ENKA’nın kurucusu Şarık Tara, milyarlarca dolarlık projeleri yönetirken bile kuruş hesapları yapmasıyla bilinirdi. Rusya’daki dev bir şantiye ziyareti sırasında iş dünyasında ders olarak okutulan bir tasarruf hamlesine imza atar.
Şarık Tara şantiye yemekhanesinde işçilerle birlikte sıraya girer. Yemek dağıtılırken ekmeklerin büyük dilimler halinde kesildiğini ve işçilerin yiyemediği kısımları çöpe attığını fark eder.
Şantiye şefini çağırır ve derhal bir talimat verir: "Ekmekleri büyük dilimlemeyeceksiniz. Herkes yiyeceği kadar küçük dilimler alacak." Şef şaşırır, "Şarık Bey, milyar dolarlık projede üç beş ekmeğin lafı mı olur?" diyecek gibi olur.
Tara, o meşhur cevabını verir: "Bugün ekmeği israf eden mühendis, yarın çimentoyu, öbür gün demiri israf eder. Tasarruf parayla değil, zihniyetle başlar." Bu hamleden sonra ENKA şantiyelerinde israfı önleyen özel kontrol mekanizmaları kurulur ve şirketin kar marjı gözle görülür şekilde artar.
Özgür Bey!
19 Mart Darbesi’nden bu yana yüzlerce kez bu tür sözleri söylediniz. Sadece bir (1) kez herkes ne dediğinizi ve neden dediğinizi dinledi; o da “İmralı’ya gidecek heyete vekil vermiyorum” dediğinizde. Hatırlayın, hepsi oraya gittiklerini gizlemek zorunda kaldı.
Özgür Bey, ya akan selden çıkıp kenarda sele kapılanları izlersiniz ya da siz de sürüklenirsiniz.
Vekillik dışında üzerinize giydiğiniz her siyasi sıfatı çıkarın; çünkü bu düzenin figüranı olarak yeni bir siyaset üretilemez.
@eczozgurozel
💬 Ertuğrul Özkök: "O sahnenin iki dakika öncesini anlatacağım.
Hani Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın parmağını üst taraftaki bazı Lyon seyircilerine doğru sallayarak küfür ettiği o sahnenin iki dakika öncesi.
Çünkü bütün dünya Aziz Yıldırım’ı yukarı doğru ağır sözlerle bağırırken gördü ama 2 dakika önce orada ne olduğunu kimse bilmiyor.
O nedenle ben size o sahnenin 2 dakika öncesini anlatayım.
Aziz Yıldırım’ın oturduğu bölüm, Fenerbahçe yöneticilerine ayrılmış.
Aziz Yıldırım, Önder Fırat gibi yönetim kurulu üyeleri ve davetlilerin oturduğu bu bölümde 20 kadar koltuk var.
Cavit Çağlar gibi Fenerbahçeli iş insanları da o bölümde oturuyor.
İşte o koltukta oturanlar bir süre sonra bir üstten gelen Fransızca tahrik edici laflar duymaya başlıyorlar.
Yine de maçın sonuna kadar yukardan, yandan ufak tefek laf atmalar, sataşmalara bir tepki vermiyorlar.
Bunlar alışıldık şeyler.
Ancak maç bittiği anda atmosfer birden değişiyor.
Yukarıdan aşağıdaki Fenerbahçe yöneticilerinin üzerine bir sıvı atılmaya başlıyor.
Üç beş saniye sonra, elbiselerin üzerine gelen sıvının kırmızı renkli olduğu görülünce gerçek anlaşılıyor.
Yukarıdaki Lyon taraftarları ellerindeki bardaklardaki kırmızı şarabı aşağı boşaltıyorlar.
Biraz sonra durum daha da vahimleşiyor.
Bardaklardaki şarap bitince bu defa içeriden getirdikleri şişelerdeki şarabı aşağı boşaltmaya başlıyorlar.
Bazı yöneticilerin üzerlerindeki ceketler baştan aşağı şaraba bulanıyor.
