Dün Ankara, Panora AVM çıkışında, araçlar yaya geçidinde yol vermiş haldeyken son hızla aradan sıyrılan, 13 yaşlarında gösteren bir çocuğun kullandığı bir "scooter"ın çarpmasıyla yola savruldum. Ayak kemiklerim kırıldı. Ayrıntıları Yıldızevler polis merkezinde, çocuk ve ebeveynlerine suç duyurumda anlattım. Kamera kay��tlarının bulunmasını talep ettim. Trafikte kural ve denetim tanımayan bu "scooter" terörüne dur denilmeli.
@mustafaciftcitr @abakingurlek @a_uraloglu @mansuryavas06 @burhanduran @EmniyetAnkara
El coche que conduces importa.
Pero mucho más importa la persona que lo conduce.
Haz RT ♻️ para que este hilo llegue a más personas.
Y sígueme para más contenido sobre crecimiento personal. @HectorStoic
https://t.co/luGxihTsfM
Belli bir olgunluğa eriştiğinizde artık başkalarının hayatını pek de merak etmiyorsunuz. Kim nereye gitmiş, ne yapmış çok da ilginizi çekmez. Çoğu insanın belli bi dönemden sonra artık sosyal medyada paylaşım yapmayı bırakmaları ya da hesaplarını kapatmaları tesadüf değildir.
Tam da bu yüzden İran'la fazla dalga geçmeyin ve biz olsak İsrail'e şöyle yapardık diye yüksekten atmayın diyorum. İran'ın birçok zafiyet noktasına biz de sahibiz. İsrail'le yüzleşme vakti geldiğinde biz de şoklara uğrayacağız.
“Kötü bir durumun içindeysek ve onu düzeltemiyorsak, hayatta kalmanın ve devam etmenin tek yolu: zihne tekrarlayan fiziksel aktivite sinyali yollamak.”
Örgü örmek bu anlamda çok işe yarıyor. Aynısı başka hobiler için de geçerli.
Gelin, size bilgisayarımın İstanbul Havalimanı’nda nasıl yok edildiğini anlatayım. Ben gaflete düştüm, aman siz düşmeyin.
19 Şubat Perşembe sabahı, 7.20 uçuşum için, iç hatlarda bir saatlik uykuyla 9.30’daki toplantıma gitmek üzere kapı etrafındaki oturma gruplarında bekliyordum. Bir kol çantam, bir de bilgisayar çantam vardı.
Yolcu alımının başladığını geç fark edince panikle kapıya yöneldim. Otobüse geçtik, otobüs uçağa doğru hareketlenince bilin bakalım yanımda ne yoktu? Bilgisayar çantamı oturma grubunda unuttuğumu fark ettim.
Geri dönmek istedim. Şoför, harekât ekibinin çantayı getirebileceğini söyledi. Geri dönersem yeniden uçağa alınmayacağımı da eklediler.
Oradaki yer görevlilerine rica ettim. O birine söyledi, diğeri başka birine… Nihayetinde yardımcı olamayacaklarını söylediler. Güvenlik gerekçesiyle çantama dokunamazlarmış. “Çantanız kayıp eşyaya götürülür, akşam oradan alırsınız” dediler.
Hemen kayıp eşyayı aradım. “Web sitemizden form doldurun” dediler. Sonra İGA güvenliğe bağlanmaya çalıştım. Birine aktardılar, o başka birine… “Tam şu noktada, şu oturma grubunda, şu renk çantam var. Onu kayıp eşyaya iletebilir misiniz?” dedim. Herkesin dilinde aynı cümle: “Zaten oraya gider, hiç merak etmeyin. O kadar kamera önünde kimse çalmaya cesaret edemez. Oraya gelen herkes bilet okutarak, kimlik ibraz ederek giriyor. Hiç merak etmeyin…”
Toplantı mühimdi. Bir sonraki uçak öğlendi.
Düşündüm: Tüm bilgilerim bulutta. Gittiğim yerde bilgisayar temin edebilir, döndüğümde de bilgisayarımı kayıp eşyadan alırım.
Çantayı unuttuktan sonra ikinci büyük gafletim de geri dönmemek oldu.
Gerekli formu doldurdum. Saat başı kayıp eşyayı arayıp darladım. Nafile. Bilgisayarım bulunamadı.
Sonraki gece, emniyette kamera kayıtları izlenirken gördüm ki bilgisayarım tam beş saat boyunca, o bıraktığım yerde, aynı şekilde öylece beklemiş.
Sonra bir temizlik görevlisi alıyor. Kayıp eşyaya götürecek zannediyorsunuz, değil mi?
