Birine aşık olmak harbiden çok aptalca. O kişiyi o kadar kişi tanıyo ediyo gidip sen aşık oluyosun.hani sanki tüm alemde tek dolandırılan senmişsin gibi.sanki bi tek numarayı yiyen kişi sensin.diğerleri salak mı ki aşık olmamışlar sen öylesin ki oldun
📌 Başörtüsünün köylülüğü ifade ettiğini düşündüğü için şehirli modernliği ve şıklığı yansıttığını iddia ettiği dönemin, “Şulebaş” adıyla anılan türbanını icat eden MI6 ajanı Şule Yüksel Şenler;
Alman asıllı türbanlı misyoner Rotraud Scheer ile il il neredeyse tüm Anadolu’yu gezmiş ve bu toprakların kültürü ve inancıyla zerre alakası bulunmayan türbanı yaygınlaştırmaya çalışmıştır. İlk örtünme toplantısını ise Samsun’dan başlatarak laik Cumhuriyet’e gönderme yapmıştır.
Recep Tayyip ile Emine birlikteliğinin de arabulucusu olan bu eğitimsiz insan, “Erkekler karılarını dövebilir; eziyet gören kadın, sabrettiği takdirde Allah katında büyük derecelere ulaşır.” diye demeçler vermiştir.
İlk evliliğini yaptığı ilahiyat mezunu tiyatrocu, Nurcu Abdullah Kars tarafından sürekli dövülmüş; aslında bir imtihan olan bu dayak eziyetine dayanamadığı ve sabredemediği için “Allah katında büyük derecelere ulaşamamış” ve neticede ilk dayakçı “nursuz şehzadesi”nden boşanarak kurtulmuştur.
Daha sonra iman dolu Nakşibendi bir maden mühendisiyle evlenmiş; bu ikinci eşinin arzusu ile Nakşibendi olup kara çarşaf giymiş ve kadının yüzünü açıkta bıraktığı için, o zamanki adıyla “Şulebaş” olan türbana günah demeye başlamıştır.
Ne hikmetse ikinci eşi de kendisini hep dövmüştür. İlk evliliğinde 5 yıl katlandığı dayağa, bu evliliğinde de 11 yıl katlanmış ve nihayetinde tarikatçı prensinden boşanmış, yine Allah katında büyük sevap derecesine erişememiştir.
“Başı açık kadınlara laf atılıyor; oysa kapalı kadınlara ana-bacı gözüyle bakılıyor.” diyen, “Erkeklerin karılarını dövebileceğini, eziyet gören kadının sabrettiği takdirde Allah katında büyük derecelere ulaşacağını.” söyleyen ve “Türban takmayan/kara çarşaf giymeyen kadının Müslüman sayılmayacağını” iddia eden bu kadın, “Allah’ın sopası yok.” sözünün canlı kanıtıdır.
Ki türban ile tanıştırdığı tüm bu coğrafya kadınlarının yediği o tüm dayakların, maruz kaldıkları o vahşi şiddetin ve bu sayede muhatabı oldukları o ilkel bedevi erkek eziyetinin de başlıca sorumlusudur.
Ankara’da trafik var ve toplu taşımalar artık çok kalabalık, yetersiz, havasız. Çünkü 2-3 sene öncesine kadar nüfusu kendisine yeten, ferah, refah bir şehirdi. İpini koparan ankara’ya taşınmaya başladı(06 hariç her plaka görüyorum dışarıda.) ve bu şehrin alt yapısı bu kadar insanı kaldırmaya uygun değil. Nolursunuz geri gidin.
Okullarda doğru düzgün spor yok; müzik yok, yabancı dil yok, resim yok, tiyatro yok. Eleştiri yok, edebiyat yok. Doğayla, tarihle, toplumla kurulan sahici bağlar yok. Yerine, leş gibi bir sınav düzeni, yalancı ilişki ağı ve eşitsizliğin rutin hali var.
Müsaadenizle 10 yıllık meslek tecrübemle iki kelam edeyim.
X-ray, güvenlik vs. boş öneriler. Kapıda sıkar kafasına koyan. Çocuklar yersiz, yönsüz, hedefsiz. Değerleri yok. Bir yere aidiyetleri yok. Her istedikleri yapılmış ama gerçekle yüzleşmeye başladıklarında patlıyorlar.
Çocuklar, bir hafta sonra 23 Nisan’ı kutlayacakları okulun camlarından canlarını kurtarmak için atladılar; dans edecekleri bahçede ise ceset torbaları var.
Okul ve ölümün aynı cümlede ne işi var; okul kapılarında ceset torbalarının, sınıflarda silahların ne işi var?