Yönetim Kurulu üyesi Önder Fırat’ın üzerinde Napoli dikimi Kiton marka elbise var.
Sırılsıklam oluyor.
Dün konuşurken “Yukardaki fanatikler bana bir Kiton takım elbise borçlu” diyor.
Aslında ben de orada olacaktım.
Burada çok önceden belirlenmiş bir yemeğim olduğu için gidemedim.
Demek ki gitseydim, benim Kiğılı veya Damat takımım da şaraba bulanacaktı.
Neyse, bana Önder Fırat’ınkinden çok daha ucuza mal olurdu.
Aziz Yıldırım işte o anda çok sinirleniyor ve yukarı doğru bağırmaya başlıyor.
Aziz Bey’i çok iyi tanırım.
Birlikte defalarca futbol ve basket takımının maçlarını seyrettik.
Sivas’ta şampiyon olduğumuz o kritik maçta birlikteydik.
Maç seyrederken çok soğukkanlı ve sakindir. Hemen hiç konuşmaz.
Fenerbahçe’nin bu yılki ilk maçını onun başkanlık locasında yan yana seyrettik.
Bütün maç boyunca ya beş ya altı cümle konuştuk.
Bu kadar sinirlenmesi şaşırttı beni.
Ama nedeni buymuş.
Ama işin en ilginç tarafı bu değil.
Kimdir bu Aziz Bey’i ve o 20 koltukta oturan Fenerbahçelileri…
Lyon’un “Holiganları mı?"
Hayır, onlar kale arkasındaydı ve forma bile giymiyorlardı.
Hemen tamamına yakını bütün maçı üstleri çıplak seyretmişti.
Öyleyse bir üst taraftaki tribünden Fenerbahçe yöneticilerinin üzerine şarap döken bu fanatik Lyon taraftarları kimdi?
Kim vardı üstlerindeki tribünde?
Şimdi sıkı durun.
Stadın en pahalı localarından biri vardı.
Yani o holigan hareketi, bu en pahalı localardan birinden yapıldı.
Öyleyse gelin, rakip yöneticinin üzerine şarap dökecek kadar kendinden geçmiş bu Lyon taraftarlarını biraz tanıyalım.
O bölümde VIP localar vardı.
O locaların kişi başına yıllık fiyatı 10 bin euro’dan başlıyor.
Buna KDV’yi de ekliyorsunuz.
Anlayacağınız 12 kişilik bir locanın yıllık fiyatı 120 bin euro’dan başlıyor.
Bu locaları genellikle ya çok zengin kişiler ya da şirketler alabiliyor.
Lyon şehri için yapılan tarif şudur:
“Burjuva, eğitimli, çalışkan ve gastronomik…”
Anlayacağınız bir üst kattan şarap fırlatanlar Lyon şehrinin kalbur üstü insanlarıydı.
Hemen hepsi varlıklı, okumuş Fransızlardı.
Üst kattan şarap fırlatanları daha iyi tanımanız için şu bilgiyi vereyim:
Lyon Stadı'nda localardaki yiyecek içecek servisini “Maison Bocuse” yapıyor.
Maison Bocuse nedir diye sorarsanız onu da anlatayım.
Paul Bocuse’un mirasını sürdüren restoran ve brasserie grubunun adı.
Paul Bocuse Fransa’da “Nouvelle Cusine” yeni gastronomi hareketini başlatan şeflerden biri. Adı Fransız mutfağı ile özdeşleşmiş bir isim.
Bugün Lyon şehrinin en ünlü Michelin yıldızlı restoranı.
1965-2019 arasında 55 yıl boyunca 3 Michelin yıldızını korumayı başarmış bir restoran bu.
Yani geçen salı akşamı yukarıdan Aziz Yıldırım ve Fenerbahçeli misafirlerin üzerine bardak ve şişelerle şarap döken o fanatik Lyon taraftarları, Michelin yıldızlı bir restoranın yaptığı servisteki yemekleri yemişler, onların sunduğu şarapları içmişlerdi.
Sonra da bu hareketi yapmışlardı.
Ancak anlamadığım bir şey var.