Hayır. Bir çöp poşetine sarıp lavaboya sokuyor. On beş dakika sonra başka bir oturma grubuna bırakıyor.
Aradan iki saat geçiyor. Bir erkek yolcu alıyor. O da başka bir tuvalete giriyor. Bir süre sonra çantamı başka bir yere bırakıyor.
Akşam 17.30 oluyor. Çantam hâlâ bir oturma grubunda öylece bekliyor. Bir kadın yolcu alıyor bu defa. Sırtında kendi çantası elinde benim çantam var. Montsuz halde tuvalete giriyor. Çıkarken üzerinde şişme bir mont, sırtında sadece kendi çantası...
Sonra çantamdan başka iz bulunamıyor.
Benim beş dakikalık gafletimin bedeli büyük oldu.
İşle ilgili çoğu şey neyse ki yedekliydi. Ama yedeği olmayan Osmanlıca çalışmalarım ve şahsi arşivim gitti.. Aile fotoğraflarıma hâlâ içim yanıyor.
En yaralayıcı olan ise şu oldu: Bir topluluktan üç örneklem çekelim. Üçü de boşta bulduğu bir çantayı kurcalayacak, kamerasız bir alana taşıyıp içini karıştıracak kadar kötü.
Bir görevli topluluğu düşünün; saatlerce boşta bekleyen bir çantayı kayıp eşyaya bildirmeyecek kadar duyarsız ve ilgisiz, onca bildirimi aramaları yok sayacak kadar ihmalkâr..
Özetle havalimanlarını mal güvenliği açısından sıradan bir metropol sokağından daha güvenli zannetmeyin.
Havayolu şirketlerinin biletler aracılığı ile yolculara yansıttığı güvenlik masraflarının böyle kriz anlarındaki karşılığı; duvara çarpan etkisiz ve yanıtsız kalan bildirimler ve "çantana sahip çıksaydın" öğüdü oluyor. Geçmiş olsun. Kaybettiğimiz her şeye...
@zeynepd_x@sakinken Çevremde birsürü boşananlar var.100 gr altın çoğunun mehiri ve bir kadının boşandığında bir ev bile alamaz. Ben insanlara mehir artı sgk primlerini ödestin erkeğe diyorum artık.Yaşlanınca çalışamazsın ve emekli maaşın olması için 9000 gün prim ödeniyor
@sakinken Eğer kadın çalışmayacak, ev işleri ve çocuk bakımı ile uğraşacak ise yani kısaca ev hanımı ise eşin her ay sgk primlerini ödemesi kadının mehir istemesinden falan çok daha mantıklı. Bi iş bulursan o güne kadarki primin ödenmiş olduğundan sıfırdan başlamamış olursun hayata.
@batmanburada Küf,akar,yün,toz,süt ve süt ürünleri en yaygın allerji grupları.Çocuğun ortamı düzelecek artı çamaşır suyu, yumuşatıcı,kokulu sabun, kokulu şampuan asla o eve girmeyecek
Pislik operatörlerin zorunda bırakması yüzünden mecburen hat taşıdım.
Bütün bankalar sim kart blokesi koydu. Kaldırmak için 2 saattir uğraşıyorum kimlik taraması yapamayan uygulamaları yüzünden olmuyor.
Çileden çıktım telefonu atıp kıracam!
İki çocuğu parçalayan vahşi pitbull bu gece bulunduğu yerden alınıp itlaf edilmediyse, sahibi olan ruh hastası kadın kodese tıkılmadıysa sorumluluğu olan herkese yazıklar olsun!
Bakın acılı baba ağlayarak neler anlatıyor;
“Bir buçuk yaşındaki oğlumun yüzünü tamamen paramparça etmiş durumda.
Köpek daha önce de apartmanda birçok kişiye saldırmıştı. Köpek çok büyük bir pitbull ve sahibi ise zayıf bir kadın, kadın köpeği tutamıyor.
Ben çocuğumun yüzüne bakamıyorum.”
Yılda iki #DUS yapınca devlet bug'a mı giriyormuş? Ayrıca kontenjanların hangi bilimsel temeller ışığında (!) belirlendiğini de çok merak ediyorum.
#dusu2leTakvimiGüncelle
Diş hekimliğinin itibarı hepimizin sorumluluğu!
Unutmayın: İtibar korunursa kalite yaşar.
Zorlu eğitimin ve büyük emeğin mesleğini, diş hekimlerimizin hak ettiği saygıyla birlikte koruyalım.
#DisHekimiatamabekliyor#2DusHaktır
Israeli women working out and singing along to a genocidal song, "May Your Village Burn."
Till this day, most Western states have yet to ask the obvious question: How is everyone else supposed to live in peace next to a society exhibiting this level of genocidal malady?