kapasitesi sadece 16bin. Dolunca uyutuyorlar. Bizde her şehirde 16bin kapasiteli barınak var. Süpergüç Amerika her yıl 300bin köpeği uyutuyor.
Bazen anlamak mümkün değil. Millet gerçekten büyük sınav veriyor.
Adama bak ya, namaz konusundaki görüşünden dolayı birinin kafasını kesmekle tehdit ediyor!
"Dinde tek kaynak Kuran" diyenlerin topluma ne kadar büyük faydası olduğunu anlamak için tek başına bu örnek bile yeter.
Şayet İslam, hakim geleneğin anladığı gibi anlaşılsa ve bunların eline yeterli güç geçse, sırf inançlarından ve fikirlerinden dolayı insanları çatır çatır keserler. Üstelik dahasını da yaparlar ama buraya yazmayayım.
Peki bu tür tehditler ciddi/yakın bir tehlike mi? Yoksa kendini bilmez bir kaç tipin saçmalamaları mı?
Bir açıdan bakıldığında, toplumun büyük bölümü, (adını koymasa bile) İslam'ı birçok konuda "dinde tek kaynak Kuran" diyenlerin savunduğu gibi anlıyor ve yaşıyor. Hatta bize karşı olan gelenekselcilerin önemli bir kısmı bile sözle şiddetle karşı çıktıkları görüşlerimizi fiilen uyguluyorlar.
Ama meseleye bir de diğer açıdan bakalım.
Toplumun din anlayışı değişti ama geleneksel dini otoritenin gücü ve etkisi aynı oranda kaybolmadı. Aksine karmaşık siyasi ve sosyolojik nedenlerden dolayı, eskisinden güçlü oldukları alanlar var.
İşte asıl tehlike de burada!
Çünkü bugün toplumun büyük çoğunluğunun kabul etmeyeceği bir zulüm, yarın uygun koşullar oluştuğunda yine din adına uygulamaya konabilir.
İran malum, Afganistan'a bir bakın. Kadın ve erkeği toplumsal hayatta ayırmak yanlıştır dedim diye beni eleştiren gelenekselciler var mesela. Adamların hayalindeki Türkiye, kadın ve erkeğin ayrı olduğu bir hayat.
Üstelik tehlike yalnızca bu zihniyetin bir gün yönetimi ele geçirmesi de değil. Bunun için iktidara gelmeleri gerekmiyor.
Konca Kuriş'i hatırlayın.
Kadınların erkeklerle birlikte namaz kılabileceğini, Kuran'da kadınların başlarını örtmelerini emreden bir hüküm bulunmadığını savunan bu kadın, 1998'de Türkiye Hizbullahı tarafından kaçırıldı ve vahşice katledildi.
Bugün onun savunduğu görüşlerin pek çoğunu dile getiren sayısız kadın var. Hatta bu görüşlerin bir kısmı artık sıradan Müslümanlar tarafından bile yadırganmıyor.
İşte bu değişimde, yıllardır her türlü hakarete, aşağılamaya ve tehdide rağmen geleneksel dini otoriteyi sorgulayan insanların payı büyük.
Bu yüzden biz "dinde tek kaynak Kuran" diyenlerin mücadelesi yalnızca teorik bir teolojik tartışma değil.
Bu mücadele, insanların inançları ve fikirleri yüzünden öldürülmediği, din adına kimsenin başkalarının hayatı üzerinde tahakküm kuramadığı bir toplum mücadelesi aynı zamanda
@fatih_ergenekon@Mollazade_57
İstanbul Barosu seçimlerini milli-üniter-laik devlet modeli ve Atatürkçü Türk milliyetçiliği kazanmıştır. Tebrikler Ümit Hocam…@umitkocasakal_@istbarosu
Tevbe 9:71 "Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır..." şeklinde başlar.*
Arapça bilenler detayı fark etmiştir. Aslında ayet "müminler birbirlerinin dostlarıdır" şeklinde olsaydı da sonuç değişmezdi. Çünkü Arapçada kadın-erkek karışık topluma eril dille hitap edilir.
Mesela Kuran'da "Müminler kurtulmuştur" denince kadın-erkek tüm Müminler anlaşılır. Bu nedenle Tevbe 9:71'de kadınların ayrıca vurgulanmasının hikmeti üstünde düşünmekte fayda var.
Mesela "DOST olmak nasıl bir şey?" diye düşünebiliriz.
Günlük hayatta erkek ve kadını kesin sınırlarla ayırırsanız, haremlik-selamlık uygularsanız mesela, nasıl dost olacak kadın ve erkek? Birbiriyle görüş(e)meyen insanlar dost olabilir mi?
Ya ayetin devamı? Dost olan Mümin erkekler ve Mümin kadınların, birbirlerine "iyiliği emrettikleri, kötülükten alıkoydukları..." söyleniyor mesela ayetin hemen devamında.
Kadın erkekle, erkek kadınla görüşemeyecekse nasıl yapacaklar bu?
Evet, hakim geleneğin pek çok şeyi yanlış anladığını biliyoruz. Ancak bana kalırsa bu yanlış hükümler içinde toplumsal hayata en büyük zararı veren, kadınla erkeğin birbirinden ayrılmasıdır. Geçmişte bunun bedelini kadınlar çok daha ağır ödedi ve bugün de hala ödüyorlar. Çünkü bu ayrımın pratik sonucu, kadının eve hapsedilmesidir. (Bkz. Afganistan)
Ama kaybeden yalnızca kadınlar değil. Kadını hayattan dışlarsanız bundan erkekler de zarar görür.
Neyse ki zamanın ruhu hakim geleneğin pek çok hükmünü uygulanamaz hale getirdiği gibi, haremlik-selamlık anlayışını da büyük ölçüde hayatımızdan çıkardı.
Ancak zihni hala geçmişte yaşayan bazıları, bu ayrımı yeniden topluma dayatmaya çalışıyor. Üstelik bunu din adına, Allah'ın emriymiş gibi yapıyorlar.
O halde bize düşen şu basit soruyu sormak:
Allah'ın birbirine dost ilan ettiği kadınlarla erkekleri, kim hangi yetkiyle birbirinden ayırıyor?
______
(*) Ayet çevirilerini Diyanet İşleri Mealinden aldım. Lütfen "veli kelimesi dost anlamına gelmez" diye itiraz etmeyin, bu kavramın daha geniş bir çerçeveye sahip olduğunun farkındayım. Ancak bu, burada yaptığım değerlendirmeyi değiştirmiyor.
Hukuka etnik bölücülük bulaştıran ama bunu insan haklarıyla makyajlayan, rahatını kaçıran her makul görüşe faşizm diye bağıran, cumhuriyet değerleriyle kavgalı, solcu desen değil, sosyalist desen hiç değil, katile sempatik, mağdura alerjik döküntü bir zihniyet bugün kaybetti.