İngiltere’de Manchester United’ın Old Trafford Stadı'nda bir locadan maç seyretmiştim.
Locada maç öncesi içki içmek serbestti.
Ancak maç başlamadan önce görevliler gelip bütün locaları uyardı.
Maç sırasında locada içki yasaktı.
Eğer içmeye devam etmek istiyorsanız, locanın perdelerini kapatmak zorundaydınız.
Lyon’da maç daha biter bitmez nasıl oluyor da o localarda oturan kerli felli insanlar ellerindeki şarapları aşağıdaki tribündeki misafir takamın yöneticileri üzerine boşaltabiliyordu?
Aziz Bey’in tepkisine kızanlar olayın bu tarafına da bakacaklar mı acaba…
Asıl soru şu…
Bu okumuş insanlar nasıl bu kadar çileden çıktılar?
Galiba bunun cevabı bir akşam önce Lyon yöneticilerinin Fenerbahçe yöneticilerine verdiği yemekte verilmişti.
Yemeğe katılan bir Fenerbahçe yöneticisi ile konuştum.
Lyon Kulübünün yöneticileri Şampiyonlar Ligi'ne çıkmaktan o kadar emlinlermiş ki, bu her hallerinden belli oluyormuş.
“Baya kibirli bir havada konuşuyorlardı” dedi.
Demek ki, hiç beklemedikleri bir sonuç çıkınca da kendilerini kaybettiler.
Lyon ekonomik bakımdan çok iyi durumda olan bir takım değil.
Şampiyonlar Ligi’ne çıktıkları taktirde alacakları 39 milyon euro’ya çok ihtiyaçları vardı.
O para gidince bu yıl işleri zor.
Ellerinde kalan birkaç kıymetli futbolcuyu da satmak zorunda kalabilirler.
Fenerbahçe o statta çok büyük bir baskı altında oynadı.
Stat 60 bin kişilik ama o maçta 60.850 biletli seyirci vardı.
Yani Chobani Stadı'ndan üçte bir daha büyük.
Bizim stat büyütülünce seyirci sayısı oraya gelecek.
Stadın oturma sistemi çok dik.
Bu da sahadaki oyuncu üzerinde daha ağır bir seyirci baskısı efekti yaratıyor.
Fransa’da OM’nin (Olympique Marseille) ve PSG’nin seyircisi çok ateşli hale geldi.
Buna Lyon da uydu.
İşte o 61 bin kişi, daha maçın ilk saniyesinden itibaren Guendouzi üzerinde çok çirkin ve ağır bir baskı kurdu.
Guendouzi büyük bir Marseille taraftarı.
Babası Faslı, annesi Fransız.
Ama tam anlamıyla Akdenizli bir çocuk.
Maçı seyrederken aklıma 21 Mayıs 2023’te Valencia şehrinde oynanan Valencia-Real Madrid maçı geldi.
O maçta Valencia taraftarı Real Madrid’in Brezilyalı oyuncusu Vinicius Junior’a çok ağır ırkçı hareketler yapmıştı.
Lyon taraftarının tutumu da farklı değildi.
Böylesine eğitimli ve burjuva bir şehirden bu holiganvari tepkilerin gelmesi çok şaşırttı beni.
Ama emin olsunlar ki, bu hareket bir bumerang gibi Lyon üzerine dönecektir.
Guendouzi’nin eliyle yaptığı “JUL” hareketi, Fransa’nın en tutulan rapçisi François Alain Mari’nin yaptığı bir işaret.
Artık Marsilya şehrinin bir nevi kimlik işareti haline geldi.
Bugün Avrupa’da kendini “Varoşların çocuğu” olarak görenlerin ortak sembolü haline geldi.
O hareketi Barcelona oyuncusu Lamin Yamal da yapıyor.
JUL’un en çok dinlenilen şarkısı “La Bandite” bizatihi Marsilya’nın sokak kültürünü ve oradan çıkıp başarılı olmayı anlatıyor.
“Ben kendi başıma başardım” diyor.
Lyon’un Paul Bocuse servisli locasında maç seyredenler belki bu sözlerin tam anlamını çıkaramıyorlar.
