Çin, 2023 sınır çatışmasından yeni videolar yayınladı.
Çin ordusu, 100'den fazla Hintliyi esir aldı ve sonra hepsini sopayla tek tek dövdüler.
20 Hintli asker dayak nedeniyle ağır yaralandı.
Çinlilerin sınırdaki çatışmalarda Hintlileri sopayla dövmesi üzerine Hintli askerler sınırda görev yapmak istemiyor.
Çinli askerlerin sınır görevine karate bilenleri gönderdiği iddia ediliyor. Hintlilere de karate öğretilmek istense de müziksiz çalışamadıkları için hiçbirisinin öğrenemediği bildiriliyor.
Trablusgarp: Bir Devletin Son Kalesi
Tarihin akışı her zaman büyük orduların gövde gösterileriyle ya da haritaların yeniden çizilmesiyle sınırlı değildir. Bazen tek bir coğrafya, koca bir imparatorluğun aynası olur; gücünün sınırlarını, dostunun ve düşmanının gerçek yüzünü en çıplak haliyle ortaya koyar. 1911-1912 yıllarında yaşanan Trablusgarp savaşı, Osmanlı Devleti için tam olarak böyle bir "tarihî laboratuvar" olmuştur.
19. yüzyılın sonu, sanayileşen Avrupa devletlerinin gözünü tamamen Afrika ve Asya'nın kaynaklarına diktiği bir dönemdi. İngiltere ve Fransa, Kuzey Afrika’yı aralarında çoktan paylaşmıştı. Bu yarışa geç katılan ve "büyük devlet" olma rüyaları gören İtalya ise, Akdeniz’in karşı kıyısında duran ve Osmanlı’nın merkeziyle bağı zayıflamış olan Trablusgarp’ı (bugünkü Libya) gözüne kestirmişti. Osmanlı Devleti ise iç siyasî çalkantılarla boğuşuyor, donanmasızlık ve Akdeniz'deki zâfiyet yüzünden bölgeye denizden asker gönderemiyordu. Kara yolu ise İngiliz işgalindeki Mısır sebebiyle kapalıydı. Trablusgarp, harita üzerinde Osmanlı’ya ait ama fizikî olarak yapayalnız kalmış bir coğrafyaydı. İşte bu çaresizlik anında, Türk devlet aklı ezber bozan bir irade ortaya koydu. Düzenli orduların gidemediği yere, yüreğinde vatan ateşi yanan genç subaylar gitti. Mustafa Kemal Bey, Enver Bey, Fethi Bey ve Nuri Bey gibi genç subaylar; tüccar, gazeteci ya da hoca kılıklarına girerek, bin bir tehlikeyle gizlice Trablusgarp’a sızdılar. Bu genç subayların oradaki görevi sadece savaşmak değil, imkânsızlıktan bir imkân doğurmaktı. Yerel Arap kabilelerini, Senûsiyye tarikatını bir araya getirerek modern tarihin ilk ve en başarılı gerilla (düzensiz harp) direnişlerinden birini örgütlediler. Derne’de, Tobruk’ta, Bingazi’de İtalyanların teknolojik üstünlüğüne ve ilk kez bu savaşta kullanılan askerî uçaklarına karşı sadece inanç ve doğru stratejiyle göğüs gerdiler. İtalyan ordusu sahilde çakılıp kaldı, içeriye adım atamadı.
Trablusgarp Savaşı, askerî olarak İtalyanların sahada kazanamadığı, ancak Balkan Savaşları'nın patlak vermesiyle Osmanlı'nın masada (Uşi Antlaşması ile) bırakmak zorunda kaldığı bir savaştır. Fakat bu kayıp, Türk milletinin geleceğinde çok büyük bir kazanca dönüştü. Mustafa Kemal Paşa, ilk askerî başarısını ve komutanlık dehasını Trablusgarp’ın kızgın kumlarında kanıtladı. Orada, kısıtlı imkânlarla halkı nasıl tek bir ülkü etrafında birleştireceğini öğrendi. Yerel halkı organize etme, yokluk içinde varlıksağlama ve düzenli bir orduya karşı gayrinizamî harp yürütme tecrübesi, aslında birkaç yıl sonra Türkiye’de başlayacak olan Millî Mücadele’nin (Kurtuluş Savaşı) ilk provasıydı.
Trablusgarp bize tarihin en sert dersini verir: Bir toprağa sadece "hukuken" sahip olmak yetmez; onu koruyacak askerî,ekonomik ve diplomatik gücünüz yoksa, o toprak sizden koparılmaya mahkûmdur. Osmanlı Devleti, Trablusgarp’ta,Kuzey Afrika’daki son kalesini ve Akdeniz’deki hâkimiyetini kaybetti. Ancak o topraklarda bırakılan direniş ruhu, küllerinden yeniden doğacak olan modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosunu yetiştirdi. Bu yüzden Trablusgarp, bir bitişin değil, yeni bir başlangıcın adı olmuştur.
İBB yetkililerine yıllardır yazıyor, söylüyorum, ilgilenen yok, düşünen yok. Topkapı'daki bu havuz kuşların hayat kaynağı. Şu sıralar yavrularını büyütüyorlar. Havuzun sularını boşaltma zamanı mıydı? Ebabiller su içmek için bakın ne yapıyor. Boş havuza ağzını açıp geçiyor.
⚫️ Prof. Dr. Erhan Afyoncu:
“Birisi Kürt’üm, Çerkes’im, Arnavut’um deyince özgürlük, demokrasi oluyor, ben Türk’üm deyince ırkçılık oluyor.”
“Türklere Türkiyeli deyin diyorlar. Sanane? Ben kimliğimi ifade etmek istiyorum.”
Yılmaz Özdil: “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en zarif insanlarından biri olan, hayatı adeta kırmızı bir karanfil gibi yakasına takan Rahmi Koç, fıkra anlattı diye hem ırkçı oldu hem de kadın düşmanı ilan edildi.”
Não, a proporção dessa imagem não está errada. Abaixo vemos a comparação de tamanho de um carro da Ferrari de Fórmula 1 de 2025 com outro da temporada de 1993.
O modelo acima é o SF-25 de Lewis Hamilton, com 5,5m de comprimento e cerca de 3,60m de entre-eixos. A largura e diâmetro dos pneus também é maior, de 72cm, com rodas aro 18.
Abaixo está o modelo F93A de Jean Alesi, que tinha 4,35m de comprimento e 2,93m de entre-eixos. Os pneus eram mais estreitos e menores, com 66cm de diâmetro e rodas aro 13.
Só de comprimento estamos falando de 1,15m de diferença. #F1
Ya şunlara bakar mısınız, bu tiplerden ülkeye hayır gelir mi?
Batman’da üç tane h*rtonun yaktığı karton parçası alev alarak yanındaki araca sıçrıyor. Şimdi o araç sahibi siz olsanız ne yapardınız?
Bu sokak serserilerinin artık temizlenmesi gerek, zarar vermekten başka hiçbir şey bilmiyorlar.