"Ben bunu fark ettiğimde asla Ahbap'la ilgili tek bir cümle etmedim."
Bu ne demek? Bu bir tarikat olsaydı, haber yapmaya giderken götüne biber çalınmış beygir gibi koşardınız. İslamcı ikiyüzlülüğünün aynısı bu. Sizin de onlar gibi tek kriteriniz, "Bizden mi, karşı taraftan m��?"
Uzayda yaşam arayışının yapıldığı bir çağda hâlâ kabileci reflekslerle hareket ediyorsunuz.
Kamera karşısında özgürlük 31'i çeken seküler yobazlarsınız. Demek ki Atatürk bugün yaşasaydı, yargı rezaletlerini, polis zorbalığını ve fikir özgürlüğü ihlallerini götünüzün yanaklarını birbirine vurarak alkışlardınız.
Levent Gültekin: (Haluk Levent Hk.)
"Mara��'tan biri mesela, hiç unutmuyorum, ulaştı. Oğlu şarkıcı olmak isteyen biri, bir tatil köyünde denk geliyor Haluk Levent'e. 'Abi ben de şarkıcı olmak istiyorum, kaset yapmak istiyorum, bana destek olur musun?' diye...
Çocuğu alıyor, bir numarayla babasının üzerindeki bütün gayrimenkulleri üzerine geçiriyor. Bir söz veriyor anladığım kadarıyla, adamı iflas ettiriyor. O adam mesela ulaştı, anlattı durumunu.
Ben o zaman fark ettim; Haluk Levent profesyonel bir dolandırıcılık yapıyor ama yine de insan şey yapıyor... Bir yerde vazgeçmiş olabilir; hani bir olur ya, geçmişte epeyce bir hata yaparsın... Fakat bu iş öyle bir şey değil. Bu dolandırıcılık meselesi öyle 'Bir kere yaptım, arkamı döndüm abi, temize çıktım' meselesi değil.
E çünkü çok ciddi bir kumar bağımlılığı var, sıklıkla bahis oynuyor, kumar oynuyor; oradan çok ciddi açık veriyor. O açığı dönüyor kapatmak için çek-senet işlerine bulaşıyor, gayrimenkul işlerine bulaşıyor.
Ben bunu fark ettiğimde asla Ahbap'la ilgili tek bir cümle etmedim."
Bir ağacın dalından koparılan meyveyi yemenin ölümle sonuçlandığı bir başka coğrafya yok. Dünyanın hiçbir yerinde, sırf ağaçtan kiraz yedi diye zehirlenip can veren bir insan göremezsiniz. Papua Yeni Gine ve Uganda da dahil. Hayatın bu denli ucuz olduğu bu topraklar, aşağıların aşağısıdır; esfeli safilindir.
Böylesi bir değer yitiminin hüküm sürdüğü bir yapının günün birinde bir zalime karşı galip geldiğini görürseniz; bunu sakın ola bir mazlumun zaferine yormayın. Bunu ancak kaderin ironik bir cilvesi olarak okuyun.
Bu ülke yarın öbür gün İsrail’i bile haritadan silse, benim için durum değişmez. O an sadece şu ilahi kuralın tecelli ettiğini söylerim:
Ş��phesiz ki Allah, bir zalimi başka bir zalimle cezalandırdı.
Kastamonu'nun Tosya ilçesinde kiraz yedikten sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan Rahime Derin'in de hayatını kaybettiği açıklandı.
Ağaçların ise 15 gün önce tarım zehirleriyle ilaçlandığının tespit edildiği duyuruldu.
"Bir şeyi bir kere yapan, yine yapar."
Cemre'nin bu sözünü hayatın özeti diye müfredata koyun. Abarttığımı düşünenlerin dönüp sadece çevrelerindeki insanları gözlemlemesi bile yeter. En güvendikleri insanlar bile bu cümleyi doğrular.
İnsan karakteri, alışkanlıklarının toplamıdır. Zina eden, tekrar etme potansiyelini taşır. Etmeyebilir; fakat "belki etmez" ihtimali üzerine yuva kurulmaz. Bu kumardır. Dolayısıyla risktir. Yani aptallıktır. Bu yüzden Kur'an'a göre zina etmiş olanla evlenilmez. Alkol ya da madde bağımlılığı olan kişi, bırakmadığı sürece yine döner. Adam öldüren, karşısında caydırıcı bir yaptırım görmediğinde yine öldürür. Gazze'de neredeyse bir asırdır yaşananlar bunun acı bir örneğidir.
Tek tek bütün günahları saymaya kalksam, bu metin bitmez. Kumar oynayan yine oynar. Yalan söyleyen yine söyler. Hırsızlık yapan, yine fırsatını bulduğunda el uzatır. Bu yüzden bir insana güvenmeden önce söylediklerine değil, geçmişte yaptıklarına bakın. Çünkü insanın en dürüst öz geçmişi, sözleri değil; eylemleridir.
Böyle biteceği çok belliydi, kumar bağımlısı, karşılıksız çek, senet ve dolandırıcılıktan defalarca ceza almış birine yardım derneği kurma izni vermek kediye ciğeri emanet ermek gibiydi…
Kendi mahallesinin "baş Haluk Levent'i"ni, yaptığı hırsızlığı "kanun" ve "düzen" maskesiyle meşrulaştırdığı için masum sanan AK Partili Rümeysacıkların paylaşımlarına aldanmayın. Kızılay'ın yaptıklarını unutmayın.