Bir pop sosyolog olarak onlara şunu söylemek isterim:
Guendouzi işte JUL’un tam da anlattığı çocuklardan biri.
Onu belki Bocus servisli locanızdan aşağı döktüğünüz Bourgogne şarabı ile aşağıladığınızı düşünebilirsiniz ama sokakta asla yenemezsiniz.
Aziz Yıldırım ve arkadaşları ikinci gece Paule Bocusse’da yer bulamadıkları için Intercontienentol Otel'in avlusundaki Michelin yıldızlı bir başka restorana gitmişler.
Katılanlardan biri duygusunu bana şöyle anlattı:
“Tribünde Paul Bocuse menüsünü alanları altettik. Bir dahaki sefere onlara da bizim gittiğimiz restoranı tavsiye ederiz. Belki ellerindeki Bourgogne’ları bizim Kiton elbisemizin üzerine dökmekten vazgeçerler.”
(🔗 Patronlar Dünyası)
Zlatan Ibrahimović’in, maçın sonunda Mattéo Guendouzi’ye yapılan saldırıyla ilgili yaptığı açıklamar:
Sirki izledim.
Herkes saçlı bir kötü adam istiyor. Tamam. Size olayların gerçek sırasını vereyim.
İnsanlar benden Guendouzi’nin bir palyaço olduğunu söylememi istiyor. Söylemeyeceğim.
Fransa’da oynadım. O stadyumu biliyorum. O rekabeti biliyorum.
Isınma bile bitmeden 55.000 kişi annene ve çocuklarına sövmeye başladığında, bu “atmosfer” değil. Bu ucuz bir şey. Fransa’da bundan azı için maçları durdururlar.
Hakem duydu. Dördüncü hakem duydu. Kimse tek kelime etmedi. O yüzden şimdi gelip ahlak dersi vermeyin.
Guendouzi, Lyon’un evinde bir Marsilya çocuğu. Maç başlamadan önce onu düşman seçtiler. O gürültüde 90 dakika oynadı, takımı deplasmanda iki gol attı ve Fenerbahçe 18 yıl sonra ilk kez Şampiyonlar Ligi’nde.
Bu işin gereği. Gerisi tiyatro.
Jest yapmak suç değil. “Allez / OM” suç değil. Ailesi hakkında bir buçuk saat şarkı söyledikten sonra orta parmak kaldırmak çirkin, evet — ama bu ilk yumruk değil. İlk yumruk tribündeydi.
90 dakika taş atarsan, biri geri geldiğinde ağlama.
Sonra 48 yaşındaki bir kaleci antrenörü. Cantona gibi koşup bir oyuncuya tekme atmaya çalışıyor.
Bu tutku değil. Bu, kulübünün Şampiyonlar Ligi’ni yine kaçırdığı için aklını kaybeden bir yetişkin adam.
Hayal kırıklığı kabul edilebilir. Personelden uçan bir tekme değil.
Ederson ve diğerleri, takım arkadaşlarının yapacağı şeyi yaptı: adamlarının önüne dikildiler. Bu futbol. Bu sadakat.
Tolisso ona mütevazı olmasını söyledi. Tamam. Kaptanlar konuşur. Buna saygı duyarım.
Ama tevazu, 60.000 kişinin çocuklarına hakaret ettiği yerde heykel gibi durmak değil. Olgunluk ayrıca, karşı tarafın sınırı çoktan aştığını bilmektir.
Guendouzi sessizce tünele gidebilirdi. Bu daha akıllıca olurdu.
Gitmedi. O olduğu odur.
Ama eğer sadece cevap veren oyuncuyu cezalandırır ve bunu başlatan stadyumu görmezden gelirsek, ona tekme atmaya çalışan antrenörü görmezden gelirsek, o zaman saygıdan bahsetmiyoruz.
Daha iyi PR’ı olanın lehine konuşuyoruz.
Her jestini sevmiyorum. Onun pes etmemesini seviyorum.
Aslanlar yuhalanır. Koyunlar bir açıklama ister.
Aradaki fark bu.