Komorbiditesi yüksek, kalp yetmezliği olan, KOAH’lı, böbrek yetmezliği bulunan, morbid obez, ileri yaşta veya çoklu sistem hastalığı taşıyan bir hastanın anestezi yönetiminin özelliği yok mu?
Bu hastaların ameliyat boyunca yaşam fonksiyonlarını güvenle sürdürebilmesi; ayrıntılı risk değerlendirmesi, ileri monitörizasyon, özel anestezi teknikleri ve anlık hayati kararlar gerektirir.
Özellik yalnızca yapılan cerrahi işlemde aranıyorsa, hastayı ameliyat boyunca hayatta tutmak için verilen yüksek uzmanlık gerektiren mücadele nasıl değerlendirilecektir?
Anesteziyoloji ve Reanimasyon; yalnızca cerrahiye eşlik eden bir hizmet değil, kendi riskleri, komplikasyonları ve yüksek uzmanlık gerektiren uygulamaları olan bağımsız bir tıp disiplinidir.
Cerrahi işlemleri özellikli sayıp, o işlemlerin yapılabilmesini sağlayan anestezi uygulamalarını özellikli saymamak; ameliyathanenin yarısını görüp diğer yarısını yok saymaktır.
@drmemisoglu@saglikbakanligi
Bir hasta beyin cerrahisi için “özellikli” kabul ediliyor da, o hastayı saatlerce güvenle uyutan, yaşamsal fonksiyonlarını yöneten anestezi nasıl özelliksiz sayılabiliyor?
1 saat süren anestezi ile 8 saat süren anestezi aynı mıdır?
Bu, anestezinin ilk kez yok sayılışı değil. Yoğun bakımların yükünü yıllardır omuzlayan anestezi uzmanlarının emeği daha önce de görmezden gelindi.
Hasta ameliyat olmasa bile; uyutulması, takip edilmesi ve güvenle uyandırılması ciddi bilgi, deneyim ve sorumluluk gerektirir. Genel anesteziyi yok saymak, verilen emeği ve alınan riski yok saymaktır.
Zor entübasyon her anestezistin en büyük korkularından biridir. Hayatla ölüm arasındaki ince çizgide verilen mücadele “özellikli işlem” değilse, nedir?
Branşların değerini belirlerken gerçekten bilimsel kriterler mi kullanılıyor, yoksa anestezinin sesi bir kez daha duyulmamayı mı tercih ediliyor?
Ameliyathanede ışık çoğu zaman cerrahın üzerindedir. Ama o ışığın sönmemesi için baş ucunda sessizce bekleyen de anestezidir. @drmemisoglu@saglikbakanligi
Poliklinikte sıradan bir gün...
Hasta içeri girdi.
72 yaşında.
Kreatinini yüksek.
Potasyumu düşük.
Hipertansiyonu var, üçlü kombinasyon kullanıyor.
Bacaklarında ödem var.
Hipotiroidi nedeniyle ilaç kullanıyor ama tetkiklerinde hipertiroidi tablosu var.
Buradan sonra tedavi başlıyor.
Ya kreatinin ve potasyum için nefrolojiye, tiroid için endokrinolojiye, ödem için kardiyolojiye yönlendirip sıradaki hastayı çağıracaksın.
Sonra hasta aylarca randevu arayacak.
Bir hastalık için bir kapıya, diğeri için başka bir kapıya gidecek.
Bu sırada yeni yakınmalar eklenecek ve yeniden yeniden hastaneye gelecek.
Ama sen o gün 100 hasta bakmış olacaksın.
Ya da biraz zaman ayırarak hepsini toparlayacak, ilaçlarında yeni düzenlemeler yapacak ve tedavisini vereceksin.
Ama o gün sadece MHRS ile 50 hasta bakacaksın.
Sonra başhekim gelecek; sen zaten günde 50 hasta bakıyorsun diyecek.
Sekreterini de alacak.
