Bütün yüreğimle katılıyorum. Eğitim kültürel anlamda gelişim sağlamasının yanı sıra kesinlikle meslek odaklı olmalı. Ancak meslek eğitimi üniversiteye gelmeden önce verilmeli.
Üniversitede alanında ileri düzey eğitim almak isteyenler bulunmalı.
Aksi halde diplomalı işsizler, mutsuz-umutsuz gençlik ve azalan nüfusla baş başa kalmak kaçınılmaz.
Herkesi üniversiteli yapmak yerine herkesi meslek sahibi yapmayı hedeflemeliyiz. Meslek ve iş sahibi olan mutlu insan dilerse üniversite de okur.
Üniversite başvuruları azalmaya devam ediyor!
Gerekçe çok, çözüm yok?
Sınav ve diploma odaklı eğitim iflas etti okumuşların itibarı yerde sürünüyor ama YÖK,ÖSYM,MEB gelişmeleri sadece seyrediyor!
İnsan gücü planlaması, istihdam odaklı mesleki eğitime dönüş şimdi değilse ne zaman?
Akademik zam konusunda alınacak tedbir, yalnızca hali hazırda ekonomik sıkıntı yaşayan akademisyenlerimizin sorununu çözmeyecek, belki daha da önemlisi Türk biliminin ve üniversitelerimizin geleceğine yönelik bir tedbir olacaktır.
#AkademikZam
Gizlenen Türk Tarihinin İzinde: Hindistan’da Unutturulmaya Çalışılan Türkler…
Hindistan’da ders kitaplarını hazırlayan resmî kurum NCERT tarafından 2025–2026 eğitim yılı için yapılan müfredat düzenlemesinde, Babür Devleti ile Delhi Türk Sultanlığına dair bazı bölümler 7. sınıf tarih kitaplarından çıkarılmıştır.
Oysa Hindistan, Gaznelilerden Babür Devleti’nin 1858’de İngilizler tarafından yıkılmasına kadar yaklaşık 900 yıl Müslüman Türk hanedanları tarafından yönetilmiştir. Müteakiben İngiltere eğitim yoluyla bölgenin geçmişini sömürge politikalarına uygun şekilde düzenlemiş ve Türk tarihini Hindistan hafızasından silmeye çalışmıştır. Tıpkı İran tarihinde olduğu gibi.
Hâlihazırda Babür Devleti’nin devamı olduklarını ifade eden nüfusun önemli bir kısmı bugün Uttar Pradesh, Delhi, Bihar, Haydarabad ve Rajasthan bölgelerinde yaşamaktadır. Ancak Taç Mahal medeniyetinin kurucuları, nüfus sayımının etnik kökene değil dine göre yapılması ve İngiliz sömürgeci anlayışının hâlen sürmesi sebebiyle tarih anlatımında yok sayılmaktadır.
Türkiye’nin bu tarihsel mirasa yönelik akademik bir diplomasi geliştirmemiş olması dikkat çekici olup, tüm tarihimize sahip çıkmanın bir tercih değil, tarihî bir sorumluluk olduğunu ifade ediyoruz.
Akademiden, uluslararası standartlarda yayın üretmesi beklenen bir emek talep edilirken; ekonomik, kurumsal ve özlük hakları bakımından bu emeğin karşılığı verilememektedir.
Akademik yükselme süreçleri çoğu zaman belirsiz ve tıkanmış, unvan ile sorumluluk arasındaki denge bozulmuştur.
Aile birliğini gözetmeyen tayin politikaları, bireysel ve sosyal maliyetleri derinleştirmektedir.
Bu koşullar altında akademisyenlik, genç kuşaklar için cazibesini yitirmekte; üniversiteler ise uygulamadan kopuk, nitelikli istihdam üretmekte zorlanan yapılara dönüşmektedir.
Sorunlar ortada. Çözüm için irade gerek.
Üniversiteler 3 yarıyıl olacak, yaz tatili 1 aya inecek,3 yılda diploma alınacakmış!Peki bu sistemin esnafı sevindirmenin dışında kime ne yararı var?
Hocalar araştırmalarını, öğrenciler kış için çalışıp para biriktirmeyi,stajları,sırt çantası ile hayatı tanımayı ne zaman yapacak?
Ünlü oyuncu Jackie Chan:
▪️Geçenlerde izlediğim bir videoda çocuğa 'Büyüyünce ne olacaksın?' diye sordular. Dedi ki: 'Bizim buralarda çocuklar büyüyemez...'
▪️O an gözyaşlarım boşaldı. Dayanamadım, ağladım.
▪️Gazze... Gazze'nin çocukları her gün bombalanıyor, görüyorsunuz.
AKADEMİYE HAK ETTİĞİ SAYGINLIĞI VE MADDİ GÜVENCEYİ SAĞLAMAK; LÜKS DEĞİL, DEVLETİN KENDİNE VE MİLLETİN GELECEĞİNE YAPABİLECEĞİ EN YÜKSEK KATMA DEĞERLİ, EN STRATEJİK ENTELEKTÜEL SERMAYE YATIRIMIDIR
Türkiye’de milletvekillerine tanınan kapsamda sağlık güvencesi (aile fertleri dahil), yurtiçi-yurtdışı seyahat ödenekleri, haberleşme giderleri, temsil ağırlama bütçeleri gibi geniş haklar mevcut. Bunların bir kısmının “temsil görevinin gereği” olduğu savunulabilir; tartışılır.