Not: Haluk Levent'i sikeyim!
sevinince ahmet kaya dinliyorum,
üzülünce ahmet kaya dinliyorum, öfkelenince ahmet kaya dinliyorum, sakinleşince ahmet kaya dinliyorum. adam müzik yapmamış, ilaç yazmış.
Erkek dediğin; mangal yakar, davar güder, lastik ve lamba değiştirir. Ev işlerinde perdeyi takar, yeri gelirse yemeği de yapar. Bağla, bahçeyle uğraşır; ilkyardım bilir. Gerekirse savaşır, dövüşür; düştüğünde şikayet etmez alternatif üretir. Dedikodusunu bile adam gibi yapar; arkasından konuşuyorsa, aynısını yüzüne de söyler. Ter kokar. Yüzüne bakılmayacak hâle geldiyse kişisel bakım yapar, onun dışında götünün kılları paçalarından akar.
Sonra da beş kişi toplanıp semaver yakar. Cafe köşesinde üç saat latte köpüğü yudumlamaz.
Üç yıldır hayvancılığın içindeyim. Gördüğüm tablo, romantik aforizmalarla anlatılacak cinsten değil. Tanıdığım hayvancılarda kadın ahırın kapısından içeri girmiyor; sütle, peynirle, tereyağıyla uğraşmıyor. Hatta sırf köy hayatını istemediği için dağılan yuvalar gördüm. Hepsinin hedefi şehir. Oysa annesi yüzlerce hayvanı yaylalara çıkarıyor, aylarca çadırda yaşıyor, sırtında çocukla üretim yapıyordu. Emek ortaklığı vardı. Bugün "hayırlı eş" masalı anlatılırken kimse o emeğin yükünü konuşmuyor.
Ben yarın evlensem, benimle birlikte kırsalın zorluğuna ortak olacak kaç kişi çıkar? Ahıra inmesinden süt işine, odun kırmasından sobayı yakmasına kadar istisnasız her işi erkek yapsa yine de köyde yaşamayı kabul etmez bu aklen ve dinen eksik yaratıklar.
Sosyal medya, gerçek hayatın ��zerini filtreyle kapatıyor. Kadınlar fedakârlığı değil, konforu; üretimi değil, tüketimi; ortak mücadeleyi değil, kişisel rahatını kutsuyor. Sonra da "huzur" üzerine aforizmalar diziyor.
Hormonal bir toplama kampı, biyolojik bir distopya amk! "Yerel üreticiye destek" falan diye geveleyen o organik pazar budalası yığınları üst üste koyup o sokağın ortasına bırakacaksın; bak bakalım, o çok övdükleri "kolektif bilinç" onları nasıl çiğnemeden yutuyor.
Östrojen tavan yaptığı an, "kadın esnaf" romantizmi yerle bir olur. :) Ortada ne esnaflık kalır ne de bayat mikroekonomi teorileriniz. Tarihsel materyalizm falan diye kafa siken o kasıntı tipler gelsin de buradaki saf biyolojik determinizmin yarattığı terörü izlesin. Sokak, sırf o duygusal histeri yüzünden resmen kamu güvenliği tehdidi gerekçesiyle trafiğe kapatılır.
Düşünsene, o sokağa girdiğini. Elini bir fistanın üstüne atıp, "Bunun başka rengi var mı ya?" diye soruyorsun. Kadının o anki hormonal profili, Fransız İhtilali'ndeki giyotin operatöründen daha acımasız. Öyle bir "Yok!" çeker ki, o "yok" kelimesinin yarattığı ontolojik bo��lukta yedi göbek ötedeki babanı sorgularsın.
Regl günlerinde öyle bir ittifak kurarlar ki, Vahşi Batı'daki çeteler yanlarında bok yemiş. Birbirlerinin gözünün içine bakıp tek bir kelime etmeden, sokağa giren herhangi bir erkeği bakışlarıyla infaz ederler. Sürü psikolojisi diyorum ya; işte tam olarak bu! Karşılarındaki insanı bir birey olarak görmezler. O an, o sokaktaki her yabancı, onların o kolektif cinnetine kurban edilmeyi bekleyen iradesiz bir et yığınından ibarettir.
Şimdi çıkıp bana aksini iddia edecek feminazileri de sikeyim. Gerçek budur; gerisi, sizin o steril odalarınızda ürettiğiniz, sokağın tozunu yutmamış bayat teorilerinizdir.
"Psikolojinin genel bir ilkesi vardır: Bedevi toplum ve zihniyetler; dış görünüşe ve gösterişe daha düşkün olurlar."
Ali Şeriati
Kripto Akepe'li @AltayCemMeric'in zorla gülmeye çalışırken osuran çocuk gibi Ali Şeriati'yle dalga geçmesi tesadüf değil. Sağın sosyal medya maymunları!
isveçli, norveçli siyasetçilere külliyenin büyüklüğüyle, şaşaalı karşılamalarla hava atıyorlar. hayatın her alanına sosyal adaleti ve refahı yaymış, güçlü yaşam standartları ile dünyaya örnek olmuş isveçli ve norveçli siyasetçilere. tam bir üçüncü dünya ülkesi refleksi.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
bir adamı yapay zekâyla domuz şeklinde tasarlamayı mizah zannetmesi mi daha saçma, bu saçmalığı 15 bin kişinin beğenmesi mi daha saçma; karar veremedim. muhafazakârlar tatil yapmayı, düğün yapmayı ve mizah yapmayı öğrenemedi bir türlü.