Üstüne bir de;
Günde 100 hasta bakılmasını örnek gösterecek.
Sen kimseyi tartışma içine çekmemek için susacaksın...
Bugün ığdırda bir tarafik kazası olmuş, el cerrahisi aranıyor ankaraya kadar çevre illerin hiç birinde yok, bulamamışlar. Halen arıyorlar…
Daha önce Erzurumda 3-4 tane el cerrahisi vardı, adamlara sıkıntı çıkarıp kaçırdılar resmen, bunlar gitti özel klinik açtı, şu an dolgu ⬇️
Yargıtay'dan Tarihi Kıyı Kararı: Plajda "Buradan Git" Demek, 1 Yıl 8 Ay Hapisle Sonuçlandı...
Anayasal bir hak olan "Kıyılardan serbestçe yararlanma" hakkı için emsal teşkil edecek dev bir yargı kararına imza atıldı. İzmir’in dünyaca ünlü Çeşme ilçesindeki Altınkum Plajı'nda havlusunu kuma serip denize girmek isteyen bir doktor, özel işletme çalışanlarının engeliyle karşılaştı. Yerel mahkeme ve Yargıtay sürecine taşınan olay, halkın plaj kullanımını engellemeye çalışan işletmeler için gözdağı niteliğinde bir sonuçla noktalandı.
"Burası Bizim" Tartışması Karakolda Bitti
Altınkum Plajı’nda meydana gelen olayda, havlusunu sererek güneşlenmek isteyen doktor vatandaşın yanına gelen işletme çalışanı, alanın özel işletmeye ait olduğunu iddia ederek vatandaştan plajı terk etmesini istedi. Kişisel hürriyetinin engellendiğini belirten doktor, geri adım atmayarak durumu anında Jandarma ekiplerine bildirdi. Şikayet üzerine başlatılan adli süreç, kıyı hakkını gasbetmeye çalışan işletmecilere ağır bir ders verdi.
Hem Çalışana Hem Patronuna Hapis Cezası
Mahkeme, "kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu ve herkesin eşit kullanımına açık bulunduğu" ilkesinden yola çıkarak tarihi bir cezaya karar verdi:
İşletme Çalışanına: Vatandaşın hareket özgürlüğünü hukuksuz şekilde kısıtladığı için "Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma" suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi.
İşletme Yöneticisine: Çalışana bu yönde talimat verip olayı azmettirdiği gerekçesiyle "Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmayı azmettirme" suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası kesildi.
Emsal Niteliğinde Uyarı: Karar, Türkiye genelindeki tüm sahillerde halkın ücretsiz kullanım alanlarını şezlong, şemsiye veya personeliyle işgal eden ve vatandaşı baskıyla uzaklaştırmaya çalışan özel işletmeler için çok net bir sınır çizmiş oldu. Sahiller kimsenin tapulu malı değil; halkın ortak yaşam alanıdır!
KAMUOYUNA DUYURU
Şanlıurfa’da Yaşanan Süreç Sadece Bir Meslektaşımızın Değil, Türkiye’deki Tüm Hekimlerin Meselesidir
Şanlıurfa’da özel bir hastanede doğum yaptıktan sonra sevk edildiği sağlık kuruluşunda hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır diliyoruz.
Her anne ölümü derinlemesine araştırılmalı, varsa ihmal veya kusur hukuk devleti ilkeleri içerisinde ortaya çıkarılmalı, sorumlular adil yargılama sonucunda hesap vermelidir. Bunun aksini savunmak hiçbir hekimin düşüncesi olamaz.
Ancak bugün yaşanan süreç artık bir anne ölümü soruşturmasının çok ötesine geçmiştir.
Bugün yargılanan yalnızca bir kadın doğum uzmanı değildir.
Bugün yargılanan; Türkiye’de gece gündüz demeden çalışan, en ağır sorumluluğu omuzlayan bütün hekimlerdir.
