Buna rağmen özerk de olsa kamusal alan olan üniversitelerde siyasi ve ideolojik gerginlik oluşturacak hiç bir gösteri, protesto ya da organizasyona izin verilmemeli, bu tarz etkinliklerin tamamı rektörlük iznine bağlı olmalıdır.
Zira her ideolojik grubun kamuya açık ortamlarda kullandikları özgürlük alanı başka bir grubun özel alanına işin doğası sebebiyle zarar vermektedir.
Kamusal güvenliğin sağlanması için zarurettir.
Buna fobi değil düpedüz düşmanlık denir. Bu nefret, düşmanlık ve tahmmülsüzlükle mezun olanların toplumun hiç bir kesimine karşı adil olabilmeleri mümkün değildir.
Son @serbestiyetweb yazımda ne demiştim? Çoğu kişi ifade özgürlüğü konusunda iki yüzlü ve samimi değil. Sadece kendi ifadeleri özgür olsun istiyor o kadar.
Tabi aşağıdaki tabloda bir tutam daha vahimlik var. Kitlelerin ifade özgürlüğünü benimseyememesi ya da anlayamaması bir derece anlaşılır. Ama üniversitelerin bunu benimsememesi ya da anlayamaması çok daha vahimdir.
Üstüne üstük burada bir saldırı, ofansif bir mizah da yok. Müslüman birinin benimsemesi beklenen bir emir var "dosdoğru olmak." Ki dinsiz de olsak bu dustura pek itiraz edecek bir şey göremiyorum.
Dolayısı ile mesele söz değil. Rahatsız eden şey ayet olması. Bir ayete tahammül edilemiyor. Bunun adını net koymak lazım bu "İslamofobidir".
Ancak burada üstüne düşünmeye değer bir soru var. Acaba bu kadar İslamofobik hukukçu yetiştiren bir fakülte misyonunda ne kadar başarılı olmuştur? Bu hukukçu adayı dostlar ilerde Müslümanların hukukunu savunabilecek mi? Diğer bir deyişle adil olabilecek mi?
Daha 2-3 yıl öncesine kadar 7-8 yaşındaki çocukların bile güvenle gezdiği sokaklarımız artık tanınmaz halde. Çerkezköy Belediyesi'nin caddelere değil, neredeyse her ara sokağa verdiği kafe ruhsatları yüzünden bu mekânların önü ve çevresi işgal edilmiş durumda. Sokak ortasında yüksek sesle edilen ağır küfürler, agresif tavırlar ve taşkın davranışlar günlük manzara haline geldi.
Bırakın çocukları, yaşlılarımız dahi kendi mahallesinde huzurla yürüyemez oldu. Ara sokaklar bir ilçenin eğlence merkezi değil, ailelerin yaşam alanı olarak kalmalıydı.
Yasin Ramazan çalışkanlığı ile nam salmış gerçek bir entelektüel. İlgi budalası bu çocuk iki gündür gündemde ancak toplumumuza katkı sunacak olan böyle kıymetli bir hocanın bıraktığı eserler olacak, anlık şovlarla sahnede yer edinmeye çalışanlar değil.
Eski Müslüman, İslamcı bazı akademisyen ve temu soslu felsefecilerde tepkisel, ergen tarzı bir tutum var. ��öyle ki; bu abiler hayatlarının en güzel gençlik yıllarını dine inanarak geçirmiş. Şimdi geriye dönebilse çatır çatır yapacağı şeyleri yapmamış. Zaman akmış, yıllar geçmiş, gazozun gazı kaçmış. Ah ulen şimdiki inançsızlığımla o zamana gidebilsem keşke diye diye büyük bir pişmanlık yaşıyor. Bu pişmanlık da söylemlerine, beden dillerine hatta bakışlarına yansıyor. Kenardan kolunu sıvayıp dövme gösteren adadaki ulu bilge dandoldenyus olsun, titreyen sesi, büyük kanmışım üzüntüsü, pişmanlığı ve hesap sorma arzusu dolu gözleri ile mustafa olsun hep bu halet-i ruhiye ile dolu bu zatlar. Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler diyorlar aslında ama tabi nafile, beyhude bir arzu, bir hicran bu.
Oysa gerçek ve en büyük kayıp imanı yitirmek. Dünya öyle de bitecek böyle de bitecek. Nihayeti olanda aslında temiz geçen yılların, kalan az zamanda gelen şehvet ve tutkuyla geçirilememiş ve telafisinin de bulunmayışının hasreti ile nihayetsiz olanı da yitirmeye götüren berbat, çok kötü bir ticaret bu hal. Dişi keserken yememiş, yakışırken giymemiş, kanatları sağlamken uçmamış ve bunu da kendince bir adanmışlık adına yapmamış. Halbuki meşru dairede hepsini yapabilirmiş, yapmamış. Adanmışlık gitmiş, gidince geriye pişmanlık kalmış. Adada ikâmet eden temu feylesofunun sıvanmış gömlekten pörtlettiği dövmesi işte o hasretin, yanığın somut ifadesi.
Son söz: Akıbet hayrola, v’esselam
“Bazen bir sofrada konuşulamayanlar, bazen de kendi içimizde sakladıklarımız... 🍂
Tuğçe Çakır’ın Boş Tabak’ı ile bir ailenin sessizliğine, Hediye Demet Akan’ın Yara Atlası ile insanın kendi iç dünyasındaki o uzun yolculuğa misafir oluyoruz. Her iki eser de anlatılamayanın, dile dökülemeyenin izini sürüyor.
Kendi hikâyesine sessizce bakmak isteyen okurlarımız için, iki farklı tonda iki derin yüzleşme...
#boştabak #yaraatlası
Avrupa tarihinin ilk profesyonel kadın yazarı kabul edilen ve bir kadın tarafından kaleme alınan ilk siyasetname örneğini veren Christine de Pisan, kitabında devleti bir insan bedenine benzetir ve organlar arasındaki işleyişe dair ideal bir model çizer.
Öğretmenleri Tüketen 3 Popüler Veli Tipi ve Hayatta Kalma Stratejileri!
1️⃣Tip 1 - Helikopter Veli
Çocuğun oturma düzeninden yiyeceği porsiyona, teneffüste basacağı basamaktan arkadaş seçimine kadar her şeye müdahale eder. Çocuğun bağımsızlaşmasına fark etmeden engel olur.
Bu durum karşısında nazikçe ama kararlılıkla sınır koyun. "Çocuğunuzu ne kadar çok sevdiğinizi görüyorum ancak okulda bağımsızlık kazanması ve kendi kararlarını verebilmesi için bu sınırları korumalıyız," yaklaşımını benimseyin.
Bunun konuyla ne alakası var. Bahsettiğin ayet Hz. İbrahime hitaben haccı insanlar arasında ilan et. İnsanlar uzak/yakın mesafelerden yaya ya da yorgun binekler üstünde derin vadilerden geçerek (her uzak vadiden) gelsinler. Manasını taşıyor. Burada deve ifadesi mi var ki. Ayrıca bu bir kıssa olarak anlatılıyor. Bir dönem hadisesinin aktarımı.
Ayrıca Hacc ile ilgili bir tane ayet mi var? Ali İmran 97'de doğrudan insanlığa hitaben "yol bulabilen/güç getirebilen için beyti haccetmek Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır" buyuruluyor. Burada özel bir binekten mi bahsedilmiş.
Hz. İbrahim'e insanlara bu şekilde haccı ilan et ve yorgun binklerle veya yaya olarak gelsinler ile nasıl aynı kefeye koyarsın.
Nur Suresi 31 ise kadınlara bir emirdir. "Ve de ki! Mümin kadınlar..." ile başlar. Dolayısıyla benzettiğin şeyin konuyla alakası yok.
Lütfen Allah'ın ayetlerini kendi işinize geldiği gibi yorumlayıp Allah'a din öğretmeye kalkmayın.
Örtünmek istemiyorsanız da siz bilirsiniz.
Ayet ile birlikte amacın göğsü örtmek olduğunu da nereden çıkarıyorsunuz. Ayet tam olarak hımarınızın (başörtünüzün) bir kısmını yaka açıklığınızın üzerine vurun ifadesini barındırır. Buradaki c-y-b kelimesinin anlamı göğüs değildir. Ceyb yaka açıklığı yani boyun ve açıkta kalan gerdan anlamına gelir. Kelimenin dönemsel kullanımı da bunu destekler. Ceyb bitiştirilmiş iki şeyin arasında kalan yarık boşluk anlamına geliyor. O dönemde de boyun anlamında kullanılıyor. Daha sonra yapı olarak benzediği için bugün de kullandığımız cep kelimesinden mülhem göğüs olarak tercüme ediliyor (cebim göğüste bulunması sebebiyle). Bi-humurihinne kelimesindeki bi harfi ceri de örtüye bir kısmı manası kazandırıyor. Yani başörtüleri izin bir kısmı ile boyun ve gerdanlarınızı örtün anlamındadır.
O dönemde başörtüsü de nevzuhur bir şey değildir kadınlar başlarını örtüyorlar fakat boyunlarını kapatmıyorlar. Merak eden İtamar Ben Gwir'in karısına bakabilir.
Bir enkazdan sağ çıkmak, her şeyin bittiği anlamına mı gelir? Yoksa asıl hikâyenin başladığı mı?
Melal ve Sadberk’in hikâyeleri kaldığı yerden devam ediyor. Bu kez karşılarında sadece geçmiş değil; yıllarca susturulmuş korkular, çocukluk yaraları ve insanın kendi içine sakladığı karanlık var.
Ama sevgi, kırılmış bir ruhu gerçekten iyileştirebilir mi?
Çünkü bazı yaralar kapanmaz. Sadece insanın içinde yaşamayı öğrenir.
Küllerimden Doğarken, tüm kitapçılarda! 📚
#küllerimdendoğarken
Bir DEHB'linin bir günü nasıl geçer?
Zihninin kaosu hayatını da kaosa çevirenler için bir hayatta kalma rehberi: Başlamak Zor Bitirmek Daha Zor
İncelemek için: https://t.co/pisAUIaWQa
@serdarnurmedov
Buharlı pencereler, soğuyan çaylar ve dünden kalan anılar... 🍂
Tuğçe Çakır, Boş Tabak romanıyla bizi “iyi misin?” sorusunun mutfak fiillerinin ardına saklandığı evlere ve söylenmemiş kelimelerin yankısına götürüyor.
Sıradan bir akşam yemeğinde masaya bırakılan sohbet kartlarıyla başlayan bu derin aile yüzleşmesi; son sayfasında sizi o sofradaki sessizliğin hiç beklemediğiniz sarsıcı gerçeğiyle baş başa bırakacak 📚
#boştabak
🔴 Eski Fransa İsrail ve ABD Büyükelçisi Gerard Araud:
“Şu anda Batı Şeria'da olanlar tam bir skandal.”
“Aslında olan, 'yerleşimci' İsrailliler tarafından gerçekleştirilen etnik temizlik.”
“Avrupa'nın bu konudaki sessizliği de bir skandal.”