Ahmed b. Hanbel’in uzun yıllar boyunca her iki günde bir hatim yaptığını kimse bilmedi.
Talebeleri ancak ölümünden sonra notlarından ve evindeki Mushaf’tan anladılar.
Derdi ki:
“İhlası öldüren şey, insanların bilmesidir.”
Ağanın iti ölmüş, taziye kalabalığı köye sığmamış. Ağanın kendisi ölmüş, taziyesine kimse gelmemiş..
Sormuşlar:
“İtinin cenazesine geldiniz, ağanın cenazesine niye gelmediniz?”
“Ağa öldü, menfaatimiz bitti.” demişler.
Dünya böyle işte!Menfaat biter ,kalabalık dağılır.
Afrika'da bir köy halkı taptıkları putları kırıp, topluca İslam dinine geçip müslüman oldular❤️
"LÂ GALİBE İLLÂLLAH" 'ALLAH'tan başka galip yoktur'☝️
İmân'ın Gücü,Küfrü Yenecek!
İSLÂM Gâlip Gelecek!
BİİZNİLLÂH
☝️🤲
Daha fazla iletişim aracımız var ama birbirimizi daha az dinliyoruz.
Çünkü dijital dünya insanın en sakin tarafını değil, en kolay harekete geçirilebilen tarafını keşfetti:
Öfkesini.
Öfkelenince daha uzun bakıyoruz.
Daha hızlı cevap veriyoruz.
Daha çok paylaşıyoruz.
Böylece farkında olmadan tuhaf bir ekonomi kurduk:
İnsanın huzuru değil, tepkisi para ediyor.
Sonra herkes birbirinin daha öfkeli, daha tahammülsüz olduğunu düşünüyor.
Belki insanlar bir gecede değişmedi.
Sadece öfkeyi ödüllendiren sistemler kurduk.
Bir davranış sürekli ödüllendiriliyorsa, bir süre sonra karakter gibi görünmeye başlar.
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
“Münafıklara sabah ile yatsı namazından daha ağır gelen bir namaz yoktur. Eğer insanlar bu iki namazdaki sevabı bilselerdi, emekleyerek de olsa kılmaya giderlerdi.”
(Buhârî, Ezan 34)
İman etmek, kendine sürekli yeni şeyler katmak veya zihni doldurmak değildir; tam aksine, fazlalıklardan kurtulmaktır.
Bir linol baskı ustası nasıl ki o sert tabakayı kazıya kazıya, atılması gereken parçaları söküp atarak altındaki o muazzam eseri ortaya çıkarırsa... İman da kalbin üzerindeki o sertleşmiş "benlik, kibir, korku ve dünya hırsı" tortularını kazıma sanatıdır.
Hz. Mevlana bize şunu haykırır. Sen aradan çekil ki, O ortaya çıksın! "Ben" diyen bir kalpte hakikate yer yoktur.
"İman; kalbin üzerindeki benlik tortularını kazıyıp, altındaki o saf ve sonsuz aşkı ortaya çıkarma sanatıdır."
#mevlana #tasavvuf #aşk #iman #farkındalık
İnsanın değeri, insanlar onu izlerken yaptıklarıyla ölçülmez. Değeri, yalnız kaldığında bile vicdanını değiştirmemesiyle ölçülür. Çünkü karakter, gözlerin önünde oynanan bir rol değildir. Karanlıkta da değişmeyen bir hakikattir. İnsan ayrıca başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüyle büyümez. Rabbi kendisini görürken kim olduğu ile büyür. Kimsenin bilmediği doğruluklar, herkesin gördüğü iyiliklerden daha ağır gelir. Çünkü hakikatin şahit aradığı tek yer, insanın kendi vicdanıdır.
Kalabalık karakteri göstermez. Yalnızlık gösterir. Herkes varken doğru kalmak kolaydır. Asıl imtihan, seni gören hiçbir göz yokken de aynı insan olarak kalabilmektir. İşte iman da en çok orada güçlenir. Çünkü kul, o anda insanlar için değil, yalnızca Allah için yaşamayı öğrenir.
Esma zikri, insana kendini hatırlatır. Çünkü insan, sürekli tekrar ettiği şeye benzemeye başlar. Kalp hangi ismin gölgesinde uzun süre beklerse, o ismin manasından nasibini almaya başlar. Sabır isteyen Es-Sabûr'u, hikmet isteyen El-Hakîm'i, irade isteyen El-Mürîd'i daha çok anar. Çünkü zikir, yalnızca dili meşgul etmek için değildir. Kalbi terbiye etmek içindir. Her tekrar, insanın içine sessizce bırakılan bir tohum gibidir. O tohum bir gün düşünceyi, düşünce karakteri, karakter de kaderi değiştirmeye başlar. Bu yüzden arif, esmaları ezberlemekle yetinmez; onların manasını yaşayabilmek için tekrar eder. Çünkü bilir ki insan, en çok baktığı şeye değil; en çok içinde taşıdığı manaya dönüşür.