Basın Etiği Çiğnenmiş, Masumiyet Karinesi Yok Sayılmıştır
Henüz hakkında kesinleşmiş hiçbir mahkeme kararı bulunmayan meslektaşımızın adı, soyadı ve görüntüleri birçok basın kuruluşunda açıkça yayımlanmış; kamuoyu önünde peşinen suçlu ilan edilmiştir.
En ağır suç isnadı bulunan kişiler hakkında dahi basın organları çoğu zaman isim gizleme yoluna giderken, bir hekimin bütün kimliğiyle teşhir edilmesi yalnızca basın etiğinin değil, hukuk devletinin temel ilkelerinin de ağır biçimde ihlalidir.
Bir insanın mahkeme salonunda değil, televizyon ekranlarında ve sosyal medyada mahkûm edilmesine hiçbir vicdan razı olamaz.
Hukuk Güvenliği Zedelenmiştir
Sağlık çalışanlarına yönelik yüzlerce şiddet olayında tutuklama tedbiri istisnai şekilde uygulanırken, bu olayda soruşturmanın henüz başında verilen tutuklama kararı sağlık camiasında büyük bir endişe oluşturmuştur.
Burada tartışılan yalnızca bir tutuklama kararı değildir.
Tartışılan; hekimlerin hukuki güvenliğinin bulunup bulunmadığıdır.
Bugün yaşanan tablo, yarın herhangi bir branştaki herhangi bir hekimin aynı akıbetle karşılaşabileceği endişesini doğurmuştur.
Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı Bu Krizin Boyutunu Görmelidir
Bu olay artık yalnızca adli bir dosya değildir.
Bu olay sağlık sisteminin geleceğini doğrudan ilgilendiren ulusal bir krizdir.
Sağlık Bakanlığı’nın da Adalet Bakanlığı’nın da artık şunu görmesi gerekmektedir:
Eğer hekimler, bilimsel kararlarının sonunda hukuki korumadan mahrum bırakılacaklarına inanırlarsa;
Kimse yüksek riskli gebelere müdahale etmek istemeyecektir.
Kimse ağır travma hastasını almak istemeyecektir.
Kimse ölüm riski taşıyan ameliyatlara girmek istemeyecektir.
Kimse en zor hastaya “Ben bakarım.” diyemeyecektir.
Çünkü artık her başarılı tedavinin ödülü değil; her komplikasyonun tutuklanma ihtimali konuşulmaktadır.
Bu tablo, sağlık sistemini geri dönüşü zor bir defansif tıp sarmalına sürüklemektedir.
Sessizlik En Az Yaşananlar Kadar Ağırdır
Bugün en büyük hayal kırıklıklarından biri de bilim camiasının sessizliğidir.
Başta Kadın Hastalıkları ve Doğum dernekleri olmak üzere;
Üniversiteler,
Tıp fakülteleri,
Cerrahi branş dernekleri,
Uzmanlık dernekleri,
Akademik camia…
Bugün neden sessizdir?
Komplikasyon ile malpraktis arasındaki farkı en iyi bilenler neden konuşmamaktadır?
Bilim insanlarının sustuğu yerde korku konuşur.
Derneklerin sustuğu yerde yalnızlık büyür.
Üniversitelerin sustuğu yerde hukuk değil, kaygı hâkim olur.
Bugün sessiz kalan herkes bilmelidir ki;
Yarın aynı soruşturmanın muhatabı kendi öğrencisi, kendi asistanı, kendi öğretim üyesi veya kendi meslektaşı olabilir.
Bugün susulan her gün, yarın bütün hekimlere daha ağır bir bedel olarak dönecektir.
Yetkili Sendikalar Nerede?
Toplu sözleşme masasında milyonlarca sağlık çalışanını temsil ettiğini söyleyen yapıların bu süreçte sessiz kalması kabul edilemez.
Bir meslektaşımızın özel sektörde çalışıyor olması, onun hukukunu savunmamak için gerekçe olamaz.
Hekimlik; kamu-özel ayrımı yapılacak bir meslek değildir.