Oysa, ülkenin bilimsel birikimini ve nitelikli insan kaynağını üreten yaklaşık 185.000 akademik personele hâlâ 1980’lerin memur mantığıyla yaklaşılıyor:
- Özel sağlık sigortası yok (aile fertleri hiç yok),
- Proje ve proje dışı yurtdışı bilimsel gezi için ödenek neredeyse sağlanmıyor. TÜBİTAK veya BAP projelerini yazıp oradan ödenek alın deniliyor.
- İletişim/internet gideri karşılanmaz,
- Konuk ağırlama bütçesi yok denecek kadar az,
- Çocukları için eğitim bursu veya kreş desteği sınırlı.
Bir toplum düşünün ki seçilmiş 600 kişiye “devlet protokolü” gerekçesiyle cömert ayrıcalık tanıyor ama ülkenin gelecekteki vekilini, cumhurbaşkanını, bakanını, doktorunu, mühendisini, sosyal bilimcisini yetiştiren 180.000 akademisyene “bütçe disiplini” gerekçesiyle yeteri bütçeyi sağlayamıyor.
Bu tercih, stratejik bir akıl dışılıktır. Çünkü uzun vadede bir ülkenin rekabet gücü parlamentodaki koltuk sayısından değil, laboratuvarlardaki, kütüphanelerdeki, amfilerdeki motivasyon ve üretkenlik düzeyinden geçer.
Akademiye hak ettiği saygınlığı ve maddi güvenceyi sağlamak “lüks” değil, entelektüel sermaye yatırımıdır. Motivasyonu yüksek, geçim derdi olmayan bir akademisyen kadrosu, 2050’nin Türkiye’sini bugünden kurar. Önce zihniyet değişmeli: Bilim insanı “memur” değil, ülkenin stratejik varlık üreticisidir.
#AkademiyeDeğer #BilimPolitikasınıYenidenDüşünelim
Türkiye’de akademik zammın artık zorunluluk hâline geldiği açık bir gerçektir. Bilimin taşıyıcısı olan akademisyenlerimizin emeği, alın teri ve niteliği; mevcut ekonomik koşullar karşısında hak ettiği karşılığı bulamamaktadır. #akademikzam
Nitelikli eğitim, güçlü üniversiteler ve rekabetçi bir bilim ortamı istiyorsak, akademik kadroların ekonomik ve sosyal olarak güçlendirilmesi şarttır.
Akademik zam, bir ayrıcalık değil; Türkiye’nin geleceğine yapılan stratejik bir yatırımdır.
Türkiye'de akademisyen olmak artık bir tutku mesleği değil, hayatta kalma mücadelesi.
1/ Maaşlar: Araştırma görevlsii maaşı (2025 itibarıyla) yaklaşık 70 bin TL civarında. İstanbul’da ve Anadolu'da kiraların ne seviyede olduğu ortada... Aile geçindiren, çocuk okutan bir akademisyen ayın 15’inden sonra "bu ay nasıl dönecek" hesabı yapıyor.
2/ Bilimsel toplantılar: Eskiden kongre, sempozyum yol+konaklama üniversitelerce karşılanırdı. Artık çoğu kurum "bütçe yok" diyor. Sonuç? Akademisyen cebinden ödüyor ya da gitmiyor. Gidemeyince network yok, işbirliği yok, atıf yok, yükselme yok.
3/ Yayın masrafları: İyi dergiler artık açık erişim istiyor, APC (makale yayın ücreti) 1000-5000 dolar arasında. TÜBİTAK’ın proje desteği zaten yıllardır aynı, kur farkı yuttu. "Değerli yayın" yapmak isteyen ya kendi cebinden ödüyor ya da Q1 yerine ulusal dergiye yöneliyor → kariyer intiharı.
4/ En kötüsü: Zihin sağlığı. Ay sonunu düşünen, çocuğunun okul taksidini ödeyemeyen, "acaba özel sektöre mi geçsem" diye uykuları kaçan insanlardan "özgür düşünce, eleştirel bilim" bekliyorsunuz.
5/ Bu şartlarda hâlâ gece gündüz ders hazırlayan, öğrenci yetiştiren, yayın kovalayan on binlerce akademisyen var. Ama ne kadar daha dayanır?
Beyin göçü rakamları ortada: 2024’te sadece YÖK istatistiklerine göre 1500’den fazla doktoralı akademisyen istifa etti veya yurt dışına gitti.
Biz "dünya ile yarışacağız" diyoruz ama yarış atlarını aç bırakıyoruz.
Akademiye gerçek bir maaş artışı, bilimsel faaliyet desteği ve itibarın iadesi lazım. Yoksa birkaç yıla "üniversite" diye boş binalar kalır.
#Akademi #Bilim #Üniversite
Uçaklar içeriden ya da dışarıdan müdahale olmadan öyle havadayken parçalanarak düşmez. Ya içeride patlayan bir şey var (belki taşınan bir mühimmat) ya da vurulmuş. Eğer bir saldırı ya da sabotaj varsa evlatlarımızın kanı yerde kalmasın.