Türk destanlarının üç büyüğü “Ergenekon Destanı”, “Bozkurt Destanı” ve “Manas Destanı” çıktı!
Destanların coşkulu anlatısı, epik illüstrasyonlarla süslendi. Ortaya tam manasıyla kült bir seri çıktı.
Kitaplara ulaşmak için:
https://t.co/w1BQvKlvxQ
Yeni novella! Ötüken Neşriyat'tan çıkan "Uğursuz Rivayetler" derleminde ben de "Vırkalak" isimli serüvenimle yer aldım. Ayrıca Emrah Ece ile yazdığımız derlemin takdim yazısı "Türk Edebiyatında Folklorik Korku Manifestosu" da bu ciltte. İyi okumalar efendim...
Oğuz Kağan nasıl doğdu? Hamile kadınların ve çocukların canını alan Albastı onun peşine nasıl düştü? Bozkırın dehşetli cadısının bakır tırnakları kut’u söküp alabildi mi?
Ötüken Derlem’in 10 yazar ve 10 kitapla arzıendam eden korku serisinden “Albastı Gecesi” çıktı. Bu seri hem benim için hem 10 kıymetli yazar için hem de korku alanı için bir ilk. Okuyanlar 10 farklı hikayede 10 farklı Türk korku canavarının dehşetine tanık olacak.
Bugün Fatih Sultan Mehmed’i anarken ona en büyük hürmeti gösteren Nihal Atsız ve bir grup fedakar Türkçüyü unutmamak gerekir.
Türbelerin kapatıldığı, ziyaretlerin yasaklandığı bir dönemde Fatih’in türbesi içler acısı haldedir. Atsız, bu büyük Türk hakanına yapılan muameleye dayanamaz. Yanına karısını ve bir grup Türkçüyü de alarak türbeyi zorla açtırır. Hep beraber türbeyi temizlerler. Ceplerindeki son parayı verip sanduka örtüsü diktirirler. Ecdadçılık, Osmanlıcılık pazarlayanların sindiği bir dönemde bu bir avuç yürekli Türkçü, büyük Türk hakanına en büyük hizmetlerden birini yaparlar.
Bu vesileyle fetih kutlu olsun. Büyük adamların izinden sadece büyük adamlar yürür.
Bu millet kafayı yemiş. Türk Dil Kurumu’nun Necip Fazıl’ı anması kadar doğal bir şey olabilir mi? Adam Türk şiirinin hatta sırasında Türk nesrinin en büyük ustalarından. Yok fikirleri şöyleymiş de karakteri böyleymiş. Bu süzgeçten geçirecek olursak Türk edebiyatında 2-3 kişi kalır herhalde.
📌 Türk edebiyatının usta şairlerinden, fikir adamı Necip Fazıl KISAKÜREK’i vefatının 43. yılında saygı ve rahmetle anıyoruz.
#TarihteBugün#NecipFazılKısakürek
Yarın, Bilecik’teyiz. Ertuğrul Gazi Türbesini ziyaret edip ecdat ruhlarından istimdat edeceğiz. Ayrıca Edebali’nin vefatının 700. yılı için lenduha gibi kitap bastık. Osmanlı kökleri üzerine daha taze ne söylendi, onu da unutmayın. 😀
Helal olsun sana @hsnermz TDK'nin, yapay zekâ kadar açıklamadığı, örnek cümleyle tanımlamasını yapamadığı "tombak" üzerine hikâye yazmışsın. Bizim oralarda tespih ve dağdahan ağaçlarının meyvelerine denirdi. Sayende sanatını öğrendim. Ama TDK için bir Yavuz Selim de şart 😅
Bir gün gelecek ve bir Gök Türk çerisiyle ordular yeneceğim, göreceksin.
-Hasan Erimez
Son zamanlarda okuduğum en akıcı tarih kitabıydı. Gönülden tavsiyem olsun.
@hsnermz@otukennesriyat
Bence Türk edebiyatında en başta olması gereken türlerden biri “Korku”dur. Zira korku kültürü ve unsurları halkın her kesiminde var olan bir fenomendir. Söz gelimi üç harflilere, ruhlara hatta yerel korku varlıklarına temas etmeyen kim var? Hangimiz “Şunu şunu yaparsan başına şu şu gelir” diye korkuyla terbiye edilmedik? Dolaysıyla Ötüken Derlem’den çıkacak korku serimiz tam da Türk milletinin gerçeğine dokunan, Türk edebiyatında da yeni bir çığır açacak çalışmadır.
Türk kültürü, özellikle folklorik korku edebiyatı açısından son derece zengin bir malzeme envanterine sahip olmasına rağmen, bu tür Batı’daki gelişimine kıyasla bizde daima cılız kalmıştır. Tanzimat’la birlikte tanımaya başladığımız ve ilk örneklerini verdiğimiz roman türünün temelde yerli bir anlatı geleneğine dayanmaması kadar, ülkenin sosyopolitik şartları da bu alanın gelişimini sınırlamış; neredeyse 2000'li yılların başlarına kadar münferit girişimlere rağmen güçlü bir korku edebiyatı damarının oluşmasına imkân vermemiştir.
Avrupa’da halk anlatılarını bağımsız bir kültürel değer olarak görüp derleme ve yayımlama pratiği, 19. yüzyılda Jacob Grimm ve Wilhelm Grimm ile başlayan, kısa sürede Almanca konuşulan coğrafyaya yayılan romantik-edebî yönelimin bir sonucuydu. Bu ilgi yalnızca halk anlatılarını derlemekle sınırlı kalmamış, memoratlar ve benzeri sözlü anlatılar modern edebiyatın farklı türlerine de nüfuz etmiştir. Oysa Bursalı Mustafa Cinânî, daha 16. yüzyılda cadılar, kurt adamlar, cinler, hortlaklar ve benzeri doğaüstü varlıkları konu alan halk anlatılarından oluşan Bedâyiu’l-âsâr adlı eserini kaleme almıştı.
İşte biz bugün, kimileri bu alanda daha önce kalem oynatmış, kimileri ise ilk kez folklorik korkuya yönelmiş dokuz yazar dostumla birlikte, Türk folklorundan beslenerek yazılmış on novelladan oluşan "Uğursuz Rivayetler" serisine imza attık.
Hem proje koordinatörü, hem editör hem de yazar olarak yer aldığım bu çalışma, yaklaşık bir buçuk yıllık yoğun bir emeğin neticesi oldu. Uzun ve zahmetli bir süreçti; fakat sonunda içimize sinen, bizi tatmin eden bir folklorik korku serisi ortaya çıktı.
Muradımız; bu türün daha fazla tanınması, sevilmesi ve yeni eserlerle gelişerek Türk edebiyatında kendine daha güçlü bir yer edinmesidir.
"Uğursuz Rivayetler" çok yakında okurların takdir ve teveccühüne emanet edilecek.
“Uğursuz Rivayetler” uğurlu olsun.
@otukennesriyat@PaksoyAlp@rasitulas@hsnermz@mustafabbozkurt@demokan@SonGulyabani@gdursun