Hukuksuzluk herkesi ilgilendirir.
Sessizlik ise hukuksuzluğu büyütür.
Özelde çalışan bir hekim için ‘itibar’ her şey demektir. İtibarını zedeleyecek bir olay, bir söylenti hekimin iş hayatını, dolayısıyla da özel ve sosyal hayatını altüst edebilecek bir öneme sahiptir. Hekimi, kasıt olmadığı halde hastası vefat ettiği için tutuklamak aynı zamanda bir itibar suikastidir. Hekimin maddi ve manevi zararını kim telafi edecek?
Sayın @abakingurlek
Sayın Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığı,
Sağlık Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kamuoyuna yaptığı açıklamada; sağlık profesyonellerinin mesleklerini icra ederken gerçekleştirdikleri tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yürütülecek ceza soruşturmalarında, Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından soruşturma izni verilmeden adli sürecin başlatılamayacağı ve koruma tedbirlerine karar verilemeyeceği açıkça belirtilmektedir.
Bu durumda kamuoyunun cevap beklediği sorular şunlardır:
📌 Şanlıurfa'da görev yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı meslektaşımız hangi hukuki gerekçeyle tutuklanmıştır?
📌 Mesleki Sorumluluk Kurulundan soruşturma izni alınmış mıdır?
📌 Kanunda öngörülen muhakeme şartı yerine getirilmeden mi adli süreç işletilmiş ve tutuklama tedbirine başvurulmuştur?
Sağlık Bakanlığının kamuoyuna açıkladığı hukuki çerçeve ile yaşanan olayın nasıl bağdaştığı, kamu vicdanını ve sağlık camiasını yakından ilgilendirmektedir.
Bu nedenle, söz konusu sürecin Adalet Bakanlığımız ve Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından titizlikle incelenmesi, kamuoyunda oluşan soru işaretlerinin giderilmesi ve gerekli açıklamanın yapılmasının hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kanaatindeyiz.
Hekimin hukuki güvencesi, toplumun sağlık güvencesidir.
Sağlık Bakanlığı tarafından sezaryen doğum oranlarındaki yüksekliğin tek sorumlusu olarak Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlarının gösterilmesi yanlıştır.
Sağlık Bakanlığı, hekimlere saygı duymalı, hekimleri değersizleştirmeye yönelik kararlarından vaz geçmelidir.
100 yıllık doktorum ilk defa hastası öldü diye alelacele gözaltına alınan doktor gördüm. Vatandaşa da, doktorlara da uyarı: Bu kabul edilirse, ilerde hiçbir cerrah bulamayacaksınız!
Doktor ilah değildir, elinden geleni yapar. Hergün dünya üzerinde binlerce hasta hastanede ++
Az önce beni şoka sokacak bir olay dinledim. 6 Şubat depremi sürecinde Türkiye'deydim ve deprem olduğu gibi Trabzon'a gelen depremzedelere elimizden geleni yaptık. O süreçte Adıyamanlı bir aile bizim ikinci ailemiz oldu. Birlikte yedik içtik, dertleştik.
Seher'le o zaman tanıştım. Annesini 16 yaşında kaybetmiş. Teyzeleri büyütmüş onu. Bi abisi var onu da depremde kaybedeli 10 gün olmuştu. Yaşayan ölü gibiydi.
Depremden önce sınava girmiş, ne torpil ne bişesi var, hakkıyla Adıyaman Gelir İdaresine atandığı haberini aldık. Yemin ediyorum kendim atansam o kadar sevinmem. Sarılıp ağlaşıp vedalaştık havalimanında.
Üç sene o kurumda verilen tüm işleri hakkıyla yapmış ve bir gün müdür çağırmış. "Senin belgelerin eksik biz D1 ehliyet istiyoruz sen B1 vermişsin" deyip hakkında yazı yazmış. İki saatte kızı görevden atmışlar. Dava açmışlar ama hiçbir sonuç olmamış. Belgeleri komisyon inceliyor ama fark etmiyor, komisyon da suçlu bulunmuyor.
Seher şimdi annesiz, abisiz ve işsiz. Psikolojisi tekrar çökmüş.
Ya soruyorum yetkililere sizin hiç vicdanınız yok mu? Hayata tutunmaya çalışan gencecik bir kadına bunu neden yaptınız?
Adıyaman'daki devlet erkanı bu işe el atın yazıktır günahtır, yapmayın bu kıza işini geri verin! Bu kızın tek suçu dürüst olmak ve torpili olmamak. Eminim bu tweetten sonra Seher'in sorununu hep beraber çözeceğiz. Lütfen rt edin, yetkililere ulaştıralım!
Bir hekim arkadaşımız hastanenin tam girişinde trafik kazası yaptı.
Tırla çarpıştı.
Tır devrildi.
Arkadaşımızın aracı savruldu.
Kaza o kadar büyüktü ki, hastanenin içinden duyuldu. Bir an patlama oldu sandık.
Herkes koştu.
Herkes endişeliydi.
Acile alındılar.
Müdahale edildi.
Arkadaşımız şoktaydı.
Ne yaşadığının bile tam farkında değildi.
Bu sırada polikliniklerdeki randevular iptal edildi.
Zaten branşında tek uzmandı.
Hastanede kazayı görmeyen de kalmamıştı.
Derken birisi çıkıp şunu söyledi:
"Doktor hanım iyiyse belki poliklinik yapar."
İnsan bazen bir cümleyle çok şey anlatıyor.
Bir insanın ölümden dönmüş olması değil;
polikliniğin aksama ihtimali daha önemliydi.
Önce "iyi mi?" diye değil,
"çalışabilir mi?" diye soruluyordu.
Biz hekimlerin;
nefes alıp veren, korkan, yaralanan, kaza geçiren insanlar olduklarını unuttuk.
Ki o gün hastanenin kapısında kaza yapan bir doktor değildi sadece.
Bir evlattı.
Bir eşti.
Bir anneydi.
Bir arkadaştı.
Ve her şeyden önce bir insandı.
DUYURU
Daha önce 26 Haziran 2026 tarihinde Sağlık Bakanlığı önünde gerçekleştireceğimizi duyurduğumuz basın açıklaması ve eylem programımızın yeri değiştirilmiştir.
📍 Yeni Yer: Altınel Ankara Hotel
🗓 Tarih: 26 Haziran 2026 Cuma
🕛 Saat: 12.00
Hekimler olarak yıllardır biriken sorunlarımızın çözümü için verdiğimiz mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyoruz.
Nöbet ücretlerinin yetersizliği, teşvik ödemelerindeki adaletsizlikler, izin dönemlerinde yaşanan hak kayıpları, aile hekimliği sistemindeki mağduriyetler ve hekimlerin özlük haklarına ilişkin çözümsüz bırakılan talepler artık görmezden gelinemez bir noktaya ulaşmıştır.
Defalarca dile getirdiğimiz, görüşmelerde aktardığımız ve çözüm beklediğimiz sorunlar karşısında somut adımlar atılmaması nedeniyle sesimizi bir kez daha yükseltiyoruz.
Tüm meslektaşlarımızı haklı mücadelemize destek vermek üzere 26 Haziran Cuma günü saat 12.00’de Altınel Ankara Hotel’de yapılacak basın açıklamamıza davet ediyoruz.
Birlikte daha güçlüyüz.
Ankara'da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi nedeniyle bazı sağlık kuruluşlarında poliklinik randevu sayılarının azaltıldığı ve muayene sürelerinin 20 dakikaya çıkarıldığı kamuoyuna yansımıştır.
Hekim Birliği Sendikası olarak yıllardır; nitelikli sağlık hizmeti sunulabilmesi, doğru teşhis ve tedavi süreçlerinin yürütülebilmesi, hekimlerin mesleki sorumluluklarını gereği gibi yerine getirebilmesi için hastalara yeterli süre ayrılması gerektiğini ifade ediyoruz.
Bugün gelinen noktada, NATO Zirvesi nedeniyle muayene sürelerinin 20 dakikaya çıkarılması, aslında sağlık sisteminin daha insani ve daha nitelikli şekilde planlanmasının mümkün olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Bir hastanın şikâyetlerinin dinlenmesi, özgeçmişinin değerlendirilmesi, fizik muayenesinin yapılması, tetkik sonuçlarının incelenmesi, tedavisinin düzenlenmesi ve gerekli bilgilendirmenin sağlanması birkaç dakikaya sığdırılamayacak kadar önemli bir süreçtir.
Buna rağmen hekimler uzun yıllardır çok yüksek hasta yükü altında hizmet vermeye zorlanmaktadır.
NATO Zirvesi nedeniyle alınan bu karar, Hekim Birliği Sendikası'nın yıllardır dile getirdiği "yeterli muayene süresi" talebinin haklılığını bir kez daha göstermiştir. Ancak burada dikkat çeken husus, hekimlerin ve vatandaşların ihtiyaç duyduğu bu düzenlemenin ancak uluslararası bir zirve vesilesiyle uygulanabilmiş olmasıdır.
Eğer sağlık hizmetinin daha kaliteli sunulabilmesi için muayene sürelerinin 20 dakikaya çıkarılması mümkünse, bu yaklaşım yalnızca birkaç günlük özel dönemlerle sınırlı kalmamalı; bilimsel veriler ve sağlık hizmetinin gereklilikleri doğrultusunda tüm vatandaşlarımız için kalıcı hale getirilmelidir.
Hekim Birliği Sendikası olarak talebimiz açıktır:
Hekimlerin birkaç dakikaya sıkıştırılmış muayene sisteminden kurtarıldığı, hastalara yeterli zaman ayrılabildiği, sağlıkta şiddetin ve tükenmişliğin azaltıldığı, nitelikli sağlık hizmetinin esas alındığı bir çalışma düzeni oluşturulmalıdır.
NATO Zirvesi için mümkün olanın, hekimlerimiz ve vatandaşlarımız için de mümkün olması gerektiğine inanıyoruz.
HEKİM BİRLİĞİ SENDİKASI
@saglikbakanligi@drmemisoglu
Madem öyle kafamıza göre etiketleme yapabiliyoruz. Durumun keyifliği veya mazeret durumu kesin değilken bir devlet memurunu hedef gösterip halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden bu kişi hakkında işlem yapacak mısınız? @adalet_bakanlik
Kardiyologsun, anjiolara girip çıkıyorsun, insanların kalbine yeniden çalışma fırsatı veriyorsun Allahın izniyle, serviste hasta izliyorsun, saniyelerle yarışıyorsun, bakanlığın sana sunmadığı vizit saatini kendi hayatından çalıp yapıyorsun sonra lavuğun biri kapıda 40 dk
Keyfi olarak geç gelmişmiş de bilmem neymiş.
Şehir Hastanesinde çalışırken defalarca idareyle konuştuk. Sabah vizit yapmamız lazım, MHRS’yi 8 buçukta başlatalım diye. Cevap her seferinde “hocam siz asistanı polikliniğe yollayın, vizitinizi yapın” oldu. Peki vizit asistan eğitiminin bir parçası değil mi?
Haftalık eğitim semineri günü illaki poliklinik 8’de başlayacak. Eğitim? Mesai saatleri dışında yapılacak. Ek mesai ücreti? Yok.
Adı “Eğitim ve Araştırma Hastanesi” ama, “Eğitim”e idarenin verdiği değer bu kadar.
Keyfiyetmiş. O keyfiyet vizit saatinde MHRS açan idareye ait.
Bu adama da etkileşim vermeyin lütfen. Sendikalar hakkında dava açmış. Çok da iyi